"Bed-ül Emali" kasidesi, altmış yedi beyitten meydana gelmiştir. Emâlî, lûgatte “imla’” kelimesinin cem’îsi'dir (çoğulu) ve yazmak mânâsındadır. "Kitaba bakmaksızın kalpten-gönülden yazmak" anlamına gelmektedir. Müellif merhum, (bazı yerlerde beyitlerine nisbeten, "Nazım" Hazretleri olarak geçer) Tevhid’le alakalı bu eserini, hicri altıncı asrın sonlarına doğru yazmıştır. Emali beyitlerinde, çeşitli itikadi konular bulunmaktadır. Emali beyitleri, mezhepler arasında vuku bulan ihtilaflara, Ehli Sünnet mezhebinin bir cevabı niteliğindedir. Ehli Sünnet mezhebinin inanç esaslarını bir arada toplayan bu manzumenin esası, Kelime-i Şehadetin özlü manasında toplanmıştır. Okuyucularımız, daha az detaylı iman esasları için, İmam Gazali'nin İhya' eserinde tasnif ettiği biçimde, "Kelime Şehadetin anlamı" yazısına müracaat edilebilir. (Bkz. Kelime Şehadetin Anlamı)
Kaside içinde; ilahiyat konuları, Allah'ın sıfatları ve fiileri, Allah'ın görülmesi meselesi, Kuran-ı Kerim, ahiret hayatı, peygamberlik (nübüvvet) konuları, Melekler, Mirac Hadisesi, Mucize, Keramet bahsi, Hilafet, İman ve küfür meseleleri, Tekvin sıfatı, Rızık meselesi, Deccal ve Nüzulü İsa (a.s), Büyük günah meselesi, İman-amel ilişkisi, Cennet, Cehennem, Mizan, Sırat, Şefaat ve Ecel konuları beyitler halinde ele alınmıştır.
Bed'ül Emali'de; imana-îtikâda dair meseleler; Ehl-i Sünnet mezhebine göre beyitler halinde sıralanıp, okuyucuyu yormayacak şekilde inci gibi dizilmiştir. Bu kasidenin çeşitli dillerde şerhleri vardır. Aliyyü’l-Kaarî’nin "Şerhu’l-Emâli" ve Muhammed b. Süleyman el-Halebî er-Rihavî'nin "Nuhbetü'l-Leâlî Şerh Bed’u’l-Emâlî" isimli şerhleri, Arapça olanlar arasında en meşhurlarındandır.
Bed'ül Emâli, eskiden medreselerde okunur, her din âlimi ve medrese talebesi bu kasideyi ezbere bilirdi. Yaklaşık dokuz asırdan beri, her devirde Müslümanlar tarafından okunup ezberlenmiş, şerh edilerek üzerine açıklamalar yazılmıştır. Tarih boyunca akaid ve kelam alanında çok istifade edilen bu eser, geniş kesimlerce halen itibar görmekte ve günümüzde belli çevrelerce okunup ezberlenmektedir.[KADİR PANCAR]
يَقُولُ الْعَبْدُ فِي بَدْءِ اْلأماَلِي * لِتَوْحِيدٍ بِنَظْمٍ كَالَّلألِي
Allah'ın kulu, (Emali Kasidesinin Müellifi) Tevhid için yazmış olduğu, inciler gibi dizilmiş manzum kitabı olan Emali'nin başında der ki:
İzah: Osman el-Uşi, bu kasideyi inanç esaslarını ve özellikle tevhidi açıklamak amacıyla şiir tarzında yazdığını, ve emali beyitlerinin bir inci gibi ahenkle sıralandığını ifade eder.
2.Beyit
له الخلق مولانا قديم * وموصوف بأوصاف الكمال
Mahlukatın ilâhı, kadim olan Mevlamızdır. (Mevlamız ezelidir) ve Kâmil Sıfatlarla vasıflanmıştır.
İzah: "O her şeyden öncedir; kendisinden sonraya hiçbir şeyin kalmayacağı son'dur; varlığı aşikardır; gerçek mahiyeti, insan için gizlidir. "O her şeyi bilir."(Hadid/3) "Yaratmaya başlayan, sonra onu tekrarlayan O'dur, ki bu, O'nun için pek kolaydır. Göklerde ve yerde (tecelli eden) en yüce sıfat O'nundur. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir."(Rum Suresi, 27)
3.Beyit
هو الحي المدبر كل امر * هو الحق المقدر ذوا لجلال
O Hayy'dır; her bir emri tedbir edicidir. Hakk'tır; her bir emri takdir edicidir ve Celal sıfatının sahibidir.
İzah: "Gökten yere kadar, olan bütün işleri Allah düzenler, sonra işler sizin hesabınıza göre bin yıl kadar tutan bir gün içinde O'na yükselir."(Secde Suresi, 5)
4.Beyit
مريد الخير والشر القبيح * و لكن ليس يرضى بالمحال
Hz Allah, hayrı ve kabih(çirkin) olan şerri murat edicidir . Lakin Hz Allah, muhale (kötü fiillere) razı değildir (kötülüğe rızası yoktur).
İzah: Mu'tezile'ye göre "اصلح على الله" vardır, yani Allah'a iyiyi yaratmak vacibtir. Kötüyü yaratmaz. Ehli sünnete göre ise iyiyi de kötüyü de her şeyi Allah (cc) yaratır. Ancak kulların iradesi mucibince yaratır. Kul birşeyi yapmak ister, Allah da o fiili onun için yaratır. Ama yine de kullarının iradelerini kötü tarafta tasarruf etmelerinden razı olmaz. Bu nedenle kullar yaptıkları fiilerin sorumluluğuna sahiptir. "Bu Allah’tan" derler; başlarına bir kötülük gelince de "Bu senin yüzünden" derler. “Küllün min indillah [Hepsi Allah’tandır] de, bunlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar.) (Nisa Suresi, 78)
5.Beyit
صفات الله ليست عين ذات * و لا غيرا سواه ذاانفصال
Allah'ın sıfatları, zatının aynı değildir ve zatından ayrı da değildir.
İzah: Sıfatlar, mevsufun aynı değildir. Mu'tezile'ye göre ise aynıdır, onlara göre Allah demekle; "Kadir", "Alim", "Celil" gibi sıfatları demek aynı manadır. Ehli sünnete göre sıfatullah, mahlukatta olduğu gibi mevsuflarından ayrılabilen değildir. Ezelden ebede kadar sıfatlar, Allah'ın zatıyla bakidirler. Nasıl ki güneşden gelen bir ışığa "güneşin aynıdır" demek yanlış olursa, Hz. Allah'ın sıfatları da böyledir. "Hiç gökleri ve yeri yaratan Allah'ın birliğinde şüphe edilir mi?"(İbrahim Suresi, 10)
6.Beyit
صفات الذات والافعال طُرّا * قديمات مصونات الزوال
O'nun zatının, efalinin ve sıfatlarının hepsi kadimdir, yok olmaktan korunmuştur (zail olmaya ihtimali yoktur).
İzah: Zatının sıfatları: "حىٌّ" gibi ihdas (yaratıcılık) manasını müştemil olmayan sıfatlardır. Ef'alinin sıfatları: "محى" (Hayat veren) gibi, "رزّاقٌ" gibi ihdas manasını müştemil olan sıfatlardır. Hasen-il Eş'ari hazretlerine göre ef'alinin sıfatları kadim değildir, hadistir, sonradan olan sıfatlardır. "O her şeyden öncedir; kendisinden sonraya hiçbir şeyin kalmayacağı son'dur; varlığı aşikardır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir.O her şeyi bilir."(Hadid/3) "Yeryüzünde bulunan her şey fânîdir, gelip geçici, yok olucudur. Ancak Yüce ve Cömert olan Rabb’ımızın varlığı bâkîdir, ebedidir, son bulmaz." (Rahmân Suresi, 26- 27)
7.Beyit
سمّى الله شيئا لا كالاشياء * و ذاتاً عن جهات الستّ خالٍ
Allah'a var olan manasında 'şey' diye tesmiye ederiz (isimlendiririz) ama "başka şeyler" gibi değil. Ve ciheti sitten (altı yön) münezzeh olan "zat" diye tesmiye ederiz.
İzah: Ayet-i kerime ile de sabittir ki Allah'a 'şey' kelimesini başka birşeye benzemez olarak isimlendiririz. Çünkü şey mevcud olana denir ve Allah-ü teala vacibül vücudtur. “De ki, hangi şey şahitlik bakımından daha büyüktür?” (En‘âm Suresi, 19) Hz. Allah'ın 'zat' olarak isimlendirilmesi de “O’nun zâtı dışında her şey yok olacaktır” (Kasas Suresi, 88) ayet ve hadis-i şerif “Allah’ın yarattıkları hakkında düşünün, O’nun zâtı hakkında düşünmeyin” (Beyhakī, s. 360; İbn Hacer el-Askalânî, XIII, 383) ile sabittir. Allah’ın zâtı O’nun nefsiyle kāim olan, isim ve sıfatlara hüviyet kazandıran varlığıdır. Kemâl sıfatlarının gerektirdiği bütün özelliklerle nitelenen Allah’ın zâtı her türlü kusur ve eksiklikten uzaktır. O tektir, hiçbir şeye benzemez, başlangıcı ve sonu yoktur (Mâtürîdî, s. 162-165; Gazzâlî, el-İktisâd fi’l-iʿtikād, s. 61-62; Fahreddin er-Râzî, el-Muhassal, s. 154-160). Hz. Allah'ın mekandan bağımsız olarak altı yönden hali olması, (bu yönlerin hepsinden münezzeh ve uzak olması), "Allah her yerdedir" diyen Mu'tezile ve Kaderiyye mezhebi ile "Allah arş-u aladadır." diyen Müşebbihe ve Keramiyye mezheplerine bir reddiye olarak söylenir. Halbuki Allah-u teala mekandan münezzehtir. "En güzel isimler Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin." (Araf Suresi, 180) ayetinden hareketle, Allah'ın güzel isimlerle zikredilmesi en doğru olandır.
8.Beyit
وليس الإسم غيراً للمسمّى * لدى اهل البصيرة خير آل
Ümmetin hayırlısı olan Ehl-i sünnete göre; isim, müsemmasının gayrı değildir.
İzah: Mesela Cenabı hakkın ismini zikreden müsemmasını yani zatını zikretmiş olur. Bu konuda çok farklı görüşler ortaya atılmıştır. Ehli sünnet ulemasının görüşü budur. "O halde beni anın, ben de sizi anayım. Bana şükredin de nankörlük etmeyin."(Bakara Suresi, 152)
9.Beyit
وما إن جوهرٌ ربّى و جسم * و لا كلٌّ و بعض ذو اشتمال
Rabbimiz, ne cevherdir ne de cisimdir. Ne küldür, ne de bir bütünün bir parçasıdır.
İzah: Hz. Allah, cevher değildir. Cevher, cüz-i lâyetecezzanın (ve atomun) ismidir. Bu ise mekânda. yer kaplar, ayrıca cismin bir parçasıdır. Allah böyle olmaktan münezzehtir. Bazı mezhepler ve filozoflar "Cevher" in artık bölünemeyecek son cüz ve sonsuzluk anlamına geldiğini ve Allah'ın da aslında bölünemeyen son cüz olduğunu iddia ederler ve yaratıcı için cevher ismini kullanırlar. İslâm dünyasında bölünmez cevher anlayışına dayalı atomculuk fikrini ilk defa ortaya atan, Mu‘tezile kelâmcısı Ebü’Hüzeyl el-Allâf olmuştur. Allah cisim de değildir. Çünkü cisim en az iki veya daha fazla şeyden mürekkep olandır. Haşa Hz. Allah her hangi bir şeyden (birleşmiş) mürekkeptir diyemeyiz. Hz. Allah "küllü" كُلِّ de değildir. "Küllü" كُلِّ ise cüzlerin toplamıdır. Aynı sebepten Cenabı Hak, "iştimal sahibi bağz" da değildir. Yani bir küll'ün şamil olduğu, kapsadığı bir cüz değildir veya her hangi bir mekana, zamana şamil olan herhangi bir şey de değildir. Akla gelebilecek her türlü tahayyülden uzaktır. Akıl, bu hususta yorum yapmaktan acizdir. "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir." (Şura Suresi, 11)
10.Beyit
وفيِ الاَذهاَنِ حَق كَوْنُ جُزءٍ بِلاَ وصْفِ التََّجزِّ ي ياابن خاَلي
Ey dayı oğlu! Parçalanma vasfı olmayan "cüz-üllezi lâyetecezza'nın" varlığı zihinlerde sabittir, haktır.
İzah: Eskiden Arapça'da atom ve daha alt isimler olmadığı için parçalanmayan en küçük parça, birim için; "cüz-üllezi lâyetecezza" ifadesi söylenmiştir. En küçük parçalanmayan bir parçanın varlığı, zihnen ispatlıdır.
11.Beyit
وما القرأن مخلوقا تعالى * كلام الرب عن جنس المقال
Kur'an-ı Kerim, mahluk değildir (sonradan yaratılmış olmadı) Harf ve esvattan arınmış, ses, kelime ve harflere ihtiyaç duymayan Rabbin bir kelamıdır.
İzah: Kur'ân-ı Kerîm'in sonradan yaratılmış (mahlûk) olup olmadığı konusundan ilk defa sözedenler Mu'tezile olmuştur. Cenab-ı hakkın zatı ile kaim, kelamı nefsi olan Kur'an, mahluk değildir. "Allah, bir insanla ancak vahiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir de izniyle, ona dilediğini vahyeder" (Şûrâ Suresi, 51). Bizim okuduğumuz, seslerle ifade ettiğimiz mushaflara yazılı olanlar da Kur'an'dır ki bunlarla kastedilen, mahluk olan elle tutulan basılı mushaf veya kitaptır. Hz. Allah'ın kelamı zatı gibi kadimdir, sonradan yaratılmış değildir ve yaratılan hiç bir şeye benzemez, mahluk değildir. Seslerle, harflerle ifade edilemez. Mesela; Musa (a.s) Hz. Allah'ın sesini müşahede etmiştir ama nasıl bir ses olduğunu tarif edememiştir. Çünkü o mahluk değildir. Yaratılmış hiç bir şeyle onu ifade etmek mümkün değildir. "Kur'ân üzerinde münakaşalara girmeyin. Çünkü bu konuda münakaşa etmek küfürdür." (Ebu Davud, Sünnet, 5)
12.Beyit
و رب العرش فوق العرش لكن * بلا وصف التمكن واتصال
Arşın Rabbi, arşın fevkindedir, lakin mekandan ve zamandan münezzehtir.
İzah: Hz. Allah'ın bir mekanla mütemekkin olması (mekana sahip olması), "Muhalefün lil-Havadis" (sonradan yaratılmışlara benzememe) sıfatına uygun değildir. Selef alimleri, ayette tevil yapmayı uygun görmeyerek "istiva malum, keyfiyyeti meçhul" demişlerdir. "Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş üzerine istiva etti. O, geceyi durmadan onu kovalayan gündüze bürüyüp örter; Güneş, Ay ve yıldızlar emrine âmâdedir. İyi biliniz ki yaratma ve emir onundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir." (A'raf Suresi, 54) Ayette geçen "İstiva" keyfiyyetinden sual etmek caiz değildir. Halef ulemasına göre ise "istiva'dan maksat "kastetmek, yönelmek,ve hakimiyeti altına almak gibi manalara tevil edilmiştir. "Sonra (Allah), buhar halinde olan göğü yaratmaya yöneldi de ona ve arza: "ikiniz de isteyerek veya istemeyerek gelin!' dedi. “İsteyerek geldik” dediler. (Fussilet Suresi, 11)
13.Beyit
وما التشبيه للرحمن وجهاً * فصن عن ذاك اصناف الأهال
Rahman olan Allah'ı, herhangi bir şeye benzetmek hoş değildir. Ehl-i İslam'ı (müslüman halkı), Hz. Allah'a teşbih yapmaktan koru.
İzah: Hz. Allah'ın zati sıfatlarından bir tanesi de "Muhalefün lil-Havadis"tir. Hz. Allah, yaratılan hiç bir şeye benzemez ve yaratılan her hangi bir şeyle tasavvur dahi edilemez. Eğer istemeden de olsa, aklımıza Hz. Allah'ın şekline dair düşünceler gelirse, biliriz ki Hz. Allah, bu düşündüğümüzden farklıdır. Zira her ne düşünürseniz düşünün, insan aklının havsalasını alan her şey, Allah'ın yaratmış olduğu bir nesnedir/şeydir. Müşebbihe gibi bazı sapık mezhepler, Kur'an'ı Kerim'de sıkça geçen ve Hz. Allah için kullanılan "ayn, vech, yed" gibi kelimeleri delil göstererek Allah'ı tarif etmeye kalkarlar. Bu tarif etme hali, Ehli sünnette asla caiz değildir. "O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. "Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir."(Şura Suresi, 11)
14.Beyit
ولا يمضى على الديّان وقت * وازمان و احوال بحال
Deyyan olan (Bütün insanları hesaba çekecek olan Allah) Hz. Allah üzerinden; muayyen bir vakit, muhtelif zamanlar, ve herhangi bir değişiklik (tebeddülat) geçmez.
İzah: İbarede “vakit”le murad olunan “muayyen bir zaman dilimidir. “Ezman” ile kastedilen de farklı zaman dilimleridir. ‘Ahval’den maksad değişiklik ve farklılaşmadır. Ehli sünnet akidesine göre “zaman” yaratılmış bir şeydir. Zamanın bir evveli ve ezeli durumu vardır. Her şey yoktan var olur değişir. Ama Hz. Allah kadimdir, ezeli ve ebedidir. Zamanın üzerinde etkisini gösterdiği hiç bir şey, Hz. Allah için söz konusu değildir. “Ezelde yalnız Allah vardı, onunla birlikte hiç bir şey yoktu.”(Buharî, Bed’u’l-halk,1)
15.Beyit
ومستغن الهى عن نساء * واولاد اناث او رجال
Hz Allah, zevceden kız ve erkek çocuk sahibi olmaktan müstağnidir.
İzah: Bu beyt; Hz. Meryem'in, (haşa) "Allah’ın zevcesi" ve Hz. İsa (a.s.) 'ın (haşa) "O'nun oğlu" olduğuna inanan, Hristiyanlara ve meleklerin de (haşa) "Allah’ın kızları" olduğunu iddia eden Mekke müşriklerine/kafirlerine bir reddiyedir. "De ki: Allah bir tektir, O hiçbir yere muhtaç değildir. Doğurmamış ve doğmamıştır. Hiçbir şey Ona denk değildir." (İhlâs Suresi, 1-4)
كذا عن كل ذى عون ونصر * تفرّد ذوالجلال و ذوالمعال
Yine böyle azamet ve yücelikler sahibi benim ilahım, her avn (karşılıksız yardım) ve nassar (ara sıra ve karşılıklı yardım) sıfatlarından müstağnidir. Celal ve Meâl sıfatının sahibi olan Hz. Allah, tek oldu.
İzah: Allahü Teala varlığında hiçbir şeye muhtaç değildir. "Şüphesiz ki Allah âlemlerden müstağnidir." (Âl-i İmrân Suresi, 97) Hiçbir yardım veya destek O’na gerekmez. Bütün her şey O’na muhtaçtır. O, bütün acizliklerden ve noksanlıklardan münezzehtir. "De ki: Allah bir tektir, O hiçbir yere muhtaç değildir. Doğurmamış ve doğmamıştır. Hiçbir şey Ona denk değildir." (İhlâs Suresi, 1-4)
17.Beyit
يميت الخلق قهرا ثم يحيى * فيجزيهم على وفق الخصال
Hz. Allah, kahır ve galebe cihetinden (eşi benzeri olmayan bir kudretle) mahlûkatı öldürür, sonra zamanı gelince tekrar ihya eder. (diriltir) Ardından onları amellerine muvaffak olmak üzere mükâfatlandırır veya cezalandırır. (amellerinin karşılığını verir)
İzah: “Ölü idiniz, sizleri diriltti; sonra öldürecek, sonra tekrar diriltecek ve sonunda O'na döneceksiniz. Öyleyken Allah’ı nasıl inkâr edersiniz?” (Bakara Suresi, 28)
18.Beyit
لاهْلِ الْخَيْرِ جَنَّاتٌ وَنُعْمَى * وَلِلْكُفَّارِ أَدْرَاكُ النَّكَال
Hayır ehli için ahirette cennetler ve nimetler vardır; küfür ehli için ise cehennemde derekeler (azap tabakaları) vardır.
İzah: "İyilik edenlere, en güzel mükâfat ve daha fazlası vardır. Yüzlerinde keder ve zilletten bir eser yoktur. İşte bunlar Cennette devamlı kalacaklardır." (Yunus Suresi, 26) ,"Cennetin neresine bakarsanız bakın, bol nimet ve büyük saltanat görürsünüz."(İnsan Suresi, 20) "Mümin olarak salih amel işleyeni, sıkıntısız güzel bir hayat içinde yaşatacağız. Bunları, yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandıracağız." (Nahl Suresi, 97) "İyi amellerinin mükâfatı olarak, insanları memnun edecek neler hazırlandığını hiç kimse bilemez."(Secde Suresi, 17), Cehhennem Azabı; "Kâfirleri, en şiddetli azapla cezalandıracağım." (Al-i İmran Suresi, 56],"Onların azapları hiç hafifletilmez." (Bakara Suresi, 86),"Âyetlerimizi inkâr edenleri ateşe sokarız; onların derileri yandıkça, daha fazla acı duymaları için derilerini değiştiririz. Allah güçlü ve hakîmdir!" (Nisa Suresi, 56)
19.Beyit
ولا يفنى الجحيم و لا الجنان * وما اهلوهما اهل انتقال
Cennet ve cehennem fani değildir. Cennet ve Cehenneme intikal ehli olurlar ve bunların halkı için de ölüm yoktur. (Oraya girenler için artık ölüm yoktur ve ebedî kalış vardır.)
İzah: Cehmiyye taifesi, Cennet ve Cehennem ehlinin gittikleri yerde, fani oldukları görüşüne sahiptirler. Halbuki herkes yaptığı ameline göre Cennet ve Cehennemde ebedi kalacaktır. "İman edip salih amel işleyenler, Firdevs Cennetlerinde sonsuz kalır, oradan hiç ayrılmazlar."(Kehf Suresi, 107-108),"Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti, kâfir olarak ölenlerin üzerinedir. Lânette temelli kalırlar, azapları da hafifletilmez ve geciktirilmez.", (Bakara Suresi, 161-162), "Orada devamlı kalırlar, azapları hafifletilmez, kurtuluş ümitleri de yoktur." (Zuhruf Suresi, 75)
20.Beyit
يَرَاهُ الْمُؤْمِنُونَ بِغَيْرِ كَيْفٍ وَإِدْرَاكٍ وَضَرْبٍ مِنْ مِثَالٍ
Mü’minler, cennette Allahü Teâlâ’yı keyfiyetsiz, idrakten münezzeh ve herhangi bir surete benzetmeden görürler. Allahü Teala'yı keyfiyet ve idraktan idraktan bir halde, heyet ve suretten bir neva, mukarin olmayarak, ru’yet ederler (görürler).
İzah: Ehli-Cennet için "Ru’yet" (Allahü Teala'nın görülmesi), mekan cihet ve suretten münezzeh olduğu halde, mahiyetini idrak edemediğimiz bir şekilde müminlere cennette ikram olunacak ve inkişaf edilecektir. Ru’yetüllah, ehli-cennet için haktır. Ayette geçen "يَرَاهُ" (yerahü) fiilindeki zamir, Allahü Teala'ya racidir. Kur’an-ı Kerimde; وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ "O yüzler Rablerine bakacaklardır." (Kıyame Suresi, 23) Hadisi Şerifte; إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ، كَمَا تَرَوْنَ الْقَمَرَ لَّيْلَةَ الْبَدْرِ yani "Ey ehli iman! Siz rabbinizi leyle-i bedirde kameri gördüğünüz gibi bilâ şek velâ şübhe (asla şek ve şüphe olmadan) görürsünüz" (el-Buhârî, Fadlu Salâti’l-Asr 15, Müslim Fadlu Salâteyi’s-Subhi ve’l-Asri 37) buyurulmuştur. Bu görme hali teşbihsiz ve keyfiyetsizdir.
21.Beyit
فَينْسَوْنَ النَعِيمِ اِذَا رَاَوْهُ فَيَا خُسْرَانَ اَهْلِ الْاِعْتِزَالِ
Cennette müminler, Allahü Teala'yı gördükleri zaman, cennetin nimetlerini unuturlar. Vah o Mu’tezilenin hüsranına ve mahrumiyetine. (Ey Ehli sünnet! bu meselede hüsranı Mu’tezile'den hazer ediniz (sakınınız)).
İzah: Beyit, Mu’tezilenin cennette ru’yetüllah ni’metinden mahrum olacaklarını işaret etmiştir, çünkü onlar rahmeti ilahi ile cennete dahil olsalar bile, ru’yetullah hususunu inkar ettikleri için ru’yetullah ni’metinden mahrumdurlar. "İhsanda bulunanlar için, güzellik ve bir ziyâdelik vardır ve onların yüzlerini ne karalık ve ne de bir alçaklık kaplamaz. İşte onlar cennet ehlidirler. Onlar orada ebedîyyen kalıcılardır." (Yunus Suresi, 26)
22.Beyit
وَماَ اِنْ فِعْلٌ اَصْلَحْ ذُو افْتِرَضِ عَلَي الْهَدِي الْمُقَدَّسِ ذِي التَّعَالِِي
İzah: Allahü Teala üzerine, kul için menfaat olacak her türlü nimet (zenginlik, güzellik, müslüman olması) vb. hiçbir nimeti vermesi/fiili yapması gerekli değildir, bu nimetleri vermek zorunda da değildir. Allah, dilediğini yapar, O hiçbir şeye zorlanamaz. Zira Ayeti Kerime' de; يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ "Fakat o dilediğini dalâlette bırakır ve dilediğini hidâyete erdirir"(Nahl Suresi, 93) وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى "Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplardı."(Enam Suresi, 35) وَلَوْ شِئْنَا لَآتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدَاهَا "Eğer biz dilemiş olsaydık, her nefse hidâyetini verirdik."(Secde Suresi, 13) buyrularak, Allahü Teala'nın dilediğini yaptığı ifade edilmiştir.
وَفَرْضٌ لاَزِمٌ تَصْدِيقٌ رُسْلٌ وَاِمْلاَكٍ كِرَامٍ باِالنَّوَالِي
Rasulü Azam Hazeratı (bütün peygamberleri) ve envai neval “ihsan” ile ikram olunmuş melaikeyi (melekleri) kiramı tasdik farzı lazımdır. Yani fazı ayndır.
وَ خَتَمُ الرَّسُلَ باِلصَّدْرِ الْمُعَلَّى * نَبِيّ هَاشِميّ ذِى جَمَالٍ
Rasüllerin sonuncusu Haşimî'dir. Cemil sıfatının sahibi olan Nebi, Sadr-ı Muallâ'dır.
İzah: Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) son peygamberdir. Ondan sonra peygamber gelmeyecektir. O, Nebi ve aynı zamanda rütbe, nur ve ruh itibariyle bütün peygamberlerden evveldir ve efdaldir. Hadis-i şerifte “اَوَّلُ مَا خَلَقَ اللهُ نُورِي اَوْ رُوحِي وَ كُنْتَ نَبِيًّا وَ آدَمَ بَيْنَ الْمَاءِ وَالطِّينِ “Allah, önce benim nurumu ve ruhumu yarattı. Adem (a.s), su ile çamur arasında iken, ben peygamberdim." buyrulmaktadır. "Muhammed, sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. Ama Allah'ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkiyle bilendir.." [Ahzab Suresi, 40]
25.Beyit
اِمَامُ الْأنْبِيَاءِ بِلاَ اخْتِلَافٍ وَ تَاجُ الأصِْفيَاءِ بِلَا اخْتِلَالِ
Fahri Alem Efendimiz (s.a.v), ihtilafsız (bila ihtilaf) Enbiya Izamın İmamı (bütün peygamberlerin önderi), şüphesiz (bila ihtilal) seçkin kulların (esfiyanın) da tacıdır.
İzah: Rasulullah efendimiz, mirac saadetlerinde bütün peygamberlere imam olmuş ve ulema ve şüheda gibi esfiyaya da önder olmuştur. "Resullerden kimisini kimisine üstün kıldık." [Bakara 253],"Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik." [Sebe Suresi, 28],"Sen içlerinde bulunduğun sürece, Allah onlara azap etmez."(Enfal/33) ve "Elbette sen, en büyük ahlak üzeresin." (Kalem Suresi, 4) buyrularak peygamber efendimizin yüceliği ve örnek karakteri övülmüştür.
26.Beyit
وَ بَاقٍ شَرْعُهُ فِى كُلِّ وَقْتٍ إلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَ ارْتِحَالِ
Hatemül Enbiya olan Nebiyyi Zişan efendimizin (s.a.v) şeriati, kıyamete kadar (tüm insanlar dünyadan ahirete irtihal ettiği güne kadar herbir vakitte) bakidir.
27.Beyit
وَ حَقٍّ اَمْرُ مِعْرَاجٍ وَ صِدْقٌ فَفِيهِ نَصُّ اَخْبَارٍ عَوَالٍ
Mirac emri (hadisesi), sadık ve haktır. Bu konuda (mirac hadisesinde), Âli (yüksek) ve aleni (açık) mertebede haberler vardır.
İzah: Peygamber Efendimizin (s.a.v) Mirac hadisinin vuku haktır,sadıktır. Mirac hadisesi, Kuran-ı Kerim Nassı kat-i ile sabittir. سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ "Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) s.a.v kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir." (İsra Suresi, 1) Bu kısım haberi mütevatir ile sabittir. Münkiri kafirdir. Mirac hadisesinin, Mescidi Aksa'dan semavata kadar olan bölümü haberi meşhur ile sabittir. (Buhârî, “Ṣalât”, 1, “Tevḥîd”, 37, “Enbiyâʾ”, 5, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 7, “Menâḳıb”, 24, “Menâḳıbü’l-enṣâr”, 42; Müslim, “Îmân”, 259) İnkar eden mudıl “dalalet ehli, sapık” olur. "Sonra araları yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu." (Necm Suresi, 8-9)
28.Beyit
وَ إنَّ الأَنْبِياءَ لَفِى أَمَانٍ * عنِ الْعِصْيَانِ عَمْداً وَ انْعِزاَلِ
Muhakkak Peygamberler kasten isyandan, “günah işlemekten”, Peygamberlik makamından azl edilmekten korunmuşlardır, Onlar, emniyet içindedir.
29.Beyit
وَ مَا كَانَتْ نَبِيّا قََطْ أُنْثَى * وَ لاَ عَبْدٌ وَ شَخْصٌ ذُو افْتِعَالِ
Nebi, hiçbir zaman nisa (kadın), köle veya kötü fiil sahibi bir kimseden olmamıştır.
30.Beyit
وَ ذُو الْقَرْنَْينِ لَمْ يُعْرَفْ نَبِيّاً كَذَا لُقْماَنُ فَاحْذرْ عَنْ جِدَال
Zülkarneyn (a.s)'ın nübübüvveti, maruf olmadığı (bilinmedi) gibi Lokman (a.s)'ın nübüvveti de maruf değildir. Bu hususda sen mücedeleden (tartışmaktan) sakın.
İzah: Zülkarneyn (a.s) ve Lokman (a.s) ın nübüvvetleri sabit değildir. Nübüvvetlerin adedi hususunda tartışma ve mücadeleden geri kalarak, bu ilmi "Allah bilir" demek en doğrusudur. "Gerçekten biz O Zülkarneyn'i yeryüzünde iktidar sahibi yaptık ve ona ulaşmak istediği her şeyi elde etmesinin bir yolunu verdik." (Kehf Suresi, 84), "Andolsun ki biz, Lokman'a "Allah'a şükret!" diye hikmet verdik. Kim şükrederse kendi iyiliğine eder. Kim de nankörlük ederse, şüphesiz ki Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, daima övülmeye layıktır." (Lokman Suresi, 12)
31.Beyit
وَ عِيسَى سَوْفَ يَأْتىِ ثُمَّ يُتْوِى * لِدَجَّالِ شَقيِّ ذِى خَبَالٍ
Yakında İsa (a.s.) gelecektir, kafir ve fasid deccali helak edecektir.
İzah: Ehli Sünnet itikadına göre, kıyamete yakın olarak gerçekleşmesi hak olacak bazı alametler vardır. İsa (a.s)ın nüzûlü ve Deccal’in gelmeleri de haktır. Hz. İsa (a.s) Deccal’i mağlup ederek onu öldürecek ve İslam'ı yeryüzünde yeniden canlandıracaktır. "Hani Allah, İsa'ya demişti ki: 'Ey İsa, doğrusu seni Ben vefat ettireceğim ve seni Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim." (Al-i İmran Suresi, 55), "Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük." demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. Hayır; Allah onu Kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir."Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahit olacaktır." (Nisa Suresi, 157-159) (Bkz. Deccal fitnesi ve Kehf Suresi)
32.Beyit
كََرَامَاتُ الْوَلِيِّ بِدَارِ دُنْيا لَهَا كَوْنٌ فَهُمْ اَهْلُ النَّوَالِ
Darı dünyada (Dünya aleminde) velilerin kerametlerinin olması, hak ve sabittir. Zira o Evliyaullah, ilahi lütuflara mazhar olmuş, ihsan sahibidir.
İzah: Dünyada evliyanın ellerinden zuhur eden harikulâde hallere "keramet" denir ve bunlar haktır. Keramet: امرٌ خارقٌ الْعادةِ مقرونٌ بالمعرفةِ والطاعةِ خالٍ عنْ النبوَّةِ به Nübüvet davasından hali olarak, ma’rifet ve ta’atı ilahiyeye makrun harikulâde işlerdir. Evliyaullahtan zuhur eder. Davayı Nübüvvete mukarın (olağanüstü işler peygamberlerden sadır olmuş) ise bunlar mucize olarak isimlendirilir. Mucize ancak Peygamberi Izamdan zuhur eder. Ekseri mu’tezile mensupları, "mucize ve kerameti" inkar etmiştir. "Zekeriyya ne zaman kızın (Meryem'in) bulunduğu mihraba girdiyse, O’nun yanında bir yiyecek buldu: “Meryem! bu sana nereden geliyor?” dedi. O da: “bu Allah tarafından, şüphe yoktur ki, Allah kimi dilerse ona sayısız rızık verir” derdi.”(Âli İmran Suresi, 37)"
وَلَمْ يَفْضِلْ وَلِيٌّ قَطْ دَهْرًا * نَبِيًّا اَوْ رَسُولاً فيِ انْتِحَالٍ
Veli, hiçbir zaman nebiden veya Rasülden üstün olmadı, onlardan daha faziletli veya onlara müsavi de olmadı.
İzah: Ehli Sünnet itikadına göre veliler, ümmeti oldukları paygamberlere tabidirler. Tabi olan tabi olunandan üstün veya ona eşit olamaz. Hz. Ömer (r.a), Peygamber Efendimizin (s.a.v)'in konuyla ilgili şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Allah'ın kulları içinde bir takım insanlar vardır ki; nebi, şehid değildir. Fakat kıyamet günü, Allah Teala'nın kendilerine bahşettiği lütuf ve makamlardan dolayı peygamberler de şehidler de kendilerine gıpta ederler" Sahabe: "Ya Resulullah, onların kimler olduğunu bize haber verir misin?" deyince Allah Resulü: "Onlar, aralarında herhangi bir mal alışverişi ve akrabalık bulunmadan Allah'ın muhabbeti için birbirlerini sevenlerdir. Allah'a yemin olsun ki, onların yüzleri nur gibi parlamakta ve kendileri de nurdan minberler üzerinde bulunmaktadırlar. İnsanlar korktukları zaman onlar korkmazlar. Yine, insanlar üzüldükleri zaman onlar asla mahzun olmazlar" (Ebu Davud/799) buyurdu.
34.Beyit
İzah. Hazreti Ebu Bekr'in (r.a) asıl adı Abdullah'tır. Künyesi Ebû Bekir’dir. Cahiliye dönemindeki Abdu’l-Kâbe olan ismi, iman ettikten sonra Peygamberimiz tarafından “Abdullah” olarak değiştirilmiştir. Efendimizin (s.a.v) ilk değiştirdiği isim, O'nun ismidir. Babası Ebû Kuhâfe Annesi Ümmü’l-Hayr Selma binti Sahr'dır. Allah Rasülü (s.a.v), Hz. Ebu Bekr'in (r.a.) fazileti hakkında "İnsanlardan dost tutmuş olsaydım, muhakkak ki Ebu Bekir'i dost tutardım." (Tirmizi, 14) buyurmuştur. Ayet-i Celile'de Sevr mağarasındaki olay anlatılırken şu şekilde bir hitap vardır. "Eğer siz ona (Peygamber'e) yardım etmezseniz, Allah ona yardım eder. Hani o kâfirler, onu Mekke'den çıkardıkları vakit sadece iki kişiden biri iken, ikisi de mağarada bulundukları sırada arkadaşına «Üzülme, çünkü Allah bizimledir.» diyordu. Allah onun kalbine sükûnet ve kuvvet indirmişti ve onu görmediğiniz bir orduyla desteklemişti. Kâfirlerin sözünü alçaltmıştı. Yüce olan Allah'ın kelimesidir. Ve Allah güçlüdür, hikmet sahibidir." (Tevbe Suresi, 40)
وللفارق رجحان وفضل على عثمان ذى النورين عال
Ömer-ul Faruk (r.a) icin, yüce (ali) ve zinnureyn (iki nur sahibi) Hz. Osman (r.a)'a kıyasla rüchan ve fazilet vardır.
İzah: Hz. Ömer (r.a), Künyesi Ebu Hafs ve Lakabı: Faruk'tur. İslamiyette iman ile küfür arasını hüküm ve husumette hak ile batıl arasını tefrik ettiği (ayırdığı) için bu lakap ile adlandırılmıştır. Babasının ismi: Hattap bin Nüfeyl Annesinin adı: Hatebe binti Hişam'dır. Müğira ibn Şubenin kölesi olan Ebu Lü'lü (firus) tarafından şehit edildi. Hz. Ömer, Şia'nın iddia ettiği gibi hilafette haksızlık etmemiştir ve hilafete Hz. Osman'dan daha faziletli ve ehil bir zat olmuştur.. Hz. Osman, peygamberimizin kızı Rukiye ile evlenmiş, sonra hanımı vefat edince peygamberimizin diğer kızı, Ümmü Gülsüm ile evlenmiştir. Bu nedenle peygamberimizin kızlarıyla sırasıyla evlendiği için, peygamberimiz tarafından "Zinnureyn" olarak isimlendirilmiştir."Allah, hakkı Ömer'in lisanına ve kalbine konmuştur." (Tirmizî, Menakıb 45; Heysemi Mecmeu’z-Zevaid, 9, 66)
وذوالنورين حقا كان خيرا من الكرار في صف القتال
İki nur sahibi olan Hz. Osman (r.a), savaşlarda cesaretli, harp saflarına atılmakta korkusuz olan Hz. Ali (r.a)'den daha hayırlı olmuştur.
37.Beyit:
وللكرار فضل بعد هذا علي الاغيار طرا لاتبا
Savaş meydanlarında, -aslanlar gibi- çarpışan Hz. Ali, (kerremellahü veche) için (Hz.Ebu Bekr, Hz. Ömer, Hz. Osman'dan sonra geriye kalan) diğer bütün sahabiler üzerine şeksiz ve şüphesiz üstünlük vardır. Sen artık bundan başka iddiaları önemseme.
وَلِلصِّدِّيقةِ الُّرجْحَانُ فَاعْلَمْ عَلَى الَّزَهْرَاء فِى بَعْضِ الْخِلَالِ
Sen bil ki Hz. Aişe-i Sıddıka, (RadiyAllahüanha) için bazı hallerde, Hz Fatıma-tüz Zehra (RadiyAllahüanha) üzerine rüchan (fazilet) vardır.
İzah: Hz Aişe-i sıddıka (r.a), Sıddıkı Azam (r.a) Hz.Ebu Bekr'in kerimeleri ve Efendimiz (s.a.v.) in zevce-i mütahherreleridir. Bu beyit, Hz. Aişe'ye iftira atan Şia zümresine bir reddiye niteliğindedir. Fatıma-tüz Zehra (r.a) validemiz, Fahri Kainat Efendimiz (s.a.v )in kerimeleri olup, Ali (r.a) hazretlerinin zevce-i tahireleridir. Bu rüchan bahsini de bir çok ahval var ise de musannıf hazretleri, ahirette Hz. Aişe (r.a) validemizin, Rasulullah (s.a.v.) efendimiz ile derace-i ulyada, Hazreti Fatma (r.a) validemizin de Hz. Ali (r.a) ile birlikte bulunacakları cihete işaret eder. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Aişe (r.a) ve Hz. Fatıma (r.a) validemizin de üstünlükleri hakkında bir çok Hadisi Şerif irad etmiştir. Ayet-i Celile'de Hz. Allah (c.c), Hz. Aişe (r.a) validemiz hakkında şu şekilde hitap etmiştir. "(Peygamber'in eşi hakkında) o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine kazandığı günah karşılığı ceza vardır; içlerinden elebaşılık yapana ise büyük azap vardır. Onu işittiğiniz zaman, erkek kadın müminlerin, kendiliklerinden hüsnü zanda bulunup da: 'Bu apaçık bir iftiradır' demeleri gerekmez miydi?" (Nur Suresi, 11-12)
39.Beyit
وَ لَمْ يَلْعَنْ يَزِيدًا بَعْدَ مَوْتٍ سِوَى الْمِكْثَارِ فِى الْاِغْرَاءِ غَالِ
Seleften hiç bir kimse, ölümünden sonra Yezid'e lanet eylemedi. Ancak haddi aşmakta (tecavüz etmekte) mübalağa edenler müstesna (aşırı gidenler lanet ettiler).
40.Beyit
و ايمان المقلد ذو اعتبار بانواع الدلائل كالنّصال
Keskin kılıç gibi (okun ucundaki demir parçası gibi etkili) kat-i deliller ile mukallidin imanı; muteberdir, bu iman geçerlidir.
İzah: Mukallit: قَوْلُ قوْلِ المُجْتَهدِ بِلاَ دليل Başkasının sözünü delilsiz kabul eden kişidir. Mukallit olan mü’minlerin imanı, muteberdir. Mesela: Bir kişi, "Annem ve babam iman etti, ben de onlar gibi bu dine inandım ve bu dinden başka hak din yok" derse bu iman mu’teberdir ve bu ikrar kabüldür. Üç Türlü iman mertebesi vardır. 1-İmanı taklit: Anne babadan görerek imandır. 2-İmanı İstidlali: Kişi; Farz, vacib, sünnet, haram gibi dinin emirlerini yasaklarının ne olduğunu bilir ve bu bilgisine göre amel eder ve bunları çevresine öğretir. 3-İmanı hakiki: Enbiyanın imanı gibi, iman sahibi olmaktır. Asla kalbine şek ve şüphe gelmeyen imandır.
41.Beyit
وما عذر لذى عقل بجهل بخلاق الاسافل و الاعال
En yüce ve en sefil şeyleri (Eâliyi-Esâfili veya yer gök alemlerini) yaratanı bilmemesi, akıl sahipleri için özür değildir.
İzah: Akıl baliğ olan bir kimse, bilgisizliği (cehli) sebebi ile marifeti ilahiden mahrum olsa huzuru Rabbül aleminde, özrü kabul olmaz. Özür kelimesinin, üç manası vardır; 1) "ben işlemedim" der. 2) "şu sebeble işledim" der. 3)"işlemedim fakat bundan sonra işlerim" der. Bu beyitte murat olunan mana, üçüncüsüdür. "Ben cahil idim bilmiyordum" demek, kişiyi mes’uliyetten kurtarmaz. Zira arz ve semanın ve sair mahlukun yaratılmasında, kudreti ilahi açıkca görülür. Buna aklen inanmak lazım gelir.
و ما ايمان شخص حال يأس بمقبول لفقد الامتثال
Sekeratı mevt zamanında, şeriatin emirlerine tam imtisal olmadığı için bu şahsın imanı kabul olmadı.
43.Beyit
وما افعال خير في حساب من الايمان مفروض الوصال
Yerine getirilmesi farz olan (visali mefruza) âmeli saliha, imandan mahsup (imanın hesabından) sayılmadı.
44.Beyit
ولا يُقضى بكفرٍ و ارتداد بعهر او بقتل و اختزال
Bir kimse; gayrimeşru kötü fiil, zina, nefsi katil (adam öldürmek) ile küfür ve mürted hüküm olunmaz.
İzah: Mahzuratı şer-ıyyeden (büyük günahlardan) olan zina, katil, sihir, faiz, hırsızlık, yalan yere şahitlik, namuslu kadına iftira, gasbı mal, yetim malı yemek,..vs gibi fiillerin işlenmesi ile küfr ve irtidad ile hüküm olunmaz. Bunları işleyen kişi kafir olmaz ve dinden çıkmaz. "Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Fakat bunun dışında kalan günahları dilediği kimse için bağışlar."(Nisa, Suresi, 48)
45.Beyit
وَ مَنْ يَنْوِ اِرْتِدَاداً بَعْدَ دَهْرٍ * يَصِر عَنْ دِينِ حَقٍّ ذِا انْسِلاَل
Bir kimse, bir zamanda mürtedliğe (dinden çıkmaya) niyet ederse, O kimse (o anda) hak olan dinden sıyrılıp çıkmış olur.
İzah: Mesela bir kimse, "bir sene sonra kafir olacağım" diye niyet etse o kişi hemen o anda kafir olur. Zira küfür kastının da küfür olduğu icma ile sabittir. Dehr: Umumi zaman manasınadır. İster bir sene veya bir gün olsun müsavidir.
46.Beyit
ولفظ الكفر من غير اعتقاد بطوع ردّ دين باغتفال
Kendi isteği (tav ve ihtiyarı) ile dile getirdiği manaya inanmaksızın küfür lafzını söylemek, "gaflet ve cehalet" ile dini red etmektir.
ولا يحكم بكفر حال سكر بما يهذى و يلغو بارتجال
Sarhoşluk halinde (sekr) iken irticalen (hazırlıksız olarak) boş sözü ve hezeyanı sebebi ile küfreden kişi, küfrü ile hüküm olunmaz.
İzah : Bir kişi; gerek hamr, “şarab” veya sarhoşluk veren herhangi bir şey ile sarhoş halinde, söylediği küfür kelimesi sebebi ile küfür ile hüküm olunmaz. Allah-u Teâlâ “Ey iman edenler, sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın” (Nisa Suresi, 43) buyurarak sarhoşluğun bir nevi akıl zayıflığı olduğunu ifade etmiştir.
وماالمعدوم مرئيّا و شيئاً لفقه لاح في يمن الهلا ل
Mübarek olan hilalin bereketinde anlaşıldığı için, madum görülmez ve mevcut (şey) değildir.
49.Beyit
و غيران المكون لا كشيئٍ مع التكوين خذه لاكتحال
Tekvin ile beraber mükevvenat ayrıdır. Aynı "şey"değildir. Sen bunu kühl (gözüne sürme) için al.
İzah: Mu’tezileye göre tekvin ve mükevvin şey-i vahidtir, yani tek bir şeydir. Mutezile'ye göre yaratılmış ve yaratma kavramları birdir. Onlara göre Cenabı Hakk'ın tekvin sıfatı olmayıp, mükevvin (kainat) Cenab-ı Hakk'ın kudreti ile halk olmuştur. Ehli sünnet'e göre, tekvin ile mükevvin aynı şey değildir. Tekvin sıfatı, Cenab-ı Hakk'ın bir sıfatı olup, yoktan var etmek demektir. Buradaki "kühül" de "göze sürülen sürme" manasında gözü aydınlatmak anlamında kullanılmıştır.
50.Beyit
و ان السحت رزق مثل حل و ان يكره مقالى كل قال
İzah: Rızık: Rezzakı Alemin hayat sahiplerine yaşamaları için bahşeylediği, onların da faydalandığı şeydir. Ehli Sünnete göre; helal veya haram olsun insana sevk edilen, insanın nimetlendiği her şey birer rızıktır. “Rızık iki çeşittir, biri helal biri de haramdır. Helal rızkı da haram rızkı da veren Allah’tır. Allah’tan başka yaratıcı olmadığı gibi, Allah’tan başka Rezzak da yoktur.” (Bakıllanî, el-İnsaf-şamile-1/15) Ancak kul, cüz-i iradesini ne yöne harcarsa, ona göre hesabı vardır. Haram olan rızık için hem hesaba çekilmek hem de dünyada ve ahirette azaba müstehak olmak vardır. Mutezile'ye göre "herkes kendi rızkını yaratmıştır." Mutezile, haramı rızık olarak kabul etmez.Ehli Sünnet âlimleri, haram yollarla da olsa insanın eline geçirdiği her şeyi Allah’ın verdiği rızık kavramı içinde mütalaa etmiştir. Hayatı boyunca haramla geçinen kimselerin Allah’tan başkası tarafından rızıklandırılması gibi bir sonuç muhaldir. Bu durum bütün canlıların rızkının Allah tarafından verildiğini ifade eden ilâhî beyanıyla çelişir. "Yeryüzünde kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’ın üzerine ait olmasın." (Hud Suresi, 6)
51.Beyit
سيبلى كل شخص بالسؤال و فى الاجداث عن توحيد ربّي
Kabirlerde, her bir şahıs, Rabbimin tevhidinden sual ile imtihan olur.
İzah: Cümle-i insan ölecek, kabre defin olunduktan sonra Tevhid-i ilahiden sual olunacaktır. Vuku-una (kabir sualinin olacağına) i'tikat etmek farzdır. Mutezile'ye göre kabir suali yoktur. Hadis-i Şerifte: "Ölüye kabirde; "Senin Rabbin kim?" diye sorulur. O da; "Rabbim Allah'tır, Peygamberim Muhammed (s.a.v.)'dir" diye cevap verir. (İbn Mace, Zühd, 32; Buhari, Tefsîr, Sûre, 14). İşte mü'minin böyle cevabı; "Allah iman edenleri sâbit bir söz ile dünya hayatında ve ahirette metanetli kılar ve zalimleri de saptırır. Allah dilediğini yapandır." (İbrahim Suresi, 27) meâlindeki âyetin ifadesidir.
52.Beyit
وللكفار و الفسساق يقضي عذاب القبر من سو ء الفعال
Kafirler ve fasıklar, kötü amellerinden dolayı kabir azabı ile hüküm olunur.
İzah: Birinci sura üflenene kadar, ehli küffar kabirlerinde azab olunur. Tevbe etmeden ölen bazı asi mü’minler de kabirde azab olunur. Ameli saliha sahibi müminler ise cennet nimetleri gibi kabirde lezzetlenmiş bir halde, cennet bahçeleri içinde olacaktır. Kur'an-ı Kerim'de kabir azabı hakkında şu şekilde bir hitap geçmektedir. "Onlar sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün; Firavun'un adamlarını azabın en ağırına sokun, denir." (Mü'min Suresi, 46) Hadisi Şerifte: اَلْقُبْر روْضَة مِنْ رِيَاضِ الْجنّةْ من حُفَرِ النِّراَن "Kabir, Cennet bahçelerinden bir bahçe, yâhut Cehennem çukurlarından bir çukurdur." (Tirmizi, Kıyamet, 26) buyrulmuştur."
دخول الناس في الجنات فضل * من الرحمان يا اهل الامال
Ey Ehli Emali! insanların cennete girmesi, Rahmeti İlahiyeden fazıl ve kerem ile olacaktır.
İzah: Ey Ehli Emali, demek bu kasideyi okuyup dinleyen kişiler demektir. Mü’minlerin cennete girmeleri, mücerret ameli salihleri ) ile olmayıp (dünyada kişilerin işledikleri amellerinin bizatihi karşılığı olmayıp, mahza Cenab-ı Hakk'ın fazlı keremi Rahmeti ilahisi ile olacaktır. Zira Rasülullah Efendimiz (s.a.v), يَدْخُلَ اَحَدُكُمْ الجَنّةَ بِعَمَلِيلَنْ “Hiç biriniz ameli salih ile cennete dahil olmazsınız” buyurmuştur. Ashabı Kiram:ياَ رَسُولَ اللهوَلاَاَنْتَ “Siz de mi ya RasülAllah” diye sorduklarında وَلاَ اَناَ اِلاّ يَتَغَمَّدَنِيَ اللهُ بِرحْمتهِ “Ben dahi ameli saliha ile cennete dahil olamam, ancak Allahü Teâlanın rahmeti ilahisi ile dahil olurum” (Buharî, Rikak, 18; Müslim, Münafikîn, 71-73) buyurmuşlardır. Bu beyit, Mutezile'nin "herkes, amelleri nisbetinde cennete girecektir, bu bir haktır ve Allah üzerine vaciptir" şeklindeki görüşlerine bir reddiye niteliğindedir.
حساب الناس بعد البعث حق فكونوا بالتحرز عن وبال
Kıyamet günü insanlar baa’s olunduktan (tekrar dirildikten) sonra, hesaba çekilmeleri haktır. Böyle olunca vebalden, her türlü günahtan kaçının.
İzah: Ehli Sünnet bu i’tikat üzerinedir. İnsanların öldükten sonra dirilmeleri ve dünyada yaptıkları her türlü fiilerden hesaba çekilmeleri, Kur'an-ı Kerim delili kat-ı ile sabittir.ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ تُبْعَثُونَ "Sonra da siz, şüphesiz, kıyamet gününde tekrar diriltileceksiniz."(Mü’minûn Suresi, 16)
55.Beyit
و يعطى الكتب بعضا نحو يمنى و بعضا نحو ظهر و الشمال
Amel derfterleri, bazısına sağ tarafından (cenabından), bazısına arka ve sol tarafından (cenabından) verilir.
İzah: İnsanlar baa’s olunduktan sonra (yeniden dirilişten sonra) herkes, hayır ve şer’i ihtiva eden, hayatında geçen hata ve ameli salihalarının zabt olunduğu, her türlü iş ve eylemlerin zerresine varıncaya kadar yazılı olduğu, amel defterleri olan kitapları; mü’minlere sağ taraflarından, kafirlere ise arka ve sol taraflarından verileceği haktır. Bu hadise, Kur'an-ı Kerim ayeti delili kat-ı ile sabittir. فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا "O vakit kitabı sağ eline verilen. Kolay bir hesapla hesaba çekilecek" (İnşikak Suresi, 7-8)
56.Beyit
و حق وزن اعمال و جرئ علي متن الصراط بلا اهتبال
Şübhesiz amellerin vezni (tartılması) ve sırat üzerinden geçmek (mürur) haktır. Bu gerçekliğin herhangi bir hakikat dışılığı, ihtilafı yoktur.
İzah: Kıyamette herkes haşr olunduktan sonra hayır ve şer amelleri vezin olunacağı ve bütün kulların cehennem üzerindeki sırattan geçmeleri haktır.وَنَضَعُ الْمَوَازِينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيَامَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَإِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنَا بِهَا وَكَفَى بِنَا حَاسِبِينَ "Biz kıyamet günü için doğru teraziler kurarız; hiç kimse bir haksızlığa uğratılmaz. Yapılan amel, bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirir (tartıya koyarız). Hesap görenler olarak da biz kâfiyiz."( Enbiyâ Suresi, 47) وَإِنْ مِنْكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِيًّ "İçinizden hiçbiri istisna edilmemek üzere, mutlaka herkes cehenneme uğrayacaktır. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür." (Meryem Suresi, 71)
57.Beyit
و مررجوّ شفاعة اهل خير لاصحاب الكبائر كالجبال
Dağlar gibi günahı olan kebâir ehline (büyük günah işlemiş kimseye), ehli hayrın şefaati ümit olunur.
İzah: Enbiya, evliya, ulema, şüheda ve suleha gibi Allah tarafından izin verilen kimseler, kıyamet günü hesap zamanında dağlar gibi günahı olanlara, Allah'ın izniyle şefaat edip müstehak oldukları azab ve ıkabdan kurtulmalarına vesile olacaklardır. Bu durum Ehli Sünnet'e göre haktır. يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلًا "O gün şefaat faide vermez, ancak Rahmânın izin verdiği ve sözüne razı olduğu kimseler müstesnâ" (Sad Suresi, 109) “Göklerde nice melek vardır ki, Allah, dilediği ve razı olduğu kimseler için izin vermedikçe onların şefaati hiçbir işe yaramaz.” (Necm Suresi, 26) “O’nun izni olmadan huzurunda şefaat edecek kimdir!”(Bakara Suresi, 255)
58.Beyit
Dualar için, açık bir tesir vardır. Ehli dalalet (sapıklık içinde olanlar) ise duada tesiri nefi eder, (kabul etmezler).
İzah: Duanın tesiri hakkında, Ehli sünnet ile Mutezile arasında ihtilaf vaki olmuştur. Ehli sünnet akidesinde müminin ölü ve diri hakkındaki duaları müessirdir. Duanın, kendisine dua edilen kimselere faydası vardır. Çünkü Ayeti kerimede: وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي وَلْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ "Şayet kullarım, sana benden sordularsa, gerçekten ben çok yakınımdır. Bana dua edince, duacının duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki, doğru yola gidebilsinler."(Bakara Suresi, 186) Mutezile'den bazıları: "Gerek ölü gerekse diri için duanın bir tesiri yoktur." demiştir ki bu söz ayete muhalif bir sözdür.
59.Beyit
ودنيانا حديث و الهيولى * عديم الكون فاسمع بإجتزال
Dünya, zahiri veya batıni bütün ecsami ile (içinde görünen ve görünmeyen herşeyi ile bütün cisimleriyle) hadistir, yani sonradan vücuda gelmiştir (yaratılmıştır). Heyyula (öz madde) yokluktan sonra var olmuştur. Sen bunu sevinçle dinle!.
İzah: "Heyyula": (Felsefecilerin eşyanın aslı dedikleri şey), madum ve mevcud değidir. Dünya ve içinde olan herşey, bütün kainat sonradan olmadır ve yaratılmıştır. Ezeli ve ebedi olan ancak Allah'tır. Allah, bütün kainatı yoktan var eden, yaratan yegane varlıktır. Eşi ve benzeri yoktur. Sen bu kelamı ferah kulağı, sururu kalb ile dinle. Kadim sıfatıyla muttasıf olan Hak sübhanehü ve Teala hazretleri varlığı ile beraber hiç bir şey mevcut değildi, bütün bunlar daha sonra yaratıldı. Kainatın küllisi kudreti ilahi ile mahluktur. اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ "De ki: "Allah, her şeyi yaratandır. O, birdir. Her şeye üstün ve kahredicidir."(Ra’d Suresi, 16). Bu beyit, Materyalist felsefeye ilk madde fikrine bir reddiye niteliğindedir.
60.Beyit
وللجنات و النيران كون عليها عليها مرّ احوال خوال
Cennet ve cehennem (vücud) vardır. (varlığı şimdiden vardır, hayal ürünü değildir.) Onların üzerinde bir takım hallerin değişmesi ve zamanın geçmesi (ahvali sininin ve mazinin süruru) sabittir.
61.Beyit
و ذو الايمان لا يبقي مقيما * بسو ء الذنب في دار اشتعال
İman sahibi kimse, büyük günahları sebebiyle (günahı kebairi sebebi ile) cehennem darında ebedi kalıcı değildir.
لقد البست للتوحيد نظما * بديع الشكل كالسحر الحلال
Ben tevhid akidesine (Ehli sünnet itikadı), insana sihir gibi tesir eden, şekli güzel nazım (şiir) elbisesi giydirdim.
İzah: Mutlak manada "sihir" haramdır. İşleyen ise büyük günahkardır. Nazım Hazretleri (Osman El Uşi), burada kelamın tesirini, sihire teşbih etmiştir. Rasülullah Efendimiz (s.a.v) اِنَّ مِن الْبَثاَنِ لَسِحْراً “Şüphesiz beyanın bir kısmı sihirdir.” (Sahih Buhari, Nikâh, 48) buyurmuştur. Buradaki beyitler de insanı düşündüren, imanını, tevhidini tesirli bir şekilde kendisine hatırlatan etkili sözlerdir.
63.Beyit
يسلي القلب كالبشرى بروح * و يحيى الروح كالماء الزلال
Tevhid akidesini giydirdiğim sihir gibi tesirli olan bu nazım; rahatlık müjdesi gibi kalbi teseli eder ve Tatlı bir su gibi (Ma-i zülal) ruhu ihya eder.
64.Beyit
فخوضوا فيه حفظا و اعتقادا * تنالوا جنس اصناف المنال
O halde Siz ,”Rahatlık ile kalbi müjdeleyen, ma-i zülal gibi ruhu dirilten” bu nazımın “şiirin” manasına inanın ve lafızlarını da ezberler olduğunuz halde içine dalıp alın ki Allah'ın ihsan nimetine nail olursunuz. Yani dünya ve ahirette Allahü Tealanın enva-ı çeşit nimetlerine nail olursunuz.
İzah: Doğru itikad, inanç için elzemdir. Ehli Sünnet itikadını, manzum olarak özetleyen bu kasideyi alıp ezberlemek ve manasını düşünerek inanmak da insanın ruhunu huzura erdirecek ve ihya edecektir. Kişinin batıl ve sapık yollardan uzak kalması için, doğru itikada sahip olmasının yolu, bu manzemedeki gibi itikadın inceliklerine dalıp en güzel şekilde o itikadı benimseyip almaktan geçer.
65.Beyit
و كونوا عون حذا العبد دهرا * بذكر الخير في حال ابتهال
Her zaman huzurullaha müteveccih olduğunuz iltica halinde, hayır duanız ile şu kulun yardımcısı olun. “Şu kulu hatırlayın.”
66.Beyit
Umulur ki “hayır duanız bereketi ile” Cenab-ı Hüda, şu kulunun günahlarını mağfiret eder ve (ahiret yurdunda) ukbada saâdeti ihsan eder.
67.Beyit
Günlerden bir gün, bir kimse benim için hayır dua ederse, ben de müddeti ömrümde kuvvetim yettiğince dua ederim.
***Allahü Teala, Peygamberimiz Hz Muhammed Mustafa (s.a.v)'in tebliğ ettiği, hususların tamamında istikamet üzere kalmayı ve ahirette O'nun liva-ül hamd sancağı altında beraber olmayı bizlere nasip etsin... (Amin) Ve Selamün alel mürselin. Vel hamdü lillahi Rabbil alemin...










