KPSS ve Öğretmenlik

Etiketler :
KPSS bütün öğretmenlerin korkulu rüyası olan koskoca bir sınav. Öncelikle neden nasıl çıkmış ve kimlere eziyet olmuş kimlere menfaat sağlamış bunun üzerinde durmak istiyorum. Önceleri öğretmenliğe atanmak için ne sınav vardı ne de böyle bir üniversite okuyup açıkta kalmak. Çok eski zamanlara gitmeye gerek yok daha yakın denebilecek tarihlerde (1990’lı yıllar) dönemlerinde herhangi bir fakülteden mezun olmuş arkadaşlarımız kolaylıkla öğretmenlik kadrolarına başvurabiliyorlar ve öğretmen olabiliyorlardı.  Bu sayede binlerce veteriner hekim, ziraat mühendisi, işletme, iktisat, maliye, su ürünleri gibi öğretmenlikle alakası olmayan bölümleri okumuş arkadaşlar bile üniversitelerinin kendilerine verdiği diplomalarıyla o zamanlarda şartlar gereği öğretmen oldular.
Sonraları işin vehametini anlayanlar; öğretmen olabilmek için üniversitenin ilgili bölümlerinden okumuş olmayı şart koştular en azından ilgili bölüm okumasalar bile, öğretmenlik formasyon dersini almayı genel kural olarak belirlediler. Zamanın ilerlemesi ile birlikte artık öğretmen ihtiyacı da mezun olanlara oranla azalmaya başlamıştı. Bu nedenle öğretmenlik fakülteleri sayısının azaltmaktansa, mezun olan tüm öğretmenleri bir sınava tabi tutarak öğretmen yapmak daha akıllıca bir sistem haline gelivermişti. Ve zamanla bu sistem tüm memur ve personel işleri için sınavla alım işine dönüşüverdi. Neden mi? çünkü artık çok fazla mezun vardı ama iş imkanı artık mezunları karşılamaya yetmiyordu. Bu nedenle milyonların sınavla girdiği üniversite sınavlarından sonra artık üniversitelerini başarıyla bitirmiş nice mezunlar da tekrar en iyisi olmak için bir kez daha sınava gireceklerdi. Çünkü alınan diplomaya sahip pek çok aday her meslek için hazır vaziyette bekliyordu. Bu nedenle mantıklı olarak eleme sisteminin olması gerekiyordu. Sınav bu nedenle net ve kaliteli ama bir o kadar da anlık bir çözümdü. Bir yılda ihtiyacından fazla mezun veren üniversite musluklarını kapatmaktansa, bu şekilde sınavla bir çözümün bulunmuş olması daha sonraki senelerde her meslekte "aday" olan binlerin yığılmasına sebep oldu.

Daha eski zamanlarda öğretmenlik o kadar değerli bir meslekti ki, bir köyde öğretmen olmak sanki o köyün en yetkili kişisi olmuş gibi bir anlamla karşılanırdı. Meslek o kadar gözdeydi ki, millet çocuğum öğretmen olabilse daha ne isterim diye iç geçirirdi. Öğretmen olacak adaylar bugün askeriyenin giriş için uyguladığı fiziksel ve bedensel yeterlilik, kendini ifade etme gibi mülakat bezeri şartlara tabi tutulurdu. Eli ayağı en düzgün vücudu yerinde konuşması hitabeti ile göz dolduran saygın ve ahlaklı bir kişiliğe sahip kimseler köylerden seçilir ve güzel bir eğitime tabi tutulduktan sonra öğretmen olarak atanır köylerde çocuklar tazecik beyinler onların kutsal ellerine emanet edilirdi. 
Sonraları ne oldu? Öğretmenlik mesleği iyice değerini yitirdi. Neden bu oldu? Çünkü artık ne öğretmen ne de öğrenci eskisi gibi değildi.Tam bir değişim olmuştu maddiyatın sardığı genç beyinler ile idealizmden yoksun yetişmiş beyinlerin hızla sarmaladığı bir toplum oluşuverdi. Milletin aklına, çocuğum hiçbir şey olamasa bile öğretmen olur düşüncesi yerleşti. Bir kişi öğretmen oldu mu; millet tarafından o kişi, artık sanki kıymetsiz ve sıradan bir meslek sahibi olmuş yaftasını yemiş olmaya başladı. Buna rağmen öğretmenliği kazanmak da bir o kadar da zorlaştı. Öğretmenlik puanları o kadar yükseldi ki akıl almaz şekilde en değerli öğrenciler tarafından seçilen gözde bir meslek haline de zaman zaman gelebildi. Anlaşılan bu anlattıklarımız arasında tam bir tezatlık vardı.
Sonuçta öğretmenliği kazanmış kişiler üniversite de aldıkları eğitim sayesinde alanlarında en değerli kişiler olmayı hak ettiler ve bu yola baş koymuş kişiler olarak; vatanına, milletine hizmet edebilmek, gencecik dimağları bilgi yumağına çevirebilmek coşkusunu, hem kendileri hem de çevresine yaşatmak istediler. En azından öğretmenlik mesleğinin bir "şeref" olduğunu göstermek istediler. Öğretmen adayları, devletin verdiği ilköğretim, lise ve üniversite eğitiminin boşa gitmeyeceğini yine bu devlete hizmet ederek görmek istediler. En doğal hakları olan öğretmenlik kadrolarına yerleşmek istediler. Ama ne oldu? Devletin karşısında artık çok büyük kitleler halinde hazır iş bekleyen binler ce mezun vardı. Mecburen çare eleme sınavı yapmaktı. Bunun için hummalı bir çalışma yaptılar ve Kısa adı KPSS olan Kamu Personeli Seçme Sınavı, 18/3/2002 tarih ve 2002/3975 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’na istinaden ilk olarak 2002 yılında ÖSYM tarafından hazırlanıp, bu tarihte uygulanmaya kondu. Yönetmeliğin amacı Madde-1’de: “Bu Yönetmeliğin amacı, ilk defa kamu hizmeti ve görevlerine atanacakların seçimi ile kamu kurum ve kuruluşlarında özel yarışma sınavına tabi tutulmak suretiyle girilen mesleklere atanacakların ön elemesi amacıyla yapılacak sınavların genel ilkeleri ile usul ve esaslarını tespit etmektir.” şeklinde ifade edilmiştir. 1999 yılında Kamu Personeli Yasası’nda yapılan düzenleme ile daha önce Devlet Memurları Sınavı-DMS adı ile uygulanan sınav, bu tarihten itibaren Kurumlar için Merkezi Eleme Sınavı-KMS olarak isim ve nitelik değiştirmiştir. 120 puan türü ve 4 farklı oturumunda oluşan sınav; öğretmenlik, sözleşmeli personel, memurluk ve uzman kadroların istihdamında eleme sınavı niteliği taşımaktaydı. KMS sadece ilk ve son defa 7-8 Temmuz 2001 tarihinde uygulanmıştır. Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Dr. Fethi Toker, 1999 yılında yapılan Devlet Memurluğu Sınavı (DMS) ile 2001 yılında yapılan kurumlar için Merkezi Eleme Sınavı'nın (KMS) birleştirilmesiyle Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) adı altında yeni bir sınavın yapılacağını açıklamasıyla birlikte bir sonraki yıl olan 2002’de ise sınav, yapılan isim değişikliği ile KPSS adını almış ve aynı yılın 6-7 Temmuz tarihlerinde ilk defa adaylara uygulanmıştır. Bunu fırsat bilen binlerce girişimci de bir anda, KPSS hazırlık kitapları, dershaneler, özel dersler gibi pek çok aktivitelerle öğretmen olmuş geç beyinlerimizi tekrar yordular ve tekrar sınav streslerine soktular.

Bu sınavı çıkaranlar, öğretmenlerimizin üniversitelerinde zorluklarla okuduklarını bilmiyorlar mıydı bilmiyorum ama tek çarelerinin nice zorluklarla okumuş mezun olmuş olan binlerce kişiyi tekrar sınava tabi tutmayı daha mantıklı kabul etmişlerdi. Ailelerinden beş kuruş para almadan, gece gündüz demeden çalışıp para kazanarak okuyan binlerce arkadaştan habersiz olmaları düşünülebilir miydi. Ailelerinin maddi imkânsızlıklarına çare olabilmek için küçük bir nebze yardımı dokunabileceğini uman gençlerimiz üniversiteden mezun olduklarında kadrosuz olabileceklerini hiç düşünmemişlerdi belki. Ama ne oldu okudukları onca sene boşa gitmiş gibi ellerinde diplomalarla özel eğitim kurumlarına dershanelere başvurdular. Bu dershane sahipleri de onlara gereken önemi nasıl versin zaten muhtaç durumdaki adayımızı gereğinden fazla çalıştırtıp daha az ücret vererek onları kullandılar ve adeta ezdiler. Kimi sigortasız çalıştı kimi çalıştığı kurumdan ücret bile alamadı. Yani bu sınavın zararını en büyük şekilde gören sevgili öğretmen adaylarımız oldu. En büyük faydayı gören de KPSS için hazırlık kitaplarını ardı ardına yayınlayan yayınevleri, KPSS dershaneleri, her yıl binlerce adaydan milyonları alan diğer sayamadığımız kişi ve kurumlar gördü.
Aslında büyük bir ikilem içerisindeyiz. Herkese eşit imkan verip herkesi bir yerlere getirmek için çok yoğun bir uğraş vermek mi, yoksa hedef kitlemizin içerisinden bazılarını seçip onlara iyi ve kaliteli imkanlarla eğitim vermek mi? Bu sorunun ikisine de mantıklı cevaplar verilebilir. Ama hangisi en doğrudur, doğrusu iyice araştırılıp üzerinde düşünülmesi ve geçmişte ve günümüzde büyük devlet olmuş halkların çok iyi bir şekilde incelenmesi gerekli olacaktır diye düşünüyorum. Ancak bu şekilde mantıklı ve tutarlı senelerce eskimeyen bir eğitim projesi üretmiş oluruz.
Bizler nice zorluklar okumuş bireyler olarak devletimizin verdiği imkânlardan sonuna kadar yararlanmak ve bu devlete en güzel şekilde hizmet edebilmek amacıyla, bayrağımızın dalgalandığı her yerde, her yaştan, her sınıftan insana, eğitim ve öğretim götürebilmek için öğretmen olduk. İçimizdeki insan sevgisini, yardımlaşma duygusunu, paylaşmayı aktarabilmek için bu mesleği seçtik ve bu uğurda yemin ettik. Şimdi en doğal hakkımız olan öğretmenliğimizi, diplomamızın azıcık değeri varsa kadrolu olarak, hizmetimizi yapmak istiyoruz. Okuduğumuz senelerin hatrına atanıp bu milletin evladına hizmet etmek istiyoruz. Bu konuda gerekenin yapılmasını da bizi yöneten değerli büyüklerimizden saygıyla talep ediyoruz.
Kadir PANCAR
13.08.2008

Kaynaklar:  
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kamu_Personeli_Seçme_Sınavı
http://www.habervitrini.com/egitim/dms-ile-kms-sinavlari-birlestirildi-26421/
http://kpss.com.tr/lang-tr/tarihce.cgi E.Tarihi: 10 Ağustos 2008
http://www.osym.gov.tr/belge/1-5727/20-nisan-2001-tarihli-kms-basin-duyurusu.html
http://www.memurlar.net/haber/201/ 15Nisan 2003 Haber Metni

0 yorum:

Popüler Yayınlar

Sosyal Paylaşım

Icon Icon Icon Icon

Lütfen yazılarımızla ilgili yorum yapmaktan çekinmeyin. Kırık linkleri ve hatalı içerikleri mutlaka bize ilgili sayfa altında yorum yaparak bildiriniz. Blog sayfalarımızda ilginizi çekebilecek diğer yazılar için blog arşivimizi kullanabilirsiniz.

Son Yorumlar

Yararlı Linkler