Daha Kur'an ne desin!

Cengiz Numanoğlu, II. Dünya Savaşı’nın ve Türkiye’de tek parti döneminin dinî hayat üzerindeki baskılarının etkili olduğu bir dönemde, 14 Ekim 1941 tarihinde dünyaya gelmiş, ahlâkî ve dinî değerlere önem veren bir aile ortamında yetişmiştir. Babasının dürüstlük, helal kazanç ve kul hakkı konularındaki hassasiyeti, onun kişilik ve değer dünyasının şekillenmesinde belirleyici olmuştur. Dönemin koşulları nedeniyle düzenli bir din eğitimi alamamış olsa da, aile içinde gözlem ve örnekleme yoluyla edindiği dinî duyarlılık, ilerleyen yıllarda içsel bir inanç yapısının oluşmasına zemin hazırlamıştır. İlkokul ve ortaokul yıllarında ekonomik sebeplerle çalışarak ailesine katkı sağlayan Cengiz Numanoğlu, bu süreçte erken yaşta sorumluluk ve hayat tecrübesi kazanmıştır. Eğitim hayatına dair değerlendirmelerinde ise, hem geçmişte hem de günümüzde eğitim sisteminin bireyin manevî ve psikolojik yönünü ihmal ettiğini; eğitimin yalnızca akademik başarıya değil, değer ve bilinç inşasına da odaklanması gerektiğini vurgulamaktadır.
Cengiz Numanoğlu, 1950’li yıllarda bir arkadaşının askerî lise deneyimlerinden etkilenerek askerlik mesleğine ilgi duymuş ve bu isteğini babasının desteğiyle hayata geçirmiştir. Bursa Işıklar Askerî Lisesi’ni kazanarak başladığı eğitim sürecinde, dönemin kahramanlık söylemleri ve tarihsel miras algısının da etkisiyle mesleğe yönelmiştir. Ancak Cengiz Numanoğlu askerî okul ortamında beklediği bütüncül eğitimi bulamamış; özellikle disiplin anlayışının daha çok biçimsel kurallara indirgenmesini eleştirmiştir. Numanoğlu’nun askerî eğitim yılları, Türkiye’de din eğitiminin hâlen sınırlı ve isteğe bağlı olduğu bir döneme denk gelmiştir. İlk, orta ve lise öğrenimi süresince okul ortamında sistemli bir din eğitimi almamış; dinî bilgi ve duyarlılığını büyük ölçüde aile çevresinden edinmiştir. Işıklar Askerî Lisesi’nden sonra Kara Harp Okulu’na girerek 1962 yılında teğmen rütbesiyle mezun olmuş, çeşitli birliklerde yaklaşık yirmi yıl görev yaptıktan sonra kendi isteğiyle emekli olmuştur. Hayatının ilerleyen dönemlerinde Kur’an-ı Kerim merkezli bir düşünce ve yaşam anlayışını benimseyen Numanoğlu, bu dönüşümü hem aile hayatına hem de edebî üretimine yansıtmış; özellikle ikinci evliliğiyle birlikte manevî uyumun hâkim olduğu bir yaşam inşa etmiştir.
Cengiz Numanoğlu, hayatını iki döneme ayırarak değerlendirir: Yaklaşık kırk yıl süren ve kendisinin “cahiliye dönemi” olarak adlandırdığı ilk evre ile içsel arayış sonucu kendini ve hakikati bulduğunu ifade ettiği ikinci evre Cengiz Numanoğlu'nun hayat hikayesinin belirleyici dönemleri olarak karşımıza çıkar. Bu keskin ayrım, onun düşünce dünyasında ve sanat anlayışında yaşadığı dönüşümün temel çerçevesini oluşturmaktadır. Askerî lise yıllarından itibaren müzikle ilgilenen Numanoğlu, trompet icracılığı ve bestecilik alanlarında uzun süre aktif olmuş; ancak bu dönemi daha sonra eleştirel bir bakışla değerlendirmiştir. Manevî dönüşümünden sonra sanata yaklaşımı değişmiş, şiir onun temel ifade alanı hâline gelmiştir. Emeklilik döneminde yoğunlaşan şiirlerinde, bireysel içsel yolculukla birlikte dinî bilinç, sorgulama ve toplumsal duyarlılık ön plana çıkmıştır.
Cengiz Numanoğlu, 1993 yılında hac ibadetini yerine getirmiş ve Mekke ile Medine’de yaşadığı derin manevî tecrübeleri “Beytullah’ta Ben” adlı şiirinde ifade etmiştir. Kutsal mekânların onda bıraktığı güçlü etki, hayatında önemli bir dönüm noktası olmuş ve şiir dünyasını derinden etkilemiştir. Cengiz Numanoğlu, 1988–1993 yılları arasında TRT 1’de haftalık olarak yayımlanan “İnanç Dünyası” programında kendi şiirlerini seslendirmiştir. Cengiz Numanoğlu, dinî temaların yanı sıra millî ve toplumsal konulara da şiirlerinde yer vermiştir. Gençlere yönelik bilinç uyandırmayı amaçlayan eserler kaleme almış, özellikle 28 Şubat sürecinde yaşanan baskı ve sıkıntıları şiirleriyle dile getirerek dönemin ruhunu edebî metinlere yansıtmıştır. 

Daha Kur'an ne desin! 
Ey insan! Yaşıyorken, hem de Kur’ân çağında;
Çırpınıp duruyorsun, cehâlet batağında.
Kalbin katı, gözün kör, başın kibir dağında
    Kur’ân sana gel diyor, bak bendedir adresin,
    Ey eşref-i mahlûkat ! Daha Kur’ân ne desin !

Özgürce seçmen için, iki yoldan birini;
Apaçık bildiriyor, bütün âyetlerini.
Ya Peygamber, ya şeytan.. Seç diyor rehberini;
    Öyle seç ki; sırattan rüzgar gibi geçesin,
    İlle şeytan diyorsan.. Daha Kur’ân ne desin !

Ya Cennet bahçesidir, ya ateştir o mezar,
Mekân var mı dünyada, öyle derin, öyle dar?
Hiçbir şey yakın değil, insana ölüm kadar.
    Diyor ki; hesabı var, aldığın her nefesin;
    Mezarlar konuşurken..Daha Kur’ân ne desin !

Malın, mülkün, şöhretin, dünyada herşeyin var;
Ya dünyadan Rabb’ine, götürecek neyin var?
Bana yeter diyorsan, şu üç günlük îtibar;
    Bir dördüncü gün var ki; çok çetindir bilesin,
    Bunlar masal diyorsan.. Daha Kur’ân ne desin !

Âyet diyor ki; eğer, dağa inseydi Kur’ân;
Paramparça olurdu.. Dağ Allah korkusundan.
Hangi insan durup da, ibret almaz ki bundan?
    Sen ki, bir dağ yanında, ne kadar da cücesin,
    Haddini bilmen için.. Daha Kur’ân ne desin !

O münezzeh ruhundan, ruh vermekle insana;
Erişilmez bir şeref, bahşetti Allah sana,
Ne kadar sevdiğini, buradan anlasana !
    Sen ki; taparcasına, kendine kul kölesin,
    Nefsini put yapana.. Daha Kur’ân ne desin !
 
Bir gün var ki; çok yakın, dağların yürüdüğü,
Göklerin, güneşleri önünde sürüdüğü,
Kâinatı toz duman, dehşetin bürüdüğü;
    Kıyâmet senaryosu, oyun değil bilesin;
    Hâlâ ürpermiyorsan.. Daha Kur’ân ne desin !

O büyük mahkemede, bütün diller susacak;
Konuşacak bu defa, göz, kulak, el, kol, bacak.
Uzuvlar birer birer, haramları kusacak;
    Açılacak önünde, defterleri herkesin;
    Kendine gelmen için.. Daha Kur’ân ne desin !

O gün, buyruk verenler, buyruğa baş eğecek,
Cehennem öfkesinden, köpürüp kükreyecek,
Ve doldun mu dedikçe, daha yok mu diyecek;
    Yandıkça o deriler, değişecek bilesin;
    Hâlâ secde yok ise.. Daha Kur’ân ne desin !

Gör ki, dünya sırtında, nice insan taşıyor;
Kimi yaşarken ölmüş, kimi ölmüş yaşıyor.
Kimi Arş-ı Âlâ’ya dolu dizgin koşuyor;
    İşte Cennet.. İşte sen.. Gayret et ki giresin;
    Ey Eşref-i mahlûkat ! Daha Kur’ân ne desin !

 Cengiz NUMANOĞLU-2002

1 yorum:

  1. Cengiz Numanoğlu kimdir?

    Antalya'nın Serik ilçesinde 1941'de dünyaya gelen Cengiz Numanoğlu, ilk ve ortaokul eğitimini Akseki'de, liseyi Bursa Işıklar Askeri Lisesi'nde okudu. Numanoğlu, 1962'de Kara Harp Okulu'nu bitirerek, orduya katıldı. Numanoğlu, 1982'de kendi isteğiyle kıdemli binbaşı rütbesinden emekli oldu.Sayısız güfte ve besteye imza atan Numanoğlu'nun eserleri bazı ünlü sanatçılar tarafından seslendirildi. Bir kırkbeşlik plağı da bulunan Numanoğlu, 1988'de Kur'an-ı Kerim'le tanıştı ve hayatını değiştirdi.
    Cengiz Numanoğlu, 1993'te hac vazifesi için Suudi Arabistan'a gitti. Numanoğlu, daha sonra kendini tamamen şiir kitaplarına verdi ve insanlardaki manevi şuuru uyandırma maksadıyla "Şuur, Beytullah'ta Ben, Daha Kur'an Ne Desin?, Kur'an'ı Kerim'e Sor da Söylesin ve Kur'an Olmasaydı Ne Yapardım Ben ve Kur'an Şiirleri"nin arasında bulunduğu kitaplar yazdı.

    Asker emeklisi ve şair Cengiz Numanoğlu, 30 Mayıs 2023 tarihinde Bursa'da 82 yaşında vefat etti.

    YanıtlaSil

Fayda vermeyen ilimden Allah'a sığınırım. İlim; amel etmek ve başkalarıyla paylaşmak içindir. Niyetimiz samimiyetle insanlara yararlı olmaktır, akıbetimiz bu vesileyle güzel olsun. Dua eder, dualarınızı beklerim...

"Allah'ım; bana fayda sağlayacak ilimleri öğret ve ilmimi ziyadeleştir."

“Allahım! Sana teslim oldum, sana inandım, sana güvendim. Yüzümü, gönlümü sana çevirdim. İşlediğim tüm günahlarımı affeyle! Ey kalbleri çeviren Allahım! Kalbimi dînin üzere sâbit kıl. Beni Müslüman olarak vefât ettir ve beni sâlihler arasına kat!”

“Rabbim! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme! Bize tarafından bir rahmet bağışla.Öne geçiren de sen, geride bırakan da sensin. Muhakkak ki lütfu en bol olan Sen’sin. Senden başka ilâh yoktur."

Lâ ilâhe illallah Muhammedürrasulüllâh


KADİR PANCAR