Matematik öğretiminde hesaplamalar ve örnekler gündelik yaşamla bağlantılı olmalıdır; aksi halde öğrenciler konuyu anlamsız ve soyut görüp sıkılabilir veya öğrenmeye karşı motivasyonlarını kaybedebilirler. Eğer matematikte kullanılan problemler veya hesaplamalar afaki hesaplamalar olursa yani gerçek hayatla ilgisi olmayan, hayal ürünü ya da öğrencinin deneyimleyemeyeceği çapta örneklerden seçilirse, öğrenci neyi neden yaptığını anlamaz. Örneğin, “Ali 14273 elma ve 89896 armutu topladı” gibi çok büyük veya gerçek yaşamda karşılaşılmayan sayılarla yapılan toplama ve çıkarma işlemleri, 5.846.896.508.252 sayısı gibi okumakta bile güçlük çekilecek sayılarla basamak çözümleme işlemleri yapılması, sadece uzayda veya mikroskobik ortamda karşımıza çıkması muhtemel çok yüksek veya çok düşük sayılarla trigonometri ve logaritma hesaplamaları yapılması gibi matematiksel araçlar öğrencinin ilgisini çabuk kaybettirir. Bu durumda, öğrencinin merakını ve ilgisini uyandırmayan soyut ya da gündelik anlamı olmayan konular, zaten zor olan matematik dersini zamanla daha monoton ve sıkıcı hâle getirir.
Net Fikir » öğretmenlik » Eğitimde öğrenci merkezli yaklaşımlar
Eğitimde öğrenci merkezli yaklaşımlar
Etiketler :
güdüleme
makalem
mategt
matematik başarısı
matematik eğitimi
öğrenci davranışı
öğretim
öğretmenlik
İlim, insanı hem dünyada hem ahirette yücelten en değerli hazinedir. Ancak ilim, Allah rızası gözetilerek öğrenildiğinde gerçek değerine ulaşır; aksi hâlde sadece bilgi yığını olarak kalır. Ayrıca, öğrenme süreci saygı ve sevgiyle desteklendiği zaman ilim insana yük olmaz, ruhuna lezzet veren bir nimete dönüşür. Bu yüzden hakiki ilim; temiz kalbin, samimi niyetin ve ilahi rızayı rehber edinen bir çabanın ürünüdür. İlim, sadece bilgi edinmek değil, aynı zamanda insanın ruhunu ve aklını terbiye eden manevi bir yolculuktur. İlim öğrenmek, Allah rızası için yapılırsa insan için derin bir zevk ve lezzet kaynağı haline gelir ve insanın bu ilim yolunda gösterdiği çaba böylece makbul olur. Sadece dünyalık kazançlar için ilim öğrenmek, hedeflenen bir davranış değildir; çünkü dünya fanidir ve elbet bir gün yok olacaktır. İnsan, dünyanın geçici heveslerine kapılarak doğru yolunu şaşırırsa, bu kendi yaşamı için en büyük zorluklardan biri hâline gelir. Hakiki ilim, dünyalık çıkarların ötesinde, kalbi aydınlatan ve insanı Allah’a yaklaştıran bir amaçla öğrenildiğinde değer kazanılır.
Peygamber Efendimiz ﷺ "Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır." (Müslim, Zikr 39, Buhârî, İlim 10; Ebû Dâvûd, İlim 1), ve "İlim tahsil etmek için yolculuğa çıkan kimse, evine dönünceye kadar Allah yolundadır." (Tirmizî, İlim 2) buyurarak, ilim öğrenmenin ve bu uğurda çekilen zahmetlerin faziletini bildirmiş ve ayrıca ilim tahsil edenleri de "Bir kimse, ilim elde etmek arzusuyla bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır. Muhakkak melekler yaptığından hoşnut oldukları için ilim öğrenmek isteyen kimsenin üzerine kanatlarını gererler. Göklerde ve yerde bulunanlar, hatta suyun içindeki balıklar bile âlim kişiye Allah'tan mağfiret dilerler. Âlimin âbide karşı üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Şüphesiz ki âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler altın ve gümüşü miras bırakmazlar; sadece ilmi miras bırakırlar. O mirası alan kimse, bol nasip ve kısmet almış olur." (Ebû Dâvûd, İlim 1; Tirmizî, İlim 19) hitabıyla müjdelemiştir. Peygamber Efendimiz ﷺ, ilim öğrenmedeki amacımızı da "Kim kendisinde Allah'ın rızası aranan bir ilmi sadece dünyalığa
sahip olmak için öğrenirse, o kimse kıyamet gününde cennetin kokusunu
bile duyamaz." (Ebû Dâvûd, İlim 12) şeklinde uyararak belirtmiştir.
İslâm’da bilgi edinmek sadece dinî konularla sınırlı değildir; insan için faydalı olan, insanlara zarar vermeyen, insanı kötülüğe sevketmeyen, insanı yaratıcısından uzaklaştırmayan her türlü ilim, bir anlam ve değer taşır. İslâm’da ilimler tasnif edilirken ayrım yapılmış; bazıları herkes için "farz-ı ayn" kabul edilirken, bazıları ise toplumun bir kısmı tarafından öğrenildiğinde sorumluluğun diğer kişiler üzerinden tamamlandığı "farz-ı kifaye" kapsamında değerlendirilmiştir. Matematik de bu tür farz-ı kifaye ilimlerdendir. Bu açıdan matematik, hem evrendeki düzeni ve ölçüyü anlamamıza hem de
günlük yaşamı düzenlememize yardımcı olan bir ilim olması hasebiyle bir anlam ve değer taşır. Kur’ân’da yaratılışın belirli ölçüler ve dengelerle gerçekleştiği sıkça vurgulanır, işte bu hakikat matematiksel düşünmenin önemini ortaya koyar. Ayrıca zekât, miras, vakıf ve benzeri ibadetlerde doğru hesaplama yapabilmek için matematik bilgisini zorunlu kılar. Namaz vakitlerini, oruç günlerini ve hac ibadetinin düzenini belirlemek de gözlem ve hesaplama yeteneğini gerektirir; böylece matematik, ibadet hayatımızın da bir parçası olur. Matematik, akıl yürütme, mantık, kıyas ve problem çözme yeteneğimizi geliştirerek zihinsel olgunlaşmamıza da katkı sağlar. Bu nedenle matematik öğrenmek, yalnızca rakamlarla ilgilenmek değil, hem dünya hayatını hem de ahiret sorumluluklarını doğru ve bilinçli bir şekilde yerine getirebilmek için vazgeçilmez bir kaynak olur. Matematik ilmini her bireyin derinlemesine öğrenmesi şart olmasa da toplum içinde bazı kişilerin derin matematik bilgisine sahip olması, hem günlük yaşamın düzenlenmesi hem de ibadetlerin doğru uygulanabilmesi açısından gereklidir. Bu sayede matematik, toplumsal sorumluluğu yerine getiren ve hem dünyalık hem uhrevî faydayı sağlayan bir ilim olarak öne çıkmış olur.
Uzun yıllardır matematik öğretmeni olarak bu alanda edindiğim meslekî tecrübelerim doğrultusunda, matematik ilminin daha sağlıklı ve etkili öğretilebilmesine dair düşüncelerimi bu yazıda paylaşmayı amaçladım. Bu bağlamda, öğretim yöntemlerini incelerken özellikle son dönemlerde ön plana çıkan öğrenci merkezli yaklaşımların matematik öğretimine olan etkilerini, gözlemlerime dayalı olarak irdelemeye çalıştım. Günümüzde matematik öğretiminde karşılaşılan birçok problemin, öğretmen ve öğrenci merkezli yaklaşımların amacından uzaklaştırılarak yanlış ya da ölçüsüz/kontrolsüz biçimde uygulanmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Öğretmenin yol gösterici ve düzenleyici rolünün zayıflatılmasıyla birlikte öğrencilerin aktif bireyler olmaktan ziyade bencilleştirildiği seviyesizleşmiş öğrenme ortamlarında, matematiksel kavramların derinlemesine kavratılması güçleşmektedir. Öğrenci ve öğretmenin, amaca dönük olmayan davranışlarının öğrenme sürecini giderek verimsiz hâle getirmektedir.
Değişen şartlar ve teknolojik gelişmelerle birlikte, çağımızda öğrenci merkezli, teknoloji destekli ve bilgisayar tabanlı öğretim modellerinin giderek yaygınlaştığını hep birlikte gözlemliyoruz. Ancak bu yaklaşımların kontrolsüz kullanımı, eğitim ve öğretim dünyamızda ilmin saygısını zedelemekte; öğretmen rehberliği ile öğrenci aktifliği/serbestliği arasındaki dengeyi bozmakta, öğretmenin geri planda kaldığı ve öğrencinin henüz taşıyamayacağı ölçüde sorumluluk yüklendiği yapay öğrenme ortamlarını ortaya çıkmaktadır. Genel olarak ilimlerin özelde ise matematiğin anlamlı ve sistemli bir bilgi alanı olma amacını hazıra konmaya alışmış öğrenciler nezdinde yitirmesiyle; dersler bütünlükten uzak parçalanmış, yüzeysel ve giderek daha zorlayıcı hâle gelmiştir. Buna benzer düşünceler doğrultusunda, güncel eğitim yaklaşımlarına dair tespitlerimi sıralayıp, çözüm önerilerimi paylaşarak yazımı tamamlayacağım.
Matematik, kendi içinde mantıksal bir bütünlük ve sistematik bir yapı
taşır. Bir konu, genellikle önceki konuların bilgisi üzerine inşa
edilir. Matematik öğretiminde bütünlük ilkesi, konuların birbirinden bağımsız değil, birbirleriyle bağlantılı ve anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde işlenmesini ifade eder. Bu ilkeye göre, matematikteki konular ve kavramlar, mantıksal bir sıra içinde, birbirini destekler biçimde peşisıra öğretilir. Örneğin, öğrenciler önce sayı ve işlem kavramlarını öğrenir, ardından bu bilgileri kullanarak kesirler, alan ve hacim hesaplama, fonksiyonlar veya problem çözme gibi daha karmaşık konulara geçerler. Bütünlük ilkesi, öğrencilerin öğrendikleri bilgileri bir araya getirerek matematiksel ilişkileri kavramalarını sağlar ve bilgilerin kalıcı olmasına yardımcı olur. Matematik öğretiminde bütünlük ilkesine uyulmadan konular parçalanır ve birbiriyle bağları koparılırsa, öğrenci öğrendiği bilgileri bir araya getiremez, konular arasında ilişki kuramaz ve matematiğin mantığını anlamakta güçlük çeker. Örneğin, toplama ve çıkarma konuları yeterince pekiştirilmeden çarpma ve bölme konularına geçilirse, öğrenci işlemler arasındaki ilişkiyi kavrayamaz ve problem çözmede zorlanır. Konuların parçalanması, birbiriyle ilişkili konuların bağlamından koparılması ile öğrenciler kavramları öğrenmekten ziyade sadece ezberlemeye yönelirler. Öğrenci formülleri ve kuralları mekanik olarak uygular, fakat “neden böyle?” sorusuna cevap veremez hale gelir. Bu durum matematikte kalıcılığı ve anlayarak öğrenmeyi ya temelden sarsar ya da zamanla olumsuz biçimde etkiler.
Matematik öğretiminde hesaplamalar ve örnekler gündelik yaşamla bağlantılı olmalıdır; aksi halde öğrenciler konuyu anlamsız ve soyut görüp sıkılabilir veya öğrenmeye karşı motivasyonlarını kaybedebilirler. Eğer matematikte kullanılan problemler veya hesaplamalar afaki hesaplamalar olursa yani gerçek hayatla ilgisi olmayan, hayal ürünü ya da öğrencinin deneyimleyemeyeceği çapta örneklerden seçilirse, öğrenci neyi neden yaptığını anlamaz. Örneğin, “Ali 14273 elma ve 89896 armutu topladı” gibi çok büyük veya gerçek yaşamda karşılaşılmayan sayılarla yapılan toplama ve çıkarma işlemleri, 5.846.896.508.252 sayısı gibi okumakta bile güçlük çekilecek sayılarla basamak çözümleme işlemleri yapılması, sadece uzayda veya mikroskobik ortamda karşımıza çıkması muhtemel çok yüksek veya çok düşük sayılarla trigonometri ve logaritma hesaplamaları yapılması gibi matematiksel araçlar öğrencinin ilgisini çabuk kaybettirir. Bu durumda, öğrencinin merakını ve ilgisini uyandırmayan soyut ya da gündelik anlamı olmayan konular, zaten zor olan matematik dersini zamanla daha monoton ve sıkıcı hâle getirir.
Matematik öğretiminde hesaplamalar ve örnekler gündelik yaşamla bağlantılı olmalıdır; aksi halde öğrenciler konuyu anlamsız ve soyut görüp sıkılabilir veya öğrenmeye karşı motivasyonlarını kaybedebilirler. Eğer matematikte kullanılan problemler veya hesaplamalar afaki hesaplamalar olursa yani gerçek hayatla ilgisi olmayan, hayal ürünü ya da öğrencinin deneyimleyemeyeceği çapta örneklerden seçilirse, öğrenci neyi neden yaptığını anlamaz. Örneğin, “Ali 14273 elma ve 89896 armutu topladı” gibi çok büyük veya gerçek yaşamda karşılaşılmayan sayılarla yapılan toplama ve çıkarma işlemleri, 5.846.896.508.252 sayısı gibi okumakta bile güçlük çekilecek sayılarla basamak çözümleme işlemleri yapılması, sadece uzayda veya mikroskobik ortamda karşımıza çıkması muhtemel çok yüksek veya çok düşük sayılarla trigonometri ve logaritma hesaplamaları yapılması gibi matematiksel araçlar öğrencinin ilgisini çabuk kaybettirir. Bu durumda, öğrencinin merakını ve ilgisini uyandırmayan soyut ya da gündelik anlamı olmayan konular, zaten zor olan matematik dersini zamanla daha monoton ve sıkıcı hâle getirir.
Matematik öğretiminde gerçek hayattan örnek vermek önemlidir, ama örneklerin seçilirken çok fazla hesaplama içermemesine dikkat etmek gerekir. Eğer örnekler çok uzun ve karmaşık hesaplamalar içeriyorsa, bu durum öğrencinin konuya odaklanması zorlaşarak, dikkati ve ilgisi dağılır bunun sonucunda öğrenci konunun ana fikrini kaçırır.
Matematik öğretiminde konuların belli bir mantık ve sıra içinde işlenmesi çok önemlidir. Bir konunun temeli tam olarak öğrenilmeden, başka konuların araya serpiştirilmesi, öğrencinin anlamlı öğrenmesini zorlaştırır. Bunun nedeni, matematik ilminin birbiriyle ilişkili kavramlar üzerine inşa edilen bir yapısı olmasıdır. Her yeni konu, genellikle önceki konularda kazanılan bilgi ve beceriler üzerine kurulu olarak ilerler. Eğer bir konu tam olarak öğrenilmeden başka konulara geçilirse, öğrenciler önceki bilgilere dayalı yeni bilgileri doğru şekilde kavrayamaz, konular arasında ilişki kuramaz ve matematiği anlamlı bir bütün olarak göremezler. Matematik öğretiminde konuların parçalanarak farklı yıllara serpiştirilmesi, yani bir konunun birazını 9. sınıfta, birazını 10. sınıfta, kalanını 11. sınıfta öğretmek gibi süreçlere yayılması, öğrencinin öğrenme durumunu olumsuz etkiler. Eğer bir konu, tam öğretilmeden aralara geniş zaman dilimleri konarak kısım kısım farklı yıllara göre dağıtılırsa, konu bütünlüğü ortadan kalkar. Öğrenciler böylece konunun tamamını bir arada göremediğinden kavramlar arasında bağlantı kuramaz. Öğrenilen bilgiler de kısa süreli hatırlamaya dönüşür, kalıcılık azalır. Konunun önceki kısımlarını hatırlatmak için ekstra pekiştirme çalışmaları yapılması gerektiğinden ayrıca vakit israfı olur. Bütünlük ilkesine uyulmadığında zihin sürekli parçalanmış bilgileri birleştirmeye çalışır, bu da dağınık bir öğrenme ve kafa karışıklığı oluşturur.
Öğretim süreçlerinde aşamalılık ilkesi; matematik öğretimi özelinde ele alındığında bilgilerin ve kavramların basitten karmaşığa, somuttan soyuta doğru bir sıra ile verilmesini ifade eder. Öğrenciler önce günlük yaşamla bağlantılı ve kolay anlaşılır konuları öğrenir, daha sonra bu bilgilerin üzerine yeni ve daha soyut kavramlar eklenerek yeni bilgiler öğrenilir. Örneğin, geometri dersinde önce temel şekiller tanıtılır, sonra bu şekillerin özellikleri keşfedilir ve en sonunda çevre, alan ve hacim hesapları yapılır. Bu yaklaşım, öğrencilerin matematiksel düşünme becerilerini adım adım geliştirmelerini sağlar bu sayede daha karmaşık konuların öğrenilmesi kolaylaşır.
Günümüzde popülerlik açısından öğretmen merkezli teknikler yerine, öğrenci merkezli öğrenme yaklaşımları öğretim metodu olarak kullanılmaktadır. Buluş yoluyla öğrenme, işbirlikli öğrenme, yapılandırmacı yaklaşım gibi yöntemler, son yıllarda ülkemizde daha fazla kullanılmaya başlanmıştır. Öğrenci merkezli yaklaşımlarda, öğrenciler öğrenme sürecinin aktif katılımcısı olur; sadece bilgi alıcısı değil, aynı zamanda bilgi üreten ve problem çözen bireyler olarak öğretimde rol alır. Öğrenci merkezli yöntemlerin ortak özelliği; öğrenciyi merak uyandıran, araştıran, sorgulayan ve kendi öğrenmesini yöneten bir birey olarak konumlandırmasıdır. Örneğin; buluş yoluyla öğrenme stratejisi; öğrencinin problem çözerek ve keşfederek öğrenmesini sağlarken, işbirlikli öğrenme yöntemi; öğrencilerin grup hâlinde fikir alışverişinde bulunarak konuyu daha iyi anlamalarını sağlar. Yapılandırmacı yaklaşım ise öğrencinin önceki bilgilerini yeni bilgilerle ilişkilendirerek anlamlı ve kalıcı öğrenmeyi gerçekleştirmesine yardımcı olur. Bu yöntemlerin en büyük avantajı, öğrencinin öğrenme sürecine aktif
katılmasıdır. Öğrenciler yalnızca verilen bilgiyi almak yerine; sorular
sorar, tahminler yürütür, deneyler yapar ve çözüm yolları arayarak sürece etkin katılır. Bu
süreç; öğrencinin merakını artırır, matematiği anlamlı ve kalıcı
öğrenmesini sağlar ve aynı zamanda problem çözme ile eleştirel düşünme
becerilerini geliştirmesine yardım eder.
Öğrenci merkezli öğrenme yaklaşımları, öğrenciyi öğrenme sürecinin aktif katılımcısı hâline getirerek motivasyonu ve öğrenmenin kalıcılığını artırsa da bazı dezavantajlar taşır. Öncelikle, bu yöntemler daha fazla zaman ve planlama gerektirir. Buluş yoluyla öğrenme, işbirlikli öğrenme veya yapılandırmacı yaklaşımlarda; öğrencilerin kendi çözüm yollarını keşfetmeleri ve fikir alışverişinde bulunmaları ciddi zaman ve emek alır; bu nedenle programda planlanan konuların tamamlanması bazen zorlaşabilir. Öğrenci merkezli yöntemlerin başarısı, öğrencinin ön bilgi ve hazırlık düzeyine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Öğrenci merkezli öğretim yöntemlerinde, temel kavramlar yeterince bilinmediğinde (hazırbulunuşluk düzeylerinde eksiklikler bulunduğunda) veya etkinlik aşamalarında öğretmen rehberliği yetersizse; öğrenciler keşfetme aşamalarında yanlış çıkarımlar yapabilir veya kavramları tam olarak öğrenemeyebilir. Bazı öğrenciler için özellikle karmaşık veya soyut konularda yönlendirmesiz öğrenme kafa karıştırıcı ve zorlayıcı olabilir. Grup çalışmalarına dayalı işbirlikli öğrenme yöntemlerinde grup dinamikleri de ayrıca bir dezavantaj oluşturur. Bazı öğrenciler grup çalışmalarında pasif kalabilir veya lider öğrencilerin etkisi altında kalarak, bireysel öğrenmelerini pasifize edip, öğrenme ortamını olumsuz etkileyebilirler. Öğrenci merkezli yaklaşımlar, öğretmenin rolünü de tamamen değiştirir; öğretmen sadece bilgi aktaran değil, aynı zamanda rehber, düzenleyici ve kolaylaştırıcı bir role dönüşür. Bu da öğretmen için daha fazla hazırlık ve pedagojik beceri gerektirir. Öğretmen yetersizliğinde, rehberlik ve planlama sorunlarında veya çok kalabalık sınıf ortamlarında öğrenci merkezli yaklaşımların sonucunda kalıcı öğrenmeler gerçekleşmez.
Matematik öğretiminde de son yıllarda çoğunlukla öğrenci merkezli öğrenme yaklaşımları tercih edilmeye başlanmıştır. Matematik öğretiminde dersle ilgili temel tanım ve kavramlar bilinmeden, öğrenci merkezli yaklaşımlara göre öğrenme ortamları düzenlenirse hedeflenen sonuçlar istenildiği gibi olmayabilir. Öğrencilere konuyu doğrudan öğretmek yerine, onların kendi başlarına keşfetmelerini ve problem çözerek sonuçlara ulaşmalarını amaçlayan buluş ve keşfedici yaklaşım, kalabalık ve başarı düzeyi yetersiz sınıflarda ciddi zaman alıcı bir yöntemdir. Bu yaklaşımda öğretmen, konuyu baştan tanımlamak veya formülleri vermek yerine, öğrencilerin gözlem, deney ve mantık yoluyla kavramları keşfetmesini desteklemesi, matematik dersinde bazen mümkün olmaz. Eğer öğrenciler bir konu hakkında daha önceki yıllardan yeterli ön bilgiye sahip değilse veya öğretmen rehberliği yeterli düzeyde değilse, sınıf ortamı haddinden fazla kalabalıksa, konunun özellikleri buluş yoluyla öğrenmeye müsait değilse o zaman keşfetme süreci kafa karıştırıcı ve zorlayıcı hale gelir. Öğrenciler, konuyla ilgili yanlış çıkarımlarda bulunabilir veya bazı kavramları eksik veya yanlış öğrenebilir. Bu nedenle, öğrenci merkezli yöntemlerin uygulanmasında, seçilen konular için fazla zaman gerektirmeyen ve esas öğrenmeyi destekleyen etkinlikler kullanılması ve öğretmenin etkili rehberliği ile sürecin yürütülmesi daha uygun olur. Böylece bu yaklaşımda öğretmen, öğrencinin kendi keşfini destekler, küçük ipuçlarıyla onları yönlendirir ve doğru sonuca ulaşılmasını sağlar. Ayrıca, öğretmenin konuya hâkimiyeti, öğrenme ortamını düzenleme becerisi ve öğrencilerin konuya olan ilgisi gibi unsurlar, öğrenmenin kalıcılığını önemli ölçüde artırır. Aksi halde, öğrencinin bilgiyi keşfetme süreci verimsiz olur, Verimsiz bir ortamda, öğrencilerin konudan bağımsız yanlış çıkarımlar yapması veya konuyu eksik öğrenmesi neticesinde istenen kalıcı öğrenme gerçekleşmez.
Matematik öğretiminde bütünlük ve aşamalılık ilkelerine uymak, öğrencilerin konuları anlamlı bir bütün olarak kavramalarını ve bilgilerini kalıcı hâle getirmelerini sağlar. Bunun yanında, öğrenci merkezli öğrenme yaklaşımları, öğrencilerin öğrenme sürecine aktif katılmasını, problem çözme ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirmesini destekler. Bu nedenle, matematik öğretiminde hem konuların mantıksal bütünlük ve aşamalılık içinde işlenmesi hem de öğrencilerin derse aktif katılımını desteklemek için öğrenci merkezli yöntemlerin bilinçli ve dengeli bir şekilde uygulanması, öğrenmenin kalıcılığı ve verimliliği açısından büyük önem taşır.
Eğitim sürecinde öğretmen ve öğrencinin rolleri net bir şekilde ayrılmalıdır; öğrenci öğrenme sürecinde aktif ve ilgili olmalı, fikirlerini rahatlıkla ifade edebilmelidir, ancak bu durum öğretmenin otoritesini veya rehberliğini gölgeleyecek şekilde olmamalıdır. İslâm tarihine baktığımızda, hiçbir sahabe, Peygamber Efendimiz’in ﷺ önüne geçmemiş, onun yol göstericiliğini ve iradesini aşmaya kalkışmamıştır. Benzer şekilde, İmam Azam Ebu Hanife'nin talebeleri, müçtehid hocalarının ilmî otoritesini ve rehberliğini ihmal etmemiştir. İmam-ı Azam’ın fıkıh derslerinde, öğrencilerin öğrenme verimliliği ve disiplinine gösterilen bu titizlik, öğrenme ortamında dengeyi en iyi şekilde açıklar. Verimli bir öğrenme sürecinde öğretmen mevzuyu açıklar, detaylandırır, özelliklerini anlatır, daha sonra ilgili bölümlerden ayrıntılı sorular sorar, öğrenciler de farklı sorular sorar, küçük fikir tartışmaları (müzakereler) eşliğinde şüpheler iletilir, en sonunda bir sonuca bağlanarak başka bir konuya geçilir. Aşamalılık ve bütünlük ilkesine göre konular sırayla ele alınarak kalıcı öğrenme gerçekleştirilir. Bu ortamda öğretmen ve öğrenci görüşlerinde ve müfredatta tam yetkili ve bağımsızken, ortam; Allah'ın rızasına göre öğretmen ve talebe gibi istekli iki tarafın birleşiminden oluşmuş saygı ve sevgi ortamıdır. Bu disiplinli öğretim anlayışı, tarih boyunca öğrenme sürecinin verimliliğini artırmış ve ilmin doğru şekilde nesilden nesile aktarılmasını sağlamıştır. Benzer şekilde, İmam Malik, İmam Şafii ve İmam Ahmed gibi mezhep büyüklerinin talebeleri de hocalarının ilmî otoritesini sorgulamadan onların rehberliklerini takip ederek, kendi usül ve metotlarını geliştirmişlerdir. Talebeler "benlik davasına" düşmeden, "ukala" olmadan tam bir tevazu içinde sağlam bir inançla ilim öğrenmek için çabalamalıdır. Hoca da talebenin yetişmesi için aynı şekilde "ben" davası gütmeden tevazu içinde ilim öğretmek için çaba göstermelidir. Bu şekildeki bir öğrenme ortamında hoca ve talebeler ,Allah rızası için hem teorik hem pratik ilimleri tam anlamıyla öğrenmiş olurlar. Bu eğitim modeli, eğitimde başarı ve derin anlayışın temelidir. Özet olarak bu öğrenme yaklaşımında; öğrenci öğrenmeye hevesli olmalı, araştırmalı ve sorgulamalıdır; fakat öğretmenin önüne geçmeye veya onun rehberliğini devre dışı bırakmaya kalkışmamalıdır. İşte bu denge sayesinde bilgi ve ahlakın birlikte aktarıldığı, nesillerin sağlam bir ilmî ve manevi altyapı ile yetiştiği bir eğitim gerçekleşir.
Öğretmen, yalnızca bilgi aktaran bir kişi değildir; o, ümmetin kalbini, zihnini ve ruhunu şekillendiren bir rehberdir. Sabırla, hoşgörüyle, dürüstlük ve adaletle donanmış bir öğretmen, öğrencilerini sadece derslerde değil, hayatın her alanında doğruya yönlendirir; onları iman, ahlak ve erdemle kuşatır. Tarih boyunca topluma rehber olan âlimler, en zor zamanlarda dahi hakkı savunmuş, genç nesilleri yozlaşmalardan koruyarak toplum ahlakını değiştirmişlerdir. Bugün de öğretmenler, Batı etkisindeki yozlaşmış fikirler karşısında dimdik durmalıdır. Sadece bilgi aktarma vazifesinde olmayıp; doğruluğu, adaleti ve Allah rızasını da gözeterek iyi bir rehber olmalıdır. Çünkü bir öğretmenin rehberliği, bir nesli ayağa kaldırabilir, ümmeti diriltebilir ve geleceği yeniden şekillendirebilir. İşte bu yüzden her öğretmen, taşıdığı emaneti idrak etmeli, örnek bir hayatla öğrencilerine ışık olmalı ve Allah yolunda samimiyet ve kararlılıkla görevini ifa etmelidir. Unutulmamalıdır ki, öğretmen iyiliği ve doğruluğu emreden bir elçidir; onun yolu, hem kendi hayatına hem de insanlığın geleceğine yön verir.
Günümüzde Müslüman dünyasında Batı etkisiyle değiştirilen öğretim modelleri, eğitim süreçlerinde ciddi problemlere yol açtığından öğrenme süreçlerinde beklenen başarılar elde edilememiştir. Artık dünyevi çıkar ve şöhret sevgisi, kibir ve gösteriş her şeyin önüne geçmiş; talebeler ve hocalar, ilmi ve öğretimi Allah rızası için yapmayı bırakıp, kendi davasını ve kişisel hedeflerini ön plana çıkarmaya başlamışlardır. Sosyal medya ortamında proje ve reklam peşinde koşan, fenomen olma sevdasındaki öğretmen ve öğrenci toplulukları meydana gelmiştir. Bu durum, eğitimin özünden sapmasına ve ilmin amacının kaybolmasına neden olmuş; öğretim sürecinde rehberliğin, saygının ve samimiyetin yerini; kibir, hırs, rekabet ve menfaatin almasına sebep olmuştur. Oysa İslâm tarihindeki örnekler göstermektedir ki ilim ve öğretimde gerçek başarı, ancak öğretmene saygıyla itaat, talebenin samimiyeti ve iki tarafın karşılıklı olarak Allah rızasını gözetmesiyle mümkündür. Bu denge kaybolduğunda, eğitim süreci hem verimsizleşir hem de nesiller ilimden ziyade kibir ve dünyevi hırslarla şekillenmeye başlar.
Kendi benliğine dönmeyen ve başkalarının eğitim metotlarını örnek alarak şekillenmeye çalışan nesiller, köksüz kalarak ne dünyalık ne de ahiretlik hedeflere ulaşabilir. Kurtuluşun yolu, tarihimizden ve inancımızdan aldığımız özgüvenle yeniden bir öze dönüş sergilemek ve buradan ilham alarak kendi eğitim metodumuzu geliştirmek, Allah’ın rızasına uygun bir hayat inşa etmek için gayret göstermektir. Unutulmamalıdır ki, kendi kökleriyle güçlü bir nesil yetiştiremeyen toplumlar, ne manevi ne de maddi başarıya ulaşabilir. Ancak samimi bir niyetle Allah’ın rızasına uygun hareket ederek
davrandığımızda, hayatlarımızda sağlam bir gelecek inşa edebiliriz. Kendi değerleri ve sorumluluk bilinciyle hareket eden iyi bir eğitimle yetişmiş nesiller, ümmetin yeniden ayağa kalkmasına ve şahlanışına vesile olacaktır.
Allah, bizleri doğru yoldan ayırmasın ve eğitimde hakikati arayanlardan eylesin. Kalplerimizi ilimle aydınlatsın, akıllarımızı hikmetle beslesin, çalışmalarımızı sadece dünya menfaatleri için değil, ahiret rızası için de verimli kılsın. Bize, nesillerimizi doğruluk ve sorumluluk bilinciyle yetiştirecek bir yol göstersin; yaptığımız işlerle ümmete faydalı olan kullarından eylesin. (amin)
Kadir PANCAR
08/09/2019
|
|
Takip et: @kpancar |
Aşağıdaki Yazılar İlginizi Çekebilir!!!
Matematik Konularından Seçmeler
matematik
(302)
geometri
(139)
ÖSYM Sınavları
(67)
trigonometri
(57)
üçgen
(49)
çember
(36)
gerçek hayatta matematik
(32)
sayılar
(32)
fonksiyon
(30)
türev
(26)
alan formülleri
(25)
integral
(24)
analitik geometri
(23)
dörtgenler
(19)
denklem
(18)
limit
(18)
katı cisimler
(12)
istatistik
(11)
koordinat sistemi
(11)
asal sayılar
(7)
fraktal geometri
(7)
materyal geliştirme
(7)
elips
(3)
tümevarım
(3)
binom açılımı
(2)
hiperbol
(2)






0 yorum:
Fayda vermeyen ilimden Allah'a sığınırım. İlim; amel etmek ve başkalarıyla paylaşmak içindir. Niyetimiz samimiyetle insanlara yararlı olmaktır, akıbetimiz bu vesileyle güzel olsun. Dua eder, dualarınızı beklerim...
"Allah'ım; bana fayda sağlayacak ilimleri öğret ve ilmimi ziyadeleştir."
“Allahım! Sana teslim oldum, sana inandım, sana güvendim. Yüzümü, gönlümü sana çevirdim. İşlediğim tüm günahlarımı affeyle! Ey kalbleri çeviren Allahım! Kalbimi dînin üzere sâbit kıl. Beni Müslüman olarak vefât ettir ve beni sâlihler arasına kat!”
“Rabbim! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme! Bize tarafından bir rahmet bağışla.Öne geçiren de sen, geride bırakan da sensin. Muhakkak ki lütfu en bol olan Sen’sin. Senden başka ilâh yoktur."
Lâ ilâhe illallah Muhammedürrasulüllâh
KADİR PANCAR