Net Fikir » Tüm Yazılar
Belirli ve Belirsiz Adaklar
Belirli ve Belirsiz, Mutlak ve Muallak Adaklar
236- "Nezrim olsun, yarın oruç tutayım" gibi bir adak, muayyen (belirlenmiş) bir adaktır. "Nezrim olsun, bir gün oruç tutayım" denilmesi de gayrimuayyen (belirlenmemiş) bir nezirdir. Bunlar, aynı zamanda bir şarta bağlı olmayan mutlak (bağlantısız) nezirlerdir.
"Falan kimse gelirse, Allah için nezrim olsun bir gün oruç tutayım, şu kadar sadaka vereyim" gibi, şarta bağlı nezirler de birer muallak (bağlantılı) nezirdir.
237- Mutlak olan (bir şarta bağlı olmayan) nezirleri yerine getirmek vacibdir. Belli gününde yerine getirilmeyen bir nezir, başka bir günde kaza edilir. Bugün fakire sadaka vermesini adadığı halde, bu sadakayı o gün vermezse, başka bir günde verilmekle yerine getirilir. Buna kaza denilir.
238- Olması istenilen bir şarta bağlı nezir, o şartın gerçekleşmesi halinde yerine getirilmesi vacib olur. Olması istenmeyen bir şarta bağlanmış bulunan bir nezre gelince, bunda adak yapan serbestir. Şart gerçekleşince, dilerse nezrini yerine getirir, dilerse yalnız yemin keffareti öder. Sahih olan budur.
Örnek: "Şu nimete kavuşursam bir ay oruç tutayım" diye adak yapan kimse, o nimete kavuşunca bir ay oruç tutması vacib olur. Çünkü şart kılınan nimet, adak sahibi için istenen şeydir.
Aksine olarak; bir kimse kendini yalan söylemekten engellemek için: "Eğer yalan söylersem, bir ay oruç tutmak nezrim olsun" diye nezrettiği halde yine yalan söylerse, serbestir. Dilerse bu adağını yerine getirir, bir ay oruç tutar. Dilerse yemin keffareti öder. Çünkü şart koştuğu yalan söyleme işi, kendisince istenen şey değildir. Bu nezir bir nevi yemin demektir.
239- Mutlak bir nezir, muayyen (belirli) olsa bile, zamana, mekâna, belli bir paraya, belli bir fakire bağlı kalmaz. Bu nezir, gerek oruçla, gerek namazla ve itikâfla olsun, gerek para ve diğer şeylerle olsun eşittir. Buna göre, bir kimse: "Cuma günü oruç tutayım" veya "Beytü'l-Makdis'de şu kadar namaz kılayım" veya "Bu parayı cuma günü falan beldede olan falan fakire vereyim" diye nezrettiği halde, buna aykırı olarak başka bir günde oruç tutsa, başka bir mescidde o kadar namaz kılsa, o miktarda başka bir parayı başka bir beldedeki başka bir fakire verse, adağını yerine getirmiş olur.
240- Bir şarta bağlanmış olan bir nezir, o şartın bulunmasından önce yerine getirilemez. "Falan zat gelince üç gün oruç tutayım" diye nezreden kimse, daha o zat gelmeden üç gün oruç tutacak olsa, nezrini yerine getirmiş olmaz.
241- Şarta bağlanarak yapılan bir nezir de, zamanla, mekânla, belli bir para ve belli bir fakirle kayıtlanmaz.
Örnek: "Falan işim olursa cuma günü oruç tutayım, şu yerdeki falan fakire şu parayı vereyim" şeklinde nezir yapan kimse, o iş olduktan sonra herhangi bir günde o orucu tutabilir veya herhangi bir yerdeki başka bir fakire o paranın karşılığını verebilir.
242- Bir vakte kadar izafe edilen bir oruç, o vaktin gelmesinden önce tutulursa, İmam Azam ile İmam Ebû Yusuf'a ,göre caiz olur. İmam Muhammed'e göre caiz olmaz. Receb ayında tutulması nezredilen bir orucun daha önce gelen Rebiulahirde tutulması gibi...
243- "Bir sene oruç tutayım" diye mutlak şekilde yapılan bir nezirden dolayı, hilâllere göre tam bir sene oruç tutulması gerekir. Şöyle ki: Eğer arka arkaya devamlı tutulması söylenmemiş ise, bu oruç değişik günlerde tutulabilir. Eğer fasıla vermeden tutulursa, otuz beş günün kazası gerekir. Bunun otuz günü ramazana ve beş günü de bayramlara raslayan günlere karşılıktır. Böyle nezreden kadın ise, bu yıl içinde tutmayacağı adet günlerini de kaza etmesi gerekir.
Fakat böyle bir yıl aralıksız oruç tutulması nezredilirse, Ramazan günlerini kaza etmek gerekmez. Çünkü böyle bir sene Ramazandan dışta kalamayacağı için, Ramazan günleri bu nezirden ayrı tutulmuş gibi olur.
244- Bir kimse: "Falan ayda, (Receb ayında) oruç tutayım" diye nezrettiği halde, o ayda hasta olsa iftar eder. Sonra Ramazan orucunda olduğu gibi kaza eder.
245- "Allah rızası için bir gün oruç tutayım" diye yapılan bir nezrin günü belli değildir. Nezreden dilediği gün, o borcu tutabilir. İki gün, üç gün... denildiği takdirde de hüküm böyledir. Bu günlerin oruçları fasılasız tutulabileceği gibi, parça parça olarak da tutulabilir. Ancak nezir esnasında fasılasız tutulmasına niyet edilmiş olursa, o zaman ara vermeden tutulması gerekir.
Örnek: "Ara vermeden on gün oruç tutayım" diye nezretmiş bulunan bir kadın, beş gün oruç tuttuktan sonra âdet görmeye başlasa, tuttuğu oruçlar nezirden sayılmaz. Temizlendikten sonra yeniden on gün tutması gerekir. Fakat dağınık olarak ayrı ayrı günlerde oruç tutmayı adayan kimse, o kadar gün fasılasız oruç tutsa, adağını yerine getirmiş olur.
246- "Üzerime oruç vacib olsun" diyen kimseye, bir gün oruç tutmak gerekir. Mikdarına niyet etmeksizin "Birçok günler oruç tutayım" diye nezreden kimsenin de, İmam Azam'a göre on iki İmama göre yedi gün oruç tutması gerekir.
247- "Nezrim olsun ki, yalan söylemeyeyim, nezrim olsun ki, falan yere girmeyeyim" gibi sözler, "Ahdim olsun" yerinde birer yemin sayılır. Buna göre, yalan konuşsa veya o yere gitse, yalnız yemin keffareti gerekir. "Üzerime nezrolsun" sözü de böyledir. Ancak bu sözlerle sadaka vermek, oruç tutmak, haccetmek gibi bir ibadet niyeti olursa, o zaman o ibadeti yerine getirmek gerekir.
Yalnız: "Nezrim olsun" denilmesi de böyledir. Bu halde bakılır: Eğer bununla herhangi bir sayı olmaksızın oruca niyet edilmiş ise, üç gün oruç gerekir. Miktarsız sadakaya niyet edilmişse, on fakire birer fitre mikdarı vermek gerekir.
248- Nezirde kasd ve kasıdsızlık (hüküm bakımından) eşittir. Buna göre "Allah için bir gün oruç tutayım" diyecek yerde yanılarak: "Bir ay oruç tutayım" denilse, bir ay oruç tutulması gerekir. Bu ayı belirlemek nezreden kimseye aittir. Nezrin arkasından hemen oruca başlanması şart değildir.
249- "Allah rızası için şu gün (perşembe günü) oruç tutayım" diye yapılan bir nezir, en yakın olan perşembe gününe ait bulunmuş olur. Yalnız o gün tutulacak oruç ile bu nezir yerine getirilmiş olur. Her perşembe oruç tutulması gerekmez. Fakat buna niyet edilirse, her perşembe oruç gerekir.
250- Nezredilen günlerden birinde iftar edilirse, kaza gerekir. Örnek: Belli günlerde oruç tutmaya nezreden kimse, o günlerin şiddetli sıcağından oruç tutmaya gücü yetmezse, iftar eder ve elverişli günlerde tutamadığı günleri kaza eder.
251- Oruç tutmak üzere yaptığı adaktan dolayı üzerine kaza gereken kimse, bu kazayı geciktirip de kocasa (şeyh-i fani olsa) veya geçimini kazanmak için pek zor bir sanat ile meşgul bulunsa iftar eder, her gün için fidye verir. Fakirliğinden dolayı fidye vermeye gücü yetmezse, Yüce Allah'dan mağfiret diler. Çünkü Yüce Allah'ın mağfireti boldur, merhameti geniştir.
252- Bir kimse: "Bir ay oruç tutayım, itikâfda bulunayım" şeklinde nezrettiği halde,henüz bir gün geçmeden vefat etse, kendisine bir ay oruç tutmak veya itikâfta bulunmak gerekir. Ayın belli olup olmaması eşittir. Bu halde her gün için bir fidye verilmesini vasiyet etmesi gerekir, vasiyet bulunmadığı takdirde varislerinin izinleri ile bu fidye terekesinden verilebilir.
Fakat bir kimse hasta olduğu halde böyle bir nezirde bulunup da iyileşmeden vefat etse, kendisine bir şey gerekmez. Amma arada bir gün dahi olsun, iyileşmiş olsa, bir aylık fidye vasiyet etmesi gerekir. İmam Muhammed'e göre, yalnız sağlığa kavuştuğu günler mikdarı fidye vasiyet etmesi gerekir.
253- "Yüce Allah'ın rızası için kurban keseyim" veya "Nezrim olsun kurban kesip etini fakirlere sadaka olarak vereyim" diye yapılan bir nezir geçerlidir. Fakat: "Şu hastalıktan iyi olursam, bir koyun keseyim" veya "Falan türbe için bir kurban keseyim" gibi nezirler, söz vermeler bir nezir hükmü taşımaz. Allah'ın rızasından başka bir kimse adına kurban kesilmesi caiz değildir.
254- "Falan kimseye şu kadar para adadım, falan türbeye şu kadar mum adadım, falan zatın gelmesi için kuban keseceğim" gibi sözler caiz değildir.
Hele bir ölü hakkında: "Ey mübarek zat! Sen benim şu işimi yoluna koyarsan, şu hastama şifa verirsen, şu kayıp malımı bana geri çevirtirsen, senin türbene şu kadar şey harcayayım" şeklindeki adaklar batıldır, haramdır. Belki: "Allah rızası için şu fakire şu kadar para vermek adağım olsun, Allahü Teâlâ hastama şifa verirse, şu kayıp malı bana geri döndürürse, Hak rızası için sadaka vereyim, kurban kesip etini sadaka vereyim, onlann mescidlerine hasır ve zeytinyağı alayım" şeklinde bir adak yapılabilir.
255- Adak kurbanının etini nezreden kimse yiyemeyeceği gibi, zevcesi ile usul ve furuu (baba, babanın babası, evlad ve evladlarının çocukları) da yiyemezler. Bunu fakirlere sadak olarak dağıtmak gerekir. Eğer yiyecek olursa, yediklerinin kıymetini fakirlere vermek gerekir.
256- Yapılan bir nezir veya yemin keffareti yerine getirilmezse, hakim tarafından yapılmasına adam zorlanamaz. Çünkü bunlar, sadece diyanetle ilgili olarak mükellefe yönelen birer borçtur.
Kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Sad. Ali Fikri Yavuz, Ravza Yayınları
Adak (Nezir) Şartları ve Hükümleri
Kur'an-i Kerim'de Hz. Meryem ile ilgili olarak anlatılan kıssada annesinin şöyle dediği ve adakta bulunduğu ifade edilmektedir: "Hani İmran'in karısı şöyle demişti: 'Rabbim' karnımda taşıdığım çocuğu sadece sana hizmet etmek üzere adadım. Bunu benden kabul buyur. Allah'ım sen her şeyi çok iyi işiten ve çok iyi bilensin. " (Âl-i İmrân, 3/35). Ve yine Hz. Meryem'e söyle hitab edilmişti: "İnsanlardan birini görürsen "Rahman olan Allah'a konuşmama orucu adadım bugün kimseyle konuşmayacağım" de." (Meryem, 19/26).
Nezrin Mahiyeti ve Nevileri
232- Nezir, Yüce Allah'a saygı için yasak olmayan bir işin yapılmasını üzerine alıp yüklenmektir. Böyle bir işin yapılmasını kendine vacib kılmaktır. Nezrin çoğulu "Nuzûr"dur. Necr edene de "Nâzir" denir. Nezrin Türkçesi adaktır.
233- Sadece Yüce Allah'ın rızası için ibadet sayılacak bazı şeyleri adamak geçerlidir ve sevaba bir yoldur. "Nezrim olsun, yarın Allah rızası için oruç tutayım veya fakire şu kadar para vereyim" denilmesi gibi. Fakat dünyalık sağlamak için yapılacak adak makbul değildir.
Nezrin Mahiyeti ve Nevileri
232- Nezir, Yüce Allah'a saygı için yasak olmayan bir işin yapılmasını üzerine alıp yüklenmektir. Böyle bir işin yapılmasını kendine vacib kılmaktır. Nezrin çoğulu "Nuzûr"dur. Necr edene de "Nâzir" denir. Nezrin Türkçesi adaktır.
233- Sadece Yüce Allah'ın rızası için ibadet sayılacak bazı şeyleri adamak geçerlidir ve sevaba bir yoldur. "Nezrim olsun, yarın Allah rızası için oruç tutayım veya fakire şu kadar para vereyim" denilmesi gibi. Fakat dünyalık sağlamak için yapılacak adak makbul değildir.
"Falan işim yoluna girerse, üç gün oruç tutayım, fakire para vereyim" gibi. Böyle dünyaya ait bir maksad için yapılan bir ibadet ve taat, kutsal bir maksada değil, dünyaya ait bir isteğe ve amaca dayanmış olur. Bu ise, ibadet ve taatlarda aranılan ihlâsa aykırıdır. Böyle bir adak kaderi değiştiremez. Mukadder ne ise, yine o meydana gelir. Şu kadar var ki, bazan böyle bir adak için cimriden bir mal çıkmış olur.
Adaklara riayet etmek gerekir. Çünkü adak yapan Yüce Allah ile sözleşme yapmış demektir. Onun için yapılan adağa vefa gösterilmesi, verilen sözün yerine getirilmesi gerekir. Yüce Allah, adaklarını yerine getirenleri Kur'ân-ı Kerîm'de övmüştür.
234- Adaklar, zaman, yer, şahıs ve adanan şey bakımından belirli ve belirsiz nevilerine ayrıldıkları gibi, bir şarta bağlı olup olmamak bakımından da mutlak ve muallak nevilerine ayrılmıştır. Bunlar ileride görülecektir.
Nezrin Şartları
235- Bir nezrin din yönünden sahih ve geçerli, yerine getirilmesi gerekli olabilmesi için şu şartları vardır:
1) Nezredilen şeyin cinsinden bir farz veya vacib bulunmalıdır. Buna göre: "Bir gün oruç tutayım" diye yapılan bir adak sahihdir. Fakat: "Falan hastayı ziyarette bulunayım" diye yapılacak bir adak sahih olmaz. Her halde bunu yerine getirmek gerekmez. Çünkü hasta ziyareti cinsinden bir farz veya vacib ibadet yoktur.
2) Nezredilen şeyin cinsinden olan farz veya vacib bizzat kasdedilmiş olmalıdır, başka bir farz veya vacibe vesile olmamalıdır. Buna göre "İki rekât namaz kılayım" diye yapılan bir nezir sahihdir. Fakat: "Nezrim olsun abdest alayım" veya "Tilâvet secdesinde bulunayım" diye yapılacak bir adak geçerli değildir. Çünkü abdest ile tilâvet secdesi, bizzat kasdedilen ibadet değildir. Bizzat kasdedilen ibadetlere birer vesiledir.
3) Nezredilen şey, insan üzerine hemen veya gelecekte yapılması farz veya vacib olan bir ibadet olmamalıdır. Onun için: "Nezrim olsun yarınki sabah namazını, vitir, namazını kılayım" şeklindeki adaklar sahih olmaz.
4) Adanan şey aslında bir günah olmamalıdır. Onun için: "Şu işim olursa, kendimi Hak yolunda kurban edeyim, intihar edeyim" diye yapılan adak sahih olmaz. Fakat aslen meşru iken, başka bir sebebden dolayı yasaklanmış olan bir şeyle adak sahihdir. Örnek: Bir kimse Ramazan bayramının birinci gününde veya Kurban bayramının dört gününde oruç tutmayı nezretse bu sahih olur. Ancak o günlerde oruç tutulması yasaklandığından o günlerde iftar edip sonradan kaza yapar. Bununla beraber iftar yapmayıp o günleri oruç tutsa, adağını yerine getirmiş olur. "Allah için evlâdını kurban edeceğini" nezreden kimseye, İmam Ebû Yusuf ile İmam Şafiî'ye göre bir şey gerekmez; çünkü bu, caiz olmayan bir adaktır. Fakat İmam Azam ile İmam Muhammed'e göre, bu halde bir koyun kurban edilmesi gerekir. Çünkü İbrahim aleyhisselâm, böyle bir kurban kesmekle emrolunmuştur.
5) Nezredilen şey aslında gerçekleşemez olmamalıdır. Buna göre bir kimse: "Geçen falan günde oruç tutayım" diye nezir yapsa, üzerine bir şey gerekmez. Yine: "Falan zatın geleceği gün oruç tutayım" diye adak yaptığı halde, o zat zeval vaktinden sonra gelse veya kendisinden oruca aykırı bir hal meydana çıktıktan sonra gelse, nezir adına bir şey gerekmez. Çünkü o günde oruç tutulması artık gerçekleşemez (muhal) olmuştur. Geceleyin geldiği takdirde de hüküm böyledir. Çünkü adak gündüz içindir.
6) Adanan şey, adak yapanın mülkünden daha fazla veya başkasına ait bulunmamalıdır. Buna göre: "Hemen bin lira sadaka vermesini" adayan kimsenin yalnız yüz lirası bulunsa, ancak bu yüz lirayı sadaka vermesi gerekir. Veya başkasına ait bir koyunun kurban edilmesini adayan kimseye de, bu adağından dolayı bir şey gerekmez.
Kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Sad. Ali Fikri Yavuz, Ravza Yayınları
Yemine Dair Meseleler
Yemine Dair Çeşitli Meseleler
198- Yemin birkaç tane olunca, keffaretler de ona göre olur. Yeminlerin yapıldığı yer değişmese de yine hüküm böyledir. Buna göre, bir kimse şöyle yapacağına veya yapmayacağına "Vallahi" diye yemin ettikten sonra başka başka yerlerde benzeri yeminler yapsa, yeminler birkaç tane olur. Bozduğu bu yeminlerin her birinden dolayı ayrı ayrı keffaret ödemesi gerekir. Fakat İmam Muhammed'e göre, yemin keffaretleri çoğalınca, bunlar bir keffaret ile ödenir. Tercin edilen görüş budur.
199- "Vallahi falan ve falan kimselerle konuşmayacağım" yahut "falan ve falan yerlere gitmeyeceğim" gibi sözler bir yemin sayılır. Onun için o iki kimseden yalnız birisiyle konuşulsa veya o iki yerden yalnız birine gidilse, yemin bozulmuş olmaz. "Vallahi yemek ve su tatmam" denilmesi de öyledir. Bunlardan birini tatmakla yemin bozulmuş olmaz. Ancak bunlardan herhangi birini tatmaya niyet etmişse, o zaman bunlardan birini tatmakla yemin bozulur.
200- Olumsuz bir ek ilâvesiyle: "Vallahi ne falan ve ne de falanla konuşurum" veya : "Vallahi ne yemek ve ne de su tadarım" denilse bu, iki yemin olmuş olur. Hangi biri ile konuşulsa veya herhangi biri tadılsa, yemin bozulmuş olur ve keffaret gerekir.
201- Yeminlerin hükmü, örf de kullanılan sözlere göredir. Yemin edenin maksad ve niyetine göre değildir. Onun için bir kimse, bir şahsa hiç bir şey vermemek maksadı ile: "Ben sana para vermeyeceğim," diye yemin etse, ona paradan başka bir şey vermekle yeminini bozmuş olmaz. Çünkü söz ve yemin para lâfzı ile yapılmıştır. Örfde (gelenekte) başka şeye para denmez. Yine bir kimse: "Evde oturup dışarıya çıkmam" diye yemin etse, o evin bacasından veya penceresinden çıkmakla yemininde hanis (yeminin bozmuş) olmaz."Şu odaya girmem" diye yemin edildiği halde, onun harabesine girildiği takdirde de hüküm böyledir. Çünkü harabe örfde oda sayılmaz.
198- Yemin birkaç tane olunca, keffaretler de ona göre olur. Yeminlerin yapıldığı yer değişmese de yine hüküm böyledir. Buna göre, bir kimse şöyle yapacağına veya yapmayacağına "Vallahi" diye yemin ettikten sonra başka başka yerlerde benzeri yeminler yapsa, yeminler birkaç tane olur. Bozduğu bu yeminlerin her birinden dolayı ayrı ayrı keffaret ödemesi gerekir. Fakat İmam Muhammed'e göre, yemin keffaretleri çoğalınca, bunlar bir keffaret ile ödenir. Tercin edilen görüş budur.
199- "Vallahi falan ve falan kimselerle konuşmayacağım" yahut "falan ve falan yerlere gitmeyeceğim" gibi sözler bir yemin sayılır. Onun için o iki kimseden yalnız birisiyle konuşulsa veya o iki yerden yalnız birine gidilse, yemin bozulmuş olmaz. "Vallahi yemek ve su tatmam" denilmesi de öyledir. Bunlardan birini tatmakla yemin bozulmuş olmaz. Ancak bunlardan herhangi birini tatmaya niyet etmişse, o zaman bunlardan birini tatmakla yemin bozulur.
200- Olumsuz bir ek ilâvesiyle: "Vallahi ne falan ve ne de falanla konuşurum" veya : "Vallahi ne yemek ve ne de su tadarım" denilse bu, iki yemin olmuş olur. Hangi biri ile konuşulsa veya herhangi biri tadılsa, yemin bozulmuş olur ve keffaret gerekir.
201- Yeminlerin hükmü, örf de kullanılan sözlere göredir. Yemin edenin maksad ve niyetine göre değildir. Onun için bir kimse, bir şahsa hiç bir şey vermemek maksadı ile: "Ben sana para vermeyeceğim," diye yemin etse, ona paradan başka bir şey vermekle yeminini bozmuş olmaz. Çünkü söz ve yemin para lâfzı ile yapılmıştır. Örfde (gelenekte) başka şeye para denmez. Yine bir kimse: "Evde oturup dışarıya çıkmam" diye yemin etse, o evin bacasından veya penceresinden çıkmakla yemininde hanis (yeminin bozmuş) olmaz."Şu odaya girmem" diye yemin edildiği halde, onun harabesine girildiği takdirde de hüküm böyledir. Çünkü harabe örfde oda sayılmaz.
Yemin Çeşitleri ve Hükümleri
Yeminin Mahiyeti ve Yemin Sayılıp Sayılmayan Şeyler
187- Yemin, lûgatta kuvvet manasınadır. Din deyiminde, bir işi yapmak veya yapmamak için verilen karara kuvvet kazandırılsın diye Yüce Allah'a and vermektir. Yahut boşamak ve azad etmek gibi bir şeye bağlamak suretiyle yapılan bir bağlantıdır. Buna Türkçemizde "and" da denir.
Misal: Vallahi falan işi yaptım veya yapmadım, şeklinde yapılan yemin, şarta bağlı olmayan bir yemindir. Falan işi yaparsam veya yaptım ise, kölem azad olsun, demek de talik (şarta bağlı) bir yemindir.
188- Yemin edene "halif = and içen" denir. Yemini korumaya "berr" yemini koruyup sadık kalana da "barr" denir. Aksine olarak, yemini bozmaya veya gerçeğe aykırı yemin etmeye "hins" denildiği gibi, yemini bozan veya gerçeğe aykırı yemin eden kimseye de, "hanis" denir.
189- Kasem sureti ile olan yemin ya: "Vallahi, Billâhi, Tallahi" denilmekle Allah'ın zatına veya Allah'a yemin edilmesi âdet haline gelen "Rahman ve Rahim" gibi mübarek isimlerinden birine veya "Allah'ın izzeti ve kudreti" gibi sıfatlarından birine and içmekle olur. Allah'dan ve O'nun sıfatlarından başka olan şeylere, peygamberlere, Kabe'ye yemin edilemez. Yaratıklardan birinin başına ve hayatına yemin edilmesi de caiz değildir.
190- "Kasem ederim", "Yemin ederim", "Şehadet ederim", "Allahü Teâlâ ile ahd olsun", "Allahü Teâlâ ile misakım olsun", "Üzerime yemin olsun", "Üzerime ahd olsun" sözleri de birer yemin sayılır.
191- Bir kimseye hitaben: "Sen vallahi bugün şöyle yapacaksın" veya "Yapmayacaksın" şeklindeki sözler de birer yemindir. Bunun için o şahıs bu yemine aykırı olarak hareket ederse, bu sözü söyleyen kimse yemininde hanis olur. Eğer bu sözle o şahsa yemin verdirmek istemişse, o zaman ikisine de bir şey gerekmez.
187- Yemin, lûgatta kuvvet manasınadır. Din deyiminde, bir işi yapmak veya yapmamak için verilen karara kuvvet kazandırılsın diye Yüce Allah'a and vermektir. Yahut boşamak ve azad etmek gibi bir şeye bağlamak suretiyle yapılan bir bağlantıdır. Buna Türkçemizde "and" da denir.
Misal: Vallahi falan işi yaptım veya yapmadım, şeklinde yapılan yemin, şarta bağlı olmayan bir yemindir. Falan işi yaparsam veya yaptım ise, kölem azad olsun, demek de talik (şarta bağlı) bir yemindir.
188- Yemin edene "halif = and içen" denir. Yemini korumaya "berr" yemini koruyup sadık kalana da "barr" denir. Aksine olarak, yemini bozmaya veya gerçeğe aykırı yemin etmeye "hins" denildiği gibi, yemini bozan veya gerçeğe aykırı yemin eden kimseye de, "hanis" denir.
189- Kasem sureti ile olan yemin ya: "Vallahi, Billâhi, Tallahi" denilmekle Allah'ın zatına veya Allah'a yemin edilmesi âdet haline gelen "Rahman ve Rahim" gibi mübarek isimlerinden birine veya "Allah'ın izzeti ve kudreti" gibi sıfatlarından birine and içmekle olur. Allah'dan ve O'nun sıfatlarından başka olan şeylere, peygamberlere, Kabe'ye yemin edilemez. Yaratıklardan birinin başına ve hayatına yemin edilmesi de caiz değildir.
190- "Kasem ederim", "Yemin ederim", "Şehadet ederim", "Allahü Teâlâ ile ahd olsun", "Allahü Teâlâ ile misakım olsun", "Üzerime yemin olsun", "Üzerime ahd olsun" sözleri de birer yemin sayılır.
191- Bir kimseye hitaben: "Sen vallahi bugün şöyle yapacaksın" veya "Yapmayacaksın" şeklindeki sözler de birer yemindir. Bunun için o şahıs bu yemine aykırı olarak hareket ederse, bu sözü söyleyen kimse yemininde hanis olur. Eğer bu sözle o şahsa yemin verdirmek istemişse, o zaman ikisine de bir şey gerekmez.
Kefaret Çeşitleri
Keffaretin Mahiyeti ve Nevileri
167-
Keffaret, lûgat deyiminde gidermek ve örtmek manasındadır. Allah, bazı kusurları
ve günahları birtakım vesilelerle bağışlayıp örttüğünden bu vesilelerden her
birine "Keffaret" denilmiştir. Bunun çoğulu "Keffarât"dır. Günahları affetmeğe
de 'Tekfir-i Zünûb" denilir.
168- Keffaretler, "Keffaret-i Savm = Oruç
Keffareti". "Keffaret-i zihar= zevceyi haram kılma keffareti" Keffaret-i halk =
ihramda tıraş olmanın keffareti". "Keffaret-i katil = hataen adam öldürme
keffareti" ve "Yemin keffareti" diye başlıca beş kısımdır. Bu keffaretler, yasak
olan şeylerden insanları alıkor ve engeller. Yapılan bir günaha, verilen bir
ceza yerinde bulunur. Aynı zamanda bir ibadet manasında bulunduğundan günahların
bağışlanmasına bir vesile olur. Bunları sırasıyla açıklıyoruz:
Oruç
Keffareti
169- Oruç keffareti, Ramazanda bir özür bulunmaksızın belli
şartlar içinde orucunu bozan bir mükellefin, müslüman veya gayr-i müslim bir
köle veya cariye azad etmesidir. Buna gücü yetmiyorsa, arka arkaya kesinti
yapmaksızın iki ay oruç tutar. Buna da gücü yetmezse altmış fakire (sabah akşam)
yemek yedirir.
Oruç keffareti böyle yemek yedirmekle olabileceği gibi,
yiyeceği aynen verip temlik etmekle de olur. (Oruç keffaretinde böyle
sırayı gözetmek hem Hanefîlerce, hem de Şafiîlerce gereklidir. Malikîlerde sıra
gözetmek yoktur, insan dilerse köle azad ederek, dilerse oruç tutarak ve dilerse
yemek yedirerek bunu yapar.)
170- Yemek, aç olan büluğa ermiş veya
yaklaşmış altmış fakiri sabah akşam doyuracak kadar yedirmektir. Bu yedirilecek
yemek yalnız buğday ekmeği de olabilir, buğday ekmeği yanında katık mecburiyeti
yoktur. Fakat katıksız arpa ekmeği yeterli değildir.
171- Eğer yüz yirmi
fakire yalnız bir vakit yemek yedirilse, bu ancak altmış fakire yedirilmiş
sayılır. Bunlardan altmış fakire tekrar sabah veya akşam yemek yedirmek gerekir.
Böyle altmış fakire bir defa yemek yedirildikten sonra dağılıp gitseler, ya
gelip hazır olmalarını beklemeli, ya da tekrar altmış fakiri sabah-akşam
doyurmalıdır.
172- Oruç keffaretinin eşya verilip temlik yolu ile
yapılmasına gelince, altmış fakirden her birine beş yüz yirmi dirhem (yarım sa')
buğday veya bin kırk dirhem (bir sa') arpa veya hurma veya kuru üzüm verilir.
Bu, tam bir fitre sadakası mikdarıdır. Bunların kıymetini vermek de
caizdir.
173- Oruç keffaretinde bir fakire altmış gün sabah-akşam yahut
yüz yirmi sabah veya yüz yirmi akşam yemek yedirmek de yeterlidir. Yine,
bir fakire iki ayda her gün ya aynen veya kıymet olarak birerden altmış fitre
sadakası verilmesi de yeterlidir. Fakat bir fakire bir günde topluca verilecek
altmış fitre mikdarı, yalnız bir günlük fitre yerine geçer. Onun için her gün
bir fakire bir fitre mikdarı verilir. Bu keffaretlerde uygulanır.
174-
Oruç keffaretinin iyi hal sahibi olan fakirlere verilmesi daha faziletlidir.
İmam Ebû Yusuf'a göre, bu keffaret bedeli gayr-i müslim fakirlere verilemez.
Fetva da buna göredir.
175- Oruç keffareti, oruç tutmak suretiyle olunca,
bunda kesintisiz arka arkaya tutmak şarttır. Onun için oruca başlayan kimse, ara
vermeden iki ay oruç tutar. Eğer daha iki ay dolmadan herhangi bir sebeble
orucunu bozarsa, yeniden iki ay oruç tutmaya başlar. Bundan kadınların lohusa
halleri değil de, adet halleri müstesnadır. Geçirecekleri adet günleri kesinti
sayılmaz. Çünkü bu halden kurtulmak kadınlar için mümkün olmayacak derecede
zordur. Ramazan orucunun veya muayyen bayram günlerinin araya girmesi de,
keffaretin arka arkaya olmasına engeldir.
176- Keffaret hususunda,
keffaret ödeyecek kimsenin ödeme zamanındaki haline bakılır. Buna göre, bir
keffaret ödeyicisi, keffaretin gerektiği zamanda zengin iken, bunu ödeyeceği
zaman fakir düşmüşse, keffaretini oruç tutmakla yerine getirir. Fakat daha
orucunu bitirmeden tekrar zenginleşip köle azad etmeye güç kazansa, köle azad
etmek suretiyle keffareti yerine getirmesi gerekir.
177- Keffaret
orucuna, kamerî aylardan birinin başlangıcında başlanırsa. ayın ilk günü esas
alınır. Böylece tam iki ayın geçmesiyle oruç keffareti tamamlanmış olur. Fakat
ayın başında oruca başlanmazsa, birinci ay üçüncü aydan tamamlanarak otuz gün
hesab edilir, ikinci ay ise, ayın başı alınarak oruca devam edilir. Bu, iki
İmama göredir. İmamı Azam'a göre, bu takdirde tam altmış gün oruç tutmak
gerekir, ay başına bakılmaz.
178- Bir kimse bir ramazan içinde veya
birkaç ramazanda özürsüz olarak birkaç defa kasden orucunu bozmuş olsa,
bunlardan dolayı yalnız bir keffaret öder. Sahih olan görüş budur. Çünkü ceza
yönü, keffarete üstün gelmektedir. Sebebleri bir olan cezalarda bir ceza
yeterlidir. Bu bir ceza hepsine yeter. Fakat keffaret yapıldıktan sonra tekrar
orucunu aynı şekilde kasden bozacak olursa, bundan dolayı ayrıca bir keffaret
gerekir. Birinci keffaret ile tam bir ders alınamadığı anlaşılmış olur.
Zihar Keffareti
179- Bir kimse karısının tamamını veya
onun yarısı gibi bir payını veya tümüne delâlet edecek bir uzvunu, kendisine
ebedî olarak haram bulunan anne ve kız kardeş gibi bir kadının tamamına veya
bakması haram olan bir uzvuna benzetirse, bu zihar olur. Karısına şöyle demesi
gibi: "Sen bana anam gibisin, sen bana anamın arkası gibisin, senin boynun
annemin arkası gibidir." Bu şekilde söz söyleyen mükellef bir müslüman üzerine
keffaret gerekir ki, bu keffareti yerine getirmeden karısı ile ilişki kurması
helâl olmaz. Böyle söylemekle yalan konuşmuş ve helâl olan bir şeyi haram
göstermiş olur.
Zihar keffareti aynen oruç keffareti gibidir. Bu konuda
"Hukuki İslâmiye ve Istılâhat-ı Fıkhiye" adlı eserde ayrıntılı açıklama
vardır. (Hukuki İslâmiye ve Istılâhat-ı Fıkhiye-Ömer Nasuhi Bilmen)
Traş Olma Keffareti
180- Traş keffareti,
hac için ihrama girip de, bir özürden dolayı saçlarını vaktinden önce traş
ettirenin tutacağı üç gün oruçtan ibarettir. Bu orucun arka arkaya tutulması
şart değildir, ayrı ayrı günlerde de tutulabilir. Hac bölümüne bakılsın.
Adam Öldürme (Katil) Keffareti
181-
Adam öldürme keffareti, bir müslümanı veya İslâm idaresi altında yaşamakta olan
bir gayr-i müslimi (zimmîyi) kasıdlı olarak değil de, bir hata sonucu öldüren
bir müslümana gereken keffarettir. Gücü varsa bir mü'min köle veya cariye azad
eder. Buna gücü yoksa iki ay arka arkaya oruç tutar. Ava atılan bir kurşun ile
bir şahsın öldürülmesi, hata yolu ile adam öldürme kısmındandır.
182- Yemin keffareti, yaptığı bir yemine
bağlı kalmayıp onu bozan bir müslümana gereken bir keffarettir. Eğer gücü
yetiyorsa, müslim veya gayr-i müslim bir köle veya cariye azad etmekten veya on
fakiri akşam-sabah doyurmaktan ibarettir. Yahut on fakire birer parça orta halli
birer elbise giydirmektir. Bu üç şeye gücü yetmeyen üç gün arka arkaya oruç
tutar. Bu oruç arasına, hayız sebebiyle dahi olsa, bir kesinti girerse yeniden
tutulması gerekir.
(Şafiîlere göre, bu oruçta tevali (arka arkaya oruç
tutmak) şart değildir.)
183- Yemin keffareti için on fakire fitre mikdarı
bir şey verilmesi de yeterli olur. Bir fakire on gün birer fitre verilmesi veya
on gün sabah-akşam yemek yedirilmesi de yetişir. Çünkü bir fakir değişik
günlerde başka başka fakir yerindedir. Bir vakit yemek verip bir vakit yemeğin
bedelini vermek de caizdir.
184- Yemin keffareti için bir fakire on gün
birer elbise verilmesi de caizdir. Fakat on elbise bir fakire bir günde verilse,
yalnız bir elbise verilmiş gibi olur. Yine bu keffaret için on fitre mikdarı bir
fakire bir günde verilse, bir fitre verilmiş sayılır. Keffaret için her
fakire verilecek elbise, hiç olmazsa onun bedeninin tamamını veya çok kısmını
örtecek bir halde bulunmalıdır. Boylu bir entari gibi. Onun için yalnız kısa bir
gömlek veya yalnız bir don verilse yeterli olmaz. Çünkü bunlardan yalnız birini
giyinen kimse örf bakımından çıplak sayılır. Doğru olan görüş budur. Bu
elbisenin iki-üç parçadan ibaret olması ise, daha iyidir. Bununla beraber bir
elbise kısa da olsa, yemek yerine bir bedel olarak da verilebilir.
185-
Bir kimse yeminini bozmadan keffarette bulunamaz. Çünkü keffaret bir tevbe
demektir. Tevbe ise, günahdan sonra yapılır. Bir de keffaret, yeminde sadık olma
yerine geçer. Asıl üzerinde durmak mümkün oldukça onun yerini tutacak olana
gidilmez.
186- Mal ile yapılan keffaretler, ölülerin kefenlerine,
borçlarına veya mescidlerin inşasına harcanamaz. Çünkü keffaret bedellerinin
fakirlere yedirilmesi veya onlara temlik edilmesi (mülkiyetlerine geçirilmesi)
şarttır. Bu harcamalarda ise yemek yedirme ve mülkiyete geçirme bulunmaz.
Kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Sad. Ali Fikri Yavuz,Ravza Yayınları
Piyasa Bilgileri
🇺🇸 USD .. ▲
🇪🇺 EUR .. ▲
🇬🇧 GBP .. ▲
🏆 ONS .. ▲
🪙 GRAM .. ▲
Piyasa verileri; Frankfurter ve Binance API sistemleri üzerinden çekilmektedir. Döviz kurları referans niteliğinde olup gecikmeli olabilir. Altın fiyatları, ons bazlı dijital varlık üzerinden hesaplanmaktadır. Veriler bilgilendirme amaçlıdır, hatalı olabilir ve kesinlikle yatırım tavsiyesi içermez.
Matematik Seçme Konuları
Aşağıdaki Yazılar İlginizi Çekebilir!!!
Yükleniyor...







