Selam olsun sana Hatemül Enbiya

 

Selam olsun sana! Hatemül Enbiya

Hamd ü senâdır Hudâ’ya minnet,
Salât ü selâm olsun Habîb’e risâlet.

Cümle varlık içinde yegâne hikmet,
Ey Nebî-i zişan, sensin insanlığa rahmet.

Kelâm-ı aciz sözler, sensiz hicâb içinde,
Seni anlatmak güç, şu hitâb içinde.

Sabır sende, şükür sende, vefâ sende,
Her güzel haslet, cem oldu bedeninde.

Ey server-i âlem, ey fahr-i cihân,
Sen ki alemlere nûrsun her zaman.

Seni övmeye kâdir midir lisânım,
Zîrâ seni medh eyledi Aziz Rahmânım.

"Ve inneke le'alâ hulukın azîm"
Yüce Hitâbıdır bu, Kur’ân-ı Kerîm.

Seni ahsen-i terbiye kıldı Rabb-i Celîl,
Ne güzel süsledi, seni ahlak-ı cemil.

Ey rıfk peygamberi, ey Lütf-u Rahmân,
Sözün rahmet olur, sükûtun beyân.

Sensiz alınan nefes, bize olur hicrân,
Adınla dirilir, ölmüş kalpler ile can.

Sen olmasaydın, olmazdı kevn ü mekân,
Sen varsan, mevcut olur herşeye imkan.

“Levlâke” hitâbıyla oldun mahluka sebep,
Kainat hep nûrunla doldu, ancak edep.

Senin sünnetindir bize rehber-i sadık,
Davranışların oldu numune-i varlık.

Katı kalblere nur, solgun gözlere fer oldun,
Yıllar sonra bile gönüllere aşkla doldun.

Ey şefâat kapısı, ey Deryâ-yı Rahmet,
Sensin ümmetin ümîdi, daima sana minnet.

Senin ümmetin olmak en büyük devlet,
Bir kere kapına yüz sürmek, ne büyük nimet.

Sen doğdun ey Nebi, uykusundan dirildi cihân,
Kalbler bir anda oldu, tazecik tevhîd-i nihan.

Kör gözler gördü, sen secdelere durunca.,
Taş duvarlar eridi, senin adını duyunca.

Câhiliye karanlığını, zulmetini sen yok ettin,
Her gönüle Hakk nurunu sen tebliğ ettin.

Azılı müşrikler zelil oldu Bedire varınca
Putlar yıkıldı, Kabe'de kıyama kalkınca

Sana tükenmez mükafatler vaad etti Hakk,
Ne yüce terbiyedir bu, ne mükemmel ahlak.

Ey Ahmed-i Mahmûd, canlar fedâdır sana,
Pak isminle kâinat bulur, kendinde mâna.

"Üsve-i hasene”sin ey Rehber-i Azim,
Her daim edeple ederim, ben seni ta'zim.

Semadaki yıldızlar, yerdeki kumlar adedince,
Selam olsun sana Ey Nebi!, yağmur tanelerince.

Melekler saf saf sana salât eyler,
Bizim selâmımız ne ki sana değer.

Biz âsî kullar, günah yüküyle dolduk,
Senin eteğine sığındık, hayat bulduk. 

Ey âlemlere rahmet, Hatemül Enbiya,
Ahmed, Muhammed, Mustafa, Rasülü Esfiya.

Her nefeste sana salât, her duâda sana selâm,
Sensin bizlere huzur, sensin çare-i devâm.

“Rahmeten lil-âlemîn”sin ey Habîb-i Kibriya,
Sensin ümmetin ümidi, sensin Tabîb-i Ziya.

Çarem ol ya Rasûlullah, kalbim huzur bulsun,
Ehl-i beytine, ashabına binlerce selâm olsun.

Ey Resûl-i Kibriyâ, gözümün nuru, baş tacım,
Ben ki aciz, senin şefaatine muhtacım.

Kadir-i mutlak, hakikatten eylemesin bizi,
Mahşerde sensiz bırakmasın ümmetini.

kadir pancar 
11/11/2025
 

Allah’a hamd ve şükür edilir; O’nun Elçisine de selam ve rahmet dileğinde bulunulur.
Bütün varlıkların içindeki en büyük hikmet sensin; insanlığa gönderilmiş ilahi bir rahmetsin.

Seni anlatmaya kelimeler yetersizdir; bu sözler bile seni tarif etmeye çekinir.
Sabır, şükür, vefa gibi tüm güzel özellikler sende toplanmıştır.

Ey âlemlerin efendisi, dünyanın övünç kaynağı; sen her zaman âlemlere nur saçarsın.
Dil seni övmeye yeter mi? Çünkü seni bizzat yüce Allah övmüştür.

Kur’an, senin yüce bir ahlak üzere olduğunu bildirir.
Allah seni en güzel şekilde ve en güzel ahlakla donattı.

Ey nezaket ve merhamet Peygamberi; konuşman rahmet, susuşun bile bir mesajdır.
Sensiz hayat hasret olurken senin adını anmak kalplere hayat verir.

Sen yaratılışa sebep kılındın; sen olmasan âlem olmazdı.
“Sen olmasaydın...” hitabıyla tüm yaratılış senin hatırına var oldu; kâinat senin nurunla doldu.

Senin sünnetin bize doğru rehberdir; davranışların insanlık için örnektir.
Sen kalpleri yumuşatan bir nur, gözlere sevinç oldun; asırlar geçse de kalpleri aşkla doldurursun.

Şefaat kapısı ve rahmet denizi sensin; ümmetin umudu olarak daima minnetle anılırsın.
Senin ümmetin olmak en büyük nimettir; kapına bir kez yüz sürmek bile büyük şereftir.

Sen doğunca dünya adeta uykusundan uyandı; kalpler yeniden tevhide yöneldi.
Senin ibadetinle kör gönüller bile görür hale geldi; adını duyan kalpler yumuşadı.

Cahiliye karanlığını giderdin ve herkese Allah’ın nurunu tebliğ ettin.
Bedir’de düşmanlar mağlup oldu; Kâbe’de putlar yıkıldı, hakikat ayağa kalktı.

Allah sana sonsuz mükâfatlar vaat etti; bu da senin yüce ahlakının işaretidir.
Ey Muhammed; canlar sana feda olsun; senin temiz isminle evren anlam kazanır.

Sen en güzel örneksin; seni her zaman edeple yüceltirim.
Sana gökteki yıldızlar ve yerdeki kumlar kadar çok selam olsun.

Melekler sana sürekli salât eder; bizim selamımız onlarınki yanında ne kadar küçük kalır.
Biz günahkârız, fakat sana sığınarak rahmet buluruz.

Ey alemlere rahmet olan son peygamber; Ahmed, Muhammed, Mustafa…
Her nefeste sana salat ve selam olsun; bize huzur ve devamlı çare sensin.

Sen alemlere rahmetsin; ümmetin ümidi ve gönüllerin şifasısın.
Ey Allah’ın Resulü, bana çare ol ki kalbim huzur bulsun; ehline ve ashabına da selam olsun.

Ey Yüce Elçi; ben aciz bir kulum ve senin şefaatine muhtacım.
Allah bizi doğru yoldan ayırmasın ve mahşer günü bizi sensiz bırakmasın.

| | | | 0 yorum

Yağmur, Nurullah Genç

Var eden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat.
Yıllardır bozbulanık suları yudumladım,
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları,
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım.

Hasretin alev alev içime bir an düştü,
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü,
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde,
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü.
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin,
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla,
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin,
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla,
Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak,
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak.
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım,
Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı,
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım.

Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü,
Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü,
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe,
Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü.
Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden,
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına,
Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden,
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına,
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin,
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin.
Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım,
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide,
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım.

Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü,
Göğsümüzden umutlar bican düştü,
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin,
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü.
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan,
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar,
Mutluluk nağmeleri işitirler Hıradan,
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar,
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri,
Paramparça, ateşler şahının hayalleri.
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım,
O mücella çehreni izleseydim ebedi,
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım.

Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü,
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü,
Katil sinekler deldi hicabın perdesini,
İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü.
Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında,
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin,
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında,
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin,
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü,
On asırlık ocağın savururdum külünü.
Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım,
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak,
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım.

Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü,
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü,
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara,
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü.
Badiye yaylasında koklasaydım izini,
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar,
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini,
Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar.
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya,
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya.
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım,
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu,
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım.

Haritanın en beyaz noktasına kan düştü,
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü,
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi,
Hakların temeline sanki bir volkan düştü.
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri,
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir,
Erdemin, bereketin doldurur haneleri,
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir,
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların,
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların.
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım,
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler,
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım.

Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü,
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü,
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer,
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü.
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini,
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir,
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini,
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir,
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından,
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından.
Madeni arzuların ardında seyre daldım,
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini,
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım.

Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü,
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü,
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali,
Hazindir ki; dertleri aşmaya umman düştü.
Ay gibisin, güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir, mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan resim senin.
Yağmur, bir gün elini ellerimde bulsaydım,
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş te ben olsaydım.

Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü,
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü,
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan,
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü.
Islaklığı sanadır ahımın, efganımın,
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler,
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın,
Nazarın ok misali karanlıkları deler.
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin,
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin.
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım,
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar,
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım.

Yağmur, ayrılığıma seninle derman düştü,
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü,
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün,
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü.
Nefesinle yeniden çizilecek desenler,
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek,
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler,
Anneler çocuklara hep seni içirecek,
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin,
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin.
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.

Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü,
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü,
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın,
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü.
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım,
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım,
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım,
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım,
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım,
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım,
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım,
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım,
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım...
| | | | 0 yorum

Sakın terk-i edepten, Nabi

Yusuf Nâbî (1642, Urfa –1712, İstanbul) Divan Edebiyatı’nın önemli şairlerindendir. Halk diliyle süslenmiş hikmetli gazelleri, toplumsal eleştirileri ve dönemin olaylarını yansıtan beyitleriyle tanınır. IV. Mehmed döneminde saraya girmiş, Lehistan Seferi’ne katılarak “Fetihnâme-i Kamaniçe” adlı eserini yazmıştır. 1679’daki hac yolculuğunu “Tuhfetü’l-Harameyn” adlı eserinde anlatmıştır. Halep’te bulunduğu sırada oğlu için “Hayriyye” adlı eserini kaleme almıştır. II. Mustafa’nın tahta çıkışını bir cülus kasidesi ile kutlamıştır. Daha sonra İstanbul’a dönüp darphane eminliği ve başmukabelecilik görevlerinde bulunmuştur. 13 Nisan 1712’de İstanbul’da vefat eden Nâbî, Üsküdar Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir. 

Peygamber âşığı olarak büyüyen Yusuf Nâbî, 1678 tarihinde o zamanın devlet ricaliyle birlikte Hac vazifesini ifâ için yola düşer. Nâbî çok heyecanlıdır. Zira peygamber âşığı olan bir şair için Medine onulmaz bir mutluluktur. Lakin yol çok uzundur. Yolda bir müddet dinlenirler. Herkes oldukça yorgundur. İçlerinden bazıları istirahate çekilirler. Tam bu esnada Yusuf Nâbî’nin dikkatini biri çeker. Dikkatini çeken bu adam bir paşadır ve paşa ayaklarını Medine’ye, âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimizin (a.s.v.) mübarek istirahatgâhına doğru uzatarak yatmaktadır. Nâbî’yi derin bir elem sarar. O anda kalbine iltica eden ilham ile şu naatı okur:
 
“Sakın terk-i edepten, kûy-i Mahbûb-i Hudâ`dır bu;
Nazargâh-ı ilâhîdir, Makam-ı Mustafâ`dır bu.
“Edebi terk etmekten sakın. Zira burası Allah-ü Teala’nın sevgilisi olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bulunduğu yerdir. Bu yer, Hak Teala’nın nazar evi, Resul-i ekremin makamıdır.”  
 
Felekte mâh-ı nev, Bâbu`s-selâm`ın sîne-çâkidir;
Bunun kandîli, cevzâ matla-ı nûr-i ziyâdır bu.
“Gökyüzündeki yeni ay, O’nun kapısının, yüreği yaralı aşığıdır. Gökyüzündeki oğlak yıldızı bile O peygamberin nurundan doğmaktadır.”  
 
Habîb-i Kibriyâ`nın, hâbgâhıdır fazîlette;
Tefevvuk kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâ`dır bu.
“Burası Cenab-ı Hakkın sevgilisinin istirahat ettikleri yerdir. Fazilet yönünden düşünülürse Allah-ü Teâlâ’nın arşının en üstündedir.”  
 
Bu hâkin pertevinden oldu, deycûr-i adem zâil;
Amâdan açtı mevcûdât, çeşmin tûtiyâdır bu.
“Bu mukaddes mübarek toprağının parlaklığından, yokluk karanlıkları sona erdi. Yaratılmışlar iki gözünü körlükten açtı. Zira burası kör gözlere şifa veren sürmedir.”  

Murââd-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha;
Metâf-i kudsiyândır, bûsegâh-ı enbiyâdır bu.”
“Ey Nabi! Bu dergaha, edebin şartlarına riayet ederek gir. Zira burası, büyük meleklerin etrafında pervane olduğu ve peygamberlerin hürmetine eğilerek öptüğü tavaf yeridir.” 
| | | | 0 yorum

Kaside-i Bürde Arapça ve Türkçe anlamı

Kaside-i bürde’nin yazarı olan İmam-ı Busayri, Sofiyye-i Aliyyenin büyüklerindendir. İmâm-ı Busayrî, 1212 senesinde Mısır’daki Busayr şehrinde doğmuştur. İsmi, Muhammed bin Saîd bin Hammâd bin Abdullah es-Sanhâcî el-Busayrî el-Mısrî ve künyesi Ebû Abdullah olup, lâkabı Şerefüddîn'dir. İmâm-ı Busayrî, hadis ilminde, hattâtlıkta ve bilhassa şiirde çok ileri seviyelere ulaşmış olduğu bilinir. İmâm-ı Busayrî’nin, Resulullah'a ﷺ olan sevgisini, aşkını anlatan kasîdeleri meşhurdur. "Murâdiyye" ve "Hemziyye" ismindeki kasîdeleri bunlardandır. "Kaside-i Bürde" isimli şiiri ise en bilinen ve şifa tekibleriyle meşhur olanıdır. 
Rivayet odur ki: İmam Busayri, bir zaman felç olmuştu, bedeninin yarısı hareketsiz kalmıştı. Bu hal üzereyken İman Busayri, Resulullah’a ﷺ tevessül edip, insanların en üstününü öven meşhur kasidesini hazırlamıştır. Rüyada bu kasidesini Resulullah’a ﷺ okumuş. Rasulullah ﷺ kasideyi beğenip, arkasından mübarek hırkasını çıkarıp İmam’a giydirmiştir. Bedeninin felçli olan yerlerini mübarek eliyle meshetmiştir. İman Busayri, rüyasından uyanınca bedenin sağlam hale geldiğini görmüştür. Bu olaydan sonra bu hal halk arasında yayılmış ve meşhur hale gelmiştir. Bunun için, halk arasında bu kasideye "Kaside-i Bürde" denildi. "Bürde" kelimesi, "hırka" demektir. Kaside-i Bürde, hastalıklara karşı, iyileşmek ve şifa bulmak niyetiyle tarih boyunca okunmuştur. Şifa Allah’tandır. Kasidenin etkisinden faydalanmak için halis niyetle okumak gerekir. 
 
Kaside-i bürde, aşağıya Arabi harflerle konulmuştur. Her satırı sonuna kadar okumalı, önce sağ sütun aşağı kadar okunup sonra sol sütuna geçilirse yanlış olur. Hepsini ok yönünde satır satır beyitler halinde okumalıdır. 
 
Bir kimse Allah rızası için abdest alıp iki rek’at namaz kıldıktan sonra, Kıble’ye doğru oturup, 1001 kere Kaside-i Bürde'nin 36. beyiti olan "Hüve’l-habîbü’l-lezî türcâ şefâatühü / Li külli hevlin mine’l-ehvâli muktehami" beytini her 100’üncünün başında bir defa: “Mevlâya salli ve sellim dâimen ebedâ / Alâ Habîbbike hayri’l-halkı küllihimi” diyerek okuyarak, toplam adedi bu şekilde 1001'e tamamlarsa, Rasûlullah Efendimizi (s.a.v.) rüyasında göreceği umut edilir. Kasîde-i Bürde şerhlerinde ve havâssa dair eserlerde bu şekilde okunacağı nakledilmektedir.
 

| | | | 3 yorum

Kaside-i Bürde Türkçesi


Kaside-i bürde’nin yazarı olan İmam-ı Busayri, Sofiyye-i Aliyyenin büyüklerindendir. İmâm-ı Busayrî, 1212 senesinde Mısır’daki Busayr şehrinde doğmuştur. İsmi, Muhammed bin Saîd bin Hammâd bin Abdullah es-Sanhâcî el-Busayrî el-Mısrî ve künyesi Ebû Abdullah olup, lâkabı Şerefüddîn'dir. İmâm-ı Busayrî, hadis ilminde, hattâtlıkta ve bilhassa şiirde çok ileri seviyelere ulaşmış olduğu bilinir. İmâm-ı Busayrî’nin, Resulullah'a ﷺ olan sevgisini, aşkını anlatan kasîdeleri meşhurdur. "Murâdiyye" ve "Hemziyye" ismindeki kasîdeleri bunlardandır. "Kaside-i Bürde" isimli şiiri ise en bilinen ve şifa tekibleriyle meşhur olanıdır. 
Rivayet odur ki: İmam Busayri, bir zaman felç olmuştu, bedeninin yarısı hareketsiz kalmıştı. Bu hal üzereyken İman Busayri, Resulullah’a ﷺ tevessül edip, insanların en üstününü öven meşhur kasidesini hazırlamıştır. Rüyada bu kasidesini Resulullah’a ﷺ okumuş. Rasulullah ﷺ kasideyi beğenip, arkasından mübarek hırkasını çıkarıp İmam’a giydirmiştir. Bedeninin felçli olan yerlerini mübarek eliyle meshetmiştir. İman Busayri, rüyasından uyanınca bedenin sağlam hale geldiğini görmüştür. Bu olaydan sonra bu hal halk arasında yayılmış ve meşhur hale gelmiştir. Bunun için, halk arasında bu kasideye "Kaside-i Bürde" denildi. "Bürde" kelimesi, "hırka" demektir. 
Kaside-i Bürde, hastalıklara karşı, iyileşmek ve şifa bulmak niyetiyle tarih boyunca okunmuştur. Şifa Allah’tandır. Kasidenin etkisinden faydalanmak için halis niyetle okumak gerekir. 
 
Kaside-i bürde, aşağıya Arabi harflerle bağlantıda konulmuştur. Her satırı sonuna kadar okumalı, önce sağ sütun aşağı kadar okunup sonra sol sütuna geçilirse yanlış olur. Hepsini bir sütun kabul ederek usule göre okumalıdır. 
Kaside-i Bürdenin Türkçe Okunuşu
Mevlâya salli ve sellim dâimen ebedâ
Alâ Habîbbike hayri’l-halqı küllihimi
E min tezekküri cirânin bi zî selemin,
Mezecte dem’an cerâ min mukletin bi demin.
Em hebbeti’r-rîhu min tilkâi kâzimetin
Ve evmeda’l-berku fi’z-zalmâi min idamin
Femâ li ayneyke in kultekfüfâ hemetâ
Ve mâ likalbike in kulte estefik yehimi
E yahsebu’s-sabbu ennel-hubbe münketimun
Mâ beyne münsecimin minhü ve muztarimin
Levlâ’l- hevâ lem turık dem’an alâ talelin
Ve lâ erikte zikri’l-bâni ve’l-alemi
Fe keyfe tunkiru hubben bâ’de mâ şehidet
Bihî aleyke, udûli’d-dem’ı ve’s-sekami
Ve esbete’l-vecdü hattay abretin ve danâ.
Misle’l-behârı alâ haddeyke ve’l-anemi.
Neam serâ tayfü men ehvâ fe-errekani
ÜVe’l-hubbu ya’terizu’l-lezzâti bi’l-elemi
Yâ lâimî fî’l-hevâ’l-uzriyyi mâ’zireten
Minnî ileyke ve lev ensafte lem telümi
Adetke hâliye lâ sırrî bi müstetirin.
Ani’l- vüşâti ve lâ dâî bi münhasimin.
Mehadteni’n – nusha lâkin lestü esmeuhû.
lnne’l-muhibbe ani’l uzzâli fî samemin.
İnnî e tehemtü nâsîha’ş-şeybi fî azelî,
Ve’ş – şeybü eb’adü fî nushin ani’t – tûhemi.
Fe inne emmâreti bi’s-sûi me’t-te’azet
Min cehlihâ bi nezîri’ş – şeybi ve’l- heremi.
Ve lâ eaddet mine’l – fî’li’l -cemili kırâ
Dayfin eleme bi re’sî gayre muhteşemi
Lev küntü a’lemü ennî mâ uvakkıruhû.
Ketemtü sırren bedâ lî minhü bi’l-ketemi
Men lî bi reddi cimâhin min gavayetihâ
Kemâ yüreddü cimühu’l-hayli bi’l-lücümi
Felâ terüm bi’l-meâsi kesre şehvetihâ
lnne’t-teâme yukavvî şehvete’n-nehimi
Ve’n-nefsü ke’t-tıflı in tühmilhü şebbe alâ
Hubbi’r-redâi ve in teftımhü yenfetimi
Fasrıf hevâhâ ve hâzir en tüvelliyehû
İnne’l-hevâ mâ tevellâ yusım ev yesımi
Ve râihâ vehye fî’l-a’mâli sâimetün
Ve in hiye’s-tahleti’l-mer’â felâ tesümi
Kem hassenet lezzeten li’l-mer’i kâtileten
Min haysü lem yedri enne’s-semme fî’d-desemi
Vahşe’d-desâise min cûin ‘le min şebiin
Fe rubbe mahmasatin şerrun mine’t-tuhâmi
Ve’stefrigi’d-dem’a min aynin kadi’mteleet
Mine’l-mehârimi ve’l-zem himyete’n-nedemi
Ve hâlifî’n-nefse ve’ ş-şeytâne va’sıhimâ
Ve in hümâ mehadâke’n-nusha fet-tehimi
Velâ tutı’ minhümâ hasmen velâ hakemen
Fe ente ta’rifü keyfe’l-hasmi ve’l-hakemi
Estagfîrullâhe min kavlîn bilâ amelin
Le kad nesebtü bihî neslen lizî ukumi
Emertüke’l-hayre lâkin mâ’temertü bihî
Ve me’stekamtü femâkavlî leke’s-tekami
Velâ tezevvedtü kable’l-mevti nâfîleten
Velem usalli sivâ farzın velem esumi
Zalemtü sünnete men ahya’z-zalâme ilâ
Eni’şteket kademâhü’d-durre min veremi
Ve şedde min segabin ahşâehû ve tavâ
Tahte’l-hicâreti keşhan mütrefe’l-edemi
Ve râvedethü’l-cibâlü’ş-şümmü min zehebin
An nefsihi fe erâhâ eyyemâ şememi
Ve ekkedet zühdehü fîhâ zarûretühû
İnne’z-zarûrete lâ ta’dû alâ’l-lsami
ve keyfe ted’û ile’d-dünyâ zarûretü men
Levlâhü lem tahruci’d-dünyâ mine’l-ademi
Muhammmedün seyyidü’l-kevneyni ve’s-sekaleyn
Ve’l-ferikayni min urubin ve min acemi
Nebiyyünâ’l-âmirü’n-nahi felâ ehadün
Eberre fî kavlî lâ minhü velâ neami
Hüve’l-habîbü’l-lezî türcâ şefâatühü
Li külli hevlin mine’l-ehvâli muktehami
Deâ ilallühi fe’l-müstemsikûne bihî
Müstemsikûne bi hablin gayrı munfasımı
Faka’n-nebiyyine fî hâlkın ve fî hulukın
Velem yüdanûhü fj ilmin ve lâ keremi
Ve küllühüm min Resûlillahi mültemisün
Gürfen mine’l-bâhri ev reşfen mine’d-diyemi
Ve vâkıfûne ledeyhi inde haddihimi
Min nuktati’l-ilmi ev min şekleti’l-hikemi
Fehve’l-lezî teme mâ’nâhu ve sûretühü
Sümme’s-tafâhü hibîben bâriü’n-nesemi
Münezzehün an şerikin fî mehâsinihi
Fe cevheru’l-husni fîhi gayrı munkasımi
Da’me’d-deathü’n-nâsârâ fî nebiyyihimi
Vâ’hküm bimâ şı’te medhan fîhi va’htekimi
Fensüb ilâ zâtihî mâ şi’te min şerafîn
Vensüb ilâ kadrihî mâ şi’te min izâmi
Fe inne fadle Resûlillâhi leyse lehû
Haddün fe yu’ribe anhü nâtıkun bi femi
Lev nâsebet kadrehû âyâtühû ızamen
Ahyâ’smühû hîne yüd’â dârıse’r-rimemi
Lem yemtehınna bimâ ta’ye’l-ukûlü bihî
Hırsan aleynâ felem nerteb velem nehimi
A’ye’l-verâ fehmü mâ’nâhü fe leyse yürâ
Lil-kurbi ve’l-bu’di minhü gayru munfehımi
Ke’ş-şemsi tezharu li’l-ayneyni min buudin
Sagîreten ve tükillû’t-tarfe min ememi
Ve keyfe yüdrikü fî’d-dünyâ hakîkatehû
Kavmün niyâmün tesellev anhü bi’l-hulumi
Fe meblegu’l-ilmi fîhi ennehû beşerun
Ve ennehû hayru hâlkı’llâhi küllihimi
Ve küllü âyin ete’r-rüslü’l-kirâmü bihâ
Fe innemâ’t-tesalet min nûrihi bihimi
Fe innehû şemsü fadlin hum kevâkibühâ
Yüzhirne envârehâ li’n-nâsi fî’z-zulemi
Ekrim bi hâlkı nebiyyin zânehû hulukun
Bi’l-husni müştemilin bi’l-bişri müttesimi
Ke’z-zehri fî terefîn ve’l-bedri fî şerefîn
Ve’l-bâhri fî keremin ve’d-dehri ti himemin
Keennehû vahve ferdün fî celâletihi
Fi askerin hîne telkahu ve fî haşemin
Keenneme’l-lü’lüü’l-meknûnü fî-sadefîn
Min mâ’diney mantıkın minhü ve mübtesemi
Lâ tıybe ya’dilü türben zamme a’zumehû
Tûbâ lî munteşıkın minhü ve mültesimin
Ebâne mevlidühü an tîbı unsurihi
Yâ tıybe mübtedein minhü ve muhtetemi
Yevmün teferrese fîhi’l-fürsü ennehümü
Kad ünzirû bi hulûli’l-bü’si ve’n-nikamı
Ve bâte eyvânü Kısrâ Vehve münsadi’un
Ka şemli ashabı Kisrâ gayre mülteimi
Ve’n-nâru hâmidetü’l-enfâsi min esefin
Aleyhi ve’n-nehru sâhi’l-ayni min sedemi
Ve sâe sâvete en gâdat buhayretühâ
Ve rüdde vâridühâ bi’l-gayzl hîne zamî
Keenne bi’n-nâri mâ bi’l-mâi min belelin
Huznen ve bi’l-mâ; mâ bi’n-nâri min daremin
Ve’l-cinnü’ tehtifü ve’l-envâru sâtıatün
Ve’l-hakku yazharu min mâ’nen ve min kelimi
Amû ve sammû fe i’lânü’l-beşâiri lem
Tüsmâ’ve bârikatü’l-inzâri lem tüsemi
Min bâ’di mâ ahbâra’l-akvâme kâhinühüm
Bienne dînehamü’l-mu’vecce lem yekumi
Ve bâ’de mâ âyenû fi’l-ufkı min şuhubin
Munkaddaten vefka mâ fî’l-arzl min sanemi
Hattâ gadâ an tarikl’l-vahyi münhezimün
Mine’ş-şeyâtîni yakfû isre münhezimi
Keennehüm hereben abtâlü Ebrehetin
Ev askerun bi’l-hasâ mln râhateyhi ramî
Nebzen bihî bâ’de tesbîhin bi bâtnihimâ
Nebze’l-müsebbihi min ahşâi mültakımı
Câet li da’vetihil eşcâru sâcideten
Temşî ileyhi alâ sâkın bi lâ kademi
Ke ennemâ setarat setran limâ ketebet
Fürûuhâ min bedîil hattı fil lekami
Mislül ğamâmeti ennâ sâra sâiraten
Tekıyhi harra vatıysin lil hecîri hamî
Aksemtü bil kameril münşakkı inne lehû
Min kalbihî nisbeten mebrûratel kasemi
Ve mâ havel ğâru min hayrin ve min keramin
Ve küllü tarfin minel küffâri anhü amî
Fes sıdkı fil ğari ves sıddîku lem yerimâ
Ve hüm yekûlûne mâ bil ğâri min erimi
Zannül hamâme ve zannül ankebûte alâ
Hayril beriyyeti lem tensüc ve lem tehumi
Vikâyetullâhi ağnet an müdâafetin
Mined dürûı ve an âlin minel ütumi
Mâ sâmaniyed dehru daymen vestecartü bihî
İllâ ve niltü civâran minhü lem yüdami
Ve leltemestü ğıned dârayni min yedihî
İllestelemtün nedâ min hayri müstelemi
Lâ tünkirul vahye min rü’yahü inne
lehû kalben izâ nâmetil aynâni lem yenemi
Fe zâke hıyne bülûğun min nübüvvetihî
Fe leyse yünkeru fîhi hâlü muhtelemi
Tebârekallâhü mâ vahyün bi müktesebin
Ve lâ nebiyyün alâ ğaybin bi müttehimi
Kem ebraet vasaben bil lemsi râhatühû
Ve atlakat eriben min ribkatil limemi
Ve Ahyetis seneteş şehbae da’vetühû
Hattâ haket ğurraten fil a’surid dühümi
Bi ârıdın câde evhıltel bitâha bihâ
Seyben minel yemmi ev seylen minet arimi
Da’nî ve vasfî âyâtin lehû zaherât
Zuhûra nâril gırâ leylen alâ alemi
Feddürrü yezdâdü husnen ve hüve müntezamün
Ve leyse yenkusu kadran ğayra müntezami
Fe mâ tetâvele âmâlül medîhi ilâ
Mâ fîhi min keramil ahlâkı veş şiyemi
Ayâtü hakkın miner Rahmâni muhdesetün
Kadîmetün sıfatül mavsûfi bil kıdemi
Lemm takterin bi zemânin ve hiye tuhbiruna
Anil meâdi ve an âdin ve an iremi
Dâmet ledeynâ fe fâkat külle mu’cizetin
Minen nebiyyîne iz câet ve lem tedümi
Muhâkkemetün fe mâ yübkıyne min şühebin
Li zî şikâkın ve lâ yebğıyne min hâkemi
Mâ hûribet katta illâ âde min harabin
A’del eâdî ileyhâ mülkıyes selemi
Raddet belâğatühâ da’vâ muârıdıhâ
Raddel ğayûri yedel cânî anil hurami
Le hâ meânin ke mevcil bahri fî mededin
Ve fevka cevherihî fil husni vel kıyemi
Fe lâ tüaddü ve lâ tuhsâ acâibühâ
Ve lâ tüsâmü alel iksâri bis seemi
Karrat, bihâ, aynü, kârîhâ, fe, kultü, lehû
Le kad zaferte bi hablillâhi fa’tesımi
İn tetlühâ hıyfeten min harri nâri lezâ
Etfâ’te harrâ lezâ min virdiheş şiyemi
Ke ennehel havzu tebyazzul vücûhü bihî
Minel usâtı ve kad câühû kel humemi
Ve kes sırâtı ve kel mîzâni ma’dileten
Fel kıstu min ğayrihâ Gin nâsilen yekumi
Lâ’ta’ceben li hasûdin râha yünkiruha
Tecâhülen ve hüve aynül hâzikıl fehimi
Kad tünkirul aynü dav’eş şemsinin ramedin
Ve yünkirul femü ta’mel mâi min sekami
Yâ hayra men yemmemel,âfûne ,sahâtehû
Sa’yen ve fevka mütûnil eynükir rusümi
Ve men hüvel âyetül kübrâli mu’tebirin
Ve men hüven nı’metül uzmâli muğtenimi
Serayte min Haramin leylen ilâ Harâmin
Kemâ seral bedrü fî dâcin minez zulemi
Ve bette terkâ ilâ en nilte menzileten
Min kâbe kavseyni lem tüdrek ve lem terumi
Ve kaddemetke cemîul enbiyâi bihâ
Ver rusülü takdîme mahdûmin alâ hademi
Ve ente tahterikus seb’at tıbâka bihim
Fî mevkibin künte fîhi sâhıbel alemi
Hattâ izâ lem teda’şe’ven li müstebikin
Mined dünüvvi velâ li müstenimi
Hafadte külle makâmin bil izâfeti iz
Nûdite bir ref’i mislel müfredil alemi
Keymâ tefûzü bir vaslin eyyi müstetirin
Anil uyûni ve sirrin eyye müktetemi
Fehurte külle fihârin ğayra müşterakin
Ve cüzte külle mekâmin ğayra mzüdehami
Ve celle mikdârumâ vullite min rutebin
Ve azze idrâkü mâûlite min niami
Büşrâlenâ ma’şeral İslâmi inne lenâ
Minel ınâyeti ruknen ğayra münhedimi
Lemmâ deallahü dâıynâ li tâatihi
Bi ekramir rusüli künnâ ekramel ümemi
Râat Kulûbel ıdâ enbâü bi’setihî
Ke neb’etin eclefet ğuflen minel ğanemi
Mâ zâle yelkâhüm fî külli mu’terakin
Hattâ hakev bil kanâ lahmen alâ vedami
Veddül firâra fe kâdû yağbitûıne bihî
Eşlâe şâlet meal ıkbâni ver ruhami
Temdıl leyâlî ve lâ yedrûne ıddetehâ
Mâlem tekün min leyâlil eşhuril hurumi
Ke ennemed dînü dayfün halle sâhate hüm
Bi külli karmin ilâ rahmil îdâ karimi
Yecürru bahra hamîsin fevka sâhibatin
Termî bi mevcin minel ebtâli mültetımi
Min külli müntedi bin lillâhi muhtesibin
Yestû bi müste’silin lil küfri mustalimi
Hattâ ğadet milletül İslâmi ve hiye bihim
Min ba’di gurbetihâ mevsûleter rahimi
Mekfûleten ebeden minhüm bi hayri ebin
Ve ba’lin fe lem teytem ve lem teimi
Hümül cibâlü fe sel anhüm müsâdimehüm
Mâzâ raev minhüm fî külli müstademi
Ve sel Huneynen ve sel Bedran ve sel Uhuden
Fusûle hatfin lehüm edhâ minel vehami
El musdıril biydı humran ba’de mâ veradet
Minel ıdâ külle müsveddin minel lememi
Vel kâtibîne bi sümril hattı mâ terâket
Aklâmühüm harfe cismin ğayra mün’acimi
Şâkis silâhı lehüm sîmâ tümeyyizühüm
Vel verdü yemtâzü bis sîmâ mines selemi
Tühdî ileyke riyâhun nasri neşrahüm
Fe tahsebüz zehra , fil ekmâmi külle kemî
Keennehüm fî zuhûril hayli nebtü ruben
Min şiddetil hazmi lâ min şiddetil huzumi
Târet kulûbül ıda min be’sihim ferkan
Femâ teferrake beynel behmi vel bühümi
Ve men tekün bi rasûlillâhi nûsratühû
İn telkahül üsdü fî âcâmihâ tecimi
Ve len terâ min veliyyin ğayra müntesırin
Bihî velâ min adüvvin ğayra münfesimin
Ehalle ümmetehû fî hırzi milletini
Kellysi halle meal eşbâli fî ecemi
Kem ceddelet kelimâtüllahi min cedelin
Fîhi ve kem hassamel burhânu min hasımi
Kefâke bil ılmi fil ümmiyyi mu’cizeten
Fil câhiliyyeti vet te’dîbi fil yütümi
Hademtühû bi medîhin estekıylü bihî
Zünûbe umrin medâ fiş şı’ri vel hıdemi
İz kalledâniye mâ tuhşâ avâkıbühû
Ke ennenî bihimâ hedyün minen neami
Ata’tü ğayyes sıbâ fil hâletyni ve mâ
Hassaltü illâ alel âsâmi ven nedemi
Fe yâ hasârate nefsin fî ticaretihâ
Lem teşterid dîne bid dünyâ velem tesümi
Ve men yebı’âcilen minhü bi âcilihî
Yebin lehül gabnü fî bey’ın ve fî selemi
İn âti zenben fe mâ ahdî bi müntekazın
Minen nebiyyi ve lâ hablî bi mün sarimi
Fe inne lî zimmeten minhü bi tesmiyeti
Muhammeden ve hüve evfel halkı biz zimeni
İn lem yekün fî meâdi âhızen bi yedî
Fadlen ve illâ fe kul yâ zelletel kademi
Hâşâhü en yuhrimer râcî me mekârimehû
Ev yercial câru minhü gayra muhterâmi
Ve münzü el zemtü efkâri medâyıhahû
Vecedtühü lî halâsî hayra mültezimi
Ve len yefûtel gınâ minhü yeden teribet
İnnel hayâ yünbitül ezhâre fil ekemi
Ve lem ürid zehrated dünyelletik telafet
Yedâ züheyrin bi mâ esnâ alâ herimi
Yâ ekramel halkı mâ li men elûzü bihî
Sıvâke ınde hulûlil hâdisil amemi
Velen yedika Rasülellâhi cahüke bi
İzil Kerîmü tecellâ bismi müntekımi
Fe in min cûdiked dünya ve Darratehâ
Ve min ulûmike ılmül levhı vel kalemi
Yâ nefsü lâ teknati min zelletin azumet
İnnle kebâire fi ğufrani kel lememi
Lealle rahmete Rabbi hıyne yaksimühâ
Te’ti alâ hasebil ısyâni fil kısemi
Yâ Rabbi vec’al recâi ğayra mün’akisin
Ledeyke vec’al hısâbî ğayra münhazimi
Veltuf bi abdike fid dâreyni inne lehû
Sabran metâ ted’uhü ehvâlü yenhezimi
Ve’zenli subhi salâtin minke dâimetin
Alen Nebiyyi bi münhel in ve münsecimi
Vel âli sahbi sümmet tâbiîne lehüm
Ehlet tükâ ven nükâ vel hılmi vel kerami
Mâ rannehat azâbâtil bâni rıyhu sabâ
Ve etrabel îse hâdil bin neğami
Yâ Rabbi salli ve sellim dâimen Ebedâ
Alâ habîbike hayril halkı küllihimi
| | | | 0 yorum

İslam Kütüphanesi Seçmeler

Matematik Seçme Konuları

Aşağıdaki Yazılar İlginizi Çekebilir!!!