!!! Proje Ödevleri

Proje konunuzu aşağıdaki bağlantıdan indirip proje formunu doldurarak istenildiği şekilde projenizi zamanında teslim ediniz. Proje Konularını indirmek için tıklayınız. Proje konusunu linkten indirdikten sonra yapılması gerekenler aşağıda sıralanmıştır.Lütfen dikkatlice okuyunuz.

>>> 1-PROJE KONUSU (Bilgisayara indirilip kendi konunuzun çıktısı alınacak)

2-PROJE FORMU (Bilgisayara indirilip özenle doldurulacak, proje ile birlikte spiral yapılıp teslim edilecek)

  • Öncelikle yukarıdaki linkten size verilmiş olan proje konunuzu bilgisayarınıza indiriniz.
  • Proje konunuzu indirdikten sonra mutlaka bir çıktısını alarak proje uygulamalarını aşağıdaki kriterlere uyarak özenle hazırlayınız.
  • Proje formunu indirip istenenleri dikkatli bir şekilde el yazınızla doldurunuz. Proje formunu indirmek için tıklayınız..
  • Projenizi özgün bir şekilde kendiniz yapınız.
  • Proje hazırlanmasında danışman öğretmen rehberliğinden yararlanınız.
  • Projedeki uygulama ve kavrama alanlarını kendi el yazınızla ve kurşun kalemle doldurunuz.
  • Proje hazırlaması aşamasında planlı bir şekilde davranıp, her aşamada öğretmeninizle irtibat içerisinde olunuz. 
  • Projede yer alan tüm sorulara ve kavramlara mümkün olduğunca cevap vermeye çalışınız.
  • İçeriği zenginleştirmek için çok fazla kaynak kullanımına özen gösteriniz. 
  • Kullanılan kaynakları, yararlanılan kitap ve dokumanları mutlaka kaynak kısmında belirtiniz.
  • Gerekli durumlarda projenizi görsel ve işitsel materyallerle destekleyebilirsiniz.
  • Proje ödevinizi bitirdikten sonra sunumu için proje formu ile birlikte bir kapak sayfası hazırlayıp spiralli cilt eşliğinde teslim ediniz.
  • Projenizi sınıf ortamında arkadaşlarınıza sunumunu gerçekleştiriniz.
  • Projenizi bitirdikten sonra, zamanında tertip ve düzen içerisinde teslim ediniz.
Anlaşılmayan konu ve durumlar için mutlaka öğretmeninizle irtibat kurunuz....

Başarılar...

Aşk'a ne oldu ki

"Bireyin atomize olmasının olumsuz sonuçlarından bahsediyorduk. Modern özgürlük, bireycilik, sahicilik arayışı, önceki mana merkezli anlam ufkundan koparak yola koyuldu. Böylelikle dünyanın büyüsü bozuldu ve insanlar yasak meyveye bir ısırık daha atarak hayatın anlamı/kimliklerini kendi başlarına yaratabileceklerine ikna oldular.
Öyle oldu ki, bu durumun kendisini sorgulamak bile unutuldu. İnsanın çevresindeki her şey projeler için gerekli hammaddeler haline geldi, anlamın içi boşalmış oldu ve hala da boştur. Dolu gibi gösteren çoğu şey, hayatın sonuna kadar insanı oyalamaya dönük, havada uçuşan köksüz eylemlerdir.
Bu kritik değişim “kendini gerçekleştirmek” diye bilinen yeni bir ihtiyacı merkeze koydu ve insanlar onsuz yaşayamaz hale geldi. Önceki yazıda belirtmiştim; modern öncesi birey, kendisini Büyük Varoluş Zinciri’nin ve cemaatin bir parçası olarak tanımlıyor, ondaki yerini tayin ederek huzur/anlam buluyordu. Modern insan için artık kutsal veya insan üstü bir anlam ufku yoktur. Anlamını kendisi tayin edecektir. Buna kendini gerçekleştirme ihtiyacı diyoruz.
Böylelikle modern birey, girdiği tüm toplumsal ve özel ilişkiye bu araçsal akılla bakar oldu. Soru, “Kendimi gerçekleştirmek adına, bu ilişkiden ne kazanıyorum”dur. İlişki, ister bir toplulukla, ister bir dostla yaşansın veya ister bir gönül ilişkisi olsun, alışveriş sürdükçe optimal bulunur, fayda bittiğinde ilişki de biter. Bu durum, aslında toplumla ve özel kişiyle bütünleşmeyi imkânsız hale getirir, bağlantı kayışı kopmuştur.
Oysa anlam, kişinin anlamlı ötekiyle girdiği ilişkide, onunla kendi arasında keşfettiği farkında oluşur.
İki hayati damarın kesilmiş olduğu varsayılabilir. İlki siyasal yurttaşlık bilincindeki hafıza/şuur kaybıdır. Bunu haftaya işlemek üzere not edelim.
Bir diğeri de insanın sevgi ihtiyacı, ikili ilişkilerdir. Kendisini gerçekleştirmeyi birinci sıraya koyan kişi için ilişki ikincil bir seviyeye iner. İlişki kişisel doyuma/kariyere/olumlanmaya hizmet etmelidir demiştik.
Ama modern kültürün aşkla ilişkisinde “hasar” bununla kalmaz, metafizik alana sirayet eder. Aşk’a kendini gerçekleştirmenin kozmolojisini yüklemek iki türlü işlevseldir. Bireyciliğin sadece kendisini önemseyen tavrında, doğal olarak gerçek bir ilişkiye, sevgiye ulaşılamayacaktır. Bunu detaylıca anlatmıştık. İhtiyaçlar tükendiğinde veya tatmin edilmediğinde ortaya çıkan manevi ufuk ihtiyacını modern Aşk kavramı karşılar. Bu türden Aşk, kanımca modern zamanlarda kovulmuş/kaybedilmiş manevi hayatın yerine ikame edilmiştir. “Aşk var, ama ona ulaşamamak benim (veya diğerlerinin) kusurumdur. Böylelikle aşk transandantal/aşkın bir nitelik kazanır.
Birey, kendi kimliğini kurarken, kendisini fetişleştirme yoluna saptığını hiç fark etmeyecektir. Aşk’ın, bir ilişkiyi bina etmek, emek vermek, “ilişki” adında üçüncü bir şahıs/dünya yaratmak, almaktan çok vermek olduğu yaklaşımı artık geçersizdir. Aşk, bizim kendimizi gerçekleştirmemizin batınileşmiş bir nesnesidir artık. Aşka yaklaşımdaki bu değişim kritiktir. Kendini gerçekleştirme, olumlama, kimlik edinme süreci, geçici bir dizi ilişkiye bağlandığında, keşfettiğimiz kimlik değil, bazı vakit geçirme biçimleri olur. Böylelikle Aşk da hiç ulaşılamayacak bir ideal olmakla bu zaafı örten oyalama haline gelir.
Bir türlü ulaşılamayan Aşk tasarımıyla, iyi yaşamın düsturları, daha üst bir anlam ufkuna değil, hayatın, seçimlerin, bireyin kendisine (harcıaleme) bağlanacaktır. Huzuru bulacaksam, bu, sıradan yaşamımın içindeki eylemlerimle olacak. Huzuru bulamıyorum, çünkü âşık veya zengin olamıyorum; ama her an olabilirim, olamıyorsam bu benim yeteri kadar çaba göstermemem veya doğru kişiye rastlamıyor olmam nedeniyledir.Hasılı, bu türden bir araçsal aklın, insanları bir nebze özgürleştirmekle birlikte insan yaşamının mahrem alanları dahil her yönünü ele geçirdiği, durmak bilmediği ortada. İnsanlar böylelikle kendilerini aşan şeyleri, büyük sorunları, toplumun genelini yok sayma eğilimine kaptırdılar kendilerini.
Lakin… İnsanın kendisini gerçekleştirmesi, sahiciliği çağdaş anlamda yeniden yorumlama çabası, bireysel özgürlük arayışları, bunların hepsinde değerli olan bir şey vardır. Bu da bu eğilimlerin arkasındaki ahlaki güç/arayıştır. Bunu da yok sayamayız.
Çünkü özgürlüğümüz ve aklımızın imkânları tamamen yitirilmiş değil. Yapılacak çok şey var daha…
Charles Taylor’ın ifade ettiği gibi, amaç, yok saymak, topyekûn reddetmek, modern hikâyeyi tamamen değersizleştirmek değil; insanın arayışının altında yatan ahlaki nosyonu yerli yerine oturtmaktır. Yani bir tür düzeltme işine girişmek."
MARKAR ESAYAN-25.01.2015
Kaynak: http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/markaresayan/aska-ne-oldu-ki-2007431

Matematik Dersi Destekleme ve Yetiştirme Kursu Planları

MEB bünyesinde açılan yetiştirme ve destekle kursları için 2014-2015 eğitim öğretim yılından itibaren geçerli olacak olan yönergede belirtilen esaslar çerçevesince açılan kurslar için planlama da esastır. Bu nedenle kurs matematik derslerinde kullanılmak üzere örnek ders planı aşağıdaki gibi çıkarılmış olup gerekli düzenlemelerini yaparak kurs planını kullanabilirsiniz. 




Aşağıdaki indirme linklerinde problem var ise http://odsgm.meb.gov.tr/kurslar/ adresini kullanabilirsiniz.
http://odsgm.meb.gov.tr/kurslar/  adresinden MEB tarafından hazırlanmış  en güncel ünitelendirilmiş yıllık planlara ulaşabilirsiniz.Ayrıca bu adreste kazanım testleri ve diğer kurs dokümanlarını da bulabilirsiniz.

MEZUN GRUBU YILLIK PLANLARI

12. SINIF YILLIK PLANLARI

ÖRNEK MATEMATİK GEOMETRİ KURS PLANLARI Aşağıda yer alan Yetiştirme ve destekleme kursu ünitelendirilmiş YGS-LYS Okul Dersleri ve Sınavlara Hazırlık 12.Sınıf 11.Sınıf, 10.Sınıf ve 9.Sınıf matematik ve geometri planları tarafımızdan yukarıda ye alan linklerden düzenlenerek örnek olarak hazırlanmıştır.

1.dönem 18 haftalık her hafta 2 saat 18*2=36 saat, ikinci dönem 12 haftalık her hafta 3 saat toplam 12*3=36 saatlik Güncellenmiş 2.Dönem Matematik Haftasonu yetiştirme kursu yıllık planı indirmek için tıklayınız. 


Diğer sınıflarımızdaki matematik dersi yetiştirme destekleme kursu yıllık planları örnekleri için her sınıf ve saate göre düzenlenmiş  9-10-11-12 sınıflar Matematik Haftasonu YGS ve LYS müfredatı yetiştirme kursu yıllık plan örneğini indirmek için tıklayınız.


"Eğitimde Hurafe Nasihatler"

"Hurafelerin ortaya çıkışında yalan ve yanlış olduğu bilinirken zamanımızdaki bir çok eğitim hurafesinde maalesef yanlış olduğu da bilinemiyor. Çünkü yıllardır söylene gelmiş ve doğrudur diye inanılmış. Madem soru sormak farklılığı celbeder, biz de soralım o zaman!
Başarı ödülü almış birisine sorarlar; başarını kime borçlusun diye. Soranların beklentisi “falanca öğretmenim, filanca danışmanım” iken “Annem” cevabını alınca şaşırırlar. “Annem, çünkü bütün çocuklar okuldan eve geldiklerinde annelerinin sorusu, bugün öğretmeninin sorduğu sorulara cevap verebildin mi iken benim annemin her günkü sorusu, evladım bugün okulda öğretmenine soru sorabildin mi? idi” der.
Zararlı nasihatlerin sebebi nedir? Hile ve hilekârlıkla ilgili can alıcı deyimler herhalde bizim lisanımızda vardır. Kargayı bülbül diye satmak, kuzu postuna bürünmek, tezgâh gerisinde alış veriş yapmak vesaire… Bir de hile ile iş gören kişi mihnet ile can verir sözü var. insana faydadan çok zarar veren nasihatleri duyduğumda hep bir hile, hep bir tezgâh ararım işin arkasında. Çünkü adı üstünde nasihat ancak hileli. Hileli bir nasihati bilse, kim bir yakınına verir ki? Her halde hilesini bilmeyen kişiler. Hileli nasihatler önce aile çevresine sirayet eder. Aile çevresinde görülen söz ve davranışlar kişi tarafından zamanla benimsenir. Hani bir söz vardır “Anasının çıktığı dala kızı salıncak kurar.” Aileden gelen nasihatler batıl da olsa dinlenir olur.
Hurafe nasihatlerin özünde korku, endişe ve cehalet yatar. Yetiştirdiği çocuklarının geleceğini şekillendirme konusunda korku, endişe yaşayan ve ne yapacağı hakkında bilgisi olmayan aileler ve eğitimciler bu eğitim hurafelerinden hemen etkilenirler. Böylece kendisi azıcık dünya darlığı çeken kişi çocuklarını manevi hüsran pahasına dünya işlerine sürükleyebiliyor.
Bu manada mesela rekabet iyidir-her zaman kazandırır, sevdiğimi anlamasın, çocuk şımarmasın, yıldızları hedef göstereyim ki ağacın başına zaten çıkar, çok yorulmasın, zorlanmasın daha küçük, sadece zekiler başarılı olur, ceza olmadan eğitim olmaz, çok hareketli çocuk hiperaktiftir, ödevini bitirirsen bilgisayar oynayabilirsin, daha küçük büyüyünce namazını kılar, gençtir büyüyünce akıllanır, üniversiteyi hele bir kazan gerisi kolay gibi söz ve davranışlar, düzeltilmesi ve değiştirilmesi icap eden eğitim hurafeleridir.
Ölümüne rekabet, her zaman doğru mudur? Her çocuk özeldir. islam’da fert mülkiyeti olduğu gibi. Kesip biçtiğiniz bir elbise her çocuğa olmaz. Çocuğu başkalarıyla kıyaslamak onun şahsına has hususiyetlerini göz ardı etmek demektir. Çocuk kıyaslanacak ise kendisiyle dünkü hali ile kıyaslanmalıdır ki gelişmeyi devam ettirilebilsin.
Her çocuk birinci olamayabilir ama dünden daha iyi olma çabasına sahip olabilir. Üstelik yapılan araştırmalara bakıldığında her daim rekabete alıştırılan çocuklar aşırı hırslı, kanaatsiz, bencil ve hesapsız olabiliyorlar. Burada kastettiğimiz yanlış çocukların kıyaslanmasıdır. Alanında başarılı olmuş, ahlak ve şahsiyet sahibi kişilerin arkadaşlarının misal gösterilmesi yanlış değildir.
“Bir Ahmet’e bir kendine bak” demek yerine, “senin de Ahmet gibi doğru söylemen, derslerine çalışman, verilen vazifeleri zamanında yapman benim hoşuma giderdi” diyerek davranış odaklı rol-model gösterilmelidir.
Ödülün açtığı kapılar doğru yere çıkar mı? “Ödevini yaparsan bilgisayar oynayabilirsin.” dediğimiz çocuklarımız, dersleri oyuna karşı araç olarak kullanmaya başlıyor ve önem sırasında oyun, dersten önceye geçiveriyor. Ödev verilmekten maksat günlük derslerin tekrarı olmakla birlikte çocuğa sorumluluk kazandırmaktır. Ödülle iş yaptırılırsa zaten yapması ve alışması icap eden ödevini sorumluluk olarak görmekten vazgeçecektir.
Yapmadığı zaman ceza vermek de doğru bildiğimiz yanlışlardandır. Çünkü ödev yapmamayı meşrulaştırır. “Ödevimi yapasım yok, ne yapayım bugün de bilgisayarla oynamayıveririm.” gibi fasit bir kıyaslamaya giderek kendince müspet bir netice de çıkarabilir.
Sadece zekiler mi başarılı olur? Akıl ile zeka benzer olmakla her akıllı zeki, her zeki de akıllı olamayabilir. Ancak “sadık dostun nasihati acıdır” sözü bana babamın şu nasihatını hatırlatır. “Oğlum zeki arkadaşın bir okumada anlarsa sen anlamak için üç oku, beş oku, hatta yılma on kez oku. Anlamayı kafana koymuşsan çok çalışırsın anlarsın.” Babamın bu sözleri ilk başlarda “babam bana sen zeki değilsin ne yapalım diyor” gibi anlasam da sonradan “başarının ilk şartı zekâ değil gayret etmek ve azimdir.” dersini vermeye çalıştığını anlayınca rahatladım.
Çocuk gerçekten zekiyse ve başarısının sırrı başkaları tarafından zekasına bağlanmışsa, çalışmayı değil de zekasını ön plana koyuyor.Bu zeki vasfını/etiketini kaybetmemek için başarısız olma ihtimali olan işlerden kaçar, risk almaz. Çalışma disiplininden uzak kalır. Eğitiminin ilerleyen yıllarında zekanın tek başına yeterli olamayacağını anladığında ise çalışma disiplinine sahip olamadığından iş işten geçmiş oluyor. Onun için çocuklarımıza zekanın değil çalışmanın daha önemli olduğunu, başarısız olursa daha çok çalışarak başarılı olabileceğini anlatmamız işin doğrusudur.
Cok eleştirmek terbiye etmek midir? “Âlimin cahile sözü acıdır, ruz’i kıyamette baş tacıdır.” sözü doğrudur. Ancak davranışlarını değil onların kişiliklerini eleştirmek; tembel, beceriksiz, yaramaz vs. gibi etiketlemek terbiye değil, aksine onlara nasıl olması gerektiği konusunda menfi yol göstermek demektir. Yapılan yanlışlarında zorlayarak problem odaklı konuşmak yerine sebeplerini araştırarak çözüm odaklı konuşmak netice veriyor.
Son olarak Fuzuli’nin şu beyti ile bitirelim. “Kemal-i cehl ile dava-yı irfan eylemek olmaz.” Bunu Baki’nin “Kendi eşek, giydiği çul, başında yuları yok.” sözü ile bağlayacak olursak: başında yuları da olsa cahil kişiden gelen nasihatle irfan yolu bulmak mümkün olmaz."
Ahmet Akça-Aralık 2014
Kaynak: http://insanvehayat.com/egitimde-hurafe-nasihatler/ 

Asal Sayılar ve Bölen Durumları Özellikleri

Matematik öğretmeni Mehmet Arslan Hocamızın kendi el yazısı ile oluşturduğu, asal sayı ve bölen sayıları için örnek problemlerin ve özelliklerin oluşturduğu karalamaları sizinle paylaşıyoruz.Güzel el yazısı ve kısa özeti için kendisine teşekkürü bir borç biliriz. Yazımız gayet okunaklı olduğu için ayrıca bir açıklamaya gerek duymadan bu şekliyle istifade etmenizi umuyoruz.

“Global köyden kaçış"

"Bir sabah kalktık ki, bir şeyler olmuş. Bir zalim el tarafından sanki her şey olmaması gereken bir hale bürünmüş.Dost düşman olmuş. Düşman hala düşman kalmış. Anne olmak kadınlar için kariyere engel, baba olmak erkekler için bir yük olmuş. Esnaf dükkânını kapatmış, AVM’lerde tezgâhtar olmuş. Mahalle kentleşme saçmalığı adına istifa etmiş. Her bir yeni yerleşim alanı lüx köylere dönüşmüş. Çocuklar sokaktan çekilmiş. Sokaklar, kaldırımlar modern bineklerden geçilmez olmuş. Anneler, babalar çocuklarını koruma adına, o masum yavruları 50 cm.lik ekranlara hapsetmiş. Çocukların bakkaldan(kaldıysa!)ekmek almaya mecalleri kalmamış. İnsanların toplu taşıma adı altında ki, toplu zulmü her gün aynı oranda çekmekten başka çareleri kalmamış.
Eli öpülesi nineler azalmış. Bırakın sokağı, evinde bile ziyaret edilmeyen bir odaya tayin edilmiş. O haşmetli, babacan dedeler gitmiş,  yerine suratı asık, genç görünmek için çırpınan ihtiyarlar gelmiş. Ekmeğini taştan çıkaran, ağaya, beye boyun eğmeyen, her koşulda çoluğunu, çocuğunu asla namerde muhtaç etmeyen onurlu babalar gitmiş, yerine karısına, çoluk çocuğuna gücü yeten, başka da bir işe yaramayan müspetteler türemiş. Çocukları için saçını süpürge eden, aç yatıp tokmuş gibi davranan, o şerefli, asil analar gitmiş, sadece makyajını, konforunu düşünen, bu asgari düzey gerçekleşmezse ayrılmayı göze alan, çocuklarını yetiştirme yurduna vermekten çekinmeyen, vitrinde süs olmaktan başka bir işe yaramayan zavallılar türemiş.
Sohbetler bitmiş. TV ekranlarında gösterilenler haricinde(dizi, futbol, siyaset vs.) konuşacak bir şeyi kalmamış insanların. Anısız, hatırasız kalmış insanlar. Ne yaşanmıştır ki, ne anlatılacaktır. Kabın içinde ki buysa dışına da bu sızacaktır. Gençler 5–10 cm.lik bir telefon ekranından bakar olmuşlar dünyaya hatta ahirete. Vücudun bir azası olmuş adeta bu teknoloji kırıntıları. Bu aygıtlardan ayrı bir yaşam alanı belki sadece uykularımız kalmış. Fakat rüyaları bile süsler olmuş bu yeni nesil putlar. Hayat ile kurabileceğimiz normal bir bağ neredeyse kalmamış. Kim kimi kullanıyor diye sorulmamış bir an. İnsanın rüyaları dahi kuşatılmışsa geriye ne kalmıştır Allah için!
İnsanın genlerine kadar inilmiş, nesli ifsad edecek projeler bilim kılıfıyla yedirilmiş insanlığa. Hayatı kolaylaştırdığı peşinen kabul edilip tartışma kabul etmeyen teknoloji, zulmü kolaylaştırmış. Zulmün küreselleşmesi için tüm teknolojik imkânlar, tüm bilimsel buluşlar seferber edilmiş, kitle imha silahları mazlumların üzerinde denenmiş, canlı yayın aracılığıyla dünyanın bir ucundan bir ucuna film izler gibi seyrettirilmiş. Bize de “bir tıkla dünyadan haberdar oluyorsunuz” yalanı sindire sindire yedirilmiş. Hayatın kendisini bırakıp SANAL’ına hayran olmuşuz. Bir ekranın önünde her şeyi yapmış, alışveriş, ticaret, arkadaşlık, kavga, niza vs. hayatın içinde yapacak bir şey kalmayınca, hayattan istifa etmiş, SEKÜLER BİR MÜNZEVİ’ye, SANAL BİR DERVİŞ’e dönüşmüşüz. O kadar harala gürele bir trafiğe mecbur kalmışız ki, hiç kimse hiç bir şey için müsait olamamış. Müsait olunca görüşürüz demişiz lakin o müsait olacağımız zaman asla gelmemiş.
Bir sabah kalktığımızda, birdenbire olmadı tüm bunlar biliyorum. Vahşi kapitalizm diye adres göstermek kolay. Evet, batıl sistemlerin bireyi ve toplumu dönüştürmesi, hazzına tapan mahlûklar üreten fabrika tipi insaniyetin geldiği şimdilik son konum bu. Sorun; suçta en büyük payı kime vereceğimiz değil. Bunda zaten hemfikiriz ama bu tespit bizi kurtarmaya yetmeyecektir. Biraz da hali hazırda bizi o hal üzere bulan şeytan’ın fısıltılarına kananların durumuyla benzeşen bir tablo var önümüzde.
ALLAH AŞKINA YETMEZ Mİ? Kim olur­sa­nız olun. Ne ye ina­nı­yor­sa­nız ina­nın. Ken­di­ni­zi ne ile ta­nım­lı­yor­sa­nız ta­nım­la­yın. Mez­he­bi­niz, meş­re­bi­niz, dün­ya gö­rü­şü­nüz ne olur­sa ol­sun. İçi­niz­de ka­lan son in­san­lık nu­mu­ne­si ha­tı­rı­na doğ­ru­yu set­ret­me­yin, ifa­de edin. Han­gi si­ya­si çe­kiş­me­nin, gö­rü­şün ya­nın­da olur­sa­nız olun. Han­gi dua­ya âmin di­yor­sa­nız de­yin. İNAN­DI­ĞI­NIZ TAN­RI HAT­RI­NA. KUT­SAL BİL­Dİ­Ğİ­NİZ HER NEY­SE ONUN HAT­RI­NA BİR KEZ BA­Rİ MAZ­LUM­LA­RIN KA­NI ÜZE­RİN­DE utan­ma­dan, sı­kıl­ma­dan izan­sız yo­rum­lar, za­val­lı açık­la­ma­lar YAP­MA­YIN. Ağı­rı­mı­za gi­di­yor, bir tür­lü alış­kan­lık­la­rı ter­ke­de­mi­yor, bu ne cü­ret di­yor­sak Âlem­le­rin Sa­hi­bi­’nin Şe­ref­li El­çi­si­’nin hiç bir bek­len­ti­si ol­ma­dan yap­tı­ğı uya­rı­sı­na ku­lak ve­re­lim. "
"...Ey kav­mim, eğer be­nim ara­nız­da du­ru­şum ve Al­lah'ın âyet­le­riy­le öğüt ve­ri­şim si­ze ağır ge­li­yor­sa, şu­nu bi­lin ki, ben yal­nız­ca Al­lah'a da­yan­mı­şım­dır..." YU­NUS SURESİ-71

Kaynak:  Alper Tuna-17.01.2015
http://www.gazetevahdet.com/global-koyden-kacis-539yy.htm 

"Bu At Sadece At Değil"-Lao Tzu


"Bir zamanlar köyün birinde yaşlı, fakir bir adam varmış. Ama kral bile onu kıskanırmış... Öyle dillere destan beyaz bir atı varmış ki... İmparator at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş, ama adam satmaya yanaşmamış. "Bu at, bir at değil benim için. Bir dost. İnsan dostunu satar mı" dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylüler ihtiyarın başına  toplanmış. "Bu atı çalacakları belliydi. Krala satsaydın ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var ne de atın" demişler... 

İhtiyar, 'Karar vermek için acele etmeyin' demiş. Sadece 'at kayıp' deyin. Gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması talihsizlik mi, şans mı, henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez."

‘BU DAHA BİR BAŞLANGIÇ’  Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan iki hafta geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş... Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi başına. Dönerken de vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.  Köylüler, ihtiyardan özür dilemişler. 'Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil,        şans oldu senin için. Şimdi bir at sürün var.'

'Gene acele ediyorsunuz' demiş ihtiyar. 'Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç... Birinci cümlenin ilk kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?.' Bir hafta geçmeden vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.
 
‘DURUN BAKALIM’  Köylüler gene gelmişler ihtiyara. 'Bir kez daha haklı çıktın' demişler. ‘Bu atlar yüzünden oğlun uzun süre yürüyemeyecek. Sana bakacak başkası da yok... Şimdi eskisinden daha fakir olacaksın.’ “Durun bakalım” demiş ihtiyar. 'Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Hayat böyle küçük parçalar halinde ilerler ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.’Birkaç hafta sonra savaş çıkmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. İhtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. 

 ‘GENE HAKLI ÇIKTIN’ Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... ‘Gene haklı olduğun kanıtlandı’ demişler. “Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun  bacağının kırılması talihsizlik değil, şansmış meğer...” “Siz erken karar vermeye devam edin, demiş ihtiyar... Oysa bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin talihsizlik olduğunu bilmiyoruz.”

Lao Tzu anlattığı öyküsünü şu nasihatla tamamlamış: 'Acele karar vermeyin. O zaman sizin kimseden farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Oysa yolculuk asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken  bir başkası açılır.'
Kaynak: http://www.cinmacerasi.com/cin-dusunuru-lao-tzunun-oykusu/ 
Bu hikayenin ardından okumaktan çok hoşlandığım bütün sıkıntılarımın ardından herşeyi özetleyecek şekilde ruhumun derinliklerine dokunan, güzel bir sözle noktayı koyalım. Meşhur müellif İbrahim Hakkı Hazretlerinin şiirinden bir bölümünü paylaşmak istiyorum.

"Açılır bahtımız bir gün, hemen battıkça batmaz ya!
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya!
Benim münâcâtım Hakka rızık için değildir, hâşâ!
Hüdâ Rezzâk-ı Âlemdir, rızıksız kul yaratmaz ya!"


Her şeyin sebeplerini yaratan Allah, bizim de bahtımızı bir gün açar, ikram ediciliğinin kapısını kapatmaz. Benim Allah'a yakarışım rızık için değildir. Çünkü bütün alemin rızkını veren Allah, rızıksız kul yaratmaz.
İbrahim Hakkı-(1703)-Hasankale Erzurum 

Neden, Hangi, Nasıl, Matematik?

‘Matematik Yaramazdır’ kitabının (kitap  tanıtım yazısına ulaşmak için tıklayınız.) yazarı matematik öğretmeni Ahmet Doğan, kendi deneyimlerinden yola çıkarak, matematik öğretmenin ve öğrenmenin inceliklerini ve hazzını ele alıyor. Tüm öğretmenlerin el kitabı olabilecek bu eserin çerçevesini şöyle çiziyor Ahmet Doğan: “Branş öğretmeni olarak ortaokul ve lisede matematik öğretmenliğine başladığım zaman matematik öğretmenin zorluğunu daha yoğun yaşadım. Giderek soyutlama öne çıkıyordu. ‘Görüldüğü gibi…’ deme şansım iyice azalmış, buna karşılık ‘ne işime yarayacak?’ sorusu ile çok karşılaşır olmuştum. O aşamada yeni bir şey daha öğrendim; ‘programda yazılı olanı bilmek’ yetmiyordu.‘Matematiğin ne olduğunu’ bilmeden sorunların üstesinden gelemezdim. Kendime sorduğum sorular art arda gelmeye başladı. Ne zamandan beri matematik öğreniliy
ordu? Neden öğrenilmeliydi? Hangi matematikler vardı ve hangileri öğretilmeliydi? Nasıl öğretilmeliydi? Öğrenenlerin öğrenme düzeyleri neden farklıydı? Farkı aza indirgemek için neler yapılmalıydı?.. Benzer sorular benim için hep gündemde kaldı. Bunların biriyle bile tek başıma baş edebilmem kolay değildi. Değildi, çünkü matematik yaşamın her alanında zor ama sevimli (hınzır mı demeliyim) yüzüyle karşımıza çıkıveriyordu. Bu hınzır güzellikle (ve de gereklilikle) ilgili sıraladığımız sorular tarih boyunca gündemdeydi. Ve sorulmaya devam edilecekti.”

Kitabın Künyesi Neden, Hangi, Nasıl, Matematik? (Öğretenler ve Öğrenenler İçin) Ahmet Doğan Bilim ve Gelecek / Eğitim Dizisi İstanbul, 2014 224 s.

9.Sınıf Üçgenler Konusu

Esen yayınları 9.sınıf ÜÇGENLER konusu indirmeniz için sizlerin paylaşımına sunulmuştur...

İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ:::

Matematik Büyücüsü

"Bu kitap, yazarın, New York Times'ta matematiğin güzelliğini ve büyüleyiciliğini anlatmak adına yayınladığı bir makeleye gelen olağanüstü güzellikteki tepkilerden ilham alınarak ortaya çıktı. 'Matematiğin güzelliği ya da büyüleyiciliği mi olur?' diyenlerden ya da 'Matematiğin güzelliğini ve büyüleyiciliğini anlatmak mümkün mü?' diyenlerden olabilirsiniz. İkisini de demiyorsanız, bu kitabı okuduktan sonra safınızı daha kolay belirleyebilirsiniz! Matematik söz konusu olduğunda hepimiz kolaylıkla, 'Haa matematik mi, çok başarısızdım!' demekten imtina etmeyiz. Peki, bu cümlemizin matematikte başarısızlığından yakındığımız çocuğumuzu ciddi anlamda etkilediğinin farkında mıyız? Yani bir önyargı olduğundan ve matematik dışında bir konuda bu kadar kolay "başarısızım" diyemediğimizden söz ediyoruz... Matematik profesörü olan Posamentier, matematiği, hem öğrencilere hem de öğretmenlere canlı kılmak için ömürünü harcamış biri. Ve bu çalışması da, olağanüstü başarılarını kendi hayatımıza eklemek için şans! Okul hayatı boyunca matematikten sıkılanlar ve onun büyüleyiciliğinin farkında olanlar için yazılmış; sadece bizi büyülemesi için kitaplığımıza koyacağımız bir çalışma" 

Matematik Büyücüsü
Alfred S. Posamentıer GÜNCEL YAYINCILIK

Matematik hayatta ne işe yarar?

Matematik öğretimi ve burada yapılan yanlışlıklarla ilgili olarak tarafından  Prof Kadri Arslan ve Prof Murat Altun ile yapılan bir röportajın bazı kısımlarını yayınlamayı faydalanmanız için siz öğrencilerimizle ve matematik meraklılarıyla paylaşıyorum. Tam metin için aşağıdaki adresi kullanabilirsiniz. 
"Bugünkü konuklarım “matematikçi”ler… Hani birçoğumuzun nefret ettiği matematik için kafa patlatanlar… İkisi de Uludağ Üniversitesi’nde profesör… Prof. Dr. Kadri Arslan Fen Edebiyat Fakültesi’nde matematikçi yetiştiriyor… Prof. Dr. Murat Altun ise Eğitim Fakültesi’nde matematik öğretmeni yetiştiriyor. KORKUNUN NEDENİ? Matematikçilere ilk sorum, “Çocuklar matematikten neden korkuyor?” oldu doğal olarak. Öğrenciye yaptığını bana da yapıyor ve “İnsan bir şeyden niye korkar?” diyerek karşı soruyu yöneltiyor hemen. Hazır yanıtı verme yerine öğrencinin düşünmesini sağlama taktiği… “Burada soruları ben sorayım yanıtları siz verin” diyemiyorum tabii… Mmmm… Düşünme moduna geçip yanıtlıyorum: “Korkunun nedeni, bilmemek olmalı… Gözünde büyütmek olmalı…” diyorum. Tam isabet galiba… Çünkü “Evet” diyor “bilmediği için korkar ve ulaşılması zor bir şey gibi görür. Bu korku matematiğin öğrenciye nasıl anlatıldığıyla ilgilidir. Çocuk bir dersi anlamaz ve bunları biriktirirse sorunlar katlanarak devam eder. Çünkü matematikte konular zincirleme gider ve bu halkalardan biri koparsa birike birike artık içinden çıkılmaz hale gelir ve korku başlar.” Öğretmenlerin matematiği sınıfta eğlenceli bir şekilde, güncel, hayatın içinden örneklerle, öğrenciyi katarak anlatması gerekiyormuş. Bir düşünün bakalım, bugüne kadar matematik dersleriniz nasıldı? Birkaç istisna hariç, öğretmen tahtaya geçer, x, y, z; ilerledikçe trigonometri, sinüs, kosinüs, tanjant, kotanjant, logaritma… Birçok kavram anlatır. Sınıf geçmek için formüller, denklemler ezberlenir, sınavlardan sonra belleğimize sünger çekilmiş gibi olur. Hiçbir şeyi hatırlamayız. Yanlış mı? 
MATEMATİK DİLİNİ BİLMEK GEREK Prof. Dr. Kadri Arslan, matematiğin özel bir dili olduğunu belirterek, en büyük hatanın bu noktada yapıldığını söyledi. “Matematik bir bilimdir ve fizik, kimya, biyoloji, mühendislik gibi fen alanlarını kapsayan bilimlerin temelidir. Aslında matematik bir dildir. Kendine has bir dili vardır. Matematik yapabilmek için bu dili öğrenmek gerekir” dedi. Aman hocam, matematik hayatta ne işe yarar ki, bizim için asıl gerekli olan Osmanlıca’dır. Osmanlıca’yı bilmeden diğer bilimler yapılabilir mi? Şimdi bir de matematik dili mi çıkardınız? Her neyse, bir dahaki Milli Eğitim Şûrası’na belki matematik dili de önerilir, belki kabul edilir. Matematik dilini nasıl öğreneceğiz peki? Hocamız yanıtladı: “Bu alfabeyi okul öncesinden başlayarak oyunlar içinde öğretmeye başlamalıyız, taa üniversiteye kadar…” Bu matematik dili denen şey de, kimisi Yunan kimisi bizim alfabemizde yer alan harflerden ve çeşitli simgelerden oluşuyor. 
HERKES MATEMATİĞİ SEVMEK ZORUNDA MI? Matematik olmadan hayatımızı sürdüremiyor muyuz ki, sevelim? Matematik hayatımız için çok mu önemli? Hayatta ne lazım bunca simge, işaret, denklem vs… Prof. Dr. Arslan’ın bu konuda söyledikleri ilginç. “Matematik insana matematiksel düşünmeyi öğretir. Çünkü teorik felsefeyle iç içedir. Matematiğin içinde felsefe de vardır, mantık da… Bu yüzden günlük hayatımızda matematiksel düşünce çok işimize yarar. Efendim ben ilerde sosyal alanı seçeceğim bana matematik gerekli değil demek yanlıştır. Bütün insanlara matematik gereklidir. Çünkü matematiksel düşünce bir şekilde insanların hayatını kolaylaştırır.” İşte Hoca’nın bu konuda verdiği örnek… “Tıp Fakültesi’nde bir öğretim üyesini ele alalım. Hastayı muayene edince bir şekilde tedaviye geçecek… Anında matematiksel düşünce devreye girer. Hastayı ameliyat etmeye karar vermeden önce elindeki verileri toplar, röntgenler, kan değerleri, hastanın şikâyetleri, MR veya ultrason sonuçları… Bunlardan bir sentez yapar ve karar verir. Matematiksel düşüncesi gelişmemişse, karar verirken hata yapabilir. Bu hata pahalıya da mal olabilir.” 
Elbette hayatta “pi” sayısı karnımızı doyurmuyor, “sonsuz” işaretini cebimizdeki paranın sonuna eklediğimizde zengin de olmuyoruz, bilinmeyenli denklemde “x”i bulduğumuzda büyük bir “kâşif” de olmuyoruz ama kazandığımız bir şey var: Matematiksel düşünme yöntemi. 
NASIL ÖĞRENMEK GEREK? Hatırlar mısınız bilmem lisede “eksponansiyel fonksiyon” diye bir şey vardı. Y eşittir e üzeri X…Bu ne işe yarar? Ben bilmiyordum, hocamız anlatana kadar… “Biliyorsunuz bir ara domuz gribi vardı. Bu virüsün üremesi, çoğalması, ekponansiyel fonksiyon grafiği şeklindedir. Zaman geçtikçe mikrop çok hızlı ürer. Bu eksponansiyel artmadır. Bir de azalma var. O da şu. Radyoaktif elementler zamanla radyoaktif özelliklerini yitirir. O da azalan ekporansiyel eğri şeklindedir. Bunları öğrenciye vermek lazım. Bunları öğrenciye örneklemeden anlatırsanız havada kalır.” Kıssadan hisse… Tıpta araştırmacı olup virüslere karşı çalışma yapacaksanız, düşmanınızın çoğalma grafiğini bilmelisiniz.  
MATEMATİK HAYATIN İÇİNDE Son zamanlarda bilgisayar programlarının da devreye girmesiyle neredeyse her şeyin altından matematik çıkıyor. Matematikçiler, artık bitkilerin büyümesini de matematiksel modellerle ifade edebiliyorlar. Hiç düşündünüz mü, bitkilerin büyümesi neden aynı hızla olmuyor? Aynı hızla büyüselerdi gökyüzüne kadar yükselirlerdi değil mi? Buna kafa yoran matematikçiler, bitkilerin büyüme modeli olduğunu bulmuş. Mealini söyleyeyim, her bitki, türüne özgü bir formüle bağlı olarak büyüyüp gelişiyormuş. Matematiğin girmediği alan hemen hemen yok gibi. Ekonomide, siyasette… Malzeme biliminde mesela. Bir malzemenin esnekliği ya da dayanıklılığı, direnci tamamen matematiksel hesaplarla yapılıyormuş. Otomobillerin parçaları da öyle… Yeni bir model üretmek için arabanın geometrik modelini oluşturuyorlar, dış görünüşünü. Tüm hatlar, camların şekillerinin bile matematiksel formülleri var. CNC tezgâhlarında üretim komutu verirken o modeller kullanılıyormuş. Siz siz olun matematiği hafife almayın.  
Bu kapsamda, Prof. Dr. Arslan’ın matematik öğretenlere bir diyeceği var. “Amerika’da bir araştırma yapılmış. En kalıcı öğrenmenin seminer şeklinde ya da görsel anlatımla yapılan olduğu ortaya çıkmış. Tahtaya çıkıp ezber şeklinde anlatıldığında akılda kalma oranı yüzde 20, öğretmen derste görsel sunumla anlatırsa yüzde 60, çocuğun kendisi bir şeyler hazırlayıp sunum şeklinde olursa yüzde 80’lerin üzerinde… Bizim eğitim sistemimizde ne yapılıyor? Daha ziyade tahtaya yazılıp geçiliyor. Çocuk bunu öğrendi mi, öğrenmedi mi dikkat edilmiyor.” Anne-babalara ise şunları söylüyor Hocamız: Diyelim öğretmen okulda matematik derslerini öyle ya da böyle anlattı. Çocuğunuzun bu dersi başarmasını istiyorsanız, evde onun “huşu” içinde -ibadet eder gibi tam bir konstrasyon içerisinde- ders çalışmasını sağlamalısınız. Diyor ki Prof. Arslan, “Namaz kılan insanın yanında def çalamazsınız, gürültü yapamazsınız. Matematik çalışılan ortamda konstantrasyonun bozulmaması lazım. Cep telefonu, televizyon, müzik vs. ile matematik olmaz.”  
MATEMATİKÇİLER NE İŞ YAPAR? Fen Edebiyat Fakültesi Matematik bölümünden mezun olan çocuklar matematikçi yetişiyor. Eğitim Fakülteleri’nde pedagojik formasyon alırlarsa öğretmen olabiliyorlar. Prof. Dr. Kadri Arslan’ın söylediğine göre, mezun olanların birçoğu dershanelerde öğretmenlik yapıyormuş. İlginç gelecek, bazı büyük şirketler de matematikçi çalıştırmaya başlamış. Özellikle de bankalar. “Nerde matematikçi varsa orada hata payı azalır” diyor hocamız…“Öğrenciyi kâşif yapmak lazım” Prof. Dr. Murat Altun, matematiğe “âşık” bir eğitimci. Ortaöğretimde en çok onun kitapları okutuluyor. O şimdi, Uludağ Üniversitesi’nde matematik öğretmenleri yetiştiriyor. Ve matematiği sevdirmek için sürekli arayış içinde… Kırk yıldır üzerinde çalıştığı bir model geliştirmiş ve şu sıralarda Yunanistan’da uluslararası bir sempozyumda, dünyaya bu modeli sunuyor. Ayrıntı vermiyor, şimdilik sadece modelin adının “taşıyıcı soru çerçevesinde öğretim” olduğunu söylemekle yetiniyor. Matematiği sevdirmenin yolunun öğrencinin kendisini “kâşif” gibi hissetmesinden geçtiğini savunuyor. Öğrenciye sonucu vermiyor, “bulduruyor” sonra bunun bir denklemi veya formülü olduğunu söylüyor. 
Söyleşimiz sırasında beni de öğrenci havasına sokmadı değil… Hadi ben de size aktarayım, siz bulun? Bir A4 kâğıdını enine çevirip rulo yapın, silindir olsun. Aynı kâğıdı bir de boyuna çevirip uzun silindir yapın. Soru şu: Bunlardan hangisi daha çok pirinç alır? Kâğıt aynı olduğu için benim yanıtım, “ikisi de aynı miktarda alır” oldu. Ama siz bu tuzağa düşmeyin. Bu matematik ciddi iş… Denemek lazım…
Eğitimci Prof. Dr. Murat Altun, Türkiye’de matematik eğitiminin en önemli probleminin, bilgi aktarımını yapıp, beceri kısmına önem vermemek olarak değerlendiriyor. Yani öğrenci, matematiği niçin öğrendiğini bilmeden öğreniyor, ezberliyor. “Öğretimde değiştirilmesi gereken iki temel husus var. Öğrencilerin matematik öğretimi, ‘bilgiyi keşfetme-bilgiyi üretme- kendi öz bilgisi ile bilgiyi oluşturma’ formatında olmalıdır. Bilgiyi üretme bizim eğitim sistemimizde hemen hemen yok. Öyle bir problem soracaksınız ki öğrenciler kendi düşünme ortamlarında matematiği yeniden inşaa edecekler.” Örnek veriyor, eğitimci alışkanlığıyla hemen… “Şu masanın uzunluğu hakkında telefonla bir arkadaşınıza bilgi vereceksiniz. Bunu nasıl yaparsınız?” Çocukları seferber ediyor hemen… Çocuklar başlıyor karışlarıyla, kulaçlarıyla, adımlarıyla ya da kalem boylarıyla ölçmeye… Doğal olarak herkeste farklı sonuçlar çıkıyor. İşte o noktada devreye gidiyor eğitimci ve uzunluk ölçülerini anlatma başlıyor. İntegral öğretilecek diyelim ki. İntegral, şekli düzgün olmayan cisimlerin alanlarını, hacimlerini hesaplamak biliyorsunuz. Çocuklara deniyor ki, şu sürahi ne kadar şurup alır? Düzgün şekilleri biliyor ama sürahi zor tabii… Çocuklar, bunu dikdörtgenlere bölmeye başlıyor. Taban alanı çok dar, yüksekliği fonksiyon kadar olan dikdörtgenleri topluyorlar. İntegrali böyle öğreniyorlar. 
Bu arada, Marmara Denizi’nin alanını da buldurdu bana Prof. Dr. Murat Altun… Ama oyun gibi eğlenceli yöntemle… Haritadaki denizi önce büyük bir kare içine aldırdı. Sonra küçük küçük karelere böldürdü. Küçük karelerdeki denizleri, eşdeğer bir karedeki kara parçasına yamaya yamaya sonucu buldurdu.
“Bir çocuğa bulabileceği şeyleri buldurmak gerekiyor, ona hazırı söylersek elindeki bulma fırsatını almış oluruz. O zaman çocuk sahipleniyor konuya. Kendini matematikçi gibi h “Mezun ettiklerimiz bunları uygulayamıyorlar ki. Çünkü sınav sistemi bu bizim öğretme felsefesini boğazlıyor. Veli de çok soru çözülmesini istiyor.” Prof. Dr. Murat Altun, bu tür -matematik felsefesine ait keşfetmeye dayalı- soruların eğitim sistemine girmesi için elimden geleni yapacağını söylüyor. “Bir anda yükselemeyiz ama 10 senede ciddi mesafe alabiliriz” diyor inançla, “yeter ki siyasetçilerimiz bu işin önemini kavrasın”
issediyor” diyor, tıpkı bizim örnekteki gibi… Tüm bunları matematik öğretmeni olarak yetiştirdiklerine öğretiyorlar da, neden hâlâ çocuklar matematiğe soğuk bakıyor?

En Güzel Salat ve Selamlar O'na Olsun

Bugün Alemlere rahmet peygamber efendimizin doğum günü sene-i devriyesi olan Mevlid Kandilidir. Bugünü ifade edecek en güzel söz; Allah Rasülüne içten gelerek yapılan salat ve selamdan ibaret olan kutlu sözlerdir. Mevlid Kandiliniz mübarek olsun.

"De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”  (Âl-i İmrân / 31)
Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salevât getirirler. Ey müminler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin. (Ahzab Suresi-56) 
Salât-ı Nâriye
اَللَّهُمَّ صَلِّ صَلاَةً كَامِلَةً وَسَلِّمْ سَلاَمًا تَامًّا عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِى تَنْحَلُّ بِهِ الْعُقَدُ وَتَنْفَرِجُ بِهِ الْكُرَابُ وَتُقْضَى بِهِ الْحَوَائِجُ وَتُنَالُ بِهِ الرَّغَائِبُ وَحُسْنُ الْخَوَاتِمِ وَحُسْنُ الْخَوَاتِمِ وَيُسْتَسْقَى الْغَمَامُ بِوَجْحِهِ الْكَرِيمِ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ فِى كُلِّ لَمْحَةٍ وَنَفنسٍ بِعَدَدِ كُلِّ مَعْلُومٍ لَكَ


"Allâahümme salli salâaten kâamileten ve sellim selâmen tâammen alâa seyyidinâa Muhammedini'l-lezii tenhallü bi-hil'ukadü ve tenfericü bihi'l-kürabü ve tükdaa bihi'l-havâaicü ve tünâalü bihi'r ragaaibü ve husnü'lhavâatimi ve husnü'l-havâatimi ve yüsteska'l gamâamü bivechihi'l-keriim ve alâa âalihii ve sahbihii fîi külli lemhatin ve nefesin bi-adedi külli ma'lûmin lek."

Mânâsi: Allâh'im, kendisi hürmetine dügümler çözülen, gamlar-kederler açilan, ihtiyaçlar giderilen, isteklere, hüsn-ü hâtimelere güzel âkibetlere nâil olunan, kerem (cömertlik) sahibi yüzü-suyu hürmetine bulutlarin sulandigi, Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)'e ve onun âl ve ashâbina; her bakis ve her nefeste ve zâtinca mâlum olanlarin sayisinca, kâmil bir rahmet ve tam bir selâmet ihsan eyle
Salât-ı Fethiyye

اَللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الْفَاتِحِ لِمَا اُغْلِقَ وَالْخَاتِمِ لِمَا سَبَقَ نَاصِرِ الْحَقِّ بِالْحَقِّ وَالْهَادِى اِلَى صِرَاطِكَ الْمُسْتَقِيمِ وَعَلَى آلِهِ حَقَّ قَدْرِهِ وَمِقْدَارِهِ الْعَظِيمِ

“Allâahümme salli ve sellim ve bâarik alâa seyyidinâ Muhammedini’l-fâtihi limâa uğlika ve’l-hâtimi limâa sebeka nâasıri’l-hakkı bi’l-hakkı ve’lhâadii ilâa sirâatıke’l müstakıym ve alâa âalihii hakka kadrihii ve mikdâarihi’lazıym.”
 
Mânâsı:"Allâh'ım salât ve selâm eyle ve mübarek kıl; kilitlenmişlerin açıcısı, öncekilerin sonuncusu, Hakka hak ile yardımcı, doğru yoluna hidâyet eden Efendimiz Muhammed'e ve onun ehl-i beytine onun kadrince ve azîm mikdarınca."
Salât-ı Münciye

ٱَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلاَةً تُنْجِينَا بِهَا مِنْ جَمِيعِ ٱْلاَحْوَالِ وَٱْلاٰفَاتِ وَتَقْضِى لَنَا بِهَا جَمِيعَ ٱلْحَاجَاتِ وَتُطَهِّرُنَا بِهَا مِنْ جَمِيعِ ٱلسَّيِّئَاتِ وَتَرْفَعُنَا بِهَا عِنْدَكَ اَعْلَى ٱلدَّرَجَاتِ وَتُبَلِّغُنَا بِهَا اَقْصَى ٱلْغَايَاتِ مِنْ جَمِيعِ ٱلْخَيْرَاتِ فِى ٱلْحَيَاتِ وَبَعْدَ ٱلْمَمَاتِ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

"Allâahümme salli alâa seyyidinâa Muhammedin ve alâa âali seyyidinâa Muhammedin salâaten tünciinâa bihâa min cemî'ıl-ehvâali ve'l âafâat. Ve takdıy lenâa bihâa cemî'alhaacâat ve tütahhirunâa bihâa min cemî'ıs-seyyi'âat ve terfeunâa bihâa ındeke a'led-derecâat ve tübelliğunâa bihâa aksa'l gaayâat. Min cemî'ıl-hayrâti fi'l-hayâati ve ba'del-memâat. İnneke alâa külli şey'in kadiyr."


Mânâsı: Allâh'ım, Efendimiz Muhammed'e ve ehl-i beytine bizi bütün korku ve âfetlerden kurtaracağın, bütün ihtiyaçlarımızı göndereceğin, bütün günahlarımızdan temizleyeceğin, nezdindeki derecelerin en yücesine yükselteceğin, hayatta ve ölümden sonra bütün hayırların nihâyetine ulaştıracağın şekilde râhmet eyle. Muhakkak sen her şeye kaadirsin."

HAZRETİ EBU BEKR (R.A) SALÂTI

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنّا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ  سَيـِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَبَارِكْ وَسَلِّمْ عَلَيْهِ وَعَلَيْهِمْ اَعُوذُ بـِاللهِ مِنَ الْهَمِّ وَالْحُزْنِ وَمِنَ الْجُبُنِ وَالْبُخُلِ وَمِنَ الْعَجْزِ وَالْكَسَلِ وَمِنْ غَلَبَةِ الدَّ يْنِ وَقَهْرِ الرِّجَالِ
  
 
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhamme­din ve alâ êli seyyidinâ Muhammed. Ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim.Eûzü billâhi minelhemmi vel huzni ve minelcübüni vel buhuli ve minel aczi vel keseli ve min galebetit deyni ve kahrir ricâl. 

ELF SALEVÂTI

اَللّٰهُمَّ  صَلِّ عَلٰىسَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ بـِعَدَدِ اَلْفِ اَنْفَاسِ الْمَخْلُوقَاتِ * وَصَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ بـِعَدَدِ اَشْعَارِالْمَوْجُودَاتِ * وَصَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ بـِعَدَدِ سَوَاكِنِ اْلاَرْضِ وَالسَّمَوَاتِ * وَصَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ بـِعَدَدِ حُرُوفِ اللَّوْحِ وَ الدَّعَوَاتِ * وَصَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ بـِعَدَدِ كُلِّ الْمَعْدُودَاتِ وَالْمَعْلُومَاتِ * مِنْ اَوَّلِ اَزَلِهِ وَاَوْسَطِ حَشْرِهِ وَ آخِرِ بَقَائِهِ * وَعَلَى اٰلِهِ وَصَحْبـِهِ الطَّـيِّـِبـِينَ الطَّاهِرِينَ اَجْمَعِينَ بـِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ الرَّ احِمِينَ

 

Allâhümme salli alâ seyyidinâ muhammedin bi adedi elfi enfâsil mahluukaat. Ve salli alâ seyyi­dinâ Muhammedin bi adedi eş'aaril mevcûdât. Ve salli alâ seyyidinâ Muhammedin bi adedi sevâkinilerdı vessemâvât. Ve salli alâ seyyi­dinâ Muhammedin bi adedi hurûfil levhı ved-deavât Ve salli alâ seyyidinâ Muhammedin biadedi küllil ma'düüdât velma'lûmât. Min evveli ezelihii ve evsatı haşrihii ve âhıri bakaaihii ve alâ âlihii ve sahbihit-tayyibiynet-taahiriyne ecmeıyn. Bi rahmetike Yâ erhamerraahımiyn.

TAŞ ÜZERİNE SALEVÂT

 اَللّٰهُمَّ صَلِِّ عَلٰى سَيِّدِ نَا مُحَمَّدٍ بَحْرِ اَنْوَارِكَ وَمَعْدِنِ اَسْرَارِكَ وَلِسَانِ حُجَّتِكَ وَعَرُوسِ مَمْلَكَتِكَ وَاِمَامِ حَضْرَتِكَ وَطِرَازِ مُلْكِكَ وَخَزَائِنِ رَحْمَتِكَ وَطَرِيقِ شَرِيعَتِكَ الْمُتَلَذِّذِ بـِتَوْحِيدِكَ اِنْسَانِ عَيْنِ الْوُجُودِ وَالسَّـبَبِ فِى كُلِّ مَوْجُودٍ عَيْنِ اَعْيَانِ خَلْقِكَ الْمُتَقَدِّمِ مِنْ نُورِ ضِيَائِكَ صَلاَةً تُدُومُ بـِدَوَامِكَ وَتبْقَى بـِبَقَائِكَ لاَمُنْتَهَى لَهَا دُونَ عِلْمِكَ صَلاَةً تُرْضِيكَ وَتُرْ ضِيهِ وَتَرْ ضٰى بـِهَا عَنَّا يَارَبَّ الْعَا لَمِينَ

 
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhamme­din bahri envârike ve ma'dini esraarike ve lisâni huccetike ve aruusi memleketike ve imâmi hazratike ve tıraazi mülkike ve hazâini rahmetike ve tarıykı şeriy'atikel mütelezzizi bi tevhıydike insâni aynil vücüüdi * Vessebebi fii külli mevcüüdin ayni a'yâni halkıkel mütekaddimi min nûri zıyâike. Salâten tedüümü bi devâmike ve tebkaa bi be-kaaike lâ müntehê lehê dûne ılmike salâten turzıyke ve turzıyhi ve terzaa bihâ annâ Yâ rabbel âlemiyn. 

SEYYİDÜ’L İSTİĞFAR

اَ للَّهُمَّ اَنْتَ الْمَلِكُ الْحَىُُّ اللَّذىِ لاَ اِلاَهَ اِ لاَّ اَنْتَ اَنْتَ رَبِّي خَلَقْتَنيِ و انا عَبْدُكَ و انا علىَ عَهْدِكَ و وَعْدِكَ ماَ اسْتَطَعْتُ اَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ ما صَنَعْتُ اَبُؤُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَىَّ وَ اَبُؤُ بِذَنْبى فاَ غْفِرْلى ذُنوبى فَاِنَّكَ لا يَغْفِرُ الذُّنوبَ اِلاَّ اَنْت.

Allâhümme entel melikül hayyüllezi la ilahe illa ente. Ente rabbi halakteni ve ene abdüke ve ene ala ahdike ve vağdike mestedağtü euzü bike min şerri ma sanağtü ebüü leke bi niğmetike aleyye ve ebüü bi zenbi fağfirli zünübi fe inneke la yağfiruzzünübe illa ente.
Her gün Peygamber Efendimize çokça salevât okumalıdır. Bilhassa salât-ı münciye, salât-ı nâriye ve salât-ı fethiyye'ye devam edilmelidir. Herhangi bir sıkıntı anında bunların hatmi yapılarak duâ edilirse, Cenâb-ı Hakk dilekleri inşallah peygamber efendimiz (s.a.v) hürmetine kabul eder.

"Olasılık ve Tümevarım Mantığına Giriş"

Kitap matematiksel bir anlatımdan ziyade matematikte yer alan olasılık ve tümevarım konularının nedenini ve nasılını merak edenler için ortaya konmuş felsefi çıkarımlardan ibarettir. Kitapta kuru bir matematik anlatımdan ziyade felsefi düşünceye merak salmış genel kurgular mevcuttur. Sembolik mantıktan habersiz matematik kuramlarını bilmeyenlerin bile rahatlıkla okuyabileceği bir takım felsefi sorgulamaları ihtiva eden kitap her alandaki kişiler tarafından okunabilecek niteliktedir.
 
"Bu kitap konuyu hiç bilmeyenler için dünyanın önde gelen bilim felsefecilerinden biri(Ian Hacking)
tarafından yazılmıştır. Sadece felsefe okuyan öğrenciler için değil, temel sembolik mantığı hiç bilmeyen okurlar için kurgulanmıştır. Fikirler kolay anlaşılır ve sistematik bir şekilde organize edilip sunulmuştur. Olasılık ve tümevarımın bütün temel tanımları bütüncül bir kurguda tek tek ele alınmıştır: Karar verme teorisi, Bayesçılık, sıklıkla ilgili fikirler, felsefi bir sorun olarak tümevarım gibi temel konular ayrıntılı bir şekilde işlenmiştir. Her ne kadar esas olarak felsefe dersleri için tasarlanmış olsa da, olasılık ve tümevarımı öğrenmek isteyen sosyal bilimler, özellikle de psikoloji, ekonomi, siyaset bilimi ve sosyoloji, hatta tıp öğrencileri tarafından da zevkle okunabilir."

 “Olasılıkla ilgili felsefi problemlere yanıtlar bu kitapta.”  –David Papineau, King’s College 
“Hacking’in bu kitabı istatistiksel düşüncenin üzerindeki gizemi aydınlatıyor” – Katherine van Uum, Grinnell College

Ian Hacking 
ALFA YAYINLARI 

Matematiğin (M)izahı

Matematik, bilinenle bilinmeyen, görünenle görünmeyen arasında ilişki kurmayı öğretir bize. Elinizdeki kitapta, matematikçi Ali Törün’ün Edebiyattaki Matematik, Meşhur Problemler ve Matematiksel Oyunlar başlıklarında toparladığı yazıları yer alıyor. Bu kitaptaki bazı yazılarda matematiğin görkemli ve çekici gücünü keşfedeceksiniz. Bazı yazılarda, problemlerin çözümlerindeki matematiksel yaratıcılığın mükemmel örnekleriyle karşılaşırken, bazılarında matematiksel düşünmenin sürpriz zarafeti olarak nitelendirebileceğimiz matematiksel oyunları bulacaksınız. 

Matematiksel mantık alanında çığır açıcı çalışmalara imza atmış ünlü düşünür Bertrand Russell’ın, insanın neden matematik öğrenmesi gerektiğini açıklayan sözleri son söz olsun: “Arzu edilen şeyin sadece yaşamak olgusu olmayıp, yüce şeyler üzerinde düşünerek yaşamak sanatı olduğunun hatırlanmasında yarar vardır.”

Ali Törün
BİLİM VE GELECEK KİTAPLIĞI 

Popüler Yayınlar

Sosyal Paylaşım

Icon Icon Icon Icon

Lütfen yazılarımızla ilgili yorum yapmaktan çekinmeyin. Kırık linkleri ve hatalı içerikleri mutlaka bize ilgili sayfa altında yorum yaparak bildiriniz. Blog sayfalarımızda ilginizi çekebilecek diğer yazılar için blog arşivimizi kullanabilirsiniz.

Son Yorumlar

Yararlı Linkler