Es-Subhu Beda

Abdullah b. Revâha, Hazrec kabilesinin Benî Hâris kolundandır. Hem Câhiliye hem İslâm dönemini görmüş, şiirini Peygamber Efendimiz'i  ve İslâm’ı savunmak için kullanmıştır. Peygamber Efendimiz ﷺ onun hakkında: “Şiirleri müşrikler üzerinde oklardan daha etkilidir” diyerek şairliğini, “Kardeşiniz bâtıl söz söylemez” diyerek de dürüstlüğünü övmüştür. Okuma yazma bilen, cesur, zâhid ve takvâ sahibi bir sahâbî olan Abdullah b. Revâha, Peygamber Efendimiz'in ﷺ kâtipleri arasında yer almış, Bedir, Uhud, Hendek, Hayber savaşlarına ve Hudeybiye ile Umretü’l-kazâ seferlerine katılmıştır. Mûte Savaşı’nda Zeyd b. Hârise ve Ca‘fer b. Ebû Tâlib’ten sonra sancağı alarak savaşmış ve şehit olmuştur (629). Şiirleri sade bir dille yazılmış olup, müşrikleri inkâr ve küfürlerinden dolayı eleştirir. Müstakil bir divanı olmamakla birlikte, şiirleri çeşitli siyer ve tabakat kitaplarında yer alır. Velîd Kassâb bunları Dîvânü ʿAbdillâh b. Revâḥa adıyla derlemiştir. 
| | | 0 yorum

"İstemem"- Fatih Sultan Mehmed

Sen kokmayan gülü neyleyim,
Neyleyim sensiz baharı?
Sen doğmayan günü neyleyim,
Neyleyim sensiz ben dünyayı?
Senin tenine değmeden gelen yağmuru istemem, meltemi istemem.

Seni parlayacaksa parlasın yıldızlar,
Sana yanmayan yıldızı semalarda istemem.
Bülbüller söyleyecekse seni söylesin,
Senden okumayan bülbül olsa dinlemem.
Özlemim sen olacaksan yansın yüreğim,
Sılası sen olmayan gurbeti istemem, vatanı istemem.

Bir ateş yakacaksa beni kalbimden,
Senin aşkının ateşi yaksın,
Senden gayrı başka bir aşkla kül olursa kalbim,
Bu kalbi istemem, ateşi istemem, koru istemem.

Seni göremediğim vahalar bedevilerin olsun,
Ben senin çölünü isterim, suyu istemem.

Sana çıkacaksa durmaz yürürüm,
Sonu sen çıkmayan yönü istemem, yolu istemem.

Ben gönüllü bir köleyim, kulağımda küpem.
Kalbini fethedecekse geçerim bin sina'yı birden.
Yoksa neyime?
Bu fethi istemem, Mısır'ı istemem, cihanı istemem.

Ben Sultan Fatihim, önündeyim İstanbul'un.
Yakarım bu şehri yüzünde bir tebessüm için.
Yoksa gül yüzünü güldürmeyen sultanlığı istemem, İstanbul'u istemem.

Ben bir garip yunusum, yazdığım sensin, yandığım sen.

Senden gayrı bir aşka ben kalemi istemem, kağıdı istemem.

Ben senin ümmetinim, sensin benim efendim.
Senden gayrı, senden başka efendi istemem, sevgili istemem, istemem…

Fatih Sultan Mehmed (Avni)



| | | 0 yorum

İmparatorluğa Mersiye Şiiri - Osman Yüksel Serdengeçti

Osman Zeki Yüksel (Serdengeçti) 25 Temmuz 1917’de Antalya’nın Akseki ilçesinde doğmuş, 10 Kasım 1983’te Ankara’da vefat etmiş Türk siyasetçi, gazeteci ve şairdir. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde öğrenim gördüğü sırada 1944 olaylarına karıştığı gerekçesiyle Hüseyin Nihal Atsız’la birlikte tutuklanmış, bir süre hapis yatmıştır. Tahliye edildikten sonra fakülteye dönme talebi reddedilip bakanlığa gönderdiği aralıksız dilekçelerine Maarif Vekaleti’nce cevap verilmeyince çileden çıkan Osman Yüksel Serdengeçti, doğrudan Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in şahsına “Yüksek vekaletin alçak vekiline” diye başlayan aşağıdaki dilekçeyi  yazdığı için yeniden hapse girmiştir. 

"Yüksek Vekâletin Alçak Vekiline /ANKARA
3 Mayıs 1944 hadiselerine öncülük yapmak, gençliği kışkırtıp tahrik etmek suçuyla Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin Felsefe Şubesi’nin son sınıfının son noktasında bir telefon emrinizle okuldan atılan, ben Osman Yüksel, İstanbul’a sürülüp örfi idare komutanlığının emrine teslim edildikten, tabutluklara tıkılıp, zincirlere vurulduktan sonra suçsuz olduğum anlaşılmıştır. Kader beni yine sizin karşınıza dikmiştir. 
Hakkımı istiyorum efendi, hakkımı …!
Senden bahşiş istemiyorum …!
İmtihan hakkımı ya verirsin ya zorla alırım…
Beni, tuttuğum yoldan Yücel değil, ecel gelse döndüremez..!
Bu aşkı bu ateşi hiçbir şey söndüremez…!
“On kuruşluk pul ve Osman Yüksel imzasıyla” 

Bakanlığa verilen bu sert dilekçeye de olumlu/olumsuz bir cevap verilmez. Fakat sonraki zamanlarda Serdengeçti Dergisi’nda yer alan eleştirilerle alakalı olarak Hasan Ali Yücel tarafından tekrar dava edilir. Davalar neticesinde yeniden hapse giren Serdengeçti, epey bir uğraş vermesine rağmen fakülteden mezun olamaz. Serbest kaldıktan sonra 33 sayı yayımladığı Serdengeçti dergisiyle yayınlarına devam etmiştir. Dergideki yazılarından dolayı halk arasında “Serdengeçti” olarak anılmış, daha sonra bu lakabı soyadı olarak almıştır. 1965-1969 yılları arasında Adalet Partisi’nden Antalya milletvekili olarak görev yapmıştır. Ancak partisine yönelttiği eleştiriler nedeniyle partiden ihraç edilmiştir. Mecliste kravat takmadığı için uyarı almış, uyarılara aldırmayınca genel kurula girişi yasaklanmıştır. Bu duruma tepki olarak kravatı beline bağlamış ve “Kanunda nereye takılacağı yazmıyor” diyerek hazırcevaplığıyla dikkat çekmiştir.

Yeni İstanbul gazetesinde “Selam” köşesinde yazılar yazan Yüksel, Necip Fazıl Kısakürek’in yakın dostu olarak bilinir. Mizahi ve nüktedan üslubuyla tanınan Serdengeçti, Türk milliyetçiliği ve İslam inancını birleştiren bir düşünce çizgisine sahip olmuştur. Yaşamının son dönemlerinde Parkinson hastalığına yakalanan Osman Zeki Yüksel, 10 Kasım 1983’te Ankara’da vefat etmiş ve Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Başlıca Eserleri: Mabedsiz Şehir, Bu Millet Neden Ağlar?, Bir Nesli Nasıl Mahvettiler?, Ayasofya Davası, Mevlana ve Mehmet Âkif, Türklüğün Perişan Hali, Kara Kitap, Müslüman Çocuğunun Şiir Kitabı, Akdeniz Hilalindir.

 
| | | 0 yorum

Nemime-Laf taşıma (Koğuculuk)

Sözlükte “fısıltı halinde konuşmak, birinin sözünü yalan katarak nakletmek” anlamındaki nemm kökünden türeyen nemîme kelimesi, “insanlar arasında kötülük, düşmanlık ve bozgunculuk maksadıyla söz taşıma, kovculuk yapma, gammazlık” demektir. Sözlüklerde nemîm de aynı şekilde açıklanır (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât; Lisânü’l-ʿArab; Tâcü’l-ʿarûs). Mâverdî nemîmeyi, “gıybet sayılan kötü sözlere çirkin unsurlar katarak bunları insanları birbirine düşman edecek tarzda anlatma” diye tanımlamaktadır (Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn, s. 259) İmâm Gazâlî rahimehullah demiştir ki: Nemîme (koğuculuk), insanların arasını bozmak için başkasının söylediği şeyleri, hakkında konuşulan kişiye ulaştırmaktır. Koğuculuk, bir sırrı anlatmak, açıklanması hoş görülmeyen şeyin üzerindeki perdeyi kaldırmaktır ve dinimizde haramdır. Bunun; söz, yazı, işaret, ima ile olması yahut taşınan şeyin bir söz, fiil yahut bir ayıp olması da fark etmez, tamamı nemîme olur. Gazzâlî “dilin âfetleri”nden bahsederken gıybetten sonra nemîmeye yer vererek bir söz veya davranışın başkasına nakledilmesi halinde anlatılan şey gıyabında konuşulanı, olayın anlatıldığı kişiyi veya başka birini huzursuz ediyorsa bunları başkalarına açıklamanın nemîme kapsamına girdiğini belirtir (İḥyâʾ, III, 156-158).
| 0 yorum

Zühd hayatı

Zühd, Allâhü Teâlâ’nın yasakladığı şeylerden kaçınıp dünya varlığına ve lezzetlerine rağbet etmemek; Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına ve âhiret nimetlerine kavuşmak için çalışmaktır. Sözlükte zühd “bir şeye rağbet etmemek, ona karşı ilgisiz davranmak, ondan yüz çevirmek” gibi anlamlara gelir. Malı az olan kişiye müzhid, yemeği olduğu halde az yemek yiyene zâhid, az olan şeye zehîd, dünyaya karşı açlık içinde perhiz hayatı yaşamaya zehâdet denir. Zühdün karşıtı rağbettir (Kāmus Tercümesi). 

Zühd, kazancı ve çalışmayı terk ederek atâlet (tembellik) içinde olmak değildir. Zühd, eldeki bütün eşyayı bırakmak, bunları kullanmamak değil, sahip olduğu dünyalığa kalben bağlı olmamak, dünya malını elde etmek için meşrû olmayan yollara başvurmamaktır. Zühd kavramı genellikle dünyaya karşı olumsuz tavır ve davranışların bütününü ifade eder. Dünya malına, makama, mevkiye, şan ve şöhrete önem vermeme; azla yetinme, çokça ibadet etme, âhiret için hayırlı işlere yönelme zühdün bazı göstergeleridir (et Taʿrîfât) Hasan-ı Basrî zühdü, “Dünyaya karşı zâhid olmak, dünyaya yönelenlere buğzetmek ve dünyada bulunan şeylerden nefret etmek" şeklinde açıklar. Abdullah b. Mübârek ise zühd kelimesini, “Fakirliği seve seve Allah’a güvenmektir” şeklinde tarif eder. Cüneyd-i Bağdadi, zühdü; “elde bulunmayan şeyin gönülde de bulunmaması” şeklinde tanımlar. Süfyân-ı Sevri, zühdü “Dünyaya karşı zâhid olmak kanaat etmek, azla yetinmektir." şeklinde açıklayıp, kuru ekmek yemek ve aba giymek zühd değildir.” uyarısını belirtilmiştir.

Ebû Süleyman ed-Dârânî (rah.), “Zühd; Allâhü Teâlâ’ya ibâdet ve itaattan alıkoyan her şeyi terk etmektir. Gerçek zâhid; dünyayı ve dünya malını ne kötüler ne de över. Dünya nimetlerine kavuştuğu zaman sevinmez, kavuşamadığı zaman da üzülmez.” buyurmuştur. Vüheyb el-Mekkî (rah.) şöyle buyurmuştur: “Zühd; kaybettiğiniz dünya nimetleri için üzüntü ve kedere düşmemek, elde ettiklerinize de güvenip aldanmamaktır.” Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, “Dünya nedir? Ne kumaş ne kadın ne de paradır. Dünya insanı Allah’tan alıkoyan şeydir” derken (Mesnevî, I, 79) dünyayı “Hakk’a perde olan durum” diye tarif etmiştir. İbnü’l-Cellâ (rah.) şöyle buyurmuştur: “Zühd; dünyaya, gözünde değerini küçültmek için yok olup gidecek nazarıyla bakmaktır. Bu nazarla bakınca, ondan yüz çevirmek kolay olur.” Bâyezîd-i Bistâmî’ye zühd sorulduğunda, “Ben zühdde üç gün (devir) kaldım, dördüncü gün zühdden çıktım. İlk gün dünyaya ve dünyada olan şeylere, ikinci gün âhirete ve orada bulunan şeylere, üçüncü gün Allah’tan başka ne varsa hepsine karşı zâhid oldum. Dördüncü gün olunca bana Allah’tan başka bir şey kalmadı ve ilâhî aşk beni şaşkına çevirdi” şeklinde cevap vermiştir.

| | 0 yorum
YZ PROBLEM ÇÖZÜMÜ
Yükleniyor...
Çözüm:
Yapay zeka modeli hata yapabilir. Soru ve cevabı kontrol ediniz.

Piyasa Bilgileri

🇺🇸 USD ..
🇪🇺 EUR ..
🇬🇧 GBP ..
🏆 ONS ..
🪙 GRAM ..
Piyasa verileri; Frankfurter ve Binance API sistemleri üzerinden çekilmektedir. Döviz kurları referans niteliğinde olup gecikmeli olabilir. Altın fiyatları, ons bazlı dijital varlık üzerinden hesaplanmaktadır. Veriler bilgilendirme amaçlıdır, hatalı olabilir ve kesinlikle yatırım tavsiyesi içermez.

İslam Kütüphanesi Seçmeler

Matematik Seçme Konuları

Aşağıdaki Yazılar İlginizi Çekebilir!!!

    Yükleniyor...