Etiketler :
gündem
makalem
Bir okuduğum bir yazıda, daha önceden hiç duymadığım bir kelime karşıma çıktı. İnsanlar, sadece bu kelimeyi başka bir şey yazmadan wp profil sözlerinde yazıyormuş. "Hiraeth..." Aynen böyle, üç nokta ile birlikte yazılmış. Sanki bir şeylerle daha meramını anlatmaya devam edecek gibi ama söylemeye gerek de yok veya dermanım da yok der gibi kısa ve öz. Anlamını bilmiyordum, bunu bir insan profiline neden yazar diye merak ettim. Sözlüklerden araştırdım biraz. Sözlüklerde; "Geri dönemeyeceğiniz bir yer için bir ev/yurt hasreti, geçmişinizin kayıp
yerleri için nostalji ve keder, sıla özlemi, gurbet hatırası; hiç var olmamış veya hiç olmayacak bir şeyin özlemini çekmek" gibi açıklamalar yazıyor. Hiraeth; Galce'de bir kelimeymiş. Kelime açıklamasında; “hir” uzun anlamında bir sıfat ve eski bir kök olan “aeth” gidiş/ayrılış kelimelerinden türemiş bir isim. "Uzun ayrılık" gibi bir kelime manası var. Esasında geçmişe duyulan derin özlem ve köklere ya da artık var olmayan bir yere duyulan büyük hasret manasına geliyormuş. Daha farklı yerel bir anlamı var mı bilmiyorum ama bu haliyle bile bayağı dokunaklı bir kelime. Hiraeth, genellikle İngilizce’de sığ bir kelime olan nostaljiye veya Portekizce’de saudade’ye çok benzetilmiş. 18. ve 19. yüzyıllarda (Wales) Galler’den birçok insanın, geçim sıkıntısı, ağır çalışma şartları, kültürel baskılar ve savaşlar gibi nedenlerle yurtlarını terk etmek zorunda kaldığı rivayet edilir. 18. ve 19. yüzyıllarda Galler’in kırsal bölgelerinde nüfus hızla artmış, topraklar giderek küçük parçalara bölünmüş ve bu durum birçok ailenin geçimini sağlayamaz hâle gelmesine yol açmış. Özellikle sanayi döneminde artan işsizlik ve zor yaşam koşulları, Galler halkını daha umutlu bir gelecek arayışıyla ABD, Kanada, Avustralya,.. gibi uzak diyarlara yönlendirmiş. İngiltere krallığının artan siyasi baskıları, özgürlüğüne düşkün Galler halkını yormuş ve böylece farklı diyarlara göç etmişler. O zamanlarda yalnızca ekonomik sebepler değil, dil ve kimlik üzerindeki baskılar da bu göç kararlarında etkili olmuş; böylece insanlar hem daha iyi bir hayat hem de kültürlerini özgürce yaşatabilecekleri bir ortam aramışlar. İşte bu aarayışın sembolü olmuş "Hiraeth".
Hem hüzünlü hem de sıcak bir kelime gibi dursa da "Hiraeth" aslında bir acının simgesi. Bir zamanlar aynı dili konuşan, aynı şarkıları söyleyen, aynı toprakta yürüyen insanların dağılışının hüznüdür hiraeth. Yazılışı ve okunuşu, bizim dildeki "hasret" kelimesine ne çok benziyor aslında. Bu kelimenin anlamını öğrendiğim anda, içime bir hüzün yerleşti. Sanki yıllardır zihnimde dolaşan, adını koyamadığım bir duygunun kimliği oldu bu kelime. İnsan bazen bir kelimeyle karşılaşır ve o
kelime, kalbinin tozlu raflarında sakladığı anıları tek tek indirmeye
başlar ya işte, bu da öyle oldu. Rastgele olarak karşıma çıkan "hiraeth kelimesi, benim için tam olarak böyle bir kapıyı araladı. Saklı kalan düşüncelerim birden ortaya dökülüverdi.
Bizler de hep uzak diyarlarda değil miyiz. Hep bir şeylere karşı özlem içinde değil miyiz? Hep geçmişte bir yerlere takılı kalmadık mı? Bilmediğimiz yerlere, insanlara göç etmiyor muyuz? Unutmaya kıyamadığımız hasret yüklü anılarımız yok mu? Hiraeth, derin bir özlem ve melankoli duygusunu ifade eden, özellikle Galler kültürüne has bir terim olsa da içimizde saklı kalmış nice hasretleri anımsattı bana. Bu kelime, sadece bir yerin ya da zamanın özlemini değil, aynı zamanda kaybedilen anılara ve duygusal bağlara da vurgu yapar zannımca. Hasret ve özlem duygusu, insanların geçmişteki bağlarını, yaşadıkları yerleri ve duygusal tecrübelerini hatırlatır. Hasret yüklü satırlar birçok sanat eserinin ilham kaynağı olur. Şiir, hikaye, roman gibi edebi eserlerin oluşmasına zemin hazırlar. Binbir anlamla dolu resimler çizilir. Tiyatro ve sinema filmlerine, müziklere şarkılara konu olur. Muhatabına söylenemeyen ne varsa yazıda kalır, resimde ve görselde kendini ifade eder. Hasret böyle gizlice dile gelir ama kalpte gerçek hayatı bulur.
Hiraeth kelimesini, basitçe “özlem” diye çevirmek, çok haksızlık olur. Çünkü buradaki hasret, yalnızca bir yeri ya da bir insanı özlemek değil; asla geri dönülemeyeceğini bilerek özlemektir. Mesela çocukluğumun geçtiği sokağı düşündüğümde kalbimde hissettiğim o hafif sızı gibi özlemek… O sokak belki hâlâ yerinde duruyor ama ben artık aynı kişi değilim. Mesela fani dünya hayatına gözlerimi açtığım o kerpiç evi hatırlamak gibi... Penceresinden gaz lambasının ışığı sızan doğduğum o ev, aslında çoktan zamanın içinde değişti. Kerpiç duvarları, anılarla dolu olarak yıkıldı gitti. Ne kerpiç kaldı ne gaz lambası... Mesela deniz kenarında ayaklarımı ıslatan dalgalara karşı defalarca oltayı denize doğru sallamak gibi. Her defasında küçük bir balığın takılacağı umuduyla beklerken ki heyecanı iliklerimize kadar hissetmek gibi... Gün batımına kadar devam eden bir yaşam mücadelesi alanı... Balık mı galip, avcı mı mağlup tam anlaşılmayan bir hal işte... Ne balık var ortada ne deniz şimdi...
Hatıraların getirdiği özlem böyle bir şey işte. Zamanla değişiyor herşey. Bugün insanın hayatında çok önemli olan şeyler, yarın hiç bir anlam ifade etmiyor. Özlediğim insanlara kavuşmam ya imkansız ya da artık o insanlar bıraktığım yerde değiller.
Özlemini duyduğum, hatırladığım ne varsa hepsi değişti, üzerlerinden zaman geçti, o yerlerin
hepsi anılardaki tazeliğini yitirdi. Silindiler... Benim özlediğim bu değildi ki... Hasret de böyle bir değişim farkındalığıyla gelen bir duygu işte. Hem sevgi taşır hem kayıp; hem sıcaklık verir hem içten içe bir eksiklik bırakır. Belki de en çok artık var olmayan geçmişteki hâlimizi özlüyoruz. Daha
cesur olduğumuz günleri, daha az korktuğumuz zamanları, kalbimizin daha
hafif attığı dönemleri, kaygısızlığımızı, ortamlara aldırış etmeden yaptığımız pervasızlıkları, gelecekten habersiz geçen çocukluk günlerimizi…
İnsan büyüdükçe anlıyor ki kaybettiği sadece yıllar değil; o
yılların içindeki masumiyet, kırılganlıklar ve pişmanlıklarla dolu
saatler, günler de geride kalmış. Bazen böyle bir hasreti; bir sokakta, bir dağ başında veya başka bir mekânda değil, sadece bir zaman diliminde yakalıyorum. Eski bayram sabahlarında, gecenin derinliklerinde, sabahın ilk ışıklarında veya ailece kurulan o uzun sofralarda, kahkahaların daha saf olduğu sohbet anlarında, arkadaşlıkların çıkarsız olduğu o günlerde… Bu anların bir daha geri gelmeyeceğini bilmek, insanı zamanla olgunlaştırıyor ama aynı zamanda insanın içini burkuyor.
Yaş aldıkça, esasında geçmişe bakışım da değişiyor. Artık özlemlerimi bastırmak yerine, onları anlamaya çalışıyorum. Çünkü "hiraeth" bana, özlemenin bir zayıflık değil, derinlik ve bir mana olduğunu fısıldıyor. İçimde hâlâ sızlayan anılar varsa, bu onların halen değerli olduğunu bana gösteriyor. Yaşanmış ve anı olarak kalmış günler esasında büyük bir değer olarak belleğimizde yer ediniyor. Her kaybolan hatıra, aslında bir zamanlar hiç sahip olmadığımız şeylerin kanıtı gibi bir iz bırakmadan sadece yok olmuş gitmiş işte... Ve belki de insanı insan yapan şey, tam olarak budur: Güzel hatıralar biriktirmek ve güzel bir kelime ardında bırakarak veda etmek. Geri dönülemeyecek yerlere kalbinde yıllar sonra bile bir ışık yakabilmek.
Hasret sadece geçmişe değil, bazen hiç yaşanmamış ihtimallere de duyulan bir özlem olabilir. “Ya öyle olsaydı?” diye başlayan keşke yüklü cümlelerin içinde saklı ne çok hüzün vardır mesela. Seçilmemiş tercihler, söylenmemiş sözler, yarım kalmış hikâyeler… Hepsi insanın içinde görünmez bir yara gibi bekler. Çöktükçe çöker ve büyük bir yük haline gelir. Zamanında söylenmesi gereken ne söz varsa söylemek gerek. İçine atmadan yaşamak, sözü içinde büyütmeden muhataplara vererek yaşamak lazım. Değilse geçmişin acı hatırları omuzlarımızda bir yük olarak kalıyor. Eğer böyle yapılmazsa acının adı hasret oluyor. Acını adı aşk olup kalıyor. Kalp bu yükün altında kaldıkça da eziliyor. Kalp geçmişle gelecek arasında sıkışıp kalıyor, böylece anı yaşamanın kıymetini unutuyor.
Hiraeth, sanki yıllardır içimde dolaşan, adını koyamadığım bir duygunun sesi olmuştu. Bir kelime nasıl olur da insanın içine ayna tutar diye düşündüm; meğer bazı sözcükler anlamdan çok hatıralar taşırmış. Bu kelime, geri dönemeyeceğimi bildiğim o günlere, o insanlara, o yerlere ve o hallere karşı bir vefa borcu oldu. Çocukluğumun kokusu, eski bir sokağın akşam serinliği, küçük bir bedenle kazanılan alın terleri, toprak yollar arasında yürüyerek gidilen patika okul yolları, ve artık var olmayan bir evin sokağa bakan penceresi… Hepsi içimde bir yerlerde yaşıyor ama elim uzandığında hiç dokunamıyorum. Hatıralar, hem ait olma hissi hem de o aidiyetin yitip gitmiş olması gibi değişik bir şey. İnsan büyüdükçe geride sadece yıllarını bırakmıyor; saf heyecanlarını, kırılgan umutlarını, boş inançlarını, başarılarını, yenilgilerini, umutlarını, korkularını, sevgilerini, aşklarını.. daha pek çok şeyi geride bırakıyor. Hatıralar, insanın geçmişine duyduğu vefa ve özlemin, sessizce ifade edilmiş bir selamıdır. Zaman geçse de yaşanmışlıkların izini taşır ve insanın iç dünyasında derin bir yankı bırakır. Her hatıra, geçmişle bugün arasında kurulan görünmez bir köprü gibi, duyguları yeniden canlandırır. Hatırlamak ve hatırlanmak da hâlâ insan kalabilmenin ve kalpten hissedebilir oluşumuzun bir kanıtı. Kaybettiğimiz şeyler, bizi eksiltse de onları hatırlayabilmek, aslında maneviyatımızı güçlendirip iç dünyamızı huzura kavuşturuyor. Özlemek, aslında olanı biteni hatırlamaktır; hatırlamak ise hala umutlarla dolu olarak yaşamaya devam ettiğimizi, her yeni güne hep bir heyecanla başladığımızı kabul etmektir.
Hiraeth, içimizde bir ağıt veya bir hüzün değil artık; bir farkındalık. Yaşamaya farklı bir bakış açısıyla bakmak gibi bir his. Bazı yerlere dönemem belki bir daha ama o yerler hâlâ benimle birlikte yaşamaya devam ediyor. Dönemediğim toprağım, insanlarım ve hatıralarım, ben yaşadıkça kalbimde bir yurt kurmaya devam edecek. Eninde sonunda bitecek olsa da hasret biriktirmeye devam edeceğiz. Aslında bütün hasretlerimizde ait olduğumuz yeri özlüyoruz. Ve en sonunda bütün hasretlerimizi geride bırakarak ait olduğumuz yere döneceğiz.
Kadir PANCAR
01/03/2026
"Şüphesiz biz her şeyimizle Allah'a aidiz ve şüphesiz ona döneceğiz." (Bakara Suresi, 156)
Tim Davis adında Galli bir şair, 2007 yılında Hiraeth'i ifade eden güzel bir şiir yazmıştır. Hasret ve sıla özlemi ile dolu olan bu şiir zamanla bağlamından koparılarak, müzik formatına ve kilise ilahisine dönüştürülmüştür. Şiirden ilham alan müzik versiyonu, kilise orgcusu Roger Ames (1944–2022) tarafından bestelenmiş ve Gia Music tarafından SATB (kadın & erkek sesli koro) ve TTBB (erkek korosu) düzenlemeleriyle yayınlanmıştır. Şiiri aynen alıntılıyorum.
(Kaynak:https://people.engr.tamu.edu/davis/Poetry/hiraeth.html)
Hiraeth şiirinin bestelenmiş müzikal halini de Youtube'da Chris Evan Hass sayfasından https://www.youtube.com/watch?v=lspMyEbol_Q dinleyebilirsiniz.
Hiraeth beckons with wordless call,
Hear, my soul, with heart enthrall’d.
Hiraeth whispers while earth I roam;
Here I wait the call “come home.”
Like seagull cry, like sea borne wind,
That speak with words beyond my ken,
A heartfelt cry with words unsaid,
Calls a wanderer home instead.
I heed your call, Hiraeth, I come
On westward path to hearth and home.
My path leads on to western shore,
My heart tells me there is yet more.
Within my ears the sea air sighs;
The sunset glow, it fills my eyes.
I stand at edge of sea and earth,
My bare feet washed in gentle surf.
Hiraeth’s longing to call me on,
Here, on shore, in setting sun.
Hiraeth calls past sunset fire,
“Look beyond, come far higher!”
Tim Davis
Hiraeth, sözsüz bir çağrıyla çağırıyor.
Dinle, ey ruhum, kalbin büyüsüne kapılmış halde.
Yeryüzünde dolaşırken Hiraeth fısıldıyor;
Burada "eve gel" çağrısını bekliyorum.
Martı çığlığı gibi, denizden esen rüzgar gibi,
Anlayışımın ötesindeki kelimelerle konuşanlar,
Sözsüz kalmış, yürekten bir feryat,
Gezgin birini evi olarak benimsiyor.
Çağrına kulak veriyorum, Hiraeth, geliyorum.
Batıya doğru, ocak ve eve giden yolda.
Yolum batı kıyılarına doğru uzanıyor,
Kalbim bana daha fazlasının olduğunu söylüyor.
Kulaklarımın içinde deniz havası fısıldıyor;
Gün batımının ışıltısı gözlerimi dolduruyor.
Denizin ve karanın kıyısında duruyorum,
Çıplak ayaklarım hafif dalgaların arasında yıkandı.
Hiraeth'in beni çağırma özlemi,
Burada, kıyıda, batan güneşin altında.
Gün batımından sonra yanan ateşin özlemi yankılanıyor,
"Daha öteye bakın, çok daha yükseğe ulaşın!"
KAYNAKÇA:
https://people.engr.tamu.edu/davis/Poetry/hiraeth.html
https://ikitekercokgezer.com/hiraeth-tercumesi-olmayan-derin-sozcuk/
https://www.stantons.com/scores/G/9/4/2/2/gia-g9422.pdf
https://giamusic.com/artists/roger-ames
https://ferdayihayal.com/2025/10/21/hiraeth-galce-hissettigimiz-ama-adini-bilmedigimiz-duygular/
https://www.prestomusic.com/sheet-music/products/9720814--roger-ames-hiraeth
https://en.wikipedia.org/wiki/Hiraeth
https://sarumuse.org/2019/09/12/hiraeth/
0 yorum:
Fayda vermeyen ilimden Allah'a sığınırım. İlim; amel etmek ve başkalarıyla paylaşmak içindir. Niyetimiz samimiyetle insanlara yararlı olmaktır, akıbetimiz bu vesileyle güzel olsun. Dua eder, dualarınızı beklerim...
"Allah'ım; bana fayda sağlayacak ilimleri öğret ve ilmimi ziyadeleştir."
“Allahım! Sana teslim oldum, sana inandım, sana güvendim. Yüzümü, gönlümü sana çevirdim. İşlediğim tüm günahlarımı affeyle! Ey kalbleri çeviren Allahım! Kalbimi dînin üzere sâbit kıl. Beni Müslüman olarak vefât ettir ve beni sâlihler arasına kat!”
“Rabbim! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme! Bize tarafından bir rahmet bağışla.Öne geçiren de sen, geride bırakan da sensin. Muhakkak ki lütfu en bol olan Sen’sin. Senden başka ilâh yoktur."
Lâ ilâhe illallah Muhammedürrasulüllâh
KADİR PANCAR