16.Beyit
كذا عن كل ذى عون ونصر * تفرّد ذوالجلال و ذوالمعال
Yine böyle azamet ve yücelikler sahibi benim ilahım, her avn (karşılıksız yardım) ve nassar (ara sıra ve karşılıklı yardım) sıfatlarından müstağnidir. Celal ve Meâl sıfatının sahibi olan Hz. Allah, tek oldu.
İzah: Allahü Teala varlığında hiçbir şeye muhtaç değildir.
"Şüphesiz ki Allah âlemlerden müstağnidir." (Âl-i İmrân Suresi, 97) Hiçbir yardım veya destek O’na gerekmez. Bütün her şey O’na muhtaçtır. O, bütün acizliklerden ve noksanlıklardan münezzehtir.
"De ki: Allah bir tektir, O hiçbir yere muhtaç değildir. Doğurmamış ve doğmamıştır. Hiçbir şey Ona denk değildir." (İhlâs Suresi, 1-4)
17.Beyit
يميت الخلق قهرا ثم يحيى * فيجزيهم على وفق الخصال
Hz. Allah, kahır ve galebe cihetinden (eşi benzeri olmayan bir kudretle) mahlûkatı öldürür, sonra zamanı gelince tekrar ihya eder. (diriltir) Ardından onları amellerine muvaffak olmak üzere mükâfatlandırır veya cezalandırır. (amellerinin karşılığını verir)
İzah:
“Ölü idiniz, sizleri diriltti; sonra öldürecek, sonra tekrar diriltecek ve sonunda O'na döneceksiniz. Öyleyken Allah’ı nasıl inkâr edersiniz?” (Bakara Suresi, 28)
18.Beyit
لاهْلِ الْخَيْرِ جَنَّاتٌ وَنُعْمَى * وَلِلْكُفَّارِ أَدْرَاكُ النَّكَال
Hayır ehli için ahirette cennetler ve nimetler vardır; küfür ehli için ise cehennemde derekeler (azap tabakaları) vardır.
İzah:
"İyilik
edenlere, en güzel mükâfat ve daha fazlası vardır. Yüzlerinde keder ve
zilletten bir eser yoktur. İşte bunlar Cennette devamlı kalacaklardır."
(Yunus Suresi, 26) ,"Cennetin
neresine bakarsanız bakın, bol nimet ve büyük saltanat
görürsünüz."(İnsan Suresi, 20) "Mümin olarak salih amel işleyeni, sıkıntısız
güzel bir hayat içinde yaşatacağız. Bunları, yaptıklarının en güzeli ile
mükâfatlandıracağız." (Nahl Suresi, 97) "İyi amellerinin mükâfatı olarak,
insanları memnun edecek neler hazırlandığını hiç kimse bilemez."(Secde Suresi, 17), Cehhennem Azabı; "Kâfirleri, en şiddetli azapla cezalandıracağım." (Al-i
İmran Suresi, 56],"Onların azapları hiç hafifletilmez." (Bakara Suresi, 86),"Âyetlerimizi inkâr edenleri ateşe sokarız; onların derileri
yandıkça, daha fazla acı duymaları için derilerini değiştiririz. Allah
güçlü ve hakîmdir!" (Nisa Suresi, 56) 19.Beyit
ولا يفنى الجحيم و لا الجنان * وما اهلوهما اهل انتقال
Cennet ve cehennem fani değildir. Cennet ve Cehenneme intikal ehli olurlar ve bunların halkı için de ölüm yoktur. (Oraya girenler için artık ölüm yoktur ve ebedî kalış vardır.)İzah:
Cehmiyye
taifesi, Cennet ve Cehennem ehlinin gittikleri yerde, fani oldukları
görüşüne sahiptirler. Halbuki herkes yaptığı ameline göre Cennet ve
Cehennemde ebedi kalacaktır. "İman
edip salih amel işleyenler, Firdevs Cennetlerinde sonsuz kalır, oradan
hiç ayrılmazlar."(Kehf Suresi, 107-108),"Allah’ın, meleklerin ve bütün
insanların lâneti, kâfir olarak ölenlerin üzerinedir. Lânette temelli
kalırlar, azapları da hafifletilmez ve geciktirilmez.", (Bakara Suresi, 161-162), "Orada devamlı kalırlar, azapları hafifletilmez, kurtuluş ümitleri
de yoktur." (Zuhruf Suresi, 75)20.Beyit
يَرَاهُ الْمُؤْمِنُونَ بِغَيْرِ كَيْفٍ وَإِدْرَاكٍ وَضَرْبٍ مِنْ مِثَالٍ
Mü’minler, cennette Allahü Teâlâ’yı keyfiyetsiz, idrakten münezzeh ve herhangi bir surete benzetmeden görürler. Allahü Teala'yı keyfiyet ve idraktan idraktan bir
halde, heyet ve suretten bir neva, mukarin olmayarak, ru’yet ederler (görürler).
İzah:
Ehli-Cennet
için "Ru’yet" (Allahü Teala'nın görülmesi), mekan cihet ve suretten
münezzeh olduğu halde, mahiyetini idrak edemediğimiz bir şekilde
müminlere cennette ikram olunacak ve inkişaf edilecektir. Ru’yetüllah,
ehli-cennet için haktır. Ayette geçen "يَرَاهُ" (yerahü) fiilindeki zamir, Allahü Teala'ya racidir. Kur’an-ı Kerimde; وُجُوهٌ
يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ "O yüzler Rablerine bakacaklardır." (Kıyame Suresi, 23) Hadisi Şerifte; إِنَّكُمْ
سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ، كَمَا تَرَوْنَ الْقَمَرَ لَّيْلَةَ الْبَدْرِ yani
"Ey ehli iman! Siz rabbinizi leyle-i bedirde kameri gördüğünüz gibi bilâ şek
velâ şübhe (asla şek ve şüphe olmadan) görürsünüz" (el-Buhârî, Fadlu Salâti’l-Asr 15, Müslim Fadlu Salâteyi’s-Subhi ve’l-Asri 37) buyurulmuştur. Bu görme hali teşbihsiz ve keyfiyetsizdir.
21.Beyit
فَينْسَوْنَ النَعِيمِ اِذَا رَاَوْهُ فَيَا خُسْرَانَ اَهْلِ الْاِعْتِزَالِ
Cennette müminler, Allahü Teala'yı gördükleri zaman, cennetin nimetlerini unuturlar. Vah o Mu’tezilenin hüsranına ve mahrumiyetine. (Ey Ehli sünnet! bu meselede hüsranı Mu’tezile'den hazer ediniz (sakınınız)).
İzah: Beyit, Mu’tezilenin cennette ru’yetüllah ni’metinden mahrum olacaklarını işaret etmiştir, çünkü onlar rahmeti ilahi ile cennete dahil olsalar bile, ru’yetullah hususunu inkar ettikleri için ru’yetullah ni’metinden mahrumdurlar.
"İhsanda bulunanlar için, güzellik ve bir ziyâdelik vardır ve onların yüzlerini ne karalık ve ne de bir alçaklık kaplamaz. İşte onlar cennet ehlidirler. Onlar orada ebedîyyen kalıcılardır." (Yunus Suresi, 26)
22.Beyit
وَماَ اِنْ فِعْلٌ اَصْلَحْ ذُو افْتِرَضِ عَلَي الْهَدِي الْمُقَدَّسِ ذِي التَّعَالِِي
Kulun menfeatine olan hiçbir fiil, Azamet ve Rıfat sahibi, Mukaddes, Hadi (hidayet veren) Cenabı Hak üzerine farz değildir (gerekli değildir)
İzah: Allahü Teala üzerine, kul için menfaat olacak her türlü nimet (zenginlik, güzellik, müslüman olması) vb. hiçbir nimeti vermesi/fiili yapması gerekli değildir, bu nimetleri vermek zorunda da değildir. Allah, dilediğini yapar, O hiçbir şeye zorlanamaz. Zira Ayeti Kerime' de;
يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ "Fakat o dilediğini dalâlette bırakır ve dilediğini hidâyete erdirir"(Nahl Suresi, 93) وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى "Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplardı."(Enam Suresi, 35) وَلَوْ شِئْنَا لَآتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدَاهَا "Eğer biz dilemiş olsaydık, her nefse hidâyetini verirdik."(Secde Suresi, 13) buyrularak, Allahü Teala'nın dilediğini yaptığı ifade edilmiştir.
23.Beyit
وَفَرْضٌ لاَزِمٌ تَصْدِيقٌ رُسْلٌ وَاِمْلاَكٍ كِرَامٍ باِالنَّوَالِي
Rasulü
Azam Hazeratı (bütün peygamberleri) ve envai neval “ihsan” ile ikram
olunmuş melaikeyi (melekleri) kiramı tasdik farzı lazımdır. Yani fazı
ayndır.
İzah: Nazım Hazretleri (Osman El Uşi), beytin başında "farz" ifadesini, "lazım" ile te’kit etmesi
Rasulleri ve Melekleri tasdikin "farzı ayn" olup, "farzı kifaye" olmadığını
işaret içindir. Bunları inkar eden, bunlara inanmayan münkir de ehli imandan değildir. "İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!" (Bakara Suresi, 177)
24.Beyit
وَ خَتَمُ الرَّسُلَ باِلصَّدْرِ الْمُعَلَّى * نَبِيّ هَاشِميّ ذِى
جَمَالٍ
Rasüllerin sonuncusu Haşimî'dir. Cemil sıfatının sahibi olan Nebi, Sadr-ı
Muallâ'dır.
İzah: Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) son peygamberdir. Ondan sonra peygamber
gelmeyecektir. O, Nebi ve aynı zamanda rütbe, nur ve ruh itibariyle bütün
peygamberlerden evveldir ve efdaldir. Hadis-i şerifte “اَوَّلُ
مَا خَلَقَ اللهُ نُورِي اَوْ رُوحِي وَ كُنْتَ نَبِيًّا وَ آدَمَ بَيْنَ
الْمَاءِ وَالطِّينِ
“Allah, önce benim nurumu ve ruhumu yarattı. Adem (a.s), su ile çamur arasında iken, ben peygamberdim." buyrulmaktadır. "Muhammed, sizin adamlarınızdan
hiçbirinin babası değildir. Ama Allah'ın Resulü ve peygamberlerin
sonuncusudur. Allah her şeyi hakkiyle bilendir.." [Ahzab Suresi, 40]
25.Beyit
اِمَامُ الْأنْبِيَاءِ بِلاَ اخْتِلَافٍ وَ تَاجُ الأصِْفيَاءِ بِلَا
اخْتِلَالِ
Fahri Alem Efendimiz (s.a.v), ihtilafsız (bila ihtilaf) Enbiya Izamın İmamı (bütün peygamberlerin önderi), şüphesiz (bila ihtilal) seçkin kulların (esfiyanın) da tacıdır.
İzah: Rasulullah efendimiz, mirac saadetlerinde bütün peygamberlere imam
olmuş ve ulema ve şüheda gibi esfiyaya da önder olmuştur. "Resullerden
kimisini kimisine üstün kıldık." [Bakara 253],"Biz seni bütün insanlara
müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik." [Sebe Suresi, 28],"Sen içlerinde
bulunduğun sürece, Allah onlara azap etmez."(Enfal/33) ve "Elbette sen, en
büyük ahlak üzeresin." (Kalem Suresi, 4) buyrularak peygamber efendimizin
yüceliği ve örnek karakteri övülmüştür.
26.Beyit
وَ بَاقٍ شَرْعُهُ فِى كُلِّ وَقْتٍ إلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَ
ارْتِحَالِ
Hatemül
Enbiya olan Nebiyyi Zişan efendimizin (s.a.v) şeriati, kıyamete kadar
(tüm insanlar dünyadan ahirete irtihal ettiği güne kadar herbir vakitte)
bakidir.
İzah: Beyitte geçen “فى
كل وقت her
vakitte” ile kastedilen Cehmiyye fırkasının "şeriatin, Nüzul-ü İsa
(a.s) ile sona erecek" iddiasına bir reddiyedir. Cehmiyye’ye göre, İsa
(a.s) nüzulu ile birlikte kendi şeriatını
uygulayacaktır. Ehl-i sünnet Cehmiyye'nin bu görüşünü reddeder. "Bütün
dinlerden üstün kılmak üzere, Resulünü hidayet ve hak dinle gönderen Odur."
(Fetih Suresi, 28), "Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi
tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim" ( Maide Suresi, 3), "Her kim
İslam’dan başka din ararsa, asla kabul edilmeyecektir. O kimse ahirette
hüsrana uğrayanlardan olacaktır." (Ali imran Suresi, 85) Hadis-i şerifte de islam
şeriatinin kıyamete kadar devam edeceği şu şekilde ifade edilmiştir. “Bu din
ayakta durmaya mutlaka devam edecektir. Onun namına, tâ kıyamet kopuncaya
kadar müslümanlardan bir cemaat çarpışacaktır.”(Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmare, 53)
27.Beyit
وَ
حَقٍّ اَمْرُ مِعْرَاجٍ وَ صِدْقٌ فَفِيهِ نَصُّ اَخْبَارٍ عَوَالٍ
Mirac emri (hadisesi), sadık ve haktır. Bu konuda (mirac hadisesinde), Âli (yüksek) ve aleni (açık) mertebede haberler vardır.
İzah: Peygamber Efendimizin (s.a.v) Mirac hadisinin vuku
haktır,sadıktır. Mirac hadisesi, Kuran-ı Kerim Nassı kat-i ile sabittir. سُبْحَانَ
الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى
الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا
إِنَّ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ "Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye
(Muhammed) s.a.v kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız
Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten
işitendir, görendir." (İsra Suresi, 1) Bu kısım haberi mütevatir ile sabittir. Münkiri kafirdir. Mirac hadisesinin, Mescidi Aksa'dan semavata
kadar olan bölümü haberi meşhur ile sabittir. (Buhârî, “Ṣalât”, 1, “Tevḥîd”, 37, “Enbiyâʾ”, 5, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 7, “Menâḳıb”, 24, “Menâḳıbü’l-enṣâr”, 42; Müslim, “Îmân”, 259) İnkar eden mudıl “dalalet ehli, sapık”
olur. "Sonra araları yaklaştı, derken daha
da yaklaştı. O kadar ki iki yay arası kadar, hatta daha
da yakın oldu." (Necm Suresi, 8-9)
28.Beyit
وَ إنَّ الأَنْبِياءَ لَفِى أَمَانٍ * عنِ الْعِصْيَانِ عَمْداً وَ انْعِزاَلِ
Muhakkak
Peygamberler kasten isyandan, “günah işlemekten”, Peygamberlik
makamından azl edilmekten korunmuşlardır, Onlar, emniyet içindedir.
İzah:
Bütün Peygamberler bilerek, bilmeyerek veya sehven(unutarak) emre
muhalefet etmekten masumdurlar. Allah'ın emirlerini çiğnemezler. Günah
işlemezler. Noksanlık ve zaaf göstermezler. İnsani yönleri itibariyle
oluşabilecek her türlü zelleleri sebebiyle, Onlar masumdur.
29.Beyit
وَ مَا كَانَتْ نَبِيّا قََطْ أُنْثَى * وَ لاَ عَبْدٌ وَ شَخْصٌ ذُو
افْتِعَالِ
Nebi, hiçbir zaman nisa (kadın), köle veya kötü fiil sahibi bir kimseden olmamıştır.
İzah: Kadın taifesinden Nebi olmaz. Zira nübüvvet davet ve mucize izhar gibi
ahvale muhtaçtır. Bunu da erkekler daha hakkıyla yapar. "Senden önce de ancak, kendilerine
vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer
bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun." (Nahl Suresi, 46) "Biz, senden önce de, kendilerine vahiy
verdiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer
bilmiyorsanız bilenlerden sorun. (Enbiya Suresi, 7) Bu konuda Eşari mezhebi Hz. Havva, Hz Meryem, Hz. Hacer ve Hz. Asiye gibi
kadınları istisna tutmuşlardır. “Hani, melekler 'Ey Meryem,' demişlerdi, 'Allah seni kendisinden bir kelime ile müjdeliyor. Onun adı Meryem oğlu Mesih İsa'dır.” (Al-i İmran Suresi, 45) “Musa'nın annesine, 'Çocuğu emzir. Başına bir şey gelmesinden korkuyorsan bir sandık içinde suya bırak, korkma, üzülme, biz onu tekrar sana vereceğiz ve onu peygamber yapacağım.' diye bildirmiştik.” (Kasas Suresi, 7) Eşari ve Maturidi mezheblerinin ortak noktasına göre kendisine risalet verilen kadın peygamber yoktur ama Allah`ın vahyettiği, bir haber verdiği "nebiyye" makamında bazı kadınlar vardır denilir. Kölelerden peygamber olmaz. Kötülük
işleyenden, kötü fiilerde bulunanlardan, peygamber olmaz. Peygamberler
her türlü günahtan uzaktır.
30.Beyit
وَ ذُو الْقَرْنَْينِ لَمْ يُعْرَفْ نَبِيّاً كَذَا لُقْماَنُ فَاحْذرْ عَنْ
جِدَال
Zülkarneyn (a.s)'ın nübübüvveti, maruf olmadığı (bilinmedi) gibi Lokman (a.s)'ın nübüvveti de
maruf değildir. Bu hususda sen mücedeleden (tartışmaktan) sakın.
İzah: Zülkarneyn (a.s) ve Lokman (a.s) ın nübüvvetleri sabit değildir.
Nübüvvetlerin adedi hususunda tartışma ve mücadeleden geri kalarak, bu
ilmi "Allah
bilir" demek en doğrusudur. "Gerçekten biz O Zülkarneyn'i yeryüzünde iktidar
sahibi yaptık ve ona ulaşmak istediği her şeyi elde etmesinin bir yolunu
verdik." (Kehf Suresi, 84), "Andolsun ki biz, Lokman'a "Allah'a şükret!" diye hikmet
verdik. Kim şükrederse kendi iyiliğine eder. Kim de nankörlük ederse,
şüphesiz ki Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, daima övülmeye layıktır."
(Lokman Suresi, 12)
31.Beyit
وَ عِيسَى سَوْفَ يَأْتىِ ثُمَّ يُتْوِى * لِدَجَّالِ شَقيِّ ذِى خَبَالٍ
Yakında İsa (a.s.) gelecektir, kafir ve fasid deccali helak edecektir.
İzah: Ehli Sünnet itikadına göre, kıyamete yakın olarak gerçekleşmesi
hak
olacak bazı alametler vardır. İsa (a.s)ın nüzûlü ve Deccal’in gelmeleri
de haktır. Hz. İsa (a.s) Deccal’i mağlup ederek onu öldürecek ve
İslam'ı yeryüzünde yeniden
canlandıracaktır. "Hani
Allah, İsa'ya demişti ki: 'Ey İsa, doğrusu seni Ben vefat ettireceğim
ve seni Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve
sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra
dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde
aranızda Ben hükmedeceğim." (Al-i İmran Suresi, 55), "Ve: "Biz, Allah'ın Resulü
Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük." demeleri nedeniyle de
(onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar.
Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında
anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna
uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak
öldürmediler. Hayır; Allah onu Kendine yükseltti. Allah üstün ve
güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir."Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahit olacaktır." (Nisa Suresi, 157-159) (Bkz. Deccal fitnesi ve Kehf Suresi)
32.Beyit
كََرَامَاتُ الْوَلِيِّ بِدَارِ دُنْيا لَهَا كَوْنٌ فَهُمْ اَهْلُ
النَّوَالِ
Darı
dünyada (Dünya aleminde) velilerin kerametlerinin olması, hak ve
sabittir. Zira o Evliyaullah, ilahi lütuflara mazhar olmuş, ihsan
sahibidir.
İzah: Dünyada evliyanın ellerinden zuhur eden harikulâde hallere "keramet"
denir ve bunlar haktır. Keramet: امرٌ
خارقٌ الْعادةِ مقرونٌ بالمعرفةِ والطاعةِ خالٍ عنْ النبوَّةِ به Nübüvet
davasından hali olarak, ma’rifet ve ta’atı ilahiyeye makrun
harikulâde
işlerdir. Evliyaullahtan zuhur eder. Davayı Nübüvvete mukarın
(olağanüstü işler peygamberlerden sadır olmuş) ise bunlar mucize olarak
isimlendirilir. Mucize ancak Peygamberi Izamdan zuhur eder. Ekseri
mu’tezile mensupları, "mucize ve kerameti" inkar
etmiştir. "Zekeriyya ne zaman kızın (Meryem'in) bulunduğu mihraba girdiyse, O’nun
yanında bir yiyecek buldu: “Meryem! bu sana nereden geliyor?” dedi. O da:
“bu Allah tarafından, şüphe yoktur ki, Allah kimi dilerse ona sayısız rızık
verir” derdi.”(Âli İmran Suresi, 37)"
33.Beyit
وَلَمْ يَفْضِلْ وَلِيٌّ قَطْ دَهْرًا * نَبِيًّا اَوْ رَسُولاً فيِ انْتِحَالٍ
Veli, hiçbir zaman nebiden veya Rasülden üstün olmadı, onlardan daha faziletli veya onlara müsavi de olmadı.
İzah: Ehli Sünnet itikadına göre veliler, ümmeti oldukları paygamberlere
tabidirler. Tabi olan tabi olunandan üstün veya ona eşit olamaz. Hz.
Ömer (r.a), Peygamber Efendimizin (s.a.v)'in konuyla ilgili şöyle
buyurduğunu rivayet eder: "Allah'ın kulları içinde bir takım insanlar vardır
ki; nebi, şehid değildir. Fakat kıyamet günü, Allah Teala'nın kendilerine
bahşettiği lütuf ve makamlardan dolayı peygamberler de şehidler de
kendilerine gıpta ederler" Sahabe: "Ya Resulullah, onların kimler olduğunu
bize haber verir misin?" deyince Allah Resulü: "Onlar, aralarında herhangi
bir mal alışverişi ve akrabalık bulunmadan Allah'ın muhabbeti için
birbirlerini sevenlerdir. Allah'a yemin olsun ki, onların yüzleri nur gibi
parlamakta ve kendileri de nurdan minberler üzerinde bulunmaktadırlar.
İnsanlar korktukları zaman onlar korkmazlar. Yine, insanlar üzüldükleri
zaman onlar asla mahzun olmazlar" (Ebu Davud/799) buyurdu.
34.Beyit
وَلِلصِِّدّيقِ رُجْحَانٌ جَلِيٌّ * عَلىَ اْلاَصْحَابِ مِنْ غَيْرِ احْتِمَالِ
Hz. Ebu Bekir (r.a) için sair ashab üzerine açık olan, (hilafette) tercih edilmesinde, şek ve
şüphe olmayan bir üstünlüğe sahiptir.
İzah. Hazreti Ebu Bekr'in (r.a) asıl adı Abdullah'tır. Künyesi Ebû Bekir’dir. Cahiliye dönemindeki
Abdu’l-Kâbe olan ismi, iman ettikten sonra Peygamberimiz tarafından
“Abdullah” olarak değiştirilmiştir. Efendimizin (s.a.v) ilk değiştirdiği isim, O'nun
ismidir. Babası Ebû Kuhâfe Annesi Ümmü’l-Hayr Selma binti Sahr'dır. Allah
Rasülü (s.a.v), Hz. Ebu Bekr'in (r.a.) fazileti hakkında "İnsanlardan dost tutmuş olsaydım,
muhakkak ki Ebu Bekir'i dost tutardım." (Tirmizi, 14) buyurmuştur. Ayet-i
Celile'de Sevr mağarasındaki olay anlatılırken şu şekilde bir hitap vardır.
"Eğer siz ona (Peygamber'e) yardım etmezseniz, Allah ona yardım eder. Hani o
kâfirler, onu Mekke'den çıkardıkları vakit sadece iki kişiden biri iken,
ikisi de mağarada bulundukları sırada arkadaşına «Üzülme, çünkü Allah
bizimledir.» diyordu. Allah onun kalbine sükûnet ve kuvvet indirmişti ve onu
görmediğiniz bir orduyla desteklemişti. Kâfirlerin sözünü alçaltmıştı. Yüce
olan Allah'ın kelimesidir. Ve Allah güçlüdür, hikmet sahibidir." (Tevbe Suresi, 40)

35.Beyit.
وللفارق رجحان وفضل على عثمان ذى النورين عال
Ömer-ul Faruk (r.a) icin, yüce (ali) ve zinnureyn (iki nur sahibi) Hz. Osman (r.a)'a kıyasla rüchan ve
fazilet vardır.
İzah:
Hz. Ömer (r.a), Künyesi Ebu Hafs ve Lakabı: Faruk'tur. İslamiyette iman
ile küfür arasını hüküm ve husumette hak ile batıl arasını tefrik
ettiği (ayırdığı) için bu lakap ile adlandırılmıştır. Babasının ismi:
Hattap bin Nüfeyl Annesinin adı: Hatebe binti Hişam'dır. Müğira ibn
Şubenin kölesi olan Ebu Lü'lü (firus) tarafından şehit edildi. Hz. Ömer,
Şia'nın iddia ettiği gibi hilafette haksızlık etmemiştir ve hilafete
Hz. Osman'dan daha faziletli ve ehil bir zat olmuştur.. Hz. Osman,
peygamberimizin kızı Rukiye ile evlenmiş, sonra hanımı vefat edince
peygamberimizin diğer kızı, Ümmü Gülsüm ile evlenmiştir. Bu nedenle
peygamberimizin kızlarıyla sırasıyla evlendiği için, peygamberimiz
tarafından "Zinnureyn" olarak isimlendirilmiştir."Allah, hakkı Ömer'in lisanına ve kalbine konmuştur." (Tirmizî, Menakıb 45; Heysemi Mecmeu’z-Zevaid, 9, 66)
36.Beyit.
وذوالنورين حقا كان خيرا من الكرار في صف القتال
İki
nur sahibi olan Hz. Osman (r.a), savaşlarda cesaretli, harp saflarına
atılmakta korkusuz olan Hz. Ali (r.a)'den daha hayırlı olmuştur.
İzah:
Halifelerin üçüncüsü Hz. Osman (r.a) Ümeyyeoğulları ailesine mensup
olup, nesebi beşinci ceddi olan Abdi Menaf'ta Resulullah (s.a.v) ile
birleşmektedir. Fil olayından altı sene sonra Mekke'de doğmuştur.
Annesi, Erva binti Küreyz b.Rebia b. Habib b. Abdi Şems'tir. Büyükannesi
ise Resulullah (s.a.v)'ın halası Abdülmuttalib'in kızı Beyda'dır.
Künyesi, "Ebû Abdullah'tır. Ona, "Ebu Amr" ve "Ebu Leyla" da denilirdi.
Hz. Osman (r.a), iman ettiği zaman bunu duyan amcası Hakem b. Ebil-Âs
onu sıkıca bağlayarak hapsetmiş ve eski dinine dönmezse asla serbest
bırakmayacağını söylemişti. Hz. Osman (r.a) ebediyyen dininden
dönmeyeceğini söyleyince, kararlılığını gören amcası onu serbest
bırakmıştır. Hz. Osman, hanımı Hz. Rukiyye ağır hasta olduğu için,
Resulullah (s.a.v)'in izniyle Bedir savaşından geri kalmıştı. Hz.
Rukiyye, ordu Bedir'de bulunduğu esnada vefat etmiş, müslümanların
zaferinin müjdesi Medine'ye ulaştığı gün toprağa verilmişti. Fiili
olarak Bedir'de bulunmamış olmakla birlikte Resulullah (s.a.s) O'nu
Bedir'e katılanlardan saymış ve ganimetten ona da pay ayırmıştır.
Rukiyye'nin vefat edişinden sonra Resulullah (s.a.s), Hz. Osman'ı diğer
kızı Ümmü Gülsüm ile evlendirdi. Hicretin dokuzuncu yılında Ümmü Gülsüm
vefat ettiğinde Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştu: "Eğer kırk tane
kızım olsaydı birbiri peşinden hiçbir tane kalmayana kadar, onları
Osman'la evlendirirdim" ve yine Hz. Osman'a
"Üçüncü bir kızım olsaydı muhakkak ki seninle evlendirirdim"(ibn Esir, Üsdül-Gâbe, III/586) demiştir.
37.Beyit:
وللكرار فضل بعد هذا علي الاغيار طرا لاتبا
Savaş
meydanlarında, -aslanlar gibi- çarpışan Hz. Ali, (kerremellahü veche)
için (Hz.Ebu Bekr, Hz. Ömer, Hz. Osman'dan sonra geriye kalan) diğer
bütün sahabiler üzerine şeksiz ve şüphesiz üstünlük vardır. Sen artık
bundan başka iddiaları önemseme.
İzah:
Hz. Ali (r.a), Resulullah'ın amcasının oğlu, damadı, dördüncü
halifedir. Babası Ebû Talib, annesi Kureyş'ten Fâtıma binti Esed, dedesi
Abdulmuttalib'tir. Künyesi Ebu'ı Hasan ve Ebû Tûrab (toprağın babası),
lâkabı Haydar; ünvanı Emîru'l-Mü'minin'dir. Ayrıca 'Allah'ın Arslanı'
ünvanıyla da anılır. Hz. Ali (r.a), küçük yaşından beri Resulullah'ın
yanında büyüdü. On yaşında İslâm'ı kabul ettiği bilinmektedir. Hz.
Hatice'den sonra müslümanlığı ilk kabul eden O'dur. Peygamber efendimiz
(s.a.v) ile Hz. Hatice'yi bir gün ibadet ederken gören Hz. Ali'ye,
Peygamberimiz; şirkin kötülüğünü ve tevhidin manasını anlattığında, Hz.
Ali (r.a), hemen müslüman olmuştur. Mekke döneminde her zaman
Resulullah'ın yanındaydı. Kâbe'deki putları kırmasını şöyle anlatır:
"Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik. Resul-u Ekrem omzuma çıkmak
istedi. Kalkmak istediği zaman, kalkamayacağımı anladı, omzumdan indi,
beni omuzuna çıkardı ve ayağa kalktı. O esnada istesem ufukları tutacak
sanıyordum. Kâbe'nin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan ittim.
Put düştü, parça parça oldu. Resulullah'ın (s.a.v) omuzlarından indim.
İkimiz geri döndük." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).
38.Beyit
وَلِلصِّدِّيقةِ الُّرجْحَانُ فَاعْلَمْ عَلَى الَّزَهْرَاء فِى بَعْضِ
الْخِلَالِ
Sen bil ki Hz. Aişe-i Sıddıka, (RadiyAllahüanha) için bazı hallerde, Hz Fatıma-tüz Zehra (RadiyAllahüanha) üzerine rüchan (fazilet) vardır.
İzah: Hz Aişe-i sıddıka (r.a), Sıddıkı Azam (r.a) Hz.Ebu Bekr'in
kerimeleri ve Efendimiz
(s.a.v.) in zevce-i mütahherreleridir. Bu beyit, Hz. Aişe'ye iftira
atan Şia
zümresine bir reddiye niteliğindedir. Fatıma-tüz Zehra (r.a)
validemiz,
Fahri Kainat Efendimiz (s.a.v )in kerimeleri olup, Ali (r.a)
hazretlerinin zevce-i tahireleridir. Bu rüchan bahsini de bir çok ahval
var
ise de musannıf hazretleri, ahirette Hz. Aişe (r.a) validemizin,
Rasulullah
(s.a.v.) efendimiz ile derace-i ulyada, Hazreti Fatma (r.a) validemizin
de Hz.
Ali (r.a) ile birlikte bulunacakları cihete işaret eder. Zira Peygamber
Efendimiz (s.a.v.) Hz. Aişe (r.a) ve Hz. Fatıma (r.a) validemizin de
üstünlükleri hakkında bir çok Hadisi
Şerif irad etmiştir. Ayet-i Celile'de Hz. Allah (c.c), Hz. Aişe (r.a)
validemiz
hakkında şu şekilde hitap etmiştir. "(Peygamber'in eşi hakkında) o yalanı
uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin
için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine kazandığı günah karşılığı
ceza vardır; içlerinden elebaşılık yapana ise büyük azap vardır. Onu
işittiğiniz zaman, erkek kadın müminlerin, kendiliklerinden hüsnü zanda
bulunup da: 'Bu apaçık bir iftiradır' demeleri gerekmez miydi?" (Nur Suresi, 11-12)
39.Beyit
وَ لَمْ يَلْعَنْ يَزِيدًا بَعْدَ مَوْتٍ سِوَى الْمِكْثَارِ فِى
الْاِغْرَاءِ غَالِ
Seleften hiç bir kimse, ölümünden sonra Yezid'e lanet eylemedi. Ancak haddi aşmakta (tecavüz etmekte) mübalağa edenler müstesna (aşırı gidenler lanet ettiler).
İzah: Selefden hiç kimse Yezid bin Muaviye hakkında la’net eylemedi ancak
haddi aşan Rafizi ve Harici gibi bazı şahıslar la’net eylemiştir. Hadisi
Şerif:اُذْ
كُرُوا مَوْتَاكُمْ بالخَيْرِ "Ölülerinizi
hayırla, iyi ve güzel halleri ile yâdediniz" (Tirmizî, Cenâiz 34) buyurulmuştur. Bu mevzularda, susmak en doğrusudur.
40.Beyit
و ايمان المقلد ذو اعتبار بانواع الدلائل كالنّصال
Keskin kılıç gibi (okun ucundaki demir parçası gibi etkili) kat-i
deliller ile mukallidin imanı; muteberdir, bu iman geçerlidir.
İzah: Mukallit: قَوْلُ
قوْلِ المُجْتَهدِ بِلاَ دليل
Başkasının sözünü delilsiz kabul eden kişidir. Mukallit olan
mü’minlerin
imanı, muteberdir. Mesela: Bir kişi, "Annem ve babam iman etti, ben de
onlar gibi bu dine
inandım ve bu dinden başka hak din yok" derse bu iman mu’teberdir ve bu
ikrar kabüldür. Üç Türlü iman mertebesi vardır. 1-İmanı taklit: Anne
babadan görerek imandır. 2-İmanı İstidlali: Kişi; Farz, vacib, sünnet,
haram gibi dinin emirlerini yasaklarının ne olduğunu bilir ve bu
bilgisine göre amel eder ve bunları çevresine öğretir. 3-İmanı hakiki:
Enbiyanın imanı gibi, iman sahibi olmaktır. Asla
kalbine şek ve şüphe gelmeyen imandır.
41.Beyit
وما عذر لذى عقل بجهل بخلاق الاسافل و الاعال
En yüce ve en sefil şeyleri (Eâliyi-Esâfili veya yer gök alemlerini) yaratanı bilmemesi, akıl sahipleri için özür
değildir.
İzah: Akıl baliğ olan bir kimse, bilgisizliği (cehli) sebebi ile marifeti ilahiden mahrum
olsa huzuru Rabbül aleminde, özrü kabul olmaz. Özür kelimesinin, üç manası
vardır; 1) "ben işlemedim" der. 2) "şu sebeble işledim" der. 3)"işlemedim
fakat bundan sonra işlerim" der. Bu beyitte murat olunan mana, üçüncüsüdür. "Ben
cahil idim bilmiyordum" demek, kişiyi mes’uliyetten kurtarmaz. Zira arz ve semanın
ve sair mahlukun yaratılmasında, kudreti ilahi açıkca görülür. Buna aklen inanmak lazım gelir.
42.Beyit
و ما ايمان شخص حال يأس بمقبول لفقد الامتثال
Sekeratı mevt zamanında, şeriatin emirlerine tam imtisal olmadığı için bu şahsın imanı kabul olmadı.
İzah:
"İmanı be’s" imanı, "ye’s imanı da denilir. Bir kimse, sekeratı mevt
(ölüm anında) halinde iman etmiş olsa, Firavun imanı gibi son anda gayb
alemi açıldıktan sonra iman etmiş olsa o kişinin imanı, makbul
değildir. Nazım hazretleri (Osman El Uşi); bu beyiti, zikrolunan şu ayeti celileden iktibas etmiştir: فَلَمْ
يَكُ يَنفَعُهُمْ إِيمَانُهُمْ لَمَّا رَأَوْا بَأْسَ
"Fakat azabımızı gördükleri zaman, imanları kendilerine bir fayda
vermeyecektir."(Mümin/85) "İsrâiloğullarını
denizden geçirdi; Firavun ve askerleri de zulmetmek ve saldırmak için
onların arkalarına düştü. Nihayet boğulma kendisini yakalayınca (Firavun:)
'Gerçekten İsrâiloğullarının inandığından başka ilâh olmadığına iman ettim,
ben de müslümanlardanım!' dedi. Şimdi mi? Oysa daha önce isyan etmiş;
bozgunculardan olmuştun (denildi)." (Yûnus Suresi, 90-91).
43.Beyit
وما افعال خير في حساب من الايمان مفروض الوصال
Yerine getirilmesi farz olan (visali mefruza) âmeli saliha, imandan mahsup (imanın hesabından) sayılmadı.
İzah:
Ameli hasene: namaz oruç, zekat ... gibi ibadetler, imanın içine dahil
değildir. İmanın aslı ise tasdiki kalbtir. Hakiki iman budur. İman
kalp ile tasdik edip, dil ile bu tasdik edilenleri söylemektir. İmanın
Alameti ise, İslamiyetin hükümlerini yerine getirmektir. إِنَّ
الَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ "İnanan
ve güzel amel işleyenler de insanların en hayırlılarıdır." (Beyyine Suresi, 7) Kavli
Kerim'inde iman ve ibadet “arasında” bir fark olduğu buyrulmuştur. İman
ve amelin ikisi aynı şey değildir. İbadet etmeyen bir kişi, iman
esaslarına tam olarak inanmışsa, tekfir edilemez.
44.Beyit
ولا يُقضى بكفرٍ و ارتداد بعهر او بقتل و اختزال
Bir kimse; gayrimeşru kötü fiil, zina, nefsi katil (adam öldürmek) ile küfür ve mürted hüküm olunmaz.
İzah: Mahzuratı şer-ıyyeden (büyük günahlardan) olan zina, katil,
sihir, faiz, hırsızlık, yalan yere şahitlik, namuslu kadına iftira,
gasbı mal, yetim malı yemek,..vs gibi fiillerin işlenmesi
ile küfr ve irtidad ile hüküm olunmaz. Bunları işleyen kişi kafir olmaz
ve dinden çıkmaz. "Allah, kendisine şirk koşulmasını
bağışlamaz. Fakat bunun dışında kalan günahları dilediği kimse için
bağışlar."(Nisa, Suresi, 48)
45.Beyit
وَ مَنْ يَنْوِ اِرْتِدَاداً بَعْدَ دَهْرٍ * يَصِر عَنْ دِينِ حَقٍّ ذِا
انْسِلاَل
Bir kimse, bir zamanda mürtedliğe (dinden çıkmaya) niyet ederse, O kimse (o anda) hak olan
dinden sıyrılıp çıkmış olur.
İzah: Mesela bir kimse, "bir sene sonra kafir olacağım" diye niyet etse o kişi
hemen o anda kafir olur. Zira küfür kastının da küfür olduğu icma ile sabittir. Dehr: Umumi zaman
manasınadır. İster bir sene veya bir gün olsun müsavidir.
46.Beyit
ولفظ الكفر من غير اعتقاد بطوع ردّ دين باغتفال
Kendi
isteği (tav ve ihtiyarı) ile dile getirdiği manaya inanmaksızın küfür
lafzını söylemek, "gaflet ve cehalet" ile dini red etmektir.
İzah: Bir kimse bilgisizliği sebebi ile küfür olduğunu bilmeyerek, kendi ihtiyarı
ile küfür kelimesi söylerse, İslam dairesinden çıkarak küfre dahil
olur. “Şayet kendilerine niçin alay ettiklerini sorsan, ‘Biz sadece lafa
dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk”, derler. İtizarda bulunmayınız, muhakkak
ki, siz imânınızdan sonra kâfir oldunuz. Eğer sizden bir zümreyi (tevbe
edeceklerinden dolayı) affedersek, bir gürûhu onlar mücrim kimseler
oldukları için azaba uğratacağızdır.” (Tevbe Suresi, 65-66)
47.Beyit
ولا يحكم بكفر حال سكر بما يهذى و يلغو بارتجال
Sarhoşluk halinde (sekr) iken irticalen (hazırlıksız olarak) boş sözü ve hezeyanı sebebi
ile küfreden kişi, küfrü ile hüküm olunmaz.
İzah : Bir kişi; gerek hamr, “şarab” veya sarhoşluk veren herhangi bir şey ile
sarhoş halinde, söylediği küfür kelimesi sebebi ile küfür ile hüküm
olunmaz. Allah-u Teâlâ “Ey iman edenler, sarhoşken ne söylediğinizi
bilinceye kadar namaza yaklaşmayın” (Nisa Suresi, 43) buyurarak sarhoşluğun bir
nevi akıl zayıflığı olduğunu ifade etmiştir.
48.Beyit
وماالمعدوم مرئيّا و شيئاً لفقه لاح في يمن الهلا ل
Mübarek olan hilalin bereketinde anlaşıldığı için, madum görülmez ve
mevcut (şey) değildir.
İzah: Ma'dum,yok olan demektir. Varlığı muhal olan madum hiçbir zaman
"şey" konumuna gelmez. Ehli sünnete göre, madum görülmez, mevcut
değildir ve "şey" denilmez. Mu’tezileye göre "madum" görülür, mevcut
olmayan, Mutezile tarafından "şey" olarak isimlendirilir. Varlıklar üç
kısma ayrılır. 1)Vacübül vücud: varlığı vacib olan, varlığı kendi
zatında olan. Hz Allah'tır. 2) Mümkinül vücud, Ca-izül vücud da denir;
olsa da olur olmasa da olur. Kainat ve alem gibi 3)Mümteni-ül vücud:
Varlığı hiç bir şekilde olmayan. Cenab-ı Hakk ın ortağı yoktur, bir
ortağının olması da imkansızdır.
49.Beyit
و غيران المكون لا كشيئٍ مع التكوين خذه لاكتحال
Tekvin ile beraber mükevvenat ayrıdır. Aynı "şey"değildir. Sen bunu kühl (gözüne sürme) için al.
İzah: Mu’tezileye göre tekvin ve mükevvin şey-i vahidtir, yani tek bir
şeydir. Mutezile'ye göre yaratılmış ve yaratma kavramları birdir. Onlara
göre Cenabı Hakk'ın tekvin sıfatı olmayıp, mükevvin (kainat) Cenab-ı
Hakk'ın kudreti ile
halk olmuştur. Ehli sünnet'e göre, tekvin ile mükevvin aynı şey
değildir. Tekvin sıfatı, Cenab-ı Hakk'ın bir sıfatı olup, yoktan var
etmek demektir. Buradaki "kühül" de "göze sürülen sürme" manasında gözü
aydınlatmak anlamında
kullanılmıştır.
50.Beyit
و ان السحت رزق مثل حل و ان يكره مقالى كل قال
Her
ne kadar buğz ediciler, bu sözümü kerih görse (beğenmese) de; Haram dahi, Helal gibi bir rızıktır.
İzah: Rızık: Rezzakı Alemin hayat sahiplerine yaşamaları için bahşeylediği,
onların da faydalandığı şeydir. Ehli Sünnete göre; helal veya haram olsun insana sevk edilen, insanın nimetlendiği her şey birer rızıktır. “Rızık iki çeşittir, biri helal biri de haramdır. Helal rızkı da haram rızkı da veren Allah’tır. Allah’tan başka yaratıcı olmadığı gibi, Allah’tan başka Rezzak da yoktur.” (Bakıllanî, el-İnsaf-şamile-1/15) Ancak
kul, cüz-i iradesini ne yöne harcarsa, ona göre hesabı vardır. Haram olan
rızık için hem hesaba çekilmek hem de dünyada ve ahirette azaba müstehak olmak vardır. Mutezile'ye göre "herkes kendi rızkını yaratmıştır." Mutezile, haramı rızık olarak kabul etmez.Ehli Sünnet âlimleri, haram yollarla da olsa insanın eline geçirdiği her şeyi Allah’ın verdiği rızık kavramı içinde mütalaa etmiştir. Hayatı boyunca haramla geçinen kimselerin Allah’tan başkası tarafından rızıklandırılması gibi bir sonuç muhaldir. Bu durum bütün canlıların rızkının Allah tarafından verildiğini ifade eden ilâhî beyanıyla çelişir. "Yeryüzünde kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’ın üzerine ait olmasın." (Hud Suresi, 6)
51.Beyit
سيبلى كل شخص بالسؤال و فى الاجداث عن توحيد ربّي
Kabirlerde, her bir şahıs, Rabbimin tevhidinden sual ile imtihan olur.
İzah: Cümle-i insan ölecek, kabre defin olunduktan sonra Tevhid-i ilahiden
sual olunacaktır. Vuku-una (kabir sualinin olacağına) i'tikat etmek farzdır.
Mutezile'ye göre kabir suali yoktur. Hadis-i
Şerifte: "Ölüye kabirde; "Senin Rabbin kim?" diye
sorulur. O da; "Rabbim Allah'tır, Peygamberim Muhammed (s.a.v.)'dir" diye
cevap verir. (İbn Mace, Zühd, 32; Buhari, Tefsîr, Sûre, 14). İşte mü'minin böyle cevabı; "Allah iman edenleri sâbit bir söz
ile dünya hayatında ve ahirette metanetli kılar ve zalimleri de saptırır. Allah dilediğini yapandır." (İbrahim Suresi, 27) meâlindeki âyetin
ifadesidir.
52.Beyit
وللكفار و الفسساق يقضي عذاب القبر من سو ء الفعال
Kafirler ve fasıklar, kötü amellerinden dolayı kabir azabı ile hüküm olunur.
İzah: Birinci sura üflenene kadar, ehli küffar kabirlerinde azab olunur. Tevbe
etmeden ölen bazı asi mü’minler de kabirde azab olunur. Ameli saliha sahibi müminler ise
cennet nimetleri gibi kabirde lezzetlenmiş bir halde, cennet bahçeleri içinde olacaktır. Kur'an-ı Kerim'de kabir azabı hakkında şu şekilde bir hitap geçmektedir. "Onlar
sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün; Firavun'un adamlarını
azabın en ağırına sokun, denir." (Mü'min Suresi, 46) Hadisi Şerifte: اَلْقُبْر روْضَة مِنْ رِيَاضِ الْجنّةْ من حُفَرِ النِّراَن "Kabir, Cennet bahçelerinden bir bahçe, yâhut Cehennem çukurlarından bir çukurdur." (Tirmizi, Kıyamet, 26) buyrulmuştur."
53.Beyit
دخول الناس في الجنات فضل * من الرحمان يا اهل الامال
Ey Ehli Emali! insanların cennete girmesi, Rahmeti İlahiyeden fazıl ve
kerem ile olacaktır.
İzah: Ey Ehli Emali, demek bu kasideyi okuyup dinleyen kişiler
demektir. Mü’minlerin cennete girmeleri, mücerret ameli salihleri ) ile
olmayıp (dünyada kişilerin işledikleri amellerinin bizatihi karşılığı olmayıp, mahza Cenab-ı Hakk'ın fazlı keremi Rahmeti ilahisi ile olacaktır. Zira
Rasülullah Efendimiz (s.a.v), يَدْخُلَ
اَحَدُكُمْ الجَنّةَ بِعَمَلِيلَنْ “Hiç biriniz ameli salih ile cennete dahil olmazsınız” buyurmuştur. Ashabı
Kiram:ياَ
رَسُولَ اللهوَلاَاَنْتَ “Siz de mi ya RasülAllah” diye sorduklarında وَلاَ
اَناَ اِلاّ يَتَغَمَّدَنِيَ اللهُ بِرحْمتهِ “Ben
dahi ameli saliha ile cennete dahil olamam, ancak Allahü Teâlanın
rahmeti
ilahisi ile dahil olurum” (Buharî, Rikak, 18; Müslim, Münafikîn, 71-73) buyurmuşlardır. Bu beyit, Mutezile'nin
"herkes, amelleri nisbetinde cennete girecektir, bu bir haktır ve Allah
üzerine vaciptir" şeklindeki görüşlerine bir reddiye niteliğindedir.

54.Beyit
حساب الناس بعد البعث حق فكونوا بالتحرز عن وبال
Kıyamet
günü insanlar baa’s olunduktan (tekrar dirildikten) sonra, hesaba
çekilmeleri haktır. Böyle olunca vebalden, her türlü günahtan kaçının.
İzah:
Ehli Sünnet bu i’tikat üzerinedir. İnsanların öldükten sonra
dirilmeleri ve dünyada yaptıkları her türlü fiilerden hesaba
çekilmeleri, Kur'an-ı Kerim delili kat-ı ile sabittir.ثُمَّ
إِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ تُبْعَثُونَ "Sonra
da siz, şüphesiz, kıyamet gününde tekrar diriltileceksiniz."(Mü’minûn Suresi, 16)
55.Beyit
و يعطى الكتب بعضا نحو يمنى و بعضا نحو ظهر و الشمال
Amel derfterleri, bazısına sağ tarafından (cenabından), bazısına arka ve sol tarafından (cenabından) verilir.
İzah: İnsanlar baa’s olunduktan sonra (yeniden dirilişten sonra)
herkes, hayır ve şer’i ihtiva eden,
hayatında geçen hata ve ameli salihalarının zabt olunduğu, her türlü
iş ve eylemlerin zerresine varıncaya kadar yazılı olduğu, amel
defterleri olan kitapları; mü’minlere
sağ taraflarından, kafirlere ise arka ve sol taraflarından verileceği
haktır. Bu hadise, Kur'an-ı Kerim ayeti delili kat-ı ile sabittir. فَأَمَّا
مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا "O
vakit kitabı sağ eline verilen. Kolay bir hesapla hesaba çekilecek" (İnşikak Suresi, 7-8)
56.Beyit
و
حق وزن اعمال و جرئ علي متن الصراط بلا اهتبال
Şübhesiz amellerin vezni (tartılması) ve sırat üzerinden geçmek (mürur) haktır. Bu gerçekliğin herhangi bir hakikat dışılığı, ihtilafı yoktur.
İzah: Kıyamette herkes haşr olunduktan sonra hayır ve şer amelleri vezin
olunacağı ve bütün kulların cehennem üzerindeki sırattan geçmeleri haktır.وَنَضَعُ الْمَوَازِينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيَامَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ
شَيْئًا وَإِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنَا بِهَا وَكَفَى
بِنَا حَاسِبِينَ "Biz kıyamet günü için doğru teraziler kurarız; hiç kimse bir
haksızlığa uğratılmaz. Yapılan amel, bir hardal tanesi ağırlığınca da
olsa,
onu getirir (tartıya koyarız). Hesap görenler olarak da biz kâfiyiz."(
Enbiyâ Suresi, 47) وَإِنْ
مِنْكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِيًّ "İçinizden
hiçbiri istisna edilmemek üzere, mutlaka herkes cehenneme uğrayacaktır. Bu,
Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür." (Meryem Suresi, 71)
57.Beyit
و مررجوّ شفاعة اهل خير لاصحاب الكبائر كالجبال
Dağlar gibi günahı olan kebâir ehline (büyük günah işlemiş kimseye), ehli hayrın şefaati ümit olunur.
İzah: Enbiya, evliya, ulema, şüheda ve suleha gibi Allah tarafından
izin verilen kimseler, kıyamet günü hesap zamanında dağlar gibi
günahı olanlara, Allah'ın izniyle şefaat edip müstehak oldukları azab
ve ıkabdan
kurtulmalarına vesile olacaklardır. Bu durum Ehli Sünnet'e göre
haktır. يَوْمَئِذٍ
لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَرَضِيَ لَهُ
قَوْلًا
"O gün şefaat faide vermez, ancak Rahmânın izin verdiği ve sözüne razı
olduğu kimseler müstesnâ" (Sad Suresi, 109) “Göklerde nice melek vardır ki, Allah, dilediği ve razı olduğu kimseler için izin vermedikçe onların şefaati hiçbir işe yaramaz.” (Necm Suresi, 26) “O’nun izni olmadan huzurunda şefaat edecek kimdir!”(Bakara Suresi, 255)
58.Beyit
وللدعوات تأثير بليغ * و قد ينفيه اصحاب الضلال
Dualar için, açık bir tesir vardır. Ehli dalalet (sapıklık içinde olanlar) ise duada tesiri nefi eder, (kabul etmezler).
İzah: Duanın tesiri hakkında, Ehli sünnet ile Mutezile arasında ihtilaf vaki
olmuştur. Ehli sünnet akidesinde müminin ölü ve diri hakkındaki duaları
müessirdir. Duanın, kendisine dua edilen kimselere faydası vardır. Çünkü Ayeti kerimede: وَإِذَا
سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا
دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي وَلْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ "Şayet
kullarım, sana benden sordularsa, gerçekten ben çok yakınımdır. Bana dua
edince, duacının duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime
koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki, doğru yola
gidebilsinler."(Bakara Suresi, 186) Mutezile'den bazıları: "Gerek ölü gerekse diri için duanın bir tesiri yoktur." demiştir ki bu söz ayete muhalif bir sözdür.
59.Beyit
ودنيانا حديث و الهيولى * عديم الكون فاسمع بإجتزال
Dünya,
zahiri veya batıni bütün ecsami ile (içinde görünen ve görünmeyen
herşeyi ile bütün cisimleriyle) hadistir, yani sonradan vücuda gelmiştir
(yaratılmıştır). Heyyula (öz madde) yokluktan sonra var olmuştur. Sen
bunu sevinçle dinle!.
İzah: "Heyyula": (Felsefecilerin eşyanın aslı dedikleri şey), madum ve
mevcud değidir. Dünya ve içinde olan herşey, bütün kainat sonradan
olmadır ve yaratılmıştır. Ezeli ve ebedi olan ancak Allah'tır. Allah,
bütün kainatı yoktan var eden, yaratan yegane varlıktır. Eşi ve benzeri
yoktur. Sen bu kelamı ferah kulağı, sururu kalb ile dinle. Kadim
sıfatıyla muttasıf
olan Hak sübhanehü ve Teala hazretleri varlığı ile beraber hiç bir şey
mevcut değildi, bütün bunlar daha sonra yaratıldı. Kainatın küllisi
kudreti ilahi ile
mahluktur.
اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ "De
ki: "Allah, her şeyi yaratandır. O, birdir. Her şeye üstün ve kahredicidir."(Ra’d Suresi, 16). Bu beyit, Materyalist felsefeye ilk madde fikrine bir reddiye
niteliğindedir.
60.Beyit
وللجنات و النيران كون عليها عليها مرّ احوال خوال
Cennet
ve cehennem (vücud) vardır. (varlığı şimdiden vardır, hayal ürünü
değildir.) Onların üzerinde bir takım hallerin değişmesi ve zamanın
geçmesi (ahvali sininin ve mazinin süruru) sabittir.
İzah: Cennet için tabakat ve dereceler, Cehennem için derekeler
vardır. Cennet ve Cehennem, şu anda mevcut ve hazırdır. Cennet içinde, şimdi ve zamanı mazide mevcudiyyeti nas ile sabittir.
وَسَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَوَاتُ
وَالْأَرْضُ
أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ "Ve
koşuşun Rabbinizden bir mağfirete ve bir Cennete ki eni Semavat-ü Arz
genişliğindedir, müttekîler için hazırlanmıştır" ( Âl-i İmrân Suresi, 133) وَاتَّقُوا
النَّارَ الَّتِي أُعِدَّتْ
لِلْكَافِرِين "Ve
o ateşten korkunuz ki, kâfirler için hazırlanmıştır." (Âl-i İmrân Suresi, 131) ayetleri mazi sigası ile ("hazırlandı" أُعِدَّتْ şeklinde
geçmiş zaman kipinde belirtildiği için, akılla bilinemeyecek şekilde
cennet ve cehennem şimdi vardır ve hazırdır.) şeklinde ifade ve izah
olmuştur.
61.Beyit
و ذو الايمان لا يبقي مقيما * بسو ء الذنب في دار اشتعال
İman sahibi kimse, büyük günahları sebebiyle (günahı kebairi sebebi ile) cehennem darında ebedi kalıcı değildir.
İzah:
Büyük günah sahibi olan mümin kimse, tevbe etmeksizin ölse ve isyanı
sebebi
ile cehenneme dahil olsa da kafirler gibi cehennemde ebedi kalmayıp,
cezasını
çektikten sonra cennete dahil olacaktır. Bu meselede Ehli sünnet ve
Mutezile arasında ıhtilaf vardır. Mutezile'ye göre ehli kebair mümin de
olsa ebedi olarak cehennemdedir. Halbuki mümin Allah'a "şerik" koşmasa
(ortaklık ittihaz etmediği müddetçe), büyük günah (seyyiat) işlese de
mümindir. İnsanların imanları, büyük günah işlemekle yok olmaz. Bu büyük
günah işlemiş mümin kişiler, cezalarını çektikten sonra Allah'ın izni
ile cennete dahil olacaklardır. İnsanlar üç kısım üzerinedir. Bazısı
kafir olduğu
halde ölür, bunlar ebedi olarak cehennem azabındadır. Bazısı günahsız
veya tevbe ile iman sahibi olarak ölür, bu kişiler ebedi olarak
cennettedir. Bazısı da tevbe etmeden günahı ile ölen mümin kişidir,
bunlar da günahı nisbetince cehennem azabından sonra cennete dahil olur. فَمَنْ
يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا "Her
kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir."(Zilzal Suresi, 7) Hadisi Şerifte: "Her kim la ilahe illallah derse, cennete girecektir." (Müslim, İman, 53) buyrulmuştur.
İlave Beyit (Bazı Emali nüshalarında bu beyit, yer almamıştır.)
***Beyit: وماالمقتول مقطوعا علیه * سوی ذا عند اصحاب الضلال
Katil
tarafından öldürülmüş kimsenin (maktülün) ömrü eksik kalmış değildir.
Dalalet ehli kimseler, bu gerçeği kabul etmeyip, maktülün eceliyle
ölmediğini düşünürler.
İzah:
İnsan, her ne sebeple ölürse ölsün, eceli geldiği için ölmüştür. Şu
halde maktülün ölümü Allah tarafından ezelde takdir edilip, zamanı
gelince de belirlendiği şekilde olmuştur. Yani o kişinin eceli, katil
sebebiyle olmuştur. Allah, ortaya çıkan sonuçları bir takım sebepler
eşliğinde yaratmaya muktedirdir. Mutezile'ye göre katil öldürmeseydi, o
kişi yaşamaya devam edecekti. Ehli Sünnet mezhebi, bu görüşün yanlış
olduğunu delilleriyle ispat etmiştir. "Her
ümmetin mukadder bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince, ne bir an
(saat) ertelenebilir, ne de öne alınabilir." (Araf Suresi, 34)
62.Beyit
لقد البست للتوحيد نظما * بديع الشكل كالسحر الحلال
Ben tevhid akidesine (Ehli sünnet itikadı), insana sihir gibi tesir eden, şekli güzel nazım (şiir) elbisesi giydirdim.
İzah: Mutlak manada "sihir" haramdır. İşleyen ise büyük günahkardır.
Nazım
Hazretleri (Osman El Uşi), burada kelamın tesirini, sihire teşbih
etmiştir. Rasülullah Efendimiz (s.a.v) اِنَّ
مِن الْبَثاَنِ لَسِحْراً “Şüphesiz beyanın bir kısmı sihirdir.” (Sahih Buhari, Nikâh, 48) buyurmuştur. Buradaki beyitler de insanı düşündüren,
imanını, tevhidini tesirli bir şekilde kendisine hatırlatan etkili
sözlerdir.
63.Beyit
يسلي القلب كالبشرى بروح * و يحيى الروح كالماء الزلال
Tevhid
akidesini giydirdiğim sihir gibi tesirli olan bu nazım; rahatlık
müjdesi gibi kalbi teseli eder ve Tatlı bir su gibi (Ma-i zülal) ruhu
ihya eder.
İzah:
Müellif, yazdığı beyitlerin tevhid akidesini en güzel şekilde
açıklamasından ötürü, kalbe rahatlık ve huzur vereceğini ve insanın
ruhunu dirilteceğini ifade etmiştir.
64.Beyit
فخوضوا فيه حفظا و اعتقادا * تنالوا جنس اصناف المنال
O
halde Siz ,”Rahatlık ile kalbi müjdeleyen, ma-i zülal gibi ruhu
dirilten” bu nazımın “şiirin” manasına inanın ve lafızlarını da ezberler
olduğunuz halde içine dalıp alın ki Allah'ın ihsan nimetine nail olursunuz. Yani dünya ve ahirette Allahü Tealanın enva-ı çeşit nimetlerine nail olursunuz.
İzah:
Doğru itikad, inanç için elzemdir. Ehli Sünnet itikadını, manzum olarak
özetleyen bu kasideyi alıp ezberlemek ve manasını düşünerek inanmak da
insanın ruhunu huzura erdirecek ve ihya edecektir. Kişinin batıl ve
sapık yollardan uzak kalması için, doğru itikada sahip olmasının yolu,
bu manzemedeki gibi itikadın inceliklerine dalıp en güzel şekilde o
itikadı benimseyip almaktan geçer.
65.Beyit
و كونوا عون حذا العبد دهرا * بذكر الخير في حال ابتهال
Her zaman huzurullaha müteveccih olduğunuz iltica halinde, hayır duanız ile şu kulun yardımcısı olun. “Şu kulu hatırlayın.”
İzah:
Osman el-Uşi, kendisi için okuyuculardan dua istemektedir. Allah'a
yönelip dua ve istekte bulunduğumuz her anda, biz okuyuculardan
nazımların sahibi bir kul olarak, kendisi için dua beklemektedir.
66.Beyit
لعل الله يعفوه بفضل * و يعطيه السعادة في المآل
Umulur
ki “hayır duanız bereketi ile” Cenab-ı Hüda, şu kulunun günahlarını
mağfiret eder ve (ahiret yurdunda) ukbada saâdeti ihsan eder.
İzah:
Herkesin duaya ihtiyacı vardır. İnsan olmak hasebiyle, günahkar
varlıklarız. Beyitlerin sahibi de dualarımız sebebiyle, Allah'ın
affedeceğini ve ahirette ebedi saadete kavuşabileceğini ümit etmektedir.
67.Beyit
و انّي الدهر ادعوا كنه وسعى لمن بالخير يوما قد دعال
Günlerden bir gün, bir kimse benim için hayır dua ederse, ben de müddeti
ömrümde kuvvetim yettiğince dua ederim.
İzah:
Herkesin duaya ihtiyacı vardır. İnsan olmak hasebiyle günahkar
varlıklarız. Allah Osman el-Uşi'den razı olsun. Mekanını cennet eylesin.
Bu beyitleri, internet ortamında buraya yazıp, açıklama ve izahlarla
sizleri buluşturan şu aciz (Kadir Pancar) kuluna da Allah rahmet eylesin. Onun da günahlarını affedip, mekanını cennet eylesin...(Amin)
***Allahü
Teala, Peygamberimiz Hz Muhammed Mustafa (s.a.v)'in
tebliğ ettiği, hususların tamamında istikamet üzere kalmayı ve ahirette
O'nun liva-ül hamd sancağı altında beraber olmayı bizlere nasip
etsin... (Amin) Ve Selamün alel mürselin. Vel hamdü lillahi Rabbil alemin...