Sesin Mahiyeti ve "Sayha"

Tarihte pek çok kavim, azgınlıklarının ve isyanlarının bir sonucu olarak helak olmuşlardır. Bu kavimler, kendilerine gelen peygamberlerin, tebliğ davetinden yüz çevirip yalanlamaları ve Allah’ın emir ve yasaklarına isyan etmiş olmaları sebebiyle, şiddetli bir şekilde cezalandırılmışlardır. Hakkı öğretmek ve tebliğ etmek amacıyla kendilerine gönderilen peygamberleri öldürme teşebbüsünde dahi bulunan, peygamberlere ve onlara inananlara çeşitli zulümler yapan kavimlerin, günah ve küfürde ne kadar azgınlaştıklarını, Kur'an-ı Kerim ayetlerinde birer ibret vesikası olarak görüyoruz. Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayette taşkınlıkta aşırıya gitmiş kavimlerin, farklı azaplarla cezalandırıldığı veya yok edildiği nakledilmiştir. Bu azaplardan biri de “sayha” ile helak edilme azabıdır. 

Zalimleri çarpan müthiş "Sayha"

Tarihte pek çok kavim, azgınlıklarının ve isyanlarının bir sonucu olarak helak olmuşlardır. Bu kavimler, kendilerine gelen peygamberlerin, tebliğ davetinden yüz çevirip yalanlamaları ve Allah’ın emir ve yasaklarına isyan etmiş olmaları sebebiyle, şiddetli bir şekilde cezalandırılmışlardır. Hakkı öğretmek ve tebliğ etmek amacıyla kendilerine gönderilen peygamberleri öldürme teşebbüsünde dahi bulunan, peygamberlere ve onlara inananlara çeşitli zulümler yapan kavimlerin, günah ve küfürde ne kadar azgınlaştıklarını, Kur'an-ı Kerim ayetlerinde birer ibret vesikası olarak görüyoruz. Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayette taşkınlıkta aşırıya gitmiş kavimlerin, farklı azaplarla cezalandırıldığı veya yok edildiği nakledilmiştir. Bu azaplardan biri de “sayha” ile helak edilme azabıdır.

Bu yazı, uzun içerikli bir yazıdır; isterseniz yazının PDF halini görüntülemek için bağlantıya tıklayabilirsiniz. "Zalimleri Çarpan Müthiş Sayha" - Kadir PANCAR" 

Sayha kelimesi hakkında daha detaylı bir fikir sahibi olabilmek için, Semud ve Medyen halklarının helakinden söz eden ilgili ayetleri, çeşitli tefsirlerden incelemeye çalışalım. Öncelikle Semud kavmi hakkında biraz bilgi verelim. 

Yeni Dünyada Lut kavmi Özentileri

Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanıyasınız diye sizi milletlere ve soylara ayırdık. Şüphesiz Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en fazla sakınanlarınızdır.” (Hucurât sûresi, 13) 

Bugünlerde (2015-...) yazılı ve görsel medyada bir furya halinde Lut kavminin sapkınlığı eşcinsellik, lezbiyenlik, homoseksüellik,  trans kimlik, cinsiyetsizlik, pedofili,...gibi ne kadar çeşit sapıklık varsa; türlü türlü adlar altında normal bir davranış gibi gösterilmeye, basında yazılıp çizilmeye, ekranlarda sevimli gösterilmeye başlandı. Özellikle Batı dünyasında normal bir davranış olarak kabul edilen,  Lut kavminin sapıklığı, pek çok ülkede cinsel kimlik olarak yasal hale gelmiştir. Allah'ın erkek ve kadın olarak iki cinsiyetle yarattığı insan varlığı, fıtrattan uzaklaşarak normal olanın dışına çıkmaya cüret etmiştir. Bu sapık davranışlar, inançsız, şeytani toplumlarda kabul görmesine rağmen, Müslüman ülkelerde de yasal hale getirilmeye, toplum içinde yaygınlaştırılmaya, bazı maddi imkanlarla desteklenen gruplar tarafından bir amaç olarak benimsenerek  reklam ve yazılı-görsel medya desteği ile normalleştirilmeye başlanmıştır. Bu eşcinsellik, lutilik,...vs gibi benzer çeşitli adlara sahip eylem ve hareketler, dernekler, grup veya oluşumlar; bir tercih meselesi olup, insanın kendi hür iradesinin bir tezahürüdür. İnsan, kendi isteğiyle, bu şeytani yolu ve bu fiilleri tercih etmiştir. Bu sapkın eylemlerin, doğuştan bir özür hali olan, fıtri "hünsalık" (çift cinsiyet) kavramı ile uzaktan yakından ilgisinin olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Hünsalık, doğuştan gelen insanların iradesi dışında olmuş, çift cinsiyet sahibi olma hali, çift organla dünyaya gelme özelliği olup, nadir görülen bir vakadır.  Eşcinsellik/homoseksüellik veya her ne isimle anılıyorsa bu tür eğilimler ise bambaşka bir olgu olarak fıtrata aykırı iradeli bir davranıştır. 
Cinsiyet algısının oluşması için doğru kimlik kazandırabilmek, anne ve babaların çocuklarının eğitim sürecine bağlıdır.  Anne ve babalar, çocuk terbiyesinde gerekli önlemleri almak mecburiyetindedir. Aksi halde fıtri olmayan bir durumla karşılaşılması, bu tür sapkın davranışların yayılması ve toplumda normalmiş gibi algılanması sıradan hale gelecektir. Normalleştirilmeye çalışılan bu sapkınlık hali; en basit tanımla erkeğin erkekle, kadının kadınla olan birlikteliği olarak nitelendirilen bu davranışlar, tarihte ilk defa Lut kavmi ile toplum içinde bir azgınlık olarak ortaya çıkarak yayılmış,  sonraki zamanlarda diğer toplumlar arasında da zaman zaman gözlemlenmiştir.   Ankebut Suresinde bu fiil şu şekilde aktarılır: "Lut da, milletine şöyle demişti: "Doğrusu siz dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz." (Ankebut Suresi-28)
 
Aynı durum tarihte Pompei halkı tarafından da yaşanmış, hatta Pompei halkının helak edilişi, ilerleyen zamanlara ibret olsun diye taşlaşmış insanlar olarak bırakılmıştır. Vezüv Yanardağı’nın eteklerinde kurulu olan Pompei, Roma’nın ‘‘zevk şehirleri’’ olarak Romalılar tarafından, türlü sapıklıklar için kullanılıyordu. Günümüzde turistik ziyaretlerde de net olarak görülebileceği üzere, Pompei halkından geriye küllerin altında kalarak taşlaşmış insan cesetleri kalmıştır. Tarih aynı Lut kavminin helakinde olduğu gibi insanlar ibret almadığı için tekerrür etmiştir.
| 2 yorum

Pompei Sapıklığı

Pompei İtalya' nin Campania bölgesinde, Napoli kenti yakınlarında bulunan bir şehirdir. Pompeii antik şehri kalıntıları ile ünlü olan şehrin 2010 yılı nüfusu 25.000 civarındadır.Pompei bu özellikleri yanında tarihteki büyük felaketiyle hatırlanan bir şehirdir.Târihî kayıtlar, şehrin yok olmadan evvelki hâlini, tam bir sapıklık, edepsizlik, son noktaya gelmiş bir ahlâksızlık olarak bildiriyor. Îsâ -aleyhisselâm-’dan yetmiş dokuz (MS 79) sene sonra Vezüv Yanardağı’nın ânî bir infilâki ile lavlar, bir anda kenti haritadan silmiş, ilâhî azaptan hiç kimse kaçıp kurtulamamıştır. Orada bulunan sapıklık içindeki insanlar bu ilahi azaba maruz kalarak, alenî bir sapıklık hâlinde iken taşlaşıp kalmışlardır.  
Pompei'de zamanında Roma imparatorluğu hüküm sürmekteydi. İmparatorluğun başında ise Tarihin gördüğü en gaddar ve sapık hükümdarlarından biri Caligula vardır.  İmparator Caligula kız kardeşine aşık olarak yaşadığı toplumdan bağımsız olmamakla birlikte en büyük günahı işliyordu. Halkın da hükümdarlarından pek farkı yoktu. Pompei'nin dört bir yanı genelevlerle, fuhuş bataklıklarıyla çevriliydi. Ayrıca eşcinsellik de çok normal karşılanıyordu. Halk bu sayede çok zenginleşmişti. Asiller müthiş zenginlik içindeydi. Lüks ve şatafat haddinden fazla bir vaziyetteydi.
Rivayete göre önce yemek yerler, daha sonra yediklerini daha fazla yemek yiyebilmek, yemek zevkinden daha fazla faydalanmak gibi saçma bir amaçla, tüyleri kullanarak kusarlardı. Asil ve köle olarak halk tabakalara ayrılmış bu tabakalar kendi içlerinde cinsel arzularını sınırsız biçimde yaşıyorlardı.  Sonunda bu kadar sapıklık ve lüks düşkünlüğü Pompeii'nin de sonunu getirdi. Kimilerine göre doğal bir afet gibi gözükse de yanardağ patlamasıyla Allah'ın şiddetli gazabı halkın üzerine tecelli etmişti. Pompei'de Lut kavmi gibi, Sodom ve Gomore gibi Allah tarafından cezalandırılan şehirlerden birisidir. Roma İmparatorluğu’nun ihtişamını yansıtan Pompei şehrinin trajik sonunu bugün yeryüzünde bilmeyen hemen hemen yok gibidir. Vezüv Yanardağı’nın eteklerinde kurulu olan Pompei ve Herculaneum, Roma’nın ‘‘zevk şehirleri’’ydi. Zengin ve asil Romalılar, genelevleriyle ünlü bu iki kentte kendilerince hayatın tadını(!) çıkarırdı.
 
Pompei ve Herculaneum kentleri, milattan sonra 79 yılının 24-28 Ağustos tarihlerinde birdenbire faaliyete geçen Vezüv Yanardağı’nın külleri altında kalarak şiddetli bir azapla bir anda yok oldular. Patlama sırasında gökyüzü kül bulutlarıyla kaplanmış, şehir üzerine saatlerce kül ve volkanik taş yağmıştır. Bu durum binaların çökmesine ve insanların hareket edemez hâle gelmesine yol açmıştır. Patlamanın ilerleyen safhalarında ortaya çıkan son derece sıcak ve zehirli gazlar, şehirde kalan birçok insanın hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Kaçabilenler çevre bölgelere sığınırken, Pompeii tamamen kül tabakası altında kalmış ve bir daha yerleşim yeri olarak kullanılmamıştır. Zamanla şehir unutulmuş, ancak yüzyıllar sonra yapılan kazılarla Pompeii halkının yaşadığı bu büyük felaket tüm ayrıntılarıyla ortaya çıkarılmıştır. Pompei’nin böyle bir felaketle yeryüzünden silinmesinde elbette çıkarılabilecek dersler vardı. Tarihi kayıtlar, şehrin yok olmadan önce tam bir sefahat ve sapkınlık merkezi olduğunu gösterir. Şehrin en belirgin özelliği, fuhuşun çok yaygın olmasıydı. Büyük bir gösteriş kentini, Vezüv’ün lavları bir anda tamamiyle haritadan sildi. Olayın en ilginç yanı ise, kentin günlük yaşantısı içinde, Vezüv’ün korkunç patlamasına rağmen, kimsenin kaçamamış ve adeta olduğu yerde donakalıp felaketin farkına bile varamamış olmasıydı. Yemek yiyen bir aile, o andaki gibi aynen küller altında kalarak taşlaşmıştı.
Kazılarda sapıklıkları esnasındaki fiileriyle taşlaşmış halde pek çok çift bulunmuştu. Daha da önemlisi, bu çiftler arasında, aynı cinsten olanlar, küçük erkek ve kız çocuklar da vardı. Pompei kalıntılarından çıkarılan taşlaşmış insan cesetlerinin, bazılarının yüzleri hiç bozulmadan kalmıştı. Genel yüz ifadesi şaşkınlıktı. Herculaneum’da insanlar sert lav kalıntılarının altında kaldıkları için bozulmadan çıkarılabilmiş ama Pompeii’de tam aksine yumuşak küller arasında kaldıklarından çıkarma esnasında toz gibi dağıldıkları için dayanabildikleri son seviyeye kadar temizlenmiş, sonrasında ise iç kısımlarına sıvı alçı dökülerek sertleşmesi beklenmiş ve ancak bu şekilde çıkarılabilmiştir. Bugün, kalıntılarından anladığımız kadarıyla felaket günü şehirde normal hayat devam ediyordu. Akşam yaşanacak rezillikler için hazırlıklar sürdüren insanlar o gün havanın oldukça boğucu olduğunun farkındaydılar. Üstelik çok hafif olan bir yer sarsıntısını da hissetmişlerdi ama önemsememişlerdi. Önce hafif bir kül yağmuru başlar. İnsanlar, el darbeleriyle silkelenebilecek olan bu külü önemsemezler. Muhtemelen yaşlı Vezüv daha önceleri de böyle ufak tefek faaliyette bulunmuş olmalı ki halk; “birazdan geçer” düşüncesiyle aldırış etmemiştir. Ancak kül yağmurunu önce lapilli (küçük taşlar), sonra bir kaç kiloluk sünger taşlarının gelmesi takip edince tehlikenin büyüklüğü ortaya çıkar. Halk, birden paniğe kapılır, yükte hafif pahada ağır eşyalarını sırtlayarak limana doğru delicesine kaçışmaya başlarlar. Ne var ki iş işten geçmiştir artık. Evlerine sığınanlar, yoğun kükürt dumanından boğulmamak için kendilerini dışarı atmakta, bu defa da üzerlerine yağan taşlarla helak olmaktaydılar. Korkunç felaketten kimse kurtulamamıştır. 48 saat içerisinde 18 km. lik bir alan içerisindeki Pompei ve diğer şehirler lavlar altında kalmıştı. Bunlardan yalnız Pompei’de 16 bin kişi, nüfusun tahminen %80’i yok olmuştu. Vezüv öylesine kuvvetli püskürmüştü ki, kül bulutları, felaketi haber verircesine Anadolu, Suriye hatta Mısır’a kadar uçuşmuştu.
1748 yılında ciddi bir şekilde kazılar başlatıldı. Dünyanın pek çok yerinden bilim adamları akın ederek şehir bugünkü görüntüsüne kavuşturuldu. Pompeii’de görülen bugün görülen taşlaşmış bedenlerin bazıları gerçekte insanların kendileri değildir. Vezüv Yanardağı’nın patlamasından sonra insanlar kül ve volkanik maddeler altında kalmış, zamanla çoğu beden çürüyerek yok olmuştur. Ancak bedenlerin bulunduğu yerlerde boşluklar oluşmuştur. Daha sonra yapılan kazılarda bu boşlukların içine ekipler tarafından alçı dökülmüş ve böylece insanların patlama anındaki duruşlarını yansıtan şekiller ortaya çıkarılarak korunmuştur. Bu nedenle Pompeii’de görülen taşlaşmış bedenler konusunda uzun süre çeşitli tartışmalar yaşanmıştır. Bu bedenlerin hangilerinin gerçekten insan kalıntılarına ait olduğu, hangilerinin ise daha sonra yapılan çalışmalar sonucunda ortaya çıkarıldığı konusu tam anlamıyla netlik kazanmamıştır. Bazı taşlaşmış kalıntılarda kemik parçalarına rastlanması, tüm figürlerin yalnızca sonradan oluşturulmadığını göstermiştir. Bu nedenle Pompeii’deki taşlaşmış bedenlerin bir kısmının gerçek insan kalıntılarına dayandığı, bir kısmının ise arkeolojik yöntemlerle sonradan şekillendirildiği araştırmacılar tarafından genel kabul görmüştür. Bir gezginin izlenimlerinde bu atmosfer şu şekilde aktarılır: "Lavlar, Pompei ve komşu şehirleri öylesine perişan etmişti ki; bugün o insanların günlük yaşayışlarını, yeni kurulmuş bir film seti gibi görebilmekteyiz. Ocaktan indirilmemiş bir domuz yavrusu, fırından çıkarılamamış ekmekler, sırtlarındaki mücevher çuvallarıyla sokak kapısını açmaya çalışırken yığılıveren kadınlar ve erkekler, şehir kapısı önünde üstüste yığılmış cesetler, bir zengin evinde cenaze şölenine katılan ve yerlerinden kalkmaya bile fırsat bulamayanlar, evler, İsis tapınağı, tiyatro… Hepsi de yaşadıkları son anları dondurulmuş bir şekilde duruyor. Yazıcı dükkanında balmumu tabletler, kitaplıktaki papirüs tomarları, hamamlarda kaşağılar, meyhane tezgahlarında kadehler ve son müşterilerin bıraktıkları paralar, ev ve dükkan kapılarında sahiplerinin isimleri, umumi tuvaletlerdeki pislik bulaşıkları bile aynen duruyor." (olaganustuolaylar.wordpress.com/2012/03/10/474)
Vezüv’ün batı yamacında Napoli, doğu yamacında ise Pompei kenti yer alır. Yaklaşık 2000 yıl önce yaşanan bir lav ve kül felaketi, bu kentin insanlarını ani bir biçimde yakalamıştı. Tarihler MS. 79’u gösterdiğinde  artık Pompei için geri dönülmez bir yolun başlangıcı oldu.  24 Ağustos 79'da Vezüv Yanardağı’ndan bir anda yükselen dumanların ardından, şehirde şiddetli sarsıntılar başladı. Gökten iri kum taneleri büyüklüğünde kızgın taşlar yağmaya başlayınca, halk korkunç bir lav akınının geleceğini hissedip limana koşarak gemilerle uzaklaşmak istedi; bazıları da evlerine kapandı. Ancak dev dalgalarla kabaran deniz gemideki insanları büyük bir tufanla lavların bir nehir gibi aktığı şehrin kucağına geri attı. Şehir bir anda devasa bir lav tufanının altında kaldı ve lavlar birkaç saat içinde her tarafı bir yorgan gibi örttü.Felaket öylesine ani olmuştu ki, her şey 2000 yıl öncesinde olduğu gibi kaldı. Sanki zaman dondurulmuştu. Pompei kalıntılarından çıkarılan taşlaşmış insan cesetlerinin, bazılarının yüzleri hiç bozulmadan kalmıştı. Genel yüz ifadesi şaşkınlıktı. İşte facianın en akıl almaz yönü buradadır. Nasıl olmuş da binlerce insan hiçbir şey görmeden ve duymadan, adeta ölümün gelip kendilerini yakalamasını beklemişlerdir? Olayın bu yönü bile, Pompei’nin yokoluşunun Kuran’da anlatılan helak olaylarına benzediğini gösteriyor. Çünkü Kuran’ı Kerim'de bu olaya benzer, helak edilme olayları anlatılırken “birden yok olma” üzerinde durulur. Örneğin Yasin Suresi’nde anlatılan “şehir halkı”, tek bir anda topluca ölmüşlerdir. Yasin Suresinin 29. ayetinde söz edilen halk için, bu helak edilme durumu şöyle anlatılır:
 
(Onlara) Yalnızca bir tek çığlık (yetti); anında sönüverdiler. (Yasin Suresi, 29)
 
Bu ayette "anında yok edilme" fiili olarak, "sayha" kelimesinin geçmesi ibretliktir. Benzer şekilde "sayha" kelimesi ile helak ilişkisi, Kamer Suresi’nin 31. ayetinde de bir başka kavim için geçmektedir. Semud kavminin helakı anlatılırken de yine “anında yok olma” olayına dikkat çekilir: Semud Kavmi de aynı Ad Kavmi gibi Allah'ın uyarılarını gözardı etmiş ve bunun sonucunda helak olmuştur. Günümüzde arkeolojik ve tarihsel çalışmalar sonunda Semud Kavmi'nin yaşadığı yer, yaptığı evler, yaşama biçimi gibi birçok bilinmeyen, gün ışığına çıkartılmıştır. 

"Çünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler." (Kamer Suresi, 31)
 
Pompei halkının ölümü de ayetlerde anlatıldığı gibi, “birden ve aniden yok olma” tarzında gerçekleşmiştir. Bu büyük afetle zevk ve sefa şehri olarak anılan Pompei  20.000’i aşkın insana mezar olmuştur. Lavlar kısa sürede 6-7 metrelik bir tabaka oluşturarak, bütün şehri bir anda haritadan silivermiştir. Pompeililer bu büyük afet sırasında bile sahte tanrılarına seslenerek can hıraş yardım istemişlerdir.  Fakat ne yazık ki sapkınlığın ve azgınlığın doruklarında yaşadıkları belde, bir anda onlar için artık korkunç bir mezar şehir hâlini almıştır. Pompei, asırlar boyunca lanetlenmiş bir şehir olarak anıldı. 1700’lü yılların başlarında arkeologlar tarafından günyüzüne çıkarılan lavların altındaki kalıntılar ise, bugün özellikle yaz aylarında günde 2000 ziyaretçi ağırlayarak tarihe ibretli bir şekilde ışık tutmaya devam ediyor.
Tüm bunlara rağmen, Pompei’nin eski yerinde bugün olaylar pek fazla değişmiş değildir. Aynı sapıklık faaliyetleri, bugün dahi aynı bölgede gerçekleşmeye devam etmektedir. Napoli’nin zenginlik göstergesi sefahat mahalleleri, Pompei’den hiç aşağı kalmamaktadır.  Önemli turizm bölgelerinden birisi olan Kapri Adası, eşcinsellerin ve çıplakların yoğun olarak kamp yaptıkları bir bölge  durumundadır. Kapri Adası, sapıklıkların merkezi konumundaki yerleri, turizm reklam afişlerinde “Paradise" {cennet (!)} olarak tanımlayarak, rezil günahlarına müşteri çekmeyi amaçlamıştır. Sonuçta, yine bölge halkının ne yazık ki aynı tür bir yaşamı seçtikleri görülüyor. Yalnızca Kapri’de ve İtalya’da değil, dünyanın hemen hemen her tarafında bu tür bir ahlaki dejenerasyon yaşanmakta ve insanlar geçmiş kavimlerin başlarına gelen felaketlerden olaylardan ders almamakta ısrar etmekte ve aynı rezil fiileri işlemeye devam etmektedirler. İbret alınmayan tarih vesikaları,  insanoğlunun karşısına bela ve musibet olarak çıkmaya devam edecektir.
Konu ile ilgili olarak, bir gazeteci olan Nehir Aydın Gökduman'ın Pompei gezisinden izlenimlerinden bir bölümün burada paylaşılması da yerinde olacaktır.  

"Şehrin kalıntıları içinde ve taşlaşmış insan cesetleri arasında dolaşırken etkilenmemek mümkün değil.  Cam panolar içinde sergilenen taş cesetlerin hemen hepsinin yüzünde helak olurken çektikleri acıyı yansıtan ifadeler göze çarpıyor. Acizliğin ve günahkârlığın bütün izlerini yansıtan bu çehreler, dünya hayatında fütursuzca günaha dalan insanların âkibetlerinin nasıl olabileceğine de âdeta ışık tutuyor. Şehirdeki kalıntılar arasında dolaşırken dönemin ileri gelenlerine ait lüks villaları, heykelleri, tapınakları, duvar resimlerini rahatça gözlemleyebiliyorsunuz. Hatta sapkın davranışlarını sürdürürken ansızın yakalanan insanların taşlaşmış bedenleri size o günün Roma’sını bilfiil resmetmekte çok manidar görünüyor." Nehir Aydın Gökduman'ın Pompei İzlenimleri 24.06.2013 (http://www.haksozhaber.net/nehir-aydin-gokdumanin-pompei-izlenimleri-38478h.htm)
 
Allahü Teala, ülkemizi ve tüm İslam alemini geçmişte kavimlerin helakine sebep olmuş, böyle iğrenç davranış ve eylemlerden muhafaza etsin. (Amin)
Kadir PANCAR
15/09/2013 
| 0 yorum

İslam Kütüphanesi Seçmeler

Matematik Seçme Konuları

Aşağıdaki Yazılar İlginizi Çekebilir!!!