Net Fikir » Tüm Yazılar
Yolculuk (Seferilik) Müddeti
Seferin Anlamı ve Müddeti
249- Sefer ve Müsaferet, lügatta herhangi bir mesafeye gitmektir. Bunun karşıtı "ikamet"dir. Din yönünden sefer, belli bir uzaklığa gitmektir. Bu da orta bir yürüyüşle üç günlük bir mesafe (bazı fakihlere göre ortalama bir insanın bir günlük yürüyüşü 6 saat süreceği düşünülerek toplam onsekiz saatlik bir yolluk mesafe kabul edilmiş) bir uzaklıktan ibarettir, Buna: "Üç merhale" de denir. Orta yürüyüş, piyade yürüyüşüdür. Kafile halinde develerle olan yürüyüşlerde ise orta yürüyüş, deve yürüyüşüdür. Km cinsinden 90km'lik bir mesafeye tekabül etmektedir.
Bu üç günlük süre yolculukta mest üzerine mesh müddetinden bir uygulamadır.
Nitekim Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yolcu olduğumuz zaman, bize mestlerimizi üç gün üç gece, cenabet hali dışında küçük ve büyük abdest bozma ve uyku sebebiyle çıkarmamamızı emrederdi. [Tirmizi, Taharet 71, (96), Da'avat 102, (3529, 3530), Nesai, Taharet 98, (1, 83, 84), İbnu Mace, Taharet 86]
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: "Mest üzerine meshetmenin müddeti yolcu için üç gündür. Mukim için bir gün bir gecedir!" [Ebu Davud, Taharet 60, (157), Tirmizi, Taharet 71, (95), İbnu Mace, Taharet 86, (553)
Denizlerde de, yelken gemileri ile havanın mutedil olması esas alınır. İşte karalarda böyle bir yürüyüşle, denizlerde de mutedil bir havada yelkenli bir gemi ile aynı süredeki (onsekiz saat sürecek) bir uzaklık "Sefer Müddeti" sayılır. Demek ki bu yolun yalnız gidilecek mesafesi muteberdir. Yoksa gidip dönülmesine ait mesafesi muteber değildir. (Bu da uzaklık olarak yaya veya deve yürüyüşüdür ki 90 km lik bir mesafeye karşılık gelir.)
250- Vatanında veya vatan hükmünde olan bir yerde oturan kimseye "Mukîm" denir. Böyle bir yerden çıkıp en az üç günlük (yaya olarak onsekiz saatlik) bir mesafeye gitmeye başlamış olan kimseye de, din deyiminde "Misafir=Yolcu" adı verilir.
251- Yolculuk hali, esasen zorluk ve sıkıntıdan boş kalmaz. Bunun için dinimiz yolcular için bazı kolaylıklar göstermiştir. Yolculukda gece-gündüz devamlı olarak yola devam edilemez. Dinlenmeye ihtiyaç görülür. Bunun için fıkıh kitablarında üç gün üç gece diye sefer müddetini göstermek buna aykırı değildir. Bu bakımdan bir günlük normal yürüyüş, ortalama olarak altı saat kabul edilmiştir. Bazı yolculuklarda zahmet ve meşakkat olmasa da, hüküm şahsa değil, cinse göre olacağından sefer hükmü bütün yolculuk hallerini kapsar.
252- Fıkıh alimlerinden bazılarına göre, sefer müddeti onsekiz fersahlık bir mesafeden ibarettir. Bir fersah, üç mil ve her mil de 20 dakika sürecek olsa, onsekiz fersah "18" saat etmiş olur. Bir fersah, on iki bin adım, bir mil de dörtbin adım sayılmaktadır. Bununla beraber fersahlar düz yerler ile dağlık yerlerde ve dereliklerde bulunan durumlara göre değişir. Düz bir arazide bir fersah mesafe bir saatte alınabileceği halde, dağlık bir yerde böyle bir mesafe bir saatte alınamaz. Onun için bu konuda fersah bir ölçü sayılmamalıdır. Şu da var ki, fersah esas alındığı takdirde bir çok meseleler çözümlenmiş olur. Örnek: Tren ve uçakla olan yolculuklarda, gidilecek yerin kaç fersah olduğu göz önüne alınır. En az onsekiz fersahlık bir mesafeye gidilecek olursa, sefer müddeti gerçekleşmiş olur. Sefer hükmü uygulanmaya başlar. Böylece taşıtların yürüyüş halini göz önünde bulundurmaya gerek kalmaz.
Bu bilgiler ışığında bir kişi en az 90km lik bir mesafede yolculuk yapacaksa ve gideceği yerde 15 günden fazla kalmayacaksa bu kişi misafirdir, yani seferidir.
(Doğrusu üç İmam da bu fersah şeklini kabul etmişlerdir. İmam Malik ile İmam Ahmed'e göre, sefer müddeti "16" fersahdır. On altı fersah da 48 mildir. Bir mil ise altı bin el arşınıdır. Buna göre sefer müddeti, Maliki, Şafi ve Hanbeli mezheplerine göre (80km 640m) seksen kilometre ile altıyüz kırk metreye ulaşmış olur. İmam Şafiî'nin ilk görüşüne göre bir gün bir gecedir. Son görüşüne göre ise, "48" mildir.)
253- Gidilecek bir yerin hem karadan, hem de denizden yolu bulunsa, yolcunun gideceği yol esas alınır. Bir beldeye deniz yolu ile on iki saatte ve kara yolu ile onsekiz saatte gidilecek olsa, karadan gidenler misafir sayılır, denizden gidenler sayılmaz. O yerin karadan iki yolu bulunduğu takdirde de hüküm böyledir. Sefer mesafesinde bulunan yoldan gidenler ancak misafir sayılır.
254- Yolculuk hükmünün uygulanması, oturulan yerin yola çıkıldığı yöndeki evlerinden ayrıldıktan ve en az üç günlük bir vere gidilmesine niyet edildikten sonra başlar. Onun için bu evler tamamen geçilmedikçe ve sefere niyet edilmedikçe, sefer hali başlamış olamaz.
255- Bir beldenin kenarlarında olup "Fina-i Mısır" denilen yerler de o beldeden sayılır. Bunlar çoğunlukla bir ok atımından (dört yüz adımdan) az bir mesafe teşkil ederler. Belde ile bunlar arasında tarlalar ve bostanlar bulunmadıkça beldenin ekleri ve tamamlayıcıları sayılırlar. Onun için bunları da geçmek gerekir ki, yolculuk hükmü başlamış olsun. Şehrin dışındaki bağlar ve bostanlar, bekçilere ve bostancılara ait ev ve kulübeler şehirden sayılmaz.
Bir de bilinmesi gereken vatan konusu vardır. Vatan üç kısma ayrılır.
1-) Asli vatan: (vatan-ı asli) İnsanın doğup büyüdüğü veya evlenip yerleşmek istediği yerdir.
2-) İkamet vatanı: (vatan-ı ikamet) İnsanın asli vatanından en az 90 km uzaklıkta olup, Hanefi mezhebine göre orada on beş gün, şafii mezhebine göre ise dört günden fazla kalmaya niyet ettiği yerdir. Bu iki yerde de insan seferi sayılmaz.
3-) Geçici vatan (vatan-ı sükna) Hanefi mezhebine göre bir kimsenin on beş günden az, Şafii mezhebine göre ise, dört günden az kalma ya niyet ettiği yerdir, insan burada kaldığı müddetçe seferi sayılır.
Kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Sad. Ali Fikri Yavuz,Ravza Yayınları
Beraat Kandiliniz Mübarek olsun
"Berat", (beraet) kelimesi "el-berâe" kelimesinin Türkçedeki kullanılış
şeklidir. Beri olmak, aklanmak, temiz ve suçsuz çıkmak demektir.
"Berâet" iki şey arasında ilişki olmaması, kişinin bir yükümlülükten
kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması anlamına gelmektedir. Mü'minlerin bu gece günah yüklerinden kurtulup İlâhî bağışa ermeleri umulduğu için de Berat Gecesi denmiştir. Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'dan Mekke'deki Kabe istikametine çevrilmesinin Hicretin ikinci yılında, Berat Gecesinde gerçekleştiğini kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır.
Cenab-ı Hak buyuruyor:'Apaçık kitaba yemin olsun ki, Biz Kur'an-ı mübarek bir gecede indirdik. Biz, gerçekten uyarıcıyız. O mübarek gecede, her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir...'(Duhan, 44/1-4)
Ayette geçen, 'mübarek gece'den maksadın; Berat gecesi olduğu rivayet edilmiştir. Kur'ân-ı Kerim, bu gece, semadan dünya semasına indirilmiştir. Kadir gecesinde ise ilk kez Peygamber Efendimize indirilmeye başlanmıştır. Bu gecenin, dört adı vardır. "Mübarek gece", "Berae gecesi" "Sakk gecesi", "Rahmet gecesi". Ve denildi ki bununla Kadir Gecesi arasında kırk gün vardır. Berae ve Sakk gecesi denilmesi hakkında da denilmiştir ki, haraç tamamen alındığı zaman beraetlerini (temize çıkmalarını) dile getiren bir sened yazıldığı gibi, Allah Teâlâ da bu gece mümin kullarına bir kurutuluş (beraet) yazar.
Tefsirlerde bu gece ile ilgili olarak şu şekilde izahlar yer almaktadır: Vergi ödendiği zaman nasıl ki vergi borçlusuna borcundan kurtulduğunu gösteren bir belge veriliyorsa, Allah Azze ve Celle de Berat Gecesinde mü'min kullarına berat yazar.
Tefsirlerde bu gece ile ilgili olarak şu şekilde izahlar yer almaktadır: Vergi ödendiği zaman nasıl ki vergi borçlusuna borcundan kurtulduğunu gösteren bir belge veriliyorsa, Allah Azze ve Celle de Berat Gecesinde mü'min kullarına berat yazar. Bu gecenin beş özelliği olduğu Elmalı Hamdi Yazır Duhan Suresi tefsirinde şöyle geçer:
"Allahü teâlâ da bu gece mümin kullarına beraet yazar. Ve denilmiştir ki bu gecede beş özellik vardır:
1- Tefrik-i külli emrin hakim (her hikmetli işin ayrılması) 2-
Bu gecedeki ibadetin fazileti: Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem)
buyurmuştur ki, "Her kim bu gece yüz rekat namaz kılarsa yüce Allah ona
yüz melek gönderir. Otuzu ona cenneti müjdeler, otuzu ona cehennem
azabından teminat verir. Otuzu da ondan dünya afetlerini savarlar, O'nu
da ondan şeytanın tuzaklarını hilelerini savarlar." 3-
Rahmet iner, Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurmuştur ki:
"Yüce Allah bu gece ümmetine öyle rahmet eder ki Kelb kabilesinin
koyunlarının kılları sayısınca." 4-
Mağfiret meydana gelir. Yine Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem)
buyurmuştur ki "Yüce Allah bu gece bütün müslümanlara mağfiret buyurur
ancak kâhin, sihirbaz, yahut müşahin (çok kin güden) veya içkiye düşkün
olan, yahut ana-babasını inciten, veya zinaya ısrarla devam eden
müstesna." 5-
Bu gecede Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem)a şefaatın tamamı
verilmiştir. Çünkü Resulullah Şaban'ın on üçüncü gecesi ümmeti hakkında
şefaat niyaz etti üçte biri verildi. On dördüncü gecesi niyaz etti üçte
ikisi verildi. On beşinci gecesi niyaz etti, hepsi verildi. Ancak
Allah'tan devenin kaçması gibi kaçanlar başka. Bir
de bu gece zemzem suyunun açık bir biçimde artması ilâhî âdetlerdendir.
Bununla birlikte çoğunluğun görüşü bu mübarek geceden maksadın kadir
gecesi olmasıdır. Çünkü, "Gerçekten biz onu kadir gecesinde indirdik."
(Kadr, 97/1) buyurulmuştur. Bir de, "Her hikmetli iş nezdimizden bir emr
ile o zaman ayrılır. (Duhan, 44/4) ifadesi, "Ondan melekler ve ruh
Rablerinin izniyle herbir iş için iner de iner. (Kadr, 97/4) ifadesine
uygundur. Bir de, "Ramazan ayıdır ki Kur'ân onda indirilmiştir." (Bakara
2/185) buyurulmuştur. Ve çoğunluğun görüşüne göre Kadir gecesi
Ramazan'dadır. Eğer dersen: Kur'ânın bu gecede indirilmesinin mânâsı
nedir? Derim ki; Şöyle dediler: Yedinci semadan dünya semasına bir cümle
olarak (toptan) Levh'te dünya semasına indirildi, ve Cebrail
(aleyhisselâm) sefereye (yazıcı meleklere) imlâ etti, sonra da
Peygamber'e yirmiüç senede kısım kısım indirilmiştir." (Elmalı Hamdi Yazır, Duhan Suresi)
Sevgili Peygamberimizin (s.a.v) şöyle buyurduğu rivayet edilir:
"Bu gece Şaban'ın onbeşinci gecesidir. Allah Teâlâ bu gecede Benü Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısınca insanları Cehennem'den kurtarır. Ancak kendisine şirk koşanların, müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenlerin, akrabaları ile münasebeti kesenlerin, gururlu ve kibirlilerin, ana-babasına asî olanların ve içki içmeye devam edenlerin yüzüne bakmaz. " (Münziri, et-Tergîb ve't-Terhib, II, 118)."
"Bu gece Şaban'ın onbeşinci gecesidir. Allah Teâlâ bu gecede Benü Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısınca insanları Cehennem'den kurtarır. Ancak kendisine şirk koşanların, müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenlerin, akrabaları ile münasebeti kesenlerin, gururlu ve kibirlilerin, ana-babasına asî olanların ve içki içmeye devam edenlerin yüzüne bakmaz. " (Münziri, et-Tergîb ve't-Terhib, II, 118)."
İnsanların bir sene içerisindeki rızıkları, zengin veya fakir olacakları ve ecelleri gibi mühim hususlar o gece içerisinde meleklere bildirilir. O geceyi ibâdet ve tâatla geçirmek ve nafile namaz kılmak sevaptır. Fakat o geceye mahsus belirli bir namaz şekli yoktur. Nitekim Peygamber Efendimiz bu geceyi ibadetle geçirmiş ve Allah'a şöyle dua etmiştir: "Azabından affına, gazabından rızana sığınır, senden yine sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamdetmekten âcizim. Sen seni senâ ettiğin gibi yticesin." (Münziri, Tergib, II, 119, 120)."
Şaban ayının yarısı (Berâet gecesi) gelince: gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz. Cenâb-ı Allah o gece güneşin batmasıyla dünya göğüne iner ve şöyle der: Benden af dileyen yok mu; onu affedeyim. Rızık isteyen yok mu; rızık vereyim. Şifaâ dileyen yok mu; ifâ vereyim. " "Allah Teâlâ Şaban'ın onbeşinci geresi (Berâet gecesi) tecelli eder ve ana-babaya asi olanlarla Allah'a ortak koşanlar dışında bütün kullarını bağışlar." (İbn Mace, İkametü's-Salât, 191; Tirmizî, Savm, 38).
İmam-ı Gazali Hazretleri el-İhya isimli eserinde, Berat Gecesi'nde yüz rekât namaz kılınması hakkında bir rivayete yer vermiştir. İmam Nevevi gibi bazı hadis âlimleri böyle bir namazın sünnette yerinin olmadığını, bu namazın Hicret'ten 400 sene sonra Kudüs'te kılınmış olduğunu söylemişlerdir. Gecelerimizin ihyası için kaza namazları kılınabilir. Tevbe ve istiğfar edilip, salavat-ı şerifeler okunabilir. Teheccüd, evvabin gibi nafile namazlar kılınabilir.
Unutmayalım... Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimizin tebliğ ettiği İslam hükümleri sadece bir geceye has kılınmamıştır. Sadece böyle gecelerde ibadet etmek, mevlid okumak, ilâhîler
söylemek, bir gece boyunca ibadet edip sonrasında eski yaşantıya dönmek kandil gecelerini mübarek bilip camileri doldurmak sonrasında hiç uğramamak, kandil simidi dağıtmak gibi uygulamalarla yetinmek, bizim için asla yeterli değildir. Bu işler özünde biraz merasim ve tören havası barındırdığından bidaat öğeleri taşır. Allah rızasını kazanmak için her daim şuur içinde olup, ibadet ve taatla ömrümüzü geçirmek, haramlardan da uzaklaşmak gerekir.
Yüce Allah'ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ulaşmanın yegâne
yolu, Peygamberimize tabi olup O'nun yolundan gitmekle mümkündür...
Namazı Bozan Durumlar
Namazı Bozan ve Bozmayan Şeyler
475-
"Fesad" bozulma ve "İfsad" da, bozma demektir. Bunların karşıtı "Salâh (Sıhhat)"
ve "Islah" dır. İbadetlerde fesad ile "butlan" birdir. Fasid olan bir ibadete
"batıl" da denir. Bir şeyi bozan sıhhat halinden çıkaran şeye de, "müfsid"
denir. Çoğuluna "müfsidat" denir.
Bir namazın şart ve rükünlerinden biri
bulunmamakla o namaz fasid olacağı gibi, bu şart ve rükünler üzere
başlanıldıktan sonra bazı şeylerin bulunmasından dolayı da fasid olabilir.
Namazı böyle bozan şeylere "Müfsidat-ı Salât" adı verilir. Bunların bir kısmı
daha önce yeri geldiğinde anlatılmıştı.
Biz burada şart ve
rükünleri ile başlanmış bir namazı bozacak şeylerin başlıcalarını yazacağız.
Şöyle ki:
1) Namazda iki harfden ibaret dahi olsa, namaz kılanın işiteceği derecede söz söylemek namazı bozar. Bu hususta kasıd, yanılma, uyuma ve hata halleri eşittir.
2) Bir hastalık sebebiyle veya bir malın ve bir arkadaşın kaybolması gibi musibetten dolayı harfler belirecek şekilde sesle ağlamak veya "ah, uh, eh" diye inlemek, "öf demek, yahut bir toza üflemek veya bir şeyden bezginlik göstermek için "uf, tuh" demek namazı bozar.
Yüce
Allah'ın korkusundan, cennet veya cehennemi hatırlamaktan dolayı ağlamak, ah ve
iniltide bulunmak namazı bozmaz. Kendini tutamayacak derecede şiddetli
hastalıktan dolayı bir ah ve inilti de namazı bozmaz.
3) Cemaattan biri,
imamın okuduğu Kur'andan duygulanarak ağlasa veya "evet" dese, bakılır: Eğer bu
bir huzur ve huşu eseri ise, namazı bozulmaz. Fakat sadece ses güzelliğinden
lezzet duyma eseri ise namazı bozulur.
4) Bir özür veya makbul bir sebeb
bulunmaksızın "eh, eh..." diye boğazı gürültü çıkararak temizlemek namazı bozar.
Fakat zorlamayarak kendiliğinden gelen bir öksürme, bir özür sayıldığından
namazı bozmaz. Sesi düzeltip güzelleştirmek için veya namazda bulunduğunu
bildirmek için veya kendi imamının bir kıraat hatasını düzeltmek için bunun
yapılmasında namaz bozulmaz. Çünkü bu boğaz temizliği doğru bir maksada
dayanmaktadır. Sahih olan görüş budur.
5) Aksıran kimseye namazda "Yerhamükallah" denilmesi ve başkasının "Rahimekallah" demesi üzerine namazda "amin" denilmesi namazı bozar. Fakat aksıranın kendi nefsine karşı "Yerhamükallah" demesi namazı bozmaz. Yine, aksıran kimseye hamd etmesini hatırlatmak için namazda "Elhamdü lillâh" denilmesi, sahih olan görüşe göre namazı bozmaz. Çünkü bu sözün cevab yerinde olması benimsenmiş değildir. Bu yalnız bir hatırlatmadan ibarettir.
6) Namazda "Allah" ismi işitilmekle
"Celle Celâlüh" denilse veya Peygamber Efendimizin şerefli ismi işitilmekle
"sallallahu aleyhi ve sellem" denilse, bakılır: Eğer bununla bir cevap
kastedilmiş ise namaz bozulur. Fakat yalnız bir övgü ve yüceltme kasdedilmişse,
bozulmaz. Çünkü bu, namaza aykırı olmayan bir zikir olmuş olur.
7)
Namazda şeytani bir vesveseden dolayı "Lâ havle ve la kuvvete illâ billah"
denilse, bakılır: Eğer bu vesvese ahiretle ilgili bir şey ise, namaz bozulmaz.
Fakat dünya ile ilgili bir şey ise, namaz bozulur. Çünkü vesvese bir acıdır. Bu
durumda dünyaya ait bir acıdan dolayı bu "Lâ havle" sözü söylenmiş olur.
8) Namaz kılmakta olan kimse, kendisini çağırana veya içeriye girmek için izin
isteyene, namazda olduğunu anlatmak için "Elhamdü lillâh" veya "Sübhanellah"
dese veya okuyuşunu aşikâr yapsa, bununla namaz bozulmaz.
9) Kur'an-ı Kerim'in içinde veya hadis-i şeriflerde bulunan bir duayı namaz içinde okumak, namazı bozmaz. Namazda: "Allahümme Ekremnî, Allahümme en'im aleyye, Allahümme aslih emri, Allahümmerzuknî'l-afıyete, Allahümmağfir lî ve livalideyye ve lilmüminine velmüminat" denilmesi gibi...
Fakat: "Allahümmeğfir liammî, Allahümmeğfir lihalî" gibi bir dua, namazı bozar. Çünkü, böyle bir dua Kur'anda ve hadislerde yoktur.
10) Namazda, insanların sözlerine
benzer bir şekilde dua edilmesi ve insanlardan istenilmesi imkansız olmayan bir
şeyin Yüce Allah'dan istenilmesi, namazı bozar. Allahümme at'imnî lahmen
= Allah'ım bana et yedir." , "Allahümmekzi deyni = Allah'ım borcumu Öde,"
ve "Allahümmerzuknî zevceten = Allah'ım beni zevceyle rızıklandır" diye
dua edilmesi gibi...
11) Namazda bir kimseye dil ile selam vermek veya
başkasının selamını dil ile almak veya tokalaşarak selamlaşmak namazı bozar.
Sadece Aleyküm denilmesi veya yanılarak selam alınması da böyledir.
12)
Namazda el ile veya baş ile selam alınsa, sorulan veya istenilen bir şey için
baş, göz ve kaş ile işarette bulunulsa, namaz bozulmaz. Fakat bir namaz kılana:
"ileri git, yanında namaz kılacak kimseye yer ver" denilip, o da bu emre uyarak
hareket etse, namazı bozulur. Çünkü namaz içinde Allah'dan başkasının emrine
uymuş olur. Fakat kendiliğinden biraz çekilerek namaz kılacak kimseye safda yer
vermesi namazı bozmaz.
13) Namaz içinde çok sayılan iş ve hareket, namazı bozar. Az sayılan iş bozmaz. Şöyle ki: Namaza ve namazı düzeltmeye ait olmayan ve çok hareket sayılan bir hareket namazı bozar. Çok iş ve hareket o işdir ki, onu işleyen kimseyi dışardan bir kimse gördüğü zaman, namazda olmadığından şübhe etmez. Bunun karşıtı az iştir ki, sahibini gören, onun namazda olup olmadığından şübheye düşer.
Örnek: Namaz kılmakta olan bir kimse, yerden bir taş
alarak kuş veya benzeri bir şeye atacak olsa, namazı bozulur. Çünkü bu hareketi
çok harekettir. Fakat yanında bulunan bir taşı bir eliyle atacak olsa, namazı
bozulmaz. Çünkü bu bir az işdir. Ancak namaz içinde başka bir şey ile
uğraştığından dolayı günah işlemiş olur.
14) Bir kimse namazda, kendi
imamından başka bir kimsenin okuduğu Kur'andaki yanlışlığı veya takıldığı yeri
düzeltse namazı bozulur. Çünkü bu hareket bir öğretme ve öğrenme sayılır.
Öğretme ve öğrenme ise, çok harekettir. Fakat kıraat maksadı ile okuyup da bunun
sonunda o kimse için düzelme hasıl olsa, namazı bozulmaz.
Yine, kendi
imamı için düzeltme yapsa, namazı bozulmaz. İmamın yeteri kadar Kur'an okumuş
olması fark etmez. Çünkü bu aynı namazı düzeltmeye aitir. Fakat namaz kılan bir
kimse, kendisi ile beraber aynı namazda olmayan kimsenin okuyuşunu düzeltirse,
namazı bozulur, çünkü bu bir öğretme sayılır.
15) Bir kimse namazda iken
vücudunu bir kere veya arka arkaya iki kere veya değişik rekatlarda birer,
ikişer kere kaşısa, namazı bozulmaz. Fakat bir rekatta birbiri ardınca üç defa
kaşısa, bozulur. Ancak bir organını, elini tekrar kaldırmadan birkaç defa
kaşıması, bir defa kaşıma sayılır.
16) Namazda bir özür olmaksızın birbiri ardınca hiç durmadan en az üç adım atmak namazı bozar. Yine, bir şahsın çarpması üzerine, namaz kılanın elinde olmayarak yerden üç adım kadar yürümesi de namazı bozar. Namaz kılınan yerden tutup çıkarılmak da böyledir, namaz bozulur.
17) Namazda tekrarlama yapılmaksızın bir el ile baştan sarığı
veya giysiyi kaldırıp yere koymak veya bunları yerden kaldırıp başa koymak,
namazı bozmaz. Fakat bunları yerden kaldırıp başa koymak çok iş ve harekete
muhtaç olursa, namazı bozar.
18) Namaz kılmakta olanın bir kimseye bir el
veya bir kamçı ile vurması, namazı bozar. Çünkü bu, çok iş ve harekettir. Fakat
hayvan üzerinde namaz kılanın bu hayvana arka arkaya üç defa vurması, namazını
bozarsa da, bir veya iki defa vurması bozmaz. Sahih olan görüş budur. Yine, hayvanın yürümesi için, bir ayağı iki defa hareket ettirmek namazı bozmaz.
Fakat iki ayağı hareket ettirmek bozar, iki ayak, iki el yerinde sayılır.
19) Namazda iken hayvana binmek, namazı bozar, fakat namazda iken hayvandan
inmek bozmaz.
20) Namaz içinde bir ayakkabıyı iki el ile giyinmek, namazı
bozar. Fakat ayağındaki ayakkabılarını ayaktan kolayca çıkarıvermek, namazı
bozmaz.
21) Bir kimse yanılarak veya kasden bir buğday tanesi yese, bir
damla su içse, gözüne sürme çekse, bedeninin herhangi bir yerine yağ sürse, baş
ve sakalının saçlarını tarasa veya örse namazı bozulur. Çünkü bunlar birer çok
iştir. Fakat bir elinde bulunan yağı veya benzerini diğer eline almaksızın
başına veya başka bir organına sürse, bununla namazı bozulmaz. Çünkü bu az bir
iştir.
22) Namazda çocuğu alıp emzirmek namazı bozar. Namaz kılmakta olan
bir kadının memesini çocuk kendi başına tutup emecek olsa bakılır: Eğer süt
çıkmaksızın bir iki defa emmiş olursa, namaz bozulmaz. Fakat süt çıkarsa veya
süt çıkmaksızın iki defadan çok emerse, namaz bozulur.
23) Namaz içinde
bulunan bir erkeği, zevcesinin öpmesi veya okşaması ile namazı bozulmaz. Ancak
erkeğin şehveti uyanırsa, bozulur. Fakat bir kadının namazı, kocasının kendisini
şehvetle okşaması ile veya ister şehvet olsun, ister olmasın öpmesiyle bozulur.
Çünkü cinsel yaklaşma konusunda kocanın hareketi asıldır.
24) Bir kimse namazda iken, gözüne karşı gelen bir kitaba yalnız baksa yahut ne yazılmış olduğunu anlamak için bir göz atsa, sahih olan görüşe göre, namazı bozulmaz. Fakat karşısında bulunan bir Kur'an"ı Kerim'den yahut yazıları bulunan bir mihrabdan Kur'an-ı Kerim ayetlerini okuyacak olsa, bakılır: Eğer okuduğu ayetler, onun ezberinde idi ise, namazı bozulmaz. Fakat ezberinde yoktu ise, en az bir ayet okuyunca namaz bozulur; çünkü bu, bir öğrenme demektir. Bu mesele İmamı Azam'a göredir, iki imama göre, ziyade okumakla da bozulmaz. Ancak böyle bir okuma mekruhtur. Bunda, kitab ehline (Yahudi veya Hristiyanlara) bir benzeyiş vardır.
25) Bir maksada bağlı olmayarak kalbe gelen kuruntular
ve işler namazı bozmaz. Onun için, bir kimse namaz içinde dili ile söylemeksizin
düşüncesi ile bir şiir veya bir hutbe düzenleyecek olsa, günah işlemiş olur.
Çünkü böyle yapan kimsenin kalbi, namazda başka şeyle uğraşmış olur. Bununla
beraber namazı bozulmaz.
26) Namaz kılmakta olan bir kimse, kaç rekat
namaz kıldığına dair olan bir soruya cevab olarak elinin parmaklarını gösterecek
olsa, namazı bozulmaz. Yine üç kelimeden az olmak üzere yazı yazsa, namazı
bozulmaz. Ancak görenler, onun namazda olmadığını sanırlarsa, namazı
bozulur.
27) Cemaatle namaz kılan kimse, bir özür sebebiyle, diğer bir
görüşe göre de özürsüz de olsa, ön tarafa, sağ veya sol tarafa yahut kıbleden
yüzünü çevirmeksizin arka tarafa bir rükün mikdarı, dura dura birer saf kadar
gitse, mescidden çıkmadıkça veya kırda ise, saflardan ayrılmadıkça namazı
bozulmaz. Çünkü mescidde ve sahrada safların bulunduğu kısım, tek bir yer
sayılır. Bunun için kırda namaz kılanın ön tarafında saf bulunmazsa, secde
yerinin önüne geçmesi ile namazı bozulur. Yine tek başına namaz kılanın da,
secde yerini geçmesi ile namazı bozulur. Kadınlar için evleri, bir görüşe göre
mescid, diğer bir görüşe göre kır hükmündedir.
28) Ağız dolusundan az
olan bir kusuntu, elde olmayarak yutulursa, bununla namaz bozulmaz.
29)
Namazda olan bir kimse, göğsünü özürsüz olarak kıbleden döndürse, namazı
bozulur. Fakat bir organdan kan çıkmak gibi bir sebeble abdestsizlik meydana
geldiğini yanlışlıkla zannetse de kıbleye arka çevirecek olsa, mescidden
çıkmadıkça namazı bozulmaz. Fakat bu adam imam olur da yerine başkasını
geçirirse, namaz bozulmuş olur.
30) Namazda bulunan kimseden burun
kanaması veya kusuntu gibi, istekle olmayan abdesti bozacak bir şey meydana
gelse, o kimse serbest olur: Dilerse abdest alıp yeniden namaz kılar. Buna
namaza yeniden başlama (istinaf-ı salât) denir. Faziletli olan da budur.
Dilerse, namaza aykırı hiç bir şeyle uğraşmaksızın en yakın yerdeki su ile
abdest alır ve tek başına idiyse, bu abdest aldığı yerde veya evvelce namaza
başlamış bulunduğu yerde namazının geri kalan kısmını tamamlar. Bir imama uymuş
idiyse, evvelki yerine dönüp orada namazını tamamlar. İmama uymanın sıhhatine
engel olacak bir yerde durup oradan tekrar imama uyamaz. Ancak cemaatla kılınan
namaz bitmiş olursa, o zaman yalnız başına namaz kılan gibi hareket eder. Bu
namaz kılışa da, başlanan namaza devam (bina-i salât) denir. Böyle bir kimse
abdest almak için yakın suyu bırakıp uzağa gitse veya gidip gelirken Kur'an
okusa veya bu arada avret yeri açılsa, artık namazı bina edemez (başladığı
namazdan geri kalan kısmı kılamaz). Yeniden namaz kılması gerekir. (Lâhik
bölümüne bakılsın.)
31) Namazı bozulan bir imamın, kendi yerine başkasını geçirmesi ittifakla caizdir. Şöyle ki: Bir imama, namaz kılarken burnu kanamak gibi (semavî) bir abdestsizlik gelse, cemaat içinden imam olmaya elverişli bir kimseyi işaretle veya elbisesinden tutarak mihraba geçirir. İmamla beraber yalnız bir kişi bulunmuş olsa, bu kimse imamete ehil ise, imamlığa geçmesi kararlaşmış olur. İmam böyle yerine bir adam geçirmeksizin mescidden çıksa veya sahrada ise safları geçmiş olsa, cemaatın namazı bozulur, imam tek başına namaz kılan hükmünde kalır. Dilerse abdest alıp namazı bina eder (bıraktığı yerden tamamlar), dilerse yeniden namazını kılar. Bu istihlâf (yerine başkasını geçirme) konusunda cemaatın bilgisi yoksa, istihlâf cihetine gidilmeyip namazın yeniden kılınması daha faziletlidir. Çünkü bu durumda namazın bozulmasını gerektiren bazı haller olabilir.
32) Dişlerin arasında kalmış olan bir
kırıntı namaz içinde yutulsa, bakılır: Eğer en az nohut mikdarı ise namazı
bozar. Bundan küçük ise namazı bozmaz.
33) Ağızda bulunan bir şeker
parçasının, namazda çiğnenmediği halde tadı boğaza gitse, namazı bozar. Fakat
namazdan önce yenmiş bir yemeğin ağızda kalmış olan tadı, namaz içinde tükürükle
boğaza gitse, bununla namaz bozulmaz.
34) Namazda sakız veya Hindistan
cevizi gibi bir şey, arka arkaya üç kez çiğnenecek olsa, namaz bozulur.
Yutulmasa da böyledir. Fakat çiğnenmediği halde bunun küçük bir parçası boğaza
gidecek olsa, bundan namaz bozulmaz.
35) Namaz içinde bayılma ve çıldırma halleri namazı bozar.
36) Dört rekatlı bir namazı bilmemezlikle iki rekat
sanarak birinci oturuştan sonra selam veren kimsenin namazı bozulur. Yatsının
farzını teravih, öğlenin farzını cuma veya sabah namazı zannederek birinci
oturuşta selam verilmesi de böyledir. Fakat yanılarak böyle bir selam vermekle
namaz bozulmaz.
Kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Sad. Ali Fikri Yavuz,Ravza Yayınları
Kaza Namazı
Eda ile Kazanın Farkları ve Kaza Namazları
281- Bir namazı vaktinde kılmaya "eda" denir. Vaktinden sonra kılmaya da "kaza" denir. Vaktinde kılınan veya kılınacak olan bir namaza "vaktiyye" veya "salât-ı hazıra" denir. Vaktinde kılınmamış olan bir namaza da "faite" denilir. Bunun çoğulu "fevait" dir.
282- Vaktinde kılınmamış olan beş vakit farz namazlarının kazası farzdır. Vitir namazının kazası ise vacibdir. Sünnetlere gelince: Bir sabah namazı sünneti ile beraber kaçırılınca, o günün güneş doğuşundan (kerahet vaktinin çıkışından) sonra istiva zamanına kadar bu sünnet farz ile beraber kaza edilir. Güneşin yükselişinden (kerahet vaktinden) önce ve istivadan sonra sünnet kaza edilmez. İmam Muhammed'e göre, bu sünnet yalnız olarak kaçırılmış olsa, yine güneşin doğuşundan sonra istiva zamanına kadar kaza edilir. Bir de, öğle namazının her iki sünneti, farza yetişmek için terk edilecek olsa, farzdan sonra evvelki sünnet ve sonra iki rekat sünnet kaza edilir. Fetva bu şekildedir. Böylece vakit içinde sünnet iki defa gecikmemiş olur. Bununla beraber son iki rekat sünnetten sonra da dört rekat sünnet kaza edilebilir. Namazın sırası iki defa değişmemesi için bunu daha iyi görenler de vardır.
Cuma namazının ilk dört rekat sünneti hakkında bu öne alma ve sonraya bırakma hükmü vardır. Terk edilen diğer sünnetlerin kaza edilmesi gerekmez. Fakat başlanıldıktan sonra, her nasılsa terk edilmiş olan bir sünnetin (nafile namazın) kazası gerekir.
Örnek: Öğlenin son sünnetine başlamış iken, cenaze namazını kaçırmamak için bu Sünnet kesilmiş olsa, bu sünneti sonradan kaza etmek gerekir.
283- Bir namazı özürsüz yere kazaya bırakmak büyük günahdır (kebiredir) Bu namaz kaza edilmekle yerine getirilmiş olur. Fakat bunun geciktirilmesinden dolayı meydana gelen günahın bağışlanması için tevbe etmek ve Allah'dan afv dilemek lazımdır. Herhangi bir bahane ile namazı geciktirip kazaya bırakmakdan son derece sakınmalıdır. Çünkü bunun günahı çok büyüktür. İnsan, gerek yaratıcısına karşı ve gerekse insanlara karşı olan borçlarını bir an önce ödemeğe çalışmalıdır. Hayatın süresi belli, çok azdır! Borçlarını ödemeden ahirete gidenlerin hallerine ne kadar acınsa azdır.
UYARI: Kazaya kalan altmış, yetmiş senelik namazların belli bir günde (Ramazan ayının son cumasında) kılınacak bir günlük namaz ile kaza edileceği ve böylece bağışlanacağı hakkındaki sözlerin hiç bir dinî değeri yoktur. Bu konuda rivayet edilen bir hadis, hadis alimlerinin ve diğer alimlerin açıklamalarına göre asılsızdır, uydurmadır, ümmetin icmaına da aykırıdır. Çünkü böyle herhangi bir ibadet, senelerce terk edilmiş olan farzların ve vaciblerin yerini tutamaz. Böyle bir iddia, farzların ve vaciblerin terk edilmesini, önemsenmemesini gerektireceğinden akla, şeriata ve hikmete aykırıdır. Günah, kolaylığa sebeb olamaz. Bu usul ilminde bir esastır. Bir de bu hadisi nakledenler hadis alimlerinden değillerdir. Bir kaynak da gösterememektedirler. Artık bu naklin ne değeri olabilir?
Kazaya kalan namaz, bizim için yerine getirilmesi gerekir. Biz bunu yerine getirmek zorundayız, bunu yapmazsak azaba hak kazanmış oluruz. Şu kadar var ki, kazaya kalmış olan bir namazı Yüce Allah dilerse bağışlar ve dilerse bağışlamaz. Herhangi bir ibadet sebebiyle de sahibine bir çok sevablar da verebilir. Kimse bunlara karışamaz ve bunlar üzerinde kesin hüküm veremez. Yukardaki iddia, kesinlikle kazası gereken bir namazın, ona denk bir ibadetle kaza edilmesi hakkındaki farziyeti inkar etmektir ki, bu asla caiz olamaz.
284- Bir kimsenin namazı kazaya kalınca bakılır; Eğer o kimse tertip sahibi ise, bu kaza namazı ile vakit namazları arasında sırayı gözetmek gerekir. Tertib sahibi değilse, bu namazı kaza etmeden diğer namazları kılabilir.
285- Bir kimsenin tertib sahibi sayılabilmesi için, en az altı vakit namazı kazaya kalmamış olmalıdır. Altı vakit namaz kazaya kaldı mı, tertib sahibi olmaktan çıkar; artık onun ne kaza namazları arasında ve ne de kaza namazları ile vakit namazları arasında sırayı gözetmesi gerekmez.
286- Kazaya kalmış namazlarda eskiye ve yeniye gelince, bunlar iki kısımdır. Yakın zamanda kazaya kalanlar altı vakte ulaşınca, ittifakla sıra gözetme gereğini kaldırır. Evvelce kaçırılmış bulunan (eski) namazlara gelince, bunlar
da altı vakte ulaşmışsa, geçerli kabul edilen fetvaya göre sıra gözetmenin gereğini kaldırır.
Örnek: Bir kimse, vaktiyle bir ay namaz kılmayıp sonradan bunları kaza etmeden vakit namazlarını devamlı olarak kılmaya başlamışken tekrar bir vakit namazını kazaya bırakacak olsa, bu son namazını hatırladığı halde onu kaza etmeden vakit namazını kılabilir. Böyle bir kimse, geçmişteki kaza namazlarını tamamen kılmadıkça tertib sahibi olamaz. Sahih olan görüş budur.
287- Tertib sahibi olan zat, bir farz namazını veya İmamı Azam'a göre vacib olan bir namazı özürsüz yere veya hayız ve nifas gibi namazı düşürecek bir nitelikte olmayan bir özürden dolayı vaktinde kılmamış olsa, bu namazı, ilk vakit namazından önce kaza etmesi gerekir. Çünkü gerek kaçırılan namazların arasında ve gerek bunlar ile vakit namazları arasında sırayı gözetmek esasen şarttır. Ancak kazaya kalan namaz unutulup sonradan hatıra gelmişse veya vakit daralmış veya kaçırılan namazlar çok olur da tertib sahibi olmaktan çıkılmışsa, vakit namazı kılınır.
Örnek: Tertib sahibi olan kimse, her nasılsa uykuya dalıp o günün sabah namazını kılamamış olsa, bu sabah namazını o günkü öğle namazından önce kaza etmesi gerekir. Bunu hatırladığı halde onu kaza etmeksizin öğlen namazını kılsa, bu namaz İmam Muhammed'e göre bozulur. İmam Ebû Yusuf'a göre, farz olmaktan çıkar, nafile olur. İmamı Azam'a göre ise, muvakkat olarak sahih olur. Şöyle ki: Bundan sonra o sabah namazını kaza etmeden beş vakit namazı daha kılacak olsa, bu altı vaktin hepsi de sahih olmuş olur. Fakat böyle beş vakit namazını daha kılmadan o sabah namazını kaza ederse, arada kılmış olduğu vakit namazları fasid olup yeniden kılınmaları gerekir.
Yine böyle bir kimse, sabah namazını kaçırmış olduğu halde, bunu unutup öğle namazını kılacak olsa, bu öğle namazı sahih olur.Yine bir kimse, kazaya kalmış olan yatsı namazını fecirden sonra hatırlamış olur da, vakit yalnız sabah namazını kılmaya müsait bulunursa, sabah namazını kılar, yatsı namazını daha önce kaza etmemesi, bu sabah namazının sıhhatine engel olmaz. Ancak kaza namazını hatırladığı halde, vakit namazını pek uzatıp da bu bakımdan vaktin daralmasına sebebiyet verilmiş olursa, o zaman vakit namazı caiz olmaz.
288- Kazaya kalmış namazlar (faiteler) birkaç tane olur da, vakit bunlardan yalnız bir kısmı ile vakit namazına müsait bulunsa, sahih olan görüşe göre, sırayı gözetme gereği düşer. Yine bir kimsenin, vitirden başka altı vakitten çok veya altı vakit namazları kazaya kalmış olsa, bunları kaza etmeden vakit namazlarını kılması sahih olur. Çünkü bu durumda tertibe riayet edilmesinde güçlük vardır. Kazaya kalmış namazlar (faiteler), vitirden başka altı vakit olunca çok sayılır, altıdan az olunca da az sayılır.
(İmam Şafîî'ye göre, kazaya kalan namazlarla vakit namazları arasında sıra gözetilmesi şart değildir, müstahabdır.)
289- Bir kimse, bir günlük namazlarından birini kaçırmış olduğu halde, bunu bir türlü belirleyemezse, bir günlük namazını yeniden kılar. Çünkü böyle yapmakla kazaya kalan namaz, kesinlikle kılınmış olur; diğerleri de birer nafile olur.
İki, üç ve daha ziyade günlerde birer vakit namaz kaçırılmış olduğu halde, bunların hangi namazlar olduğu belirlenemeyince de, o kadar günün namazları yeniden kılınır.
290- Kazaya kalan namazlar bir çok olunca, bunların her birini belirleyerek niyet edilmesi gerekmez; çünkü bunda güçlük vardır. Onun için şöyle niyet edilmesi uygun olur: "ilk veya en son kazaya kalmış sabah veya öğle namazını kılmaya" diye kılınır.
291- Bir kimse, ne kadar namazı kazaya kaldığını bilmese, kuvvetli olan görüşüne göre hareket eder. Üzerinde kaza namazı kalmadığına kanaat getirinceye kadar kaza namazı kılar.
292- Bir kimse, bir namazı kılıp kılmadığında şüphelense, namazın vakti henüz çıkmamışsa onu yeniden kılar. Namazın vakti çıktıktan sonra şübhelense, bir şey yapması gerekmez. Çünkü farzın sebebi olan vakit çıkmıştır. Bir müslümanın namazını vaktinde kılmış olması ise bir asıldır.
293- Müslüman olmayanların yurdunda İslâm'ı kabul edip bilgisizliğinden dolayı namazlarını kılamamış olan bir kimse, sonradan İslâm yurduna gelip din görevlerini öğrense, önceki namazları kaza etmesi gerekmez. Fakat İslâm ülkesinde bulunup da ihtida eden (islamı kabul eden) kimse, bu hususta özürlü sayılmaz. İslâmı kabul ettiği tarihten itibaren namazlarını kılmakla yükümlü olur. Çünkü İslam yurdunda cehalet bir özür sayılmaz. Herkes din görevlerini ehlinden sorup öğrenebilir.
294- Bir kimse kaza namazını kılarken, cemaatle vakit namazına başlanacak olsa, namazını tamamlamadıkça cemaate katılmaz, isterse tertib sahibi olmasın.
295- Kazaya kalan aynı vaktin namazı, usulü üzere cemaatle, de kılınabilir.
296- Kaza namazlarının evde kılınması daha iyidir. Çünkü günahları örtüp açıklamamak lazımdır. Böyle bir açıklama Hakka karşı saygısızlık sayılır ve başkaları için de kötü bir örnek olabilir.
297- Bir kadın: "Yarınki gün şu kadar namaz kılayım veya şu kadar gün oruç tutayım." diye niyet ettiği halde o gün adet görmeye başlasa, o namazı veya orucu temiz olacağı günlerde kaza eder.
298- Kaza namazlarının belli vakitleri yoktur. Üç kerahet vakti dışında, istenilen her vakitte kaza namazı kılınabilir.
Örnek: Kazaya kalmış bir öğle namazı akşamdan sonra kılınabileceği gibi, bir akşam namazı da öğleden önce veya sonra kılınabilir.
299- Kaza namazları ile uğraşmak, nafile namazları ile uğraşmaktan daha iyi ve daha önemlidir. Fakat farz namazların müekked olsun olmasın, sünnetleri bundan müstesnadır. Bu sünnetleri terk ederek bunların yerine kazaya niyet edilmesi daha iyi değildir. Bu sünnetlere niyet edilmesi evladır. Hatta kuşluk ve tesbih namazları gibi, haklarında nakil bulunan nafile namazlar da böyledir. Bunlara da böyle nafile olarak niyet etmek evladır. Çünkü bu sünnetler, farz namazları tamamlar, bunların yerine getirilmesi mümkün değildir. Kaza namazlarının ise, muayyen vakitleri olmadığı için onların her zaman yerine getirilmesi mümkündür.
Namazları kazaya bırakmak günahtır. Bu günahdan mümkün olduğu kadar kurtulmak için sünnetleri feda etmek uygun olmaz. Böyle bir günahı işleyen kimsenin fazla ibadet ederek Allah'ın bağışlamasına sığınması gerekirken, hakkında Peygamber şefaatinin tecelli etmesine vesile olacak bir takım sünnet ve nafileleri terk etmek nasıl uygun olabilir? Hem bir kısım vakit namazlarını kazaya bırakmak, hem de diğer bir kısım vakit namazlarını, kendilerini tamamlayan sünnetlerden ayırmak iki kat kusur olmaz mı? Buna aykırı olan bazı nakiller geçerli değildir. Bunlar kabul edilen fetvaya aykırıdır. Hem sünnetleri, hem de kaza namazlarını kılmaya elverişli vakit bulamadıklarını iddia edenler bulunursa bunlar insaflı bir iddiada bulunmuş sayılmazlar. Boş yere en kıymetli zamanlarını harcayan insanlar, bilmem böyle bir iddiaya nasıl kalkışabilir?..
Kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Sad. Ali Fikri Yavuz,Ravza Yayınları
Şeyh Edebali'den Osman Bey'e
"- Ey Oğul!
Beysin, bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül alma sana... Suçlamak bize; katlanmak sana... Acizlik yanılgı bize; hoş görmek sana... Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana... Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana..."
"- Ey Oğul!
Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..."
"- Ey Oğul!
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı.. Allah (c.c.) yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hakk yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin."
"Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va'd edilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz."
"Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir."
"Milletin kendi irfanı içinde yasasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır."
"En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir."
"Ülke, idare edenin, oğullan ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştürdüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar, yaşatamadılar.." (Bu nasihat Osmanlı'yı 600 sene yaşatmıştır.)
"İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkamaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar, laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir..."
"Akacak kan boş yere akmamalı. Ona yol ve yön lazım.. Zîra kan, toprak sulamak için akmaz. Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur."
"Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli."
"Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat, bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz."
"Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az..."
Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekin zamanını bilen çitfçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da... Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin."
"Sevgi da'vanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez."
"Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Osman, geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın..."
Beysin, bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül alma sana... Suçlamak bize; katlanmak sana... Acizlik yanılgı bize; hoş görmek sana... Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana... Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana..."
"- Ey Oğul!
Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..."
"- Ey Oğul!
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı.. Allah (c.c.) yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hakk yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin."
"Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va'd edilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz."
"Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir."
"Milletin kendi irfanı içinde yasasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır."
"En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir."
"Ülke, idare edenin, oğullan ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştürdüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar, yaşatamadılar.." (Bu nasihat Osmanlı'yı 600 sene yaşatmıştır.)
"İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkamaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar, laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir..."
"Akacak kan boş yere akmamalı. Ona yol ve yön lazım.. Zîra kan, toprak sulamak için akmaz. Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur."
"Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli."
"Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat, bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz."
"Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az..."
Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekin zamanını bilen çitfçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da... Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin."
"Sevgi da'vanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez."
"Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Osman, geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın..."
ŞEYH EDEBALİ
Piyasa Bilgileri
🇺🇸 USD .. ▲
🇪🇺 EUR .. ▲
🇬🇧 GBP .. ▲
🏆 ONS .. ▲
🪙 GRAM .. ▲
Piyasa verileri; Frankfurter ve Binance API sistemleri üzerinden çekilmektedir. Döviz kurları referans niteliğinde olup gecikmeli olabilir. Altın fiyatları, ons bazlı dijital varlık üzerinden hesaplanmaktadır. Veriler bilgilendirme amaçlıdır, hatalı olabilir ve kesinlikle yatırım tavsiyesi içermez.
Matematik Seçme Konuları
Aşağıdaki Yazılar İlginizi Çekebilir!!!
Yükleniyor...






