Blaise Pascal ve Tanrı İnancı

Fransız matematikçi ve filozofudur. 30 yıl savaşlarının kargaşalı döneminde Clermont’ta dünyaya gelmiştir. Babası kraliyet danışmanıydı. Bu sosyal konumu, aileye maddî meselelerden uzak bir hayat sağlıyordu. Blaise üç yaşındayken annesini kaybetti ve yetişmesini ablası üstlendi. 1631 yılında babası yüksek makamını devretti ve ailesi ile birlikte, bütün zamanını ilmî meraklarına ve çocuklarını yetiştirmeye harcayabilmek için, Paris’e taşındı. Titizlikle hazırlanmış olan ders plânı, eski diller ve gramer ağırlıklıydı. 12 yaşına kadar Latince ve Yunanca’yı öğrenmiş bulunuyordu. Pascal da babası gibi dindardı.
Matematik dersi almayan 12 yaşındaki Blaise, bir gün, matematiğin ne olduğunu sorarak babasını şaşırttı. Bu bilimin, meselâ şekillerin doğru çizilmesine yaradığı cevabı, çocuğu döşemeye geometrik şekiller çizmeye itmişti. Bilimsel ifadeleri henüz bilmediği için kendisinin verdiği adlardan yararlanıyordu: Ona göre daire “yuvarlak”, doğru da “çubuk”tu. Babası birkaç ay sonra bu tuhaf şekillerin ne anlama geldiğini sorduğunda, bu çocuğun daha önce hiç okumamış olmasına rağmen Öklid Geometrisindeki ilk 32 teoriyi bildiğini şaşkınlıkla gördü. Blaise ilk ilmî eserini 16 yaşındayken yazdı ve bununla elips, parabol ve hiperbolü bir ve aynı dairenin projeksiyonları olarak görülebileceğini ispatladı. Böylelikle, farkında olmadan, konik kesitler öğretisini kurmuştu. Büyük fransız filozofu Descartes (1596-1650) mantık ve derin matematik bilgisi izlerini taşıyan bu makalenin 16 yaşındaki bir genç tarafından yazılmış olduğuna inanmak istememişti.

Genç Pascal bundan bir kaç yıl sonra daha da şaşırtıcı olan başka bir öncülük yaptı. Haftalarca süren bir çalışmanın sonucunda sayı silindirleri ve sayaçlardan oluşan karmaşık bir sistemin yardımıyla sekiz haneli sayılara kadar toplama işlemi yapmayı mümkün kılan bir alet tasarladı ve gerçekleştirdi. Bu elbette ilk karmaşık hesap makinesiydi.

Bir fizik problemi ilgisini çektiğinde Pascal 24 yaşındaydı. İtalyan fizikçi Torricelli (1608-1647) atmosferin varlığını keşfettiğini düşünüyordu. Ama henüz ikna edici bir delil bulamamıştı. Pascal hırsla bu hava kılıfının varlığını deney yoluyla inandırıcı bir şekilde ispatlamaya çalıştı. Eğer Toricelli haklıysa, ki Pascal buna inanıyordu, o zaman üstteki hava tabakasının ağırlığı azalacağından, yükseklerdeki hava basıncının düşmesi gerekiyordu. Torricelli barometresiyle, dağ tepelerinde deneyler yaparak bunu gösterdi ve dünyanın bir hava çemberiyle çevrili olduğunu kanıtladı.

Daha sonraki deneylerinde fiziksel “iletişen tüpler yasası”nı “hidrostatik paradoksu”nu ve bir “hidrolik basınç ilkesi”ni geliştirmiştir. Yine yazı-tura oyununu matematik yönünden inceleyerek, ihtimal hesapları teorisini ortaya çıkarmıştır.

Pascal, daha sonraları giderek ilahiyat ve felsefe konularına yöneldi, dünyayı hor görmeye başladı. 1654 yılında faytonunun atları ürkünce ağır bir kaza geçirdi ve ölümün eşiğinden döndü. Bu olaydan sonra büsbütün dine sığındı.

Chateaubrand, Pascal için şöyle diyor: “Bir adam vardı, on iki yaşında çizgiler ve dairelerle bir matematik inşa etti, onaltı yaşında eskiçağlardan beri koniler üzerine yazılan eserlerin en iyisini yazdı; ondokuz yaşındayken tümüyle kafada kalan bir bilimi makine haline soktu; yirmi üç yaşında havanın basıncını göstererek eski fiziğin en büyük yanılgılarından birini ortadan kaldırdı. Öteki insanların henüz adam olmaya başladıkları bu yaşta, insanî bilgiler dairesini baştan sona dolaşarak, onların hiçliğini gördü ve bütün düşüncelerini dine doğru çevirdi.”

Pascal, sadece akılla hakikate ulaşılamayacağına, muhakkak vahyin de olması gerektiğine inanıyordu ve diyordu ki:

“Akıl, tabiatı bir yere kadar bilebilir , yine de şüphe ile kesin bilgi arasında bocalar durur. Nitekim insanoğlunun bilebileceği her şeyi görüp kavramış olan büyük bilge kişiler, sonunda bir şey bilmediklerini anlayarak başladıkları noktaya dönmüş olurlar. Demek ki akıl, yalnız kendi araçlarıyla tam doğruya varamaz, çünkü doğruluk, yalnız gerçekte doğrudan doğruya bulduğumuz şeyler ile matematiğin kanıtlamış olduklarından ibaret değildir. Gönül (kalb) bunlarla yetinemez, bunların dışında kalan bir şeyi de arayıp özler; gönül günahtan kurtulmak, mutluluğa erişmek de ister. Bunu sağlayacak olan, gönlün kendi bilgisidir, aklın bilgisi buna erişemez.”

Pascal, Descartes gibi aklı ilahlaştırmamıştı. “Aklın verdiği bilgiden kuşkulanmak gerek” diyordu. “Zira, bugün doğru saydığım bir mesele, yarın doğru olmayabilir. Bunun sebebi, düşüncenin yetkin olmamasıdır ve Descartes’in doğruculuk inancından bir bilim kurulamaz.”

Yine Pascal’a göre, “Gerçek sanıp öğrendiğimiz bilgilerin arkasında bir yeni bilinmedikler uçurumu vardır. Çünkü, gerek ilkeler, gerekse amaçlar sonsuzdur. Sonsuz ise, anlaşılmazdır. Zaten insanın tabiatı, sürekli değişir veya alışkanlıkların emrinden çıkamaz.”

Pascal’ın filozof diye anılmasına sebep olan şey, hiç felsefe yazmamasına rağmen felsefenin aleyhine yazdığı eserlerdir. Ona göre bilimi fazla derinleştirmek doğru değildir. “Bütün felsefe bir saatlik zahmete değmez. Felsefe ile alay etmek, gerçek bir surette felsefe yapmak demektir.” diyordu.

Descartes, iradenin amacını, boş bırakmıştı. Pascal ise, madde ve ruhun, yani düşüncenin üstünde aşkın doğaüstü âlemini, yüce bir alem olan varlık (charite) âlemini bulur ki, bu insana dolaysız olarak Allah tarafından ilham olunur. Bu doğaüstü kuvvet Allah’tır. Bununla birlikte ona göre, Allah da yalnızca akılla algılanamaz. “Tabiat, Allah’ı hem gösterir, hem saklar.”

Pascal’a göre inanç, biraz da irade ve aşkın eseridir. “Allah’ı, akıl değil kalp hisseder. İmanın esası şudur: Allah, kalpte hissolunur, akılda değil.” Pascal, kronik bir hastalığın pençesine düşmüştü ve acı ile kıvranmadan bir gün bile geçirmiyordu. Bu halde bile Rabbine dua ediyordu:

“Sen nazik ve incitmezsin.” “Lütfet ki, sadece senin aşkından lezzet alayım. Mutluluğu yalnız seninle olmakta bileyim. Acılarım beni Sana yakın eylesin. Dünyevi hazların kaybına razı olanlardan eyle beni.”

Henüz 29 yaşındayken öldü.Ölümünden sonra, elbisesinin içerisine dikilmiş vaziyette bulunan ve devamlı taşıdığı muskada şunlar yazıyordu:

“Filozofların ve bilginlerin bulduğu Tanrı’yı değil, Peygamberlerin bildirdiği Allah’ı istiyorum.”

Sefa SaYGılı
1. Benim Adım Newton. Einst Schwenk. Kabalcı Yayınevi, 1996.
2. Filozoflar Ansiklopedisi. Cemil Sena. Remzi Kitabevi, 1976.
3. Düşünceler.Blaise Pascal. Çeviren: Metin Karabaşoğlu,Kaknüs Yayınları, 1996.
4. Tarih Boyunca İlim ve Din. A. Adnan Adıvar. Remzi Kitabevi, 1994.
5. İlim-Din İlişkileri-Sahaları-Sınırları. Necip Taylan, Çağrı Yayınları, 1979

Mutlu Sayılar Nedir?


"Sayının mutlusu, mutsuzu olur mu?" demeyin hemen. oluyor. madem mutlu sayı oluyor, neye göre oluyor? matematiksel açıdan bir açıklaması var tabi bunun. Aslında ciddi bir matematik ifadesi olarak bakılmayabilir duruma ama mutlu sayı ifadesi; özel ve sezgisel durumlar incelenerek geniş yelpazede düşünülmüş ve matematikte son yıllarda ortaya çıkmış yeni bir kavramdır.mutlu sayı; bir pozitif tamsayının rakamlarının karesi alınıp topladığımızda ve bu işlemi bir kaç kere gerçekleştirdiğimizde bu kare toplamları 1'e eşit oluyorsa o sayı mutludur. Eğer 1'e eşit değil ise o sayı mutsuzdur.Mutlu Sayılar kavramı son yıllarda ortaya çıkmış bir konudur. İlk tanımı şu sekilde yapılmıstı: "Bir pozitif tam sayı alalım.Bu sayının rakamlarının karelerini toplayarak yeni bir sayı elde edelim bu sekilde çıkan her yeni sayıya aynı işlemi uygulayalım. Eger çıkan sayılardan 1'e ulaşıyorsak aldığımız sayı mutludur."

Şu ana kadar yapılan çalışmalarda bazı özelliklerin çıkarılması dısında pek fazla ilerleme kaydedilmemistir. Ilk önce yaygın olan tanım genişletilmiş ve yeni kavramlar eklenmiştir. Farklı taban ve üsler kullanildığından birçok genellemeler yapılabilmiştir. Özelden genele dogru kanıtlamalar yapılmıştır. Bu genellemelerle de sezgisel olarak anlaşılabilen özel durumların matematiksel açıklamaları yapılmıştır. Bilgisayar verileri de kullanılarak yeni sonuçlar elde edilmiştir. Çalışmamızın sonuçlarının en önemlileri bütün sayılan belli koşullar altında belirli aralıklara düştügü, birçok genellemenin de bu aralıkta ispatlanabileceğidir. Bu önemli bilgi kullanılarak bizim gösterdiklerimiz dışında daha birçok özellik bulunabilir. Aynca bilgisayar verilerinin de matematiksel sonuçları doğruladığı ve bunun yanında yeni özelliklerin ortaya çikarılmasıyla ilgili ipuçları verdiği görülmüştür.

Bütün sayıların yaklaşık olarak 1/7 si mutludur. insanoğlunun mutluluk oranı ile karşılaştırırsak oldukça iyi durumdalar.

mutlu sayıya örnek olarak;, sayımız 7 olsun.
7 → (7²=49)
49 → (4²+9²=97)
97 → (9²+7²=130)
130 → (1²+3²=10)
10 → 1
.:. 7 sayısı mutlu bir sayıdır.

:::>139 özel bir sayıdır, çünkü hem asal sayıdır hem de mutlu sayıdır.
139 mutludur çünkü 139 sayısının rakamları 1,3 ve 9 ile başlıyoruz
1² + 3² + 9² = 91, 91 sayısının rakamları 9 ve 1 ile devam ediyoruz
9² + 1² = 82, 82 sayısının rakamları 8 ve 2 ile devam ediyoruz
8² + 2² = 68 68 sayısının rakamları 6 ve 8 ile devam ediyoruz
6² + 8² = 100 100 sayısınının rakamları 1,0 ve 0 ile devam ediyoruz
1² + 0² + 0² = 1 son bulduğumuz cevap 1 olduğu için 139 mutlu sayıdır.

:::> bakalım 4 mutlu mu?
4→(4²=16)
16→(1²+6²=37)
37→(3²+7²=58)
58 →(5²+8²=89)
89→(8²+9²=145)
145→(1²+4²+5²=42)
42→(4²+2²=20)
20 →4
.:. 4 sayısı mutsuz bir sayıdır.

:::> 28 de mutlu bir sayıdır.
28→22+82=4+64=68
68→62+82=36+64=100
100→12+02+02=1
.:.28 sayısı mutlu bir sayıdır.

:::> 32 de mutludur.
32→32+22=9+4=13
13→12+32=1+9=10
10→12+02=1+0=1
.:. 32 de mutludur.

19 sayısını ele alalım.
1^2 + 9^2 = 82
8^2 + 2^2 = 68
6^2 + 8^2 = 100
1^2 + 0^2 + 0^2 = 1
Sizler de başka mutlu sayılar bulabilir misiniz?

Bir sayı mutlu ise 1'e giden yolda elde edilen tum sayilarin da mutlu oldugu rahatca gorulur.. üstüne herhangi bi mutlu sayinin rakamlarinin herhangi bi permutasyonunun da mutlu oldugu farkedilir. (misal 19 mutlu -> 91 de mutlu)..

Buradan aslında "1" e çıkan durumlarda sayılar bile mutlu olabiliyorsa akla şu gelir ki yolu mutlak manada varlığın simgesi olan "BİR"e çıkan insan da tıpkı sayılar gibi mutlu olabilir.Mutlu olmak istiyorsak eğer; bize düşen görev yolumuzu, "BİR"e "BİR" olana, tek olan yaratıcıya ne şekilde olursa olsun yolumuzu çıkarmaktır.

Güneş ve Ay Tutulması Namazları

16) Küsûf (Güneş Tutulması) Namazı: Güneş tutulduğu zaman, cuma namazını kıldıran imam, ezansız ve ikametsiz en az iki rekât namaz kıldırır. İmam Azam'a göre gizlice ve iki imama göre de aşikâre olarak fazla mikdar kıraatta bulunur. Her rekâtında bir rükû ve iki secde yapar. Namazdan sonra da güneş açılıncaya kadar kıbleye doğru ayakta veya insanlara karşı oturarak dua eder. Cemaat da "amîn" der. Böyle bir imam bulunmazsa, insanlar bu namazı kendi evlerinde tek başlarına kılarlar. Bunu büyük bir camide kılmak, mescidlerde kılmaktan daha faziletlidir. Sahrada da kılınabilir.
    Küsûf namazında İmam Azam'a, İmam Malik'e ve İmam Ahmed'e göre, hutbe okunmaz. Çünkü Peygamber Efendimiz, güneş tutulması olayından dolayı namaz kılınmasını, dua edilmesini, sadaka verilmesini öğütlemişlerdir. Hutbe okunmasını emretmemişlerdir. İmam Şafiî ile İbni Hacer ve bazı alimlere göre, namazdan sonra hutbe okunması müstahabdır.
    17) Husüf (Ay Tutulması) Namazı: Ay tutulduğu zaman, müslümanların kendi evlerinde tek başına olarak güneş tutulması namazı gibi, gizli ve aşikâr okuyuşla iki veya dört rekât namaz kılmaları güzel görülmüştür. Bu namazın camide cemaatla kılınması, İmam Azam'a göre sünnet değildir; fakat caizdir.
    (İmam Şafiî ile İmam Ahmed ve diğer bazı hadis alimleri de, bu namazın cemaatla kılınması görüşündedirler. İmam Malik'e göre ise, cemaatla kılınamaz. İnsanların geceleyin her taraftan toplanıp bunu cemaatla kılmaları güç bir iştir.)
    Şiddetli rüzgâr, fazla karanlık, geceleyin fazla aydınlık, yer sarsıntıları ve taşkın hastalıklar gibi korkunç olaylar karşısında da güneş ve ay tutulması namazları gibi bir namaz kılınması güzel görülmüştür.
    Bu gibi olaylar, hep Allahü Teâlâ'nın azamet ve kudretine, hikmetli işlerine delâlet eden birer nişandır. "Biz o âyetleri (mucizeleri) ancak korkutmak için göndeririz." (İsra, 59) âyet-i kerîmesinin beyanı üzere, bu gibi alâmetler insanları korkutmak, onları günahlardan kurtarıp ibadet ve tevbeye yöneltmek için zaman zaman meydana gelen kudret alâmetleridir. Bunları gören sağduyulu bir kimsenin ruhunda bir korku ve bir heyecan belirir. Gözlerinin önünde Yüce Allah'ın celâl ve azameti canlanmaya başlar. Artık o kimse, büyük yaratıcımızın bu âlemi ne kadar muntazam ve mükemmel bir şekilde yaratmış olduğunu anlar. Daima o büyük yaratıcının korumasına muhtaç olduğunu kavrar. Bu anlayışla, ezelden beri var olan yaratıcısına döner. O'na saygı için namaz kılar, O'nun koruma ve yardımına kavuşmak için dua eder. Böylece gafletten uyanır. Anlayışlı bir ruha sahib olmak için çalışmış olur.
    Güneş ve ay'ın tutulmasının ne gibi muntazam kanunlar dairesinde meydana geldiği bilinmektedir. Düşünen bir insan için, bu kanunları, böyle belirli ve mükemmel bir şekilde meydana getiren Yüce Yaratıcıyı anlamak en yüksek bir görevdir.
    Güneş ve ay tutulması ile, aydınlık nimeti karanlığa dönüyor. İki parlak kürenin görüntüsünü yoğun bir gölge kaplıyor. Bu durum devam edecek olsa, hayatımızda kim bilir ne acı değişiklikler meydana gelir. Halbuki her şeyi bilen, hikmet sahibi olan âlemlerin yaratıcısının koyduğu tabiat kanunları buna engel oluyor. Bu korkunç üzüntü verici durum az sonra kalkıyor. O iki kudret kaynağı, yine olanca parlaklığı ile aydınlık ve nurlarını etrafa saçıp durmaya başlıyor. Artık bundan dolayı Kerim ve Rahim olan yaratıcımıza binlerce, yüz binlerce şükretsek, yine kulluk görevimizi yerine getirmiş olamayız.
    Hiç kimsenin doğmasından veya ölmesinden dolayı ay ile güneşin tutulmayacağını Peygamber Efendimiz beyan buyurmuşlardır. Şöyle ki: Peygamber Efendimizin muhterem çocuğu İbrahim, bir buçuk yaşında iken hicretin onuncu yılında vefat etmişti. O'nun ölümü gününde güneş tutulmuştu, insanlar bu masum yavrunun ölümünden dolayı güneşin tutulduğunu sanmışlardı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:
     "Güneş ve ay hiç kimsenin ne ölümünden, ne de hayatından dolayı tutulmaz! Ancak onlar Allah’ın ayetlerinden iki ayettir. Onları gördüğünüzde hemen namaza durun!”
(Müslim 914/28, Buhari 1014, Nesei 1460, Darekutni 2/65, Hâkim 1/331, Tabarani Mucemu’l-Kebir 13090, İbni Hibban 2828, Ahmed bin Hanbel Müsned 2/109, Albânî Cami 1644)
    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in zamanında güneş tutuldu da korkarak kalktı ve şöyle buyurdu: “Allah’ın gönderdiği bu ayetler hiç kimsenin ölümü ve hayatı için olmaz! Fakat Allah onu kullarını korkutmak için göndermektedir. Güneş tutulması gibi bir şey gördüğünüz vakit, Allah’tan korkarak istiğfar ve O’nu anmaya yönelin!”
 (İbni Hibban 2836, Buhari 1033, Müslim 912/24, Ebu Avane 2/367, Nesei 1502, İbni Huzeyme 1371, Ebu Ya’la 7302, Begavi Mesâbîh 1051)
     Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): ‘Namaz toplayıcıdır,’ diye nida etmek üzere bir müezzin gönderdi. Bunun üzerine halk toplandı. Kendisi öne geçip dört rükû ve dört secdeli iki rekât namaz kıldırdı.” 
(Müslim 901/4, Buhari 1038, Albânî İrvau’l-Ğalil Fi Tahrici Ehadisi Menari’s-Sebil 658) 
Peygamber Efendimizin mübarek ifadeleri daima böyle gerçekleri aydınlığa kavuşturmuş, insanları yanlış düşüncelerden ve inançlardan engellemiştir. Her yönü ile pak olan İslâm dini, akla ve hikmete uygun olmayan inanç ve davranışlardan büsbütün beri bulunmuştur. Artık böyle yüksek bir Peygambere ve mukaddes dine kavuşmamızdan dolayı ne kadar şükür secdelerine kapansak, yine az değil mi?
Kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Sad. Ali Fikri Yavuz,Ravza Yayınları

Yağmur Duası ve Namazı

15) İstiska (Yağmur Duası) Namazı: Yağmurlar kesildiği zaman, müslümanlar yağmur duasına çıkarlar, ikramı bol olan yaratıcımızdan yağmur yağdırmasını isterler. İmam Azam'a göre "İstiska"dan maksad yalnız duadır, mağfiret dilemektir. Bunda cemaatle namaz sünnet değildir; fakat caizdir. İnsanlar isterlerse ayrı ayrı namaz kılabilirler. İki İmama göre ise, İstiska için en büyük idarecinin veya onun göstereceği kimsenin, cuma namazı gibi aşikâre okuyuşla iki rekât namaz kıldırması mendubdur. Bu namazın arkasından, bayramlarda olduğu gibi, hutbe okunur. Hatib minbere çıkmaz, yerde durur. Kılıç, ok veya sopa gibi bir şeye dayanarak hutbelerini okur.

    Üç gün arka arkaya İstiska duasına çıkılması güzeldir. Yağmurun inmesi gecikirse, eski elbiseler giyilerek ve başlar öne eğilerek tevazu içinde yaya olarak sahraya çıkılır. Önceden tevbeler yapılır, sadakalar verilir. Haksız yere alınmış şeyler varsa, sahiblerine geri verilir. Müslümanlar için mağfiret istenir.

    İmam Muhammed'e göre hatib, hutbe esnasında elbisesi dört köşeli ise bunun aşağısını yukarıya, yukarısını da aşağıya çevirir. Değirmi ise sağını sol tarafa ve solunu da sağ tarafa getirir. Giydiği kaba kaftan ise, içini dışarıya ve dışını da içeriye getirir ve bu şekilde elbisesini giyer. Bu, sıkıntılı durumun değişmesi için bir hayır nişanı olarak yapılır. Fakat cemaat elbiselerini böyle tersine giymez.

    Müslümanlar yağmur duasına çıkarlarken çocuklarını, evcil hayvanlarla onların yavrularını beraberlerinde götürürler. Çocukları ve yavruları bir müddet analarından uzaklaştırırlar. Böylece üzüntülü bir hal içinde zayıflara ve ihtiyarlara dua ettirerek kendileri de amîn derler. İşte üzüntü, tevazu, kalb yumuşaklığı ve büyük bir teslimiyet içinde Yüce Allah'ın rahmet ve yardımı istenir. Daha sahraya çıkmadan yağmur yağmaya başlarsa, buna bir şükür karşılığı olsun diye yine sahraya çıkarlar. Bunu yapmak mendubdur.
    Yağmurlar istenenden çok yağmaya başlayınca, bunun kesilmesi veya başka taraflara dönmesi için dua edilmesinde bir sakınca yoktur.  Yağmur yağarken: "Allahümme sayyiben nafi'an = Allah'ım! Bunu yararlı yağmur yap" denir, istenilenden fazla yağınca da: "Allahümme havaleyna ve lâ aleyna = Allah'ım! Bunu zarar vermeyecek yerlere yağdır, bizim üzerimize yağdırma" diye dua edilir.
    Dua eden isterse ellerini yukarıya kaldırır, isterse iki işaret parmağı ile işaret eder. Her zaman sonsuz rahmetine ve yardımına kavuşmakta bulunduğumuz ikram ve merhameti bol olan Allah'ımızı hiç bir an unutmamak ve her vesile ile O'na muhtaç olduğumuzu anlayarak Yüce varlığına yönelmek ve yalvarışta bulunmak, bizim için bir kulluk borcudur.
    Bir düşünelim: Zaman zaman bulutlardan topraklarımıza yağan o yararlı yağmurlar kesilse, bunun sonu olarak da ırmaklar ve dereler kurusa, su kanalları bomboş kalsa, acaba bu suları bize kim getirebilecektir?
    Kaynaklarından daima fışkırıp duran ve hayatımıza hizmet eden o tatlı ve berrak suları Yüce Allah yerin dibine geçirse, acaba bunları kim bize getirebilecektir?
    İşte "De ki: Bana bildiriniz bakalım. Eğer suyunuz bir sabah yerin dibine batıp çekilse, size böyle akıp giden bu suyu (Allah'dan başka) kim getirebilecektir?" (Mülk, 30) âyet-i kerîme de, dikkat ve düşüncemizi bu noktaya çekiyor. Artık insanlık için habersiz kalmak ve Hak'dan yüz çevirip nankörlük etmek asla caiz olmaz.
Peygamber Efendimizin bize nakledilen yağmur duası şudur:"Allahümme, eskına ğaysen muğîsen henîen merîen ğadekan mücellilen seyhan ammen tabakan. Allahümme, eskine'l-ğayse ve lâ tec'alnaminelkanitîn. Allahümme, inne bilbilâdi ve'l-ibadi vel-hakkı minel-levâi ve'd-danki ma lâ neş-kü illâ ileyke. Allahümme, enbit lena Ezzer'a edirre lena eddar'a ve eskına min, berakâtissema'i ve enbit lena min berekâtı'l-arzı. Allahümme, inna nestağfiruke inneke künte ğaffaren feersilissemae aleyna midrara."
   Anlamı: "Bize yardım eden, içimize sinen, bol ve faydalı olup her tarafı kaplayan ve her tarafı sulayan genel bir yağmur ihsan et. Allah'ım! Bizi yağmurla sula, bizi ümitlerini kesmiş kimselerden etme. Allah'ım! İllerde, kullarda ve yaratıklarda öyle bir güçlük ve darlık var ki, senden başkasına arzedemeyiz. Allah'ım! Bizim için ekinler bitir, hayvan memelerini sütle doldur, bizi göğün bereketlerinden sula ve yeryüzünün bereketlerinden bize ürün bitir. Allah'ım! Biz senden mağfiret dileriz. Şübhe yokki sen, çok bağışlayansın. Artık bize gökten bol bol yağmur yağdır."
Kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Sad. Ali Fikri Yavuz,Ravza Yayınları

"Hayat Notları: Felsefenin Sefaleti"

Bugün sizlere güzel bir yazı alıntı yapmak istiyorum. Matematik eğitimi içerisinde felsefe çok köklü bir yer kaplar. Bu nedenle her matematikçi az çok felsefe ile ilgilenmişler ve büyük filozofların ekserisi matematikçiler arasından doğmuşlardır. Örnek Descartes, Leibniz, Lagrange...vs.işte bu nedenle günümüz felsefe dünyası ve geçmişi mukayese eden ve felsefenin artık ne kadar da çaresiz ve bilgi üretmekten yoksun oldugunu belirten bir yazı okudum sabah gazetesinde.ve bu yazıyı sizinle paylaşmak içinde yer alan duygu yoğunlugunu ve günümüzde felesefenin vardıgı boyutu bildirmek istedim. Sözü sabah gazetesinin 21.11.2010 tarihinde köşesinde yazdığı Ünal ERSÖZLÜ'ye bırakıyorum.haberin detayına ve yazarın diğer yazılarına gazetenin arşiv bölümünden ulaşabilirsiniz.
 http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ersozlu/2010/11/21/hayat_notlari_felsefenin_sefaleti adresinden ulaşabilirsiniz...

"Eskiden insanlar, felsefeyle ne çok uğraşırlardı.Felsefe, insanların yollarını aydınlatan dev bir fener gibiydi.Felsefe, karanlık ormanlarda, ateş böcekleri gibiydi.Çünkü felsefe hem bilimsel anlamda hem pratik karşılıklarıyla birlikte, insanlar için bir değer belirleme bilimiydi.Herhangi bir durumun, bir inancın, diğerinden üstün olup olmadığı; o durumun 'etik' karşılığı; felsefeyle belirlenirdi.Felsefe çok somuttu, yalındı, derindi ama anlaşılırdı.

***

Çiçero, felsefeyi 'ilahi ve beşeri şeylerin ve onların içerdiği sebeblerin bilimi' diye tanımlamıştı.Hani şu 'insan insanın kurdudur' diyen Hobbes örneğin; demişti ki: "Felsefe sebep ve sonuç bilimidir."Sonra "Yeterli nedenler bilimi" demişti Leibnitz felsefe için.
"Mümkün olduğu ölçüde, mümkün olanların bilimi" demişti Wolf.
Destarces ise "İlk ilkelerden, kesin bir şekilde çıkarılan şeylerin bilimi" diye tarif etmişti felsefeyi.***
Ardından çıkmış; "Duyusal ve somut hakikatlerin bilimidir" demişti felsefe için 'de Condillac' adında bir adam. Şaşırtıcı bir şekilde demişti ki Kant felsefe için:"Bütün bilginin, insan aklındaki zorunlu sınırıyla ilişkisinin bilimi."Sonra "Bilimlerin bilimi" derken Fichte; "Mutlağın bilimi" demişti felsefeye Von Schelling.

En çarpıcı tariflerden biri de, Hegel'e aitti:"Varlık ile varlık olmayanın varlığı" demişti felsefe için...***

Metafizik de girmişti felsefenin alanına, kozmoloji de, teoloji de, varlığın doğası da, mantık da...Yani Aristoteles'in asırlar önce söylediği, "Bütün insanlar doğal olarak bilmek ister" sözleriyle özetlenen karmaşık sayfaların, doğal karıştırıcısı olmuştu asırlardır 'felsefe' insanlık için...Yani felsefe, 'insanların hayatında', temel 'anlam arayışlarında' hep vardı.İnsanlar 'hayatın anlamı nedir?' sorusuna felsefeyle yanıt verdiler hep...İnançlarının aynasında felsefe ile yansıdılar. Yeri geldi 'ışık oldular' felsefe ile...
***
İnsanlar, inançlarını felsefeyle tarttılar... Yani inancın özünü, felsefeyle açıkladılar...'Teklikten birliğe' 'Birlikte tekliğe' uzanan bütün derin anlam algılarında; hakikat dağına tırmanan tüm yolların açıklanmasında; felsefe insanlar için yücelen bir merdiven oldu.Dinlerin daha iyi algılanması için bile felsefeye başvuruldu.Hukuk, felsefe üzerinde yükseldi. Sevginin özünde bile bir felsefe damgası vardı.Aşkta felsefenin kokusu hissedilirdi. Politikada felsefe öne çıkardı.Felsefe belirlerdi, politik arenanın geleceğini.
***
Şimdi insanlar, nasıl da uzaklaştılar felsefeden.
Nasıl da uzak kıyılarını düştüler felsefenin.
Nasıl da sözsüz, sessiz kaldılar; nasıl da kısırlık okyanuslarına açıldılar.
Felsefe soluksuz, yalnız kaldı.
Çok yalnızlaştı...
İnsan beyniyle bir zamanlar yücelen felsefe, şimdilerde yine insan eliyle, sefil bir noktaya sürüklendi.
Yani 'sefaletin felsefesi' ile 'felsefenin sefaleti' arasında bir yerlerde duruyor insanlık.
***
Aslında yukardaki bu sözcükler; Proudhon'un 'Sefaletin Felsefesi' adlı çalışmasında öne sürdüğü 'iktisadi ve felsefi' yaklaşımlar üzerine; Karl Marx'ın bir gecede (1847'de) 'Sefaletin Felsefesi' adlı kitabı yazdığını, yeniden anımsatıyor bizlere.Düşünün 'felsefi' kışkırtma, bir zamanlar Kapital başta olmak üzere, yarattıklarıyla hala dünyanın gidişatını etkileyen koca Karl Marx'a da, bir gecede 'felsefi içerikli' bir kitap yazdırabiliyordu.Çünkü o zamanlar insanlar, felsefe ile düşünüyordu.
***
Şimdi bakıyorum da, özellikle bizim coğrafyada, ne çok ıssız kaldı felsefe... Mevlana gibi kocaman, önünde eğilesi isimlerin, asırlar önce aydınlık ateşler yaktığı Anadolu bile artık felsefesizleşti sanki...

Yalnızsın, yalnızız, yalnızsınız; eğer felsefesizseniz...

Bu nedenle, Ezel gibi dizilerde öne çıkan Dayı benzeri tiplemelerin, ağızlarından sızan felsefe rüzgarı taşıyan birkaç yalnızlaşmış sözcük; o eğreti filozofik duruşlar bile; prim yapabiliyor ne yazık ki bu felsefe fakiri kalmış topraklarda..." 
Ünal ERSÖZLÜ-21/11/2010
 http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ersozlu/2010/11/21/hayat_notlari_felsefenin_sefaleti 

Kandil Gecesi Namazları

  5) Regaib Gecesi Namazı: Şöyle ki: Receb ayının ilk cuma gecesine "Leyle-i Regaib" denir. Bazı alimlerin açıklamasına göre, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu gece pek çok ruhanî ahval ve ikrama kavuşmuş olmakla Yüce Allah'a şükür için on iki rekât namaz kılmıştır. Peygamber Efendimizin bu Regaib gecesinde ana rahmine düşmüş olduğuna dair olan bir rivayet, uygun görülmemektedir. Çünkü bu gece ile Hazret-i Peygamberimizin doğumu arasındaki zaman, bu hesaba aykırı düşmektedir. Ancak Hazret-i Amine'nin, Peygamber efendimize hamile kaldığını bu gece anlamış olması düşünülebilir. Sebeb ne olursa olsun, bu gece pek mübarek bir gecedir. Zaten Regaib, istenilen, değeri çok olan, bağış, ihsan, ikram ve nefis şeyler demektir ve "Rağibe" kelimesinin çoğuludur. Bu geceyi ibadetle geçirmenin sevabı çok büyüktür. Fakat bu gecede kılınacak namazın sünnet veya mendub olması hakkında kuvvetli bir delil bulunmamaktadır. Bu gecede toplanıp cemaatla namaz kılınması bid'at sayılmaktadır. Zaten teravihden başka hiç bir nafile namazın çağrışarak cemaatla kılınması sünnet değildir, mekruh sayılır. Ancak bir yerde bulunan iki, üç kişinin bu gibi namazları cemaatla kılmaları caiz görülmüştür.
    6) Mi'raç Gecesi Namazı: Receb ayının yirmi yedinci gecesine raslayan mübarek Mi'raç Gecesinde on iki rekât nafile namaz kılınması iyi görülmüştür. Her rekâtında Fatiha ile başka bir sûre okuyarak iki rekâtta bir selâm vermeli, sonra yüz defa "Sübhanallahi velhamdü lillâhi ve lâ ilahe illallahu vallahu ekber" demeli. Bundan sonra, yüz defa istiğfar ederek yüz defa da Salât ve Selâm okumalıdır. Gündüzün de oruçlu bulunmalıdır. Bu durumda günahla ilgili olmaksızın yapılacak her duanın kabulü, Allah'dan umulur.
   7) Berat Gecesi Namazı: Şaban ayının on beşine raslayan geceye Berat gecesi denir. Pek mübarek bir gecedir. Berat gecesinde, yaratıkların bir sene içindeki rızıklarına, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacaklarına, diriltilip öldürüleceklerine ve ecellerine, hacılarla ilgili işlerine dair Allah tarafından meleklere bilgi verileceği söylenmektedir. Bu bakımdan berat gecesinde ibadet etmenin ve nafile namaz kılmanın çok sevabı vardır. Fakat bu geceye ait sünnet bir namaz yoktur. Bu konudaki rivayetler sağlam değildir. Berat gecesinde kılınacak namaza Salâtü'l-Hayr (Hayır Namazı) denilmiştir. Bu namaz birçok rivayete göre yüz rekâttır. Her rekâtta Fatiha sûresinden sonra on defa İhlâs sûresi okunur.
   8) Kadir Gecesi Namazı: Ramazan ayının yirmi yedinci gecesine rasladığı kuvvetle tercih edilen gece Kadir Gecesidir, pek mübarek bir gecedir. Kur'ân-ı Kerîm, bu geceden başlayarak Peygamber Efendimize inmiştir. Bu geceyi ibadetle geçirmenin sevabı çoktur. Bu gecenin bir anı vardır ki, ona raslayan bir dua muhakkak kabul olunur. Bu şerefli gecede, teravihden sonra bir müddet daha ibadette bulunulması, nafile namaz kılınması, bu geceyi ibadetle geçirmek demektir.  Deniliyor ki, Kadir Gecesi namazının en azı iki rekât, ortası yüz rekât ve en çoğu da bin rekâttır. Bu namaz iki rekât kılındığı takdirde her rekâtinde iki yüz âyet okunmalı, yüz rekâta kadar kılındığı zaman her rekâtinde Fatiha sûresinden sonra "Kadir Sûresi" ile üç defa da İhlâs sûresi okunup her iki rekâtta bir selâm verilmelidir. "Allahümme inneke afüvvün tühibbu'l-afve fa'fü annî = Allah'ım! Sen affedicisin, bağışlamayı seversin; beni affet", duası da tekrarlanmalıdır.

    Bu namazın bu şekilde kılınacağına dair rivayetler pek kuvvetli değildir. Asıl maksad, bu geceyi mümkün olduğu kadar ibadetle geçirmektir. Bu kutsal gecede elden geldiği kadar, diğer nafile namazlar gibi namazlar kılınabilir. Bununla beraber ağır ve zor davranışlardan kaçınılması daha faziletlidir.
Kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Sad. Ali Fikri Yavuz,Ravza Yayınları

Öğretmenin Yaşı yoktur

Öğretmenler gününe dair pek çok alıntı ve şiir bulabilirsiniz sanal dünyada. Bunları kopyalayıp yapıştırarak öğretmenler gününe dair bir pano ve afiş çalışmları yaparak öğretmenler gününü ihya edebilirsiniz belki. Fakat bu tür çalışmalar bu haliyle, şekilde kalıp gönüle hitap etmedikleri için hiçbir değer taşımayacaklardır. Öğretmenler günü ile ilgili yazılmış dünyanın en güzel şiiri veya en güzel kompozisyonu bir öğretmene söylenmedikten sonra ona o sözler yansıtılmadıktan sonra ne ifade eder? Bir öğretmen kendisini öğrencileri ile tanır ve ancak değerli olduğunu yetiştirdiği talebeler yardımıyla hissedebilir. Bu konuda ne kadar söz yazılsa bence kifayetsiz kalır. Dünyanın en kutsal mesleğini en kutsal insan anlatabilir.

" “KİM İNSANLARA ÖĞRETMEK İÇİN İLMİN BİR BÖLÜMÜNÜ ÖĞRENİRSE KENDİSİNE YETMİŞ SIDDIK SEVABI VERİLİR.”"İŞİTİP MUHAFAZA ETTİKTEN SONRA MÜSLÜMAN BİR KARDEŞİNE ÖĞRETMEK İÇİN TAŞIDIĞIN HİKMET DOLU BİR KELİME NE GÜZEL BİR HEDİYE NE GÜZEL BİR ARMAĞANDIR.BÖYLE BİR ŞEY BÜTÜN SENEYİ İBADETLE GEÇİRMEYE DENKTİR.”

Yukarıda zikredilen Hadis-i Şerifler; ilim öğrenmek ve öğretmek hakkında söylenecek en güzel sözlerdendir. Bu konuda çok meşhur bir sözü nakledelim. "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum. Hz. Ali (r.a)" işte belki de öğretmene karşı muhabbetin, sevginin ve saygının ölçüsü Allah'ın Arslanı sahabe-i kiramın sözünden çok net bir şekilde anlaşılıyor.Lafı fazla uzatmadan sözümüzü üniversite yıllarından bir arkadaşımın öğretmenlik ile ilgili yazdığı yazıya bırakalım.
"Öğrenmenin yaşı yoktur derler. “Öğretmenin de yaşı yoktur” diyerek, bu cümleye bir ekleme yapacağım. 
Rasulullah Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v)’in torunları Hz. Hasan (r.a) ile Hz. Hüseyin (r.a) bir gün cami avlusunda abdest alan bir ihtiyarın, eksik abdest aldığını fark ederler. İhtiyar, abdestte yıkaması farz olan kollarını ve ayaklarını yıkarken, suyu uzuvlarının tamamına temas ettirmiyordu. Mübarekler, yaşlı adamı uyarmak istiyorlardı ama yaşça küçük oldukları ve adamın yaşlı olması dolayısıyla ihtiyarı utandırmak istemiyorlardı.Hz. Hüseyin (r.a) :- Buldum, dedi. İhtiyara yaklaştı ve hürmet dolu bir tonla:- Efendim, dedi, sizden bir ricamız var. - Söyleyin bakalım çocuklar. - Biz henüz çocuk sayılırız. Şurada abdest alırken başımızda dursanız da yanlışlarımızı söyleseniz.
Yaşlı adam gülümseyerek: - Memnuniyetle, dedi. İki kardeş abdest almaya başladılar. Adam dikkatle bakıyor, bir yanlış bulmaya çalışıyor ama bulamıyordu. Kendi abdestini düşündü. Hasan ile Hüseyin gibi dikkat göstermediğini anladı.
Abdestleri bitince saçlarını okşadı:- Yanlış sizde değil çocuklar bende, dedi. Kusurlu benim. Yanlışımı yüzüme vurmadan bu kadar nazikçe düzelttiğiniz için Allah razı olsun sizden. Artık ben de sizler gibi abdest alacağım. İşte başlıyorum.Yeniden suyun başına çöktü ve bir güzel abdest aldı.
İnsanlar aslında her yaşta başkalarına bir şeyler öğretebilirler. Ama kullandıkları yöntem çok önemli. Eğer ki Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin efendilerimiz gibi öğretmen olursanız öğrenemeyecek öğrenci yoktur.
Öğretmenlik, hiç kuşku yok ki dünyanın en kutsal mesleğidir. Öğretmenlerimiz onun kutsallığına halel getirecek davranışlardan kaçınmalılar. Toplum ve devlet öğretmenlerimize gereken değeri maddi ve manevi vermeli.KPSS’de tüm soruları doğru cevaplamanız değildir sizi birinci öğretmen yapan, tüm öğrencilerinizin hakkıyla öğrenmesidir.Üniversiteye kazandırdığınız öğrenci sayısı değildir sizi kaliteli öğretmen yapan, yetiştirdiğiniz adam sayısıdır. Unutmayın muhasebeciyi de, mühendisi de, doktoru da, avukatı da, politikacıyı da yetiştiren sizsiniz. Sizden biri onların her birine bedeldir.

Reşat KARIŞ 
23.11.2010
http://www.bursadabugun.com/ 

Hacet ve İstihare Namazları

  12) Hacet Namazı: Âhirete veya dünyaya ait bir dileği bulunan kimse, güzelce abdest alır ve bir rivayete göre dört, diğer bir rivayete göre on iki rekât namazı yatsıdan sonra kılar. Sonra Yüce Allah'a hamd eder, Peygamber Efendimize de salât ve selâmda bulunur. Ondan sonra hacet duasını okuyup o işin olmasını Yüce Allah'dan diler.
    Hacet namazının birinci rekâtında Fatiha sûresinden sonra üç defa Ayete'l-kürsî, diğer üç rekâtinde de birer Fatiha ile birer İhlâs ve Muavvizeteyn sûreleri okunması hakkında bir hadîs-i şerîf vardır. Hacet duası şudur:
   * "Allahümmeinni es'elüke tevfika ehlilhüda ve a'male ehlil-yakîni ve münasahata ehlittevbeti ve azme ehlissabrı ve cidde ehlilhaşyeti ve talebe ehlirrağbeti ve taabbüde ehlilvera'i ve irfane ehlil-ilmi hatta ehafüke. Allahümme innî es'elüke mehafeten tahcüzünî an ma'sıyetike hatta a'mele bitaatike amelen estahıkku bihi rizake ve hatta unasıhake bittevbeti havfen minke ve hatta uhlisa lekennasıhate hubben leke ve hatta etevekkele aleyke fil-umuri hüsne zannin bike, Sübhaneke halikı'nnuri."
   Anlamı: Allah'ım! Ben senden hidayet ehlinin başarısını, yakîn erbabının amellerini, tevbe edenlerin ihlâsını, sabredenlerin azmini, haşyet sahiblerinin ciddiyetini, rağbet erbabının isteklerini, takva ehlinin iadet hallerini, ilim sahiblerinin anlayışını dilerim. Böylece korkarak senden gereği üzere korkmuş olayım.
    Allah'ım! Ben senden öyle bir korku isterim ki, beni sana isyan etmekten engellesin de, sana itaat ederek bir amel işleyeyim, onunla senin rızanı kazanayım; böylece senden korkarak ihlasla tevbe edeyim, sana muhabbetle ibadeti ihlas üzere yapayım ve sana güzel zan besleyerek bütün işlerde sana tevekkül edeyim. Ey nuru yaratan, sen bütün noksanlıklardan münezzehsin!..

   13) İstihare Namazı: İnsan kendi hakkında bir şeyin hayırlı olup olmadığına dair bir işarete kavuşmak isterse, yatacağı zaman iki rekât namaz kılar. Birinci rekâtta "Kâfirûn" sûresini, ikinci  rekâtta da "İhlâs" sûresini okur. Namaz sonunda da istihare duasını okur. Sonra da abdestli olarak kıbleye yönelip yatar. Rüyada beyaz ve yeşil görülmesi hayra işarettir. Siyah veya kırmızı görülmesi de şerre (kötüye) işarettir. Bu şekilde İstihare namazının yedi gece yapılması ve kalbe ilk gelene bakılması da bir hadîs-i şerîfle buyurulmuştur.
    Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), ashabına istihareyi öğretirlerdi. İstihare namazını kılmak mümkün olmayınca, yalnız duası ile yetinilir. Aslında meşru ve hayırlı bir iş için  yapılacak istihare, onun istenilen vakitte yapılıp yapılmaması yönünden yapılır. Yoksa doğrudan doğruya o hayırlı iş için yapılmaz. Belli bir senede hac yapılıp yapılmaması gibi... İstihare duası Peygamber Efendimizden şöyle rivayet edilmiştir:
   ** "Allahümme, innî estehîruke bi'ilmike ve estakdiruke bikudretike ve es'elüke min fadlike'l-azîmi. Feinneke takdiru ve lâ akdiru ve ta'lemu ve lâ a'lemu. Ve ente allâmu'l-ğuyûbi. Allahümme in künte ta'lemu enne haze'l-emre hayrun li fi dînî ve meaşî ve akıbeti emrî ve a'cili emri ve âcilihi fakdirhu lî ve yessirhu lî sümme barik fîhi. Ve in künte ta'lemu enne haze'l-emre şerrun lî fi dînî ve maişî ve akıbeti emri ve a'cili emrî ve âcilihi fasrifhu anni vasrifnî anhu. Fakdir lîye'l-hayre haysü kâne. Sümme erdınî bihi."
    Anlamı: Allah'ım! Sen bildiğin için, hakkımda hayırlı olanı senden isterim ve kudretin yettiği için de, ben senden güç isterim. Senin büyük ihsanından hayır dilerim. Çünkü senin her şeye gücün yeter; ben ise güçsüzüm. Sen her şeyi bilirsin; ben bilmem. Sen olacak şeyleri de bilensin.
    Allah'ım! Eğer bu iş, benim dinim, dünya yaşayışım, akıbet olarak işim, dünya ve âhiretim hakkında hayırlı olduğunu biliyorsan, bunu bana takdir et ve bana kolaylaştır. Sonra onda bana bereket ver. Eğer bu iş benim dinim, yaşayışım, akıbet olarak işim, dünya ve âhiretim hakkında benim için kötülük olduğunu biliyorsan, bunu benden kaldır, beni de ondan uzaklaştır. "Hayır nerede ise bana onu takdir ve nasib et. Sonra beni ona razı kıl..."

    14) Katil Namazı: Her nasılsa kısasla öldürülecek olan bir müslüman bu cezanın uygulanmasından önce iki rekât nafile namaz kılarak tevbe istiğfar etmelidir, hayırlı dualar yapmalıdır. Bu namaz onun Allah tarafından bağışlanmasına vesîle olabileceği cihetle güzel görülmüştür.
Kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Sad. Ali Fikri Yavuz,Ravza Yayınları

Nafile Namazlar

403- Beş vakitte kılınan, namazların sünnetlerinden başka birtakım nafile namazlar daha vardır ki, bunlara Tatavvu (Nafile) namazı denir. Bunlar müstahab ve mendub namazlardır. Bunlar, Yüce Allah'a manevî yönden yakınlığa sebeb olurlar. Her birini kendine has birtakım fazilet ve sevabları vardır. Nafile namazların başlıcaları şunlardır:

    1) Tahiyyetü'l-Mescid: Bu, bir müstahab namazdır. Şöyle ki: Bir mescide sadece ziyaret için veya öğretmek ve öğrenmek gibi bir maksad için giren kimse, orada nafile olarak iki rekât namaz kılar. Bir mescide bir günde birkaç defa bu şekilde girilse, bir defasında böyle namaz kılınması yeterlidir. Bununla, Allah'a ibadet edilen bir yere gereken saygı yerine getirilmiş olur.

    Tahiyyetü'l-Mescid, bir mescid veya camiye girilince, daha oturmadan kılınmalıdır. Faziletli olan budur. Oturulduktan sonra da kılınabilir. Bir mescide girip de, meşguliyetinden veya vaktin keraheti gibi bir sebebden dolayı Tahiyyatü'l-Mescid namazını kılamayacak olan bir müslümanın: "Sübhanellahi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber" demesi de müstahab görülmüştür.

    Bir mescide, herhangi bir namazı kılmak için veya farzı kılmak ve imama uymak niyeti ile girmek de, Tahiyyetü'l-Mescid yerine geçer.
    2) Abdest veya gusülden sonra namaz: Şöyle ki: Abdest veya gusül alındıktan sonra vakit varsa, daha yaşlık kuruyacak kadar bir zaman geçmeden iki rekât namaz kılınması mendubdur. Bu, abdest veya gusül nimetine kavuşmanın bir şükür ifadesidir. Böyle bir temizliğe kavuşmak için manen temiz bir inanca, maddeten de temiz bir suya sahib olmak, hem de özürlerden beri bulunmak ve beden sağlığına kavuşmuş olmak lâzımdır. Artık bu şartları toplayan bir insanın Yaratıcısına şükür için iki rekât namaz kılması pek güzel olmaz mı? Bununla beraber abdest veya gusül arkasından herhangi bir farz veya sünnet namazın kılınması ile de bu şükran görevi yapılmış olur.
    3) Duhâ Namazı: Şöyle ki: Güneş doğup bir mikdar yükseldikten sonra, istiva zamanına kadar iki, dört, sekiz veya on iki rekât namaz kılınır ki, bu mendubdur. Bu, Peygamber Efendimizin mübarek işi ile sabittir. Bunun sekiz rekât kılınması daha faziletlidir. Bunun en iyi vakti, gündüzün dörtte biri geçtikten sonradır.
    4) Teheccüd Namazı: Yatsı namazından sonra daha uyumadan veya bir mikdar uyuduktan sonra kılınacak nafile namaza Salât-ı Leyl (Gece Namazı) denir. Bunun sevabı pek çoktur. Bir mikdar uyuduktan sonra kalkılıp kılınırsa, "Teheccüd" adını alır. Peygamber Efendimiz teheccüd namazına devam ederlerdi. Bu gece namazı iki rekâttan sekiz rekâta kadardır. Her iki rekâtta bir selâm verilmesi daha faziletlidir.
    Bir hadîs-i şerîfde: "Her kim geceleyin uyanır, hanımını da uyandırır, iki rekât namaz kılarlarsa, Yüce Allah'ı çok zikreden erkekler ile kadınlardan yazılırlar" buyurulmuştur.
     Yüce Allah'ı çok zikreden erkekler ile kadınlara, Yüce Allah'ın büyük bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamış olduğu şu âyet-i kerîme ile müjdelenmektedir: "Allah'ı çok zikreden erkekler ve kadınlar için Allah büyük bir mağfiret ve mükâfat hazırlamıştır." (Ahzab, 35)
    Bir kimse adet haline getirdiği bir teheccüd namazını özür olmaksızın terk etmemelidir. "Allah yanında amellerin en sevimlisi, az bile olsa, devamlı olanıdır."
     9) Yolculuk Namazı: Bir müslüman bir yola çıkacağı veya bir yoldan döndüğü zaman iki rekât namaz kılmalıdır. Bu, mendubdur. Giderken evde, gelince mescidde kılmak daha faziletlidir. Peygamber Efendimiz seferden kuşluk vaktinde dönerler ve Mescid-i Saadet'e gidip iki rekât namaz kılarlardı. Bir müddet de orada otururlardı (sallallahu aleyhi ve sellem).
    10) Tesbih Namazı: Bu namaz, her rekâtinde yetmiş beş defa "Sübhanallahi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber" diye tekbir alınan dört rekâtlı bir namazdır. Allah rızası için nafile namaza niyet ederek "Allahü Ekber" diye namaza başlanır. Sübhaneke'den sonra on beş kere "Sübhanallahi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber" okunur. Sonra Eûzü Besmele çekilerek Fatiha ile bir sûre daha okunur. Arkasından tekrar on defa "Sübhanallahi..." tekbiri okunur. Sonra rükûa varılıp rükû tesbihlerinden sonra yine on defa "Sübhanallahi..." okunarak rükûdan (Semi'allahü limen hamideh, Rabbena ve lekelhamd denilerek) kalkılır. Bu kıyam halinde de on defa "Sübhanallahi..." okunur. Ondan sonra secdeye varılıp secde tesbihleri yapıldıktan sonra yine on defa "Sübhanallahi..." okunur. Secdeden tekbir ile kalkılır ve celse halinde yine on defa "Sübhanallahi..." okunur. İkinci secdeye tekbir ile varılıp üç defa yine secde tesbihleri yapıldıktan sonra on defa "Sübhanallahi..." okunur. Böylece namaz tekbirlerinden fazla olarak alınan tekbirlerin toplamı "Yetmiş beş" olur.
    Bu birinci rekâttan sonra ikinci rekâte kalkılır ve yine önce on beş defa "Sübhanallahi..." okunur. Sonra birinci rekâtta yapıldığı şekilde kılınarak ka'de (son oturuş) yapılır. Tahiyyat ile Salâvatlar okunur ve selâm verilir. Her iki rekâtta yapılan bu tesbihlerin toplamı yüz elli olur. Bundan sonra selâm verilip aynı şekilde iki rekât daha kılınır. Böylece dört rekâtta yapılan tesbihlerin sayısı üç yüz olur.
    Bu tesbih namazında yanılma olsa, yapılacak sehiv secdelerinde bu tekbirler getirilmez.
    Tesbih namazının da sevabı çoktur. Bu namaz her vakit kılınabilir. Hiç olmazsa haftada veya ayda veya ömürde bir defa olsun kılınmalıdır.
   11) Tevbe Namazı: Bir müslüman insanlık gereği bir günah işlerse, hemen bundan pişman olup tevbe etmesi lâzım gelir. İşte böyle bir kimsenin işlediği günahdan tevbe için güzelce abdest aldıktan sonra kırsal bir yere çıkıp iki rekât namaz kılması ve o günahdan dolayı Allah'dan mağfiret dilemesi mendubdur. Böyle günah işleyip de sonra kalbinde pişmanlık duygusu beliren kimse, bu günahı bir daha yapmamaya karar verip Yüce Allah'dan bağışlanmasını dilerse, Allah'ın onu bağışlayacağına dair bir hadîs-i şerîf vardır.
Kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Sad. Ali Fikri Yavuz,Ravza Yayınları

Korku Namazı

Korku Namazı

    399- Korku namazı, İmam Azam ile İmam Muhammed'e göre, bugün de caizdir. İmam Ebû Yusuf'a göre, bu namaz Peygamber Efendimizin devrine ait idi.
    Korku namazından maksad, düşman saldırısı, sel ve yangın felâketi veya büyük bir canavar gibi tehlikeler karşısında bulunan İslâm cemaatının, kendilerini idare eden bir idareciyi veya diğer muhterem bir zatı imam edinerek onun arkasında farz bir namazı nöbetleşe kılmalarıdır.
    Şöyle ki: Bu cemaattan bir kısmı düşman karşısında durur. Bir kısmı da gelip imama uyar. İki rekâtlı bir namazın ilk rekâtını, üç veya dört rekâtlı bir namazın da ilk iki rekâtını imamla beraber kılar. İkinci secdeden veya birinci oturuşta teşehhüdden sonra düşman karşısına gider. Öteki kısım gelerek imama uyar ve onunla beraber geri kalan rekâtleri kılar. Sonra tekrar düşman karşısına gider. İmam kendi başına selâm verir, namazdan çıkar. Birinci kısım döner gelir, namazı kıraatsız olarak tamamlar, selâm verir ve düşmana döner. Çünkü bu kısım lâhik olmuştur. Sonra ikinci kısım gelir ve namazını kıraatla tamamlar. Sonra tekrar düşman karşısına döner. Bunlar da mesbuk olmuşlardır. Bununla beraber her iki kısım da, bulundukları yerlerde namazlarını tamamlayabilirler.
 
400- Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Zatü'r-Rika', Batn-ı Nahl, Usfan ve Zikared olaylarında korku namazını kılmıştır. Sonra ashab-ı kiram da, Mecûsilerle yaptıkları savaşlarda böyle korku namazı kılmışlardır. Bir cemaatın böyle namaz kılması, faziletli bir imama uymak istemelerindeki aşırı istekleri sebebiyledir. Böyle bir durum yoksa, bir kısım kimselerin başka imam arkasında güven halinde olduğu gibi kılmaları daha faziletlidir.
    401- Korku namazının bozulmaması için, imama uyanların namaz arasında da savaş yapmamaları, yer değiştirmemeleri, gidiş gelişlerde hayvana binmemeleri, daha doğrusu namaza aykırı başka bir harekette bulunmamaları gerekir. Değilse imam ile kıldıkları namaz bozulur, namazlarını yeniden kılmaları gerekir.
    402- Korkunç bir savaş ve benzeri hallerde bir İslâm topluluğunun korkulan çoğalır da, binmiş oldukları hayvanlardan yere inemezlerse, herkes hayvan ürerinde gücü yettiği tarafa yönelerek imâ (işaret) ile namazını kılar Bu da mümkün olmazsa, namazlarını sonraya bırakırlar. Hendek savaşında birkaç vakit namaz bu şekilde kazaya bırakılmıştı.
Kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Sad. Ali Fikri Yavuz,Ravza Yayınları

"Matematik Eğitimi Üzerine"

Toplumumuzda matematiğe karşı ön yargılı bir tutum vardır.Matematik zordur kanısı yaygındır.Matematik öğrenme becerisini zeka ile ilişkilendiren insan sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.İnsana doğuştan verilen kabiliyetler dışında eğitim-öğretim faaliyetleri içerisinde uygulanan yöntem ve tekniklerin eğitim öğretim sürecinde önemi büyüktür.Uygulanan yöntem ve tekniklerle öğrencilerin matematiksel işlem yapabilme kabiliyetleri artırılabilir.

Matematik sağlam bir alt yapı ister.Alt yapısı yetersiz öğrencilerin matematiksel yorum yapabilme becerisi zayıftır.Matematiksel düşünme becerisi çocuğa kazandırılırken eğitim-öğretim sürecinin en başına aile konulmalıdır.Çocuk kalıcı temel bilgileri ailede almaya başlar.Ebeveynler, çocukların merak duygusunun öne çıktığı bu yaşta çeşitli matematiksel oyunlar,ilginç sorular,bilmeceler,zeka oyunları,bulmaca gibi yöntemlerden yararlanabilirler. Çocukta her zaman merak duygusu canlı tutulmalı ve sorunun cevabı çocuğa buldurulmalıdır. Öğretilmek istenen her konu oyuna dönüştürülmeli,çocuk öğrenirken eğlenmelidir.

Oyuna dönüştürülmüş konu çocuk için eğlence aracıdır.Artık çocuk eğlenirken de öğrenmektedir.Oynadığı oyunların içerisine serpiştirilen matematiksel ifadeler onun yaşam biçimi haline gelecektir. Sayıların sayılması,canlı ve cansız varlıkların nicelikleri,kafadan yapılabilen basit dört işlem, basit problem çözümleri bu çağda öğretilebilir. Eğitim-öğretim açısından çok önemli olan bu yaşta çocuğun bilinçaltına, hayatının her aşamasında matematik olduğu yerleştirilmelidir. Okul çağına gelmeden bilinçli ailenin katkısı okul hayatında çocuğun matematiksel düşünme,düşündüğünü uygulayabilme gelişim sürecini hızlandırır.

Dünyanın yaratılışından bu yana matematik öğrencilerin korkulu rüyası olmuştur. Okullarımızda başarının en düşük olduğu derslerin başında matematik gelir.Eğitim-öğretim sistemimizde matematik dersinde öğrenciler ezberciliğe itilmektedir. Sınav kaygısı taşıyan öğrenciler için matematik sadece formüllerden ibarettir.Matematiksel düşünce içerisinde sorunun yorumlanmasının önemi yoktur.Önemli olan zamana karşı yarışarak en kısa sürede sorunun cevabını bulmaktır.Sınav kaygısı taşıyan öğrencilerin öğrendiklerinin matematiğin vermek istediği matematiksel düşünce sistemi değil; günlük yaşamında çok az kullanacağı birkaç matematiksel formülden ibaret olur.Sadece sınava yönelik öğrenilen formüle,pratik bilgiye dayalı bilginin fizik,kimya gibi derslere katkısı ister istemez yeteri düzeyde olmayacaktır. Öğrencilerin matematiğe dayalı bu derslerde zorlanması kaçınılmaz hale gelecektir.

Öğrenciler ilgi duyduğu dersi sevmektedir.Motivasyonun üst seviyede olduğu derslerde verim artmaktadır.Öğrencinin öğrenme becerisini arttırmak için seviyelerine uygun matematiğin basit bazı eğlenceli kısımlarından sık sık yararlanılmalıdır. Burada görev öğretmene düşmektedir. Öğrenci dersin önemli olduğunu kabul etmeli fakat dersten asla korkmamalıdır.Öğrenci matematiğin gerekliliği konusunda ikna edilmeli ve günlük hayatta kullanılacak kısımları yeri geldiğinde açıklanmalıdır.Sadece sınavlarda yer verilen konulara ağırlık verilmemeli ,yeri geldiğinde dört işlemin ,yeri geldiğinde denklem kurmanın,yeri geldiğinde fonksiyonların,yeri geldiğinde trigonometrinin kullanıldığı yerler açıklanmalıdır.Anlatılan konuların tamamı öğrencinin meslek hayatında karşısına çıkmayabilir.

Derslerde anlatılanlar konular çok az kullanılmış olsa bile matematik kafasıyla düşünme insanı meslek hayatında başarılı kılacaktır.Soyut düşünebilme becerisi insanın sistemli düşünme gücünü arttıran en önemli faktördür.Matematiksel düşünce zeka gelişimine yardımcı olur.Öğrencinin bir konuyu algılayıp konu ile ilgili soru çözmesi onun matematiksel düşünme zeka seviyesi ile alakalıdır. Öğrencinin matematik dersinde aldığı notlar diğer derslerde aldığı notlarla paralellik gösterir. Matematiksel düşünce çerçevesinde yorum yapabilen bir öğrencinin diğer derslerde başarısız olma ihtimali düşüktür..

Öğrencinin matematiğe bakış açısında öğretmenin uyguladığı yöntem ve tekniklerin önemli bir yeri vardır. Matematik dersinde yığınla bilgi verilmemeli;öğrenciler düşünmeye,düşündüğünü ifade edebilmeye,araştırmaya,soru sormaya teşvik edilmelidir.Matematik konularında yer alan kuralların anlatımı sırasında öğrencide, kendisi bir şeyler üretiyormuş hissi uyandırılmalıdır. Öğrenci için bunun anlamı büyüktür.Hangi kuralın nereden yararlanarak bulunduğunu öğrenen öğrenci bir çok formülü ezberlemek zorunda kalmayacaktır.Ezberden uzak uygulanan yöntemler hem daha öğretici hem daha kalıcı olacaktır.Matematiğin kendine özgü dinamiklerinden ödün verildiği an öğrencilerin araştırma yapma,soru sorma,düşünme,düşündüğünü ifade edebilme yetenekleri körelir.

Bir ülkenin gelişmişlik göstergelerinden en önemlisi eğitimdir. Ekonomik ve sosyal göstergelerin önemli olduğu günümüz dünyasında gelişmiş ülkelerin ulaştıkları noktayı yakalamak eğitimle mümkündür.Eğitimin amacı bireyde istendik davranışlar meydana getirebilmek ise bilgi ikinci plana atılmalıdır.Detaya inilmiş verilen yığınla bilginin öğrenciye yararı yoktur.Matematik öğretmeni düşündürmeyi okuyarak öğrenmeye tercih eder.Öğrencilere oyun oynar gibi,emek vererek,uğraşarak,tüm duyu organlarını kullanarak konu anlatılmalıdır.Kendi kendine düşünerek sorunlara çözüm üretebilen öğrencilerden meydana getirilen bir toplum, eğitimin temel amacıdır.Matematiğin temel dinamiklerine uygun düşünce sisteminin amacı da budur.
http://www.yorumla.net/

Bölünebilme Kuralları

Bölünme Kuralları, matematikte sayıların 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11,12,13,17,19,25,36 sayılarına kalansız olarak bölünüp bölünemediklerini bölme işlemi yapmadan anlamaya yardımcı olan kurallarıdır. Bömlünebilme krallarında bazı sayılara bölme kuralları artık geleneksel hal almışken bazıları için ise daha yeni yöntemler ortaya çıkabilmektedir. Bunun için gündem takip edilerek daha güncel bilgilerin olması olasıdır.Özellikle asal sayıların bölünebilmesi hususunda yeni ve daha pratik yöntemler ortaya çıkabilmektedir.

1'e bölünme kuralı
Her sayı bölünür.
--------------------------------------------------------------------------------
2'ye bölünme kuralı
Son rakamı çift sayı ise bölünür.Bir tam sayı 2 ile bölünmezse kalan her zaman 1 olur.
--------------------------------------------------------------------------------
3'e bölünme kuralı
Rakamların sayı değerleri toplamı 3 veya üçün katlarıysa bölünür.
--------------------------------------------------------------------------------
4'e bölünme kuralı
Bir sayının birler ve onlar basamağı 00 ya da 4'ün katı ise sayı 4 ile bölünür.
-------------------------------------------------------------------------------
5'e bölünme kuralı
Son rakamı 0 veya 5 ise bölünür
--------------------------------------------------------------------------------
6'ya bölünme kuralı
Sayı hem 2'ye hem 3'e kalansız bölünebiliyorsa 6'ya da bölünür. örneğin:102
-------------------------------------------------------------------------------
7'ye bölünme kuralı
Ana madde: 7 ile bölünebilme kuralında sayı üçerli gruplanır. Üçerli gruplandıktan sonra grupların üzerine +,-,+,-,+....şeklinde sırasıyla değerler yazılır ve her rakamın altına13213213213... şeklinde bir sayı gelecek şekilde 132 kodu yazılır. altına yazılan sayı ile üstündeki sayı çarpılarak artı ve eksiler kendi aralarında toplanarak toplam sonuç 7 nin katı ise sayı 7 e tam bölünür aksi halde kalan ne ise o sayının bölümünden de kalan o dur.

Sayının rakamlarının altına birler basamağından başlayarak (sağdan sola doğru) a b c d e f 2 3 1 2 3 1 - + sırasıyla ( 1 3 2 1 3 2 ...) yazılmalı ve şu hesap yapılmalıdır: ( 1.f + 3.e +2.d ) - ( 1.c + 3.b + 2.a ) = 7.k + m ( k, m: tamsayı) Sonuç, 7 veya 7 nin katları ( m = 0 ) olursa, bu sayı 7 ile tam olarak bölünür. Ayrıca bu sayı 10a + b olarak yazıldığında a - 2b sayısı 7'ye bölünüyorsa, asıl sayı 7'ye bölünebilir.
--------------------------------------------------------------------------------

8'e bölünme kuralı
Son üç basamağının oluşturduğu sayı 000 ya da 8 in katı ise bölünür.
--------------------------------------------------------------------------------
9'a bölünme kuralı
Rakamların sayı değerleri toplamı 9 veya dokuzun katlarıysa bölünür.
--------------------------------------------------------------------------------
10'a bölünme kuralı
Son rakamı 0 ise bölünür
--------------------------------------------------------------------------------
11'e bölünme kuralı
Bir sayının 11 ile tam olarak bölünebilmesi için, sayının rakamlarının altına birler basamağından başlayarak sırasıyla +, -, +, -, ... işaretleri yazılır, artılı gruplar kendi arasında ve eksili gruplar kendi arasında toplanır, genel toplamın da 0, 11 veya 11 e bölümünde kalanı 0 olan bir sayı ise 11'e tam bölünür.
--------------------------------------------------------------------------------
12'ye bölünme kuralı
Bir sayının 12'ye tam bölünmesi için, 3 ve 4'e tam olarak bölünmesi gerekir.
--------------------------------------------------------------------------------
13'e bölünme kuralı
7 ile bölünme kuralında olduğu gibi aynı işlemler tekrarlanır.Farklı olan tarafı 13 ile bölünme kuralında kod olarak 1(-3)(-4)alınır.
Sayıyı x=abcdefg olsun temel basamak çarpanları ise 1,-3,-4 tür 1*(g-d+a)+(-3)*(f-c)+(-4(e-b)
şeklinde daha uzun basamaklı ise bir eksili bir artılı çıkarıp ve toplayıp hepsini toplarız
çıkan sonuç 13 ile tam bölünüyorsa sayıda bölünür eğer kalan varsa bu kalan x sayısınında 13
ile bölümünden kalanıdır.
--------------------------------------------------------------------------------
17'ye bölünme kuralı
Sayıyı X=10a+b şeklinde yazdığımızda a-5b sayısı 17'ye kalansız bölünürse bölünür.
--------------------------------------------------------------------------------
19'a bölünme kuralı
Sayıyı X=10a+b şeklinde yazdığımızda a+2b sayısı 19'a kalansız bölünürse bölünebilir.
--------------------------------------------------------------------------------
25'e bölünme kuralı
Son iki rakamı 25, 50, 75, veya 00 olmalıdır.
--------------------------------------------------------------------------------
36'ya bölünebilme kuralı
4 ve 9 a bölünebilen tüm sayılar 36 ya bölünebilir.
--------------------------------------------------------------------------------
Bu sayılar dışındaki sayılara bölünebilme kuralları; bir sayı, bölüneceği sayının asal çarpanlarına kalansız bölünebiliyorsa o sayıya kalansız bölünür.

Kaynak:"http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%B6l%C3%BCnebilme_kurallar%C4%B1" adresinden alındı.

Tilavet Secdesi

Tilavet Secdesi ile ilgili Meseleler
    364- Kur'an-ı Kerim'in surelerinde ondört secde ayeti vardır ki, bunlardan birini okuyan veya işiten her mükellef için bir secde gerekir. Şöyle ki:
    Tilavet secdesi niyeti ile, eller kaldırılmaksızın "Allahü Ekber" denilerek secdeye varılır. Üç kere "Sübhane Rabbiye'l-ala" veya bir kere: "Sübhane Rabbena in kâne vadü Rabbina lemef'ulâ" denilir. Ondan sonra "Allahü Ekber" denilerek kalkılır.
    365- Tilavet secdesinin rüknü, yüce Allah'a saygı ve tevazu gösterip secdeden kaçınanlara aykırı davranmak için alnı yere koymaktır. Fakat namaz için rükû ve hasta olan için ima da aynı maksadı yerine getirdiğinden tilavet secdesi yerine geçer. Bunlar aşağıda açıklanacaktır.
    366- Tilavet secdesine ayaktan yere inilmesi ve bu secdeden baş kaldırırken ayağa kadar kalkılması ve böyle kalkarken: "Gufraneke Rabbena ve ileyke'l-masîr" denilmesi müstahabdır. Bu secdeye gidilirken veya bundan kalkılırken alınan tekbirlerde müstahabdır. Asıl secde ise, vacibdir. Üç İmama göre, Tilavet Secdesi sünnettir.)
     367- Tilavet secdesini yapacak kimsenin abdestsizlikten ve pisliklerden temiz, avret yerlerinin örtülü ve kıbleye yönelik bulunması şarttır.
    368- Tilavet secdesi, secde ayetini okuyan bir mükellef için vacib olduğu gibi, bunu dinleyen bir mükellef için de vacibdir. İster dinlemeyi kasdetmiş olsun, ister olmasın, bu secdeyi yapar ve bu secdeyi yapmakla sevaba erer. Yapmayan da vacibi terk ettiğinden günaha girer.
    369- Mümeyyiz bir çocuğun (henüz büluğ çağına ermeyen yetişkin bir çocuğun), cünübün, hayız veya nifas halinde olan kadının, bir sarhoşun veya müslüman olmayan birinin okuyacağı bir secde ayetini işiten her mükellefe de tilavet secdesi vacib olur. Çünkü bunların bu okuyuşları, sahih bir okuyuştur. Müslüman olan bir cünüb veya sarhoş da, okuyacağı veya işiteceği bir secde ayetinden dolayı secde ile mükellef olur. Bunlar temizlendiği ve akılları başlarına geldiği zaman bu secdeyi yapmaları gerekir. Fakat hayız ve nifas halinde bulunan bir kadının ne okuyacağı, ne de işiteceği bir secde ayetinden dolayı ona tilavet secdesi gerekmez. Çünkü bunlar bu halde namaz ile mükellef değillerdir.
    370- Uyuyanın ve deli olanın okuyacakları secde ayetindcn dolayı işitenlere, sahih olan görüşe göre tilavet secdesi gerekmez. Kendileri de bu secde ile mükellef olmazlar. Çünkü bunların okumaları ve işitmeleri bir niyete ve tayine bağlı değildir. Fakat sahih kabul edilen diğer bir görüşe göre, uyku halinde secde ayetini okuyana, sonradan secde ayeti okuduğu haber verilince, ona tilavet secdesi vacib olur. İhtiyat olan da budur.
    371- Öğretilen kuşlardan veya ses yansımasından veya sesleri ileten fonograf ve teyp gibi cihazlardan işitilen bir secde ayetinden dolayı tilavet secdesi vacib olmaz. Fakat sahih görülen diğer bir görüşe göre, kuşlardan işitilen secde ayetinden dolayı tilavet secdesi gerekir. Çünkü işitilen Allah kelamıdır. İhtiyata uygun olan da budur.
    Radyoya, gelince, bu sesi yansıtmaktan ziyade nakil sayılmaktadır. Kasde bağlı olarak okunan şeylerin hemen aynını nakletmektedir. Bundan işitilen sesler, ses yansıması gibi, sade bir benzeyişten ibaret değildir. Bunun için radyo aracılığı ile işitilen bir secde ayetinden dolayı secde edilmesi vacib olsa gerektir. Vacib olmasa bile, secde edilmesinde bir sakınca olmadığından her halde secde edilmesi ihtiyata uygundur ve Kur'an-ı Kerime bir saygı ve hürmeti gösterir. 
     (Şafiîlere göre, tilavetin meşru ve kasde bağlı olması şarttır. Bunun için cünübün okumasından dolayı veya rükû halinde Kur'an okumak meşru olmadığı için burada Tilavet secdesini gerektiren ayeti okumakla ne okuyana, ne de dinleyene tilavet secdesi sünnet olmaz. Yine yanılarak meydana gelen veya öğretilmiş kuşlardan veya bir aletten işitilen bir tilavetten dolayı da, niyete bağlı olmadığı için, secde edilmesi sünnet değildir.)
    372- Tilavet secdesi ayetinin hecelenerek okunması ile veya yalnız yazılması ile veya telaffuz edilmeksizin yalnız yazısına bakmakla tilavet secdesi gerekmez. Çünkü bu hallerde okuyuş yoktur.
    373- Bir secde ayetinin secdeyi gösteren ile, bunun evvelinden veya sonundan bir kelime daha eklenip beraberce okunsa veya dinlenmiş olsa, sahih olan görüşe göre secde gerekir. Diğer bir görüşe göre, secde ayetinin çoğu okunmadıkça secde vacib olmaz.
    374- Secde ayetini işitmeyen bir mükellefe tilavet secdesi vacib olmaz. Ayet, bulunduğu mecliste okunmuş olsa bile hüküm aynıdır.
    375- Bir secde ayeti olduğu gibi Arabça okunursa, her işiten mükellefe bunun secde ayeti olduğu bildirilince, secde etmesi ittifakla vacibdir. Fakat bir secde ayetinin Farsça olan tercümesi okunacak olsa, bunu işittiği halde anlamayan kimseye sadece bildirmekle tilavet secdesi vacib olmaz. Bu hüküm iki İmama göredir. İmamı Azam'a, göre, bunun bir secde ayeti tercümesi olduğu haber verilirse, tilavet secdesi vacib olur. İmamı Azam'ın bu meselede iki İmamın görüşüne döndüğü rivayet ediliyor. İtimat da bunun üzerinedir. Fakat bu secde ayetinin tercümesini okuyana secde etmesi ittifakla ihtiyat yönünden vacib olur. Bunu anlasın, anlamasın fark etmez.
    376- Bir secde ayeti gerçekten veya hüküm bakımından bir sayılan bir mecliste tekrarlanarak okunsa, bir defa secde edilmesi yetişir. Fakat başka başka secde ayetleri okunursa veya meclis hakikaten veya hükmen değişirse, her okunan ayet için başka bir secde gerekir.
    Bir mescid gibi muayyen bir yerde iki defa okunan bir secde ayetinin meclisi gerçekten bir bulunmuş olur. Gelenek bakımından bir mekan sayılan yerlerin cüzleri arasında beraberlik de hüküm bakımından bir birliktir. Meclisin gerçekte değişmesi de, bir odadan diğer bir odaya geçmiş olmak, gibidir. Hüküm bakımından değişiklik ise, mescid veya bir oda gibi bir yerde secde ayeti okunduktan sonra orada başka bir işe başlamakla meydana gelir. Secde ayeti okunduktan sonra, üç kelime kadar konuşulması veya üç adım kadar yürünülmesi veya bir şeyden üç lokma yenilmesi veya bir sudan üç yudum içilmesi gibi...
    Meclisin değişikliği, okuyucuya göre, kendisinin meclisi değiştirmesiyle, dinleyiciye göre de, onun meclisi değiştirmesiyle meydana gelir. Doğru olan budur. Bunun için bir meclis, bir şahsa göre bir sayıldığı halde, diğer bir şahsa göre değişmiş olabilir.
     377- Tilavet secdesi hususunda gemi, bir oda gibidir. Yürümekte olan araba veya bir hayvan üzerinde bulunuluyorsa, meclis daima değişmiş sayılır. Bunun için araba veya hayvan üzerinde namaz halinde olmaksızın tekrarlanacak bir secde ayetinden dolayı tekrar sayısınca tilavet secdesi vacib olur. 
    378- Tilavet secdesi yapmak için, okuyanın öne geçirilmesi, dinleyenlerinde onun arkasında saf tutmaları ve ondan önce secdeye varmayıp secdeden de kalkmamaları müstahabdır. Buna aykırı olarak bulundukları yerlerde secdeye varmaları ve secdeden daha önce kalkmaları da mekruh değildir. Çünkü bunların hepsi tek başına secde etmekle sorumludur.
    379- Tilavet secdesi için niyet etmek şarttır; fakat tayin şart değildir. Bu bakımdan birkaç secde ayetini okumuş veya dinlemiş olan bir kimse, bunların sayısınca tilavet secdesi niyeti ile secde eder, fakat hangi secdenin hangi secde ayetine ait olduğunu belirlemez. Bu tilavet secdesine namaz içinde yalnız kalb ile niyet edilir. Namaz dışında ise dil ile de niyet edilmesi sünnettir.
    380- Vacib olan tilavet secdesini hemen yerine getirmek zorunluğu yoktur. Secde ayeti okunur okunmaz hemen secde edilmesi gerekmez. Bu secde uzun bir zaman sonra da yapılabilir. Yine eda olur, kaza sayılmaz. Kabul edilen hüküm budur. 
Bununla beraber, bir zaruret olmadıkça geciktirilmesi tenzihen mekruhtur. Namaz içinde ise, hemen yapılması vacibtir; çünkü bu, artık namazdan bir cüz olmuştur. Namaz dışında kaza edilemez. Bunu, secde ayeti okunduktan sonra üç ayetten sonraya bırakmamak gerekir. Bu mesele, aşağıdaki meselelerden açıklığa kavuşacaktır.  İmam Ebû Yusuf'a göre, tilavet secdesi namazın dışında da hemen yapılması vacibdir.
    381- Secde ayeti okununca, hemen secde edilmesi mümkün olmadığı zaman okuyan ve dinleyenlerin: "Semi'nâ ve eta'nâ ğufraneke Rabbena ve ileyke'l-masîr" demeleri müstahabdır.
    382- Namazda kıyam halinde secde ayeti okununca, bakılır: Eğer bundan sonra üç ayetten çok okunmazsa, yapılacak rükû veya secde ile bu tilavet secdesi de yerine getirilmiş olur. Gerek buna niyet edilmiş olsun ve gerek olmasın. Fakat tercih edilen görüşe göre, rükû ile olabilmesi için tilavet secdesine niyet etmek lazımdır. Fakat üç ayetten çok okunacaksa, bu secde ayetinden dolayı hemen sadece onun için rükû veya secde edilmesi gerekir. Secde yapılması daha faziletlidir. Namazın rükû ve secdesi ile bu secde yapılmış olmaz. Yalnız üç ayet okunacağı zaman ihtilaf vardır. Tercih edilen görüşe göre, bu secdenin hemen yapılma hükmü kalkmaz, namazın rükû ve secdesi ile bu tilavet secdesi yapılmış olur.
    383- Secde ayetini namaz içinde okuyan kimse, dilerse okuyacağı ayetlerin sayısına bakmaksızın hemen "Allahü Ekber" diye tilavet secdesine varır. Tilavet secdesi niyeti ile yalnız rükûa varması da yeterlidir. Ondan sonra tekrar ayağa kalkar ve birkaç ayet daha okur. Ondan sonra namazın rükû ve secdelerini yapar, namazına devam eder. Eğer bir sureyi bitirmiş ise, diğer bir sureden birkaç ayet okur; çünkü tilavet secdesinden kalkar kalkmaz böyle birkaç ayet okumadan namazın rükû ve secdesine gidilmesi mekruhtur.
    Namazın dışında ise, yalnız rükûda bulunarak tilavet secdesi yapılmış olmaz. Çünkü tilavet secdesi bir tazim ifadesidir, bir emri yerine getirmenin alametidir. Bunlar, namaz içinde rükû ile yerine getirilmiş olursa da, namaz dışında rükû ile yapılmış olamazlar.
    384- Cemaatle namaz kılındığı zaman, imam olan zat, yukardaki meselede açıklandığı gibi, öyle rükû ile tilavet secdesine niyet etmemelidir. Çünkü cemaat bunun farkına varamayacaklarından, böyle bir niyette bulunmamış olurlar. Bu takdirde de tilavet secdesi onlardan düşmez. Bu durumda imamın selamından sonra cemaatın tilavet secdesi yaparak ondan sonra tekrar teşehhüdde bulunmaları gerekir ki, bunu da herkes yapamaz.

    385- Secde ayeti bir namazda tekrarlansa, sahih olan görüşe göre, yalnız bir tilavet secdesi gerekir. Bu tekrarlanma ister bir rekatta ve ister başka başka rekatlarda olsun fark etmez. Çünkü meclis birdir.
    Bu mesele İmam Ebû Yusuf'a göredir. İmam Muhammed'e göre, başka başka rekatlarda tekrarlansa, tilavet secdesi de tekrarlanır, meclis değişmiş sayılır.
    386- İmam secde ayetini okuyup secdeye varmakla cemaat, imamın rükû ve secdeye vardığını sanarak rükû ve secdeye varsalar, bununla namazları bozulmaz; fakat bir secde daha yapsalar bozulur.
    387- İmamın cuma ve bayram namazlarında ve emsali cemaatın kalabalık olduğu namazlarda ve gizlice kıraat yapılacak namazlarda secde ayetinin okunması mekruhtur. Çünkü cemaatın şaşırmasına sebebiyet verilebilir. Ancak secde ayeti okunan surenin sonuna raslamış olursa kerahet olmaz. O zaman namazın secdeleri ile tilavet secdesi eda edilmiş ve engel kalkmış olur. Bu durumda imama uygun düşen, bu namazın rükû ile tilavet secdesine niyet etmemektir.Ta ki, bu vecibe namazın secdeleri ile bütün cemaat tarafından da yerine getirilmiş olsun.
    388- Mesbuk ayağa kalktıktan sonra imam tilavet secdesini hatırlayarak yapacak olsa, bakılır: Eğer mesbuk henüz secdeye varmamış ise, tilavet secdesi için imama uyar, secdeye varır. Ondan sonra ayağa kalkarak kalan namazını tamamlar. Eğer imama uymazsa, namazı bozulur. Fakat secdeye varmış ise, artık imama uymaz. Eğer uyarsa, namazı bozulur.
    389- Misafire uyan bir mukîm, misafirin yapacağı tilavet secdesine iştirak eder. Sonra kalkıp namazını tamamlar. Eğer kendi başına kılacağı rekatlarda da bir secde ayeti okuyacak olursa, bundan dolayı da ayrıca secde etmesi gerekir.
    390- Bir kimse namaz kılarken rükû, secde veya kade (oturuş) halinde veya imama uymuş olduğu halde onun arkasında secde ayetini okusa, ne kendisine, ne imama ve ne de bu imama uyan diğer cemaata tilavet secdesi vacib olmaz. Çünkü namaz kılanlar, bu halde Kur'an okumaktan menedilmişlerdir. Bunların okuyuşu hükümsüzdür. Fakat bu okuyuşu dışardan duyanlara tilavet secdesi gerekir. Bunlar gerek başka bir namazda tek başına veya topluca bulunmuş olsunlar ve gerek olmasınlar. Çünkü bunlar o yasaklılık ve engel dışında kalmış olurlar.
    391- Namaz içinde okunan secde ayetinden dolayı, namazı bitirdikten sonra secde edilemez. Çünkü bu secde, yukarıda da işaret olunduğu üzere namazın bir cüz'ü olmuştur, artık ondan ayrılamaz. Fakat namazda bulunan kimse, namazda bulunmayan bir kimsenin okuduğu secde ayetini işitecek olsa, namazını kıldıktan sonra secde eder. Daha namazda iken secde etmesi yeterli olmaz. Bununla beraber secde etse, bununla namazı bozulmaz. 
    Nitekim namazda okunan bir secde ayetini, dışardan işiten bir mükellef için de, namaz dışında secde etmek gerekir. Şu kadar var ki, bu mükellef, o secde ayetini okuyan kişiye uyar, onunla beraber bu secdeyi yaparsa, bu görevi yapmış olur. Eğer o secde yapıldıktan sonra, o rekatta uyarsa bu secdeyi o imamla beraber hükmen yapmış sayılır. Artık ne namazın içinde, ne de dışında tilavet secdesi yapması gerekmez.
    392- Hasta iken veya bir arabaya veya bir hayvana binmiş iken secde ayetini okuyan veya dinleyen bir mükellefin işaret sureti (ima) ile tilavet secdesi yapması caizdir. Fakat bir mükellefin binici olmadığı halde, okuduğu veya dinlediği bir secde ayetinden dolayı bir özrü bulunmadıkça, binici olduğu halde işaret (ima) ile secde etmesi caiz olmaz.
    393- Secde ayetini, hazır olanlar secde için hazırlıklı iseler aşikare olarak, hazırlıklı değillerse gizli okumak müstahabdır. Bunda cemaata karşı bir şefkat vardır.
    394- Bir süre okunup da, içindeki secde ayetinin bırakılması mekruhtur. Çünkü bu, secdeden bir nevi kaçırmak demektir. Yalnız secde ayetinin okunup da suredeki diğer ayetlerin okunmamasında ise, kerahet yoktur. Fakat müstahab olan, fazilet ve tercih kuruntusunu kaldırmak için, secde ayeti ile beraber bir veya birkaç ayetin de okunmasıdır.
    395- On dört secde ayetini bir mecliste okuyup her biri için okudukça ayrı bir secde yapan ve hepsini okuduktan sonra umumuna birden ondört secdede bulunan zatın dünya ve ahiret işlerinde kendisine üzüntü ve keder verecek hususta, Yüce Allah'ın onu koruyacağı rivayet olunmuştur.
    396- Namazı bozan şeyler, tilavet secdesini de bozar. Daha tilavet secdesinden kalkmadan meydana gelen abdestsizlik ve konuşma veya kahkaha ile gülme gibi... Ancak bu secdedeki kahkaha ile abdest bozulmuş olmaz ve kadınların da erkeklerle aynı hizada bulunmaları bu secdeyi bozmaz.
Kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Sad. Ali Fikri Yavuz,Ravza Yayınları

Secde Ayetleri

Secdeyi Vacib Kılan Ayetler ve Mealleri Kur'an-ı Kerîm'de on dört yerde secde âyeti bulunmaktadır. Bu süreler ve âyet numaraları aşağıda verilmiştir:
UYARI: SECDE AYETLERİ OKUNDUĞUNDA VE DİNLENİLDİĞİNDE TİLAVET SECDESİ YAPMAK KİŞİ ÜZERİNE VACİPTİR.

 "Kuşkusuz Rabbin katındakiler O'na kulluk etmekten kibirlenmezler, O'nu tesbih eder ve yalnız O'na secde ederler." Araf, 206 


 "Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece Allah'a secde ederler." Rad, 15 


"Göklerde bulunanlar, yerdeki canlılar ve bütün melekler, büyüklük taslamadan Allah'a secde ederler." Nahl, 49 


"De ki: “Ona ister inanın, ister inanmayın. şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler, Kur’an kendilerine okunduğunda derhal yüzüstü secdeye kapanırlar.” Isrâ,107


"Onlara, çok merhametli olan Allah'ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı." Meryem,58 


"Görmez misin ki, göklerde olanlar ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah'a secde ediyor" Hac,18 


"Onlara: Rahmân'a secde edin! denildiği zaman: "Rahmân da neymiş! Bize emrettiğin şeye secde eder miyiz hiç!" derler ve bu emir onların nefretini arttırır." Furkân,60


"(Şeytan böyle yapmış ki) göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah'a secde etmesinler." Neml, 25 


"Bizim âyetlerimize ancak o kimseler inanırlar ki, bunlarla kendilerine öğüt verildiğinde, büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar ve Rablerini hamd ile tesbih ederler." Secde,15 


"Davud, kendisini denediğimizi sandı ve Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı, tevbe edip Allah'a yöneldi." Sâd, 24 


"Eğer Allah'a ibadet etmek istiyorsanız, güneşe de aya da secde etmeyin. Onları yaratan Allah'a secde edin!" Fussilet, 37- 38 

Önemli Not: Imam Şafiî'ye göre, Fussilet Suresinde secde 37. âyetde yapılır. Fakat Imam Azam Ebu Hanife Hazretlerine göre 38. ayet de yapılmalıdır. Çünkü söz orada tamam oluyor. Ibnü Abbas, Ibnü Ömer, Ebu Vâil ve Bekir b. Abdullah da bu kanaate varmışlardır. Mesruk, Sülemî, Nehaî, Ebu Salih ve Ibnü Sîrîn'den de böyle naklolunmuştur. 


"Haydi Allah'a secde edip O'na kulluk edin!" Necm, 62 



"Onlar kendilerine Kur'an okununca secde de etmezler." Inşikâk, 21 



"Sakın, sakın! Ona boyun eğme; secde et ve yaklaş." Alak, 19 

Secde Âyetinin Tekrarlanması Bir mecliste secde âyetinin birden fazla tekrarlanması hâlinde bir tilâvet secdesi yeterlidir. Secdeyi ilk okuyuştan sonra yapmak daha iyidir. Başka bir görüşe göre, bu secdeyi tehir etmek daha uygundur. Yine bir kimse çeşitli yer ve meclislerde bir secde âyetini tekrarlarsa, secdenin de tekrarlanması gerekir. Bir kaç secdenin bulunduğu çeşitli âyetleri okuyan kimsenin, meclis bir olsun farklı bulunsun, her bir âyet için ayrı bir tilâvet secdesi yapması vacib olur. Açık arazide ve yoldaki meclis birliği üç adım yürümekle, yani o yerden başka yere geçmekle; ağaç üzerinde bulunan için ağacın bir dalından başka bir dalına geçmekle; veya bir nehirde yüzmekle değişmiş olur. Küçük bir evde bir köşeden diğerine geçmekle veya büyük bir camide mekân değişikliği gerçekleşmez. Ancak okuyan sabit bir yerde bulunmakla birlikte dinleyen meclis değişirse secdenin vücûbu da tekrarlanır. 
Tilâvet Secdesini Bozan Haller Namazı bozan her şey tilâvet secdesini de bozar. Tilâvet secdesinden kalkmadan abdestin bozulması, konuşma veya kahkaha ile gülme gibi. Ancak bu secdede, kahkaha ile gülmek abdesti bozmaz, kadınlarda bir hizada bulunmak da bu secdeyi ifsat etmez.
Kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Sad. Ali Fikri Yavuz,Ravza Yayınları

Popüler Yayınlar

Sosyal Paylaşım

Icon Icon Icon Icon

Lütfen yazılarımızla ilgili yorum yapmaktan çekinmeyin. Kırık linkleri ve hatalı içerikleri mutlaka bize ilgili sayfa altında yorum yaparak bildiriniz. Blog sayfalarımızda ilginizi çekebilecek diğer yazılar için blog arşivimizi kullanabilirsiniz.

Son Yorumlar

Yararlı Linkler