Net Fikir » makalem » Kabirlerde gösteriş ve israf
Kabirlerde gösteriş ve israf
Etiketler :
ahiret
gündem
kibir
makalem
Herhangi bir vesileyle köye geldiğimde, sıla-ı rahim ve ziyaretlerden sonra kesinlikle köy mezarlığına uğrayıp oradaki akrabalarımı ve köyden ölenleri de ziyaret ederim. Bu seferki köy mezarlığı ziyaretimde, mezarlığın dolmaya başladığını, mezarlığın yeni yerlerle genişletildiğini gördüm. Geçen seneye göre bu sene köyde ölümlerin daha fazla olduğunu müşahede ettim. Sırası gelen ebedi istirâhat kapısına gelmişti. Mezar yükseklikleri ve kapladığı hacimlerle, şatafatlı kabir taşlarının önceki yıllara göre belirgin şekilde artmaya başlaması da ayrıca dikkatimi çekti. Buna rağmen o kadar mezar arasında mezarlıkta küçük bir ağaç altında belli belirsiz uzanmış bir şekilde duran, tahminen beş-on yıllık bir zamana ait küçük taşlarla çevrili bir yığın da ayrıca dikkatimi çekti. Araştırıp öğrendiğimde köye uzaklardan gelen tarım işçilerinden birinin vefat eden çocuğuna aitmiş. Vefat edince oraya defn etmişler, başına küçük bir ağaç dikip gitmişler. Ne geleni var ne gideni... Öylesine yalnız, öylesine unutulmuş bir mezar... Mezar demeye bile şahit ister, gömülüp gidilmiş, sınırları bile yok. Bir ona baktım bir de köy halkının şatafatlı mezar taşları yarışında oluşuna baktım. İçimde acayip duygularla mezarlıkta öylece kalakaldım.
Neden sonra köyün mermer işleriyle meşgul ustamla hasbihalde bulunmak için bir vesileyle dükkanına uğradım. Ustam, o esnada süslü bir mezar taşı ile meşgul oluyordu. Arapça fontlarla bir yazı gelmiş, onu ince işçilikle mezar taşına işlemeye çalışıyordu. O esnada anlatmaya başladı. Mezar işinde mermercilerin çok güzel kazançlar elde etmeye başladığını ifade etti. İnsanların son zamanlarda çok şatafatlı mezarlar yaptırmaya başladığını söyledi. Sade mermer bir mezarın işçilik dahil 10-15 bin arasında yapılabilirken, gösterişli mezarların 350 bin-500 bin rakamlara kadar çıktığını söyledi. Evlerde bile kullanmaya kıyılamayacak kadar değerli mermer ve taşlardan mezarların yapıldığını anlattı. Sonra mezar taşları üzerine ayetler, çeşitli şiirler, özlü sözler, hikayeler yazıldığını anlattı. Mevtanın fotoğrafının sırmalı porselenlere işlenip, mezar taşın üzerine mükemmel bir işçilikle yapıştırıldığını anlattı. İşleme tezgahlarının modernleşmesiyle birlikte tam boy fotoğraflı mezar taşlarının granit mezar taşı üzerine yapılabildiğini anlattı. Son beş yılda bu tür mezar taşlarının köy halkında daha da arttığını söyledi. Halkın herkesten farklı olmak, orjinal olmak çabasıyla, türlü türlü mezar simgeleri, devasa kabirler, ihtişamlı mezar taşları yaptırmaya başladığını söyledi. O anlattıkça hayretler içinde dinledim. Öyle garibime gitti ki anlatamam. Eskiden beri bu tür gariplikler hep vardı ama son zamanlarda gösteriş ve şatafatın böylesine çok küçük kesimlerde bile artmaya başlaması acayip bir işti. Bin-iki bin nüfuslu küçücük yerleşim yerlerinde, insanların süslü mezar yaptırma yarışı, gerçekten tuhafıma gitti. İnsanların böyle gösterişli mezarlar yapması tabi ki mermercilerin işine geliyordu, onlar açısından ne kadar lüks o kadar fazla kazanç demekti. İnsanlar, ceplerine girecek paraya bakıyor artık. Nasıl kazanılırsa kazanılsın hiçbir önemi yok. Önemli olan elde edilen kazancın büyüklüğü. Böyle bir zaman dilimine denk gelmek ne acı bir şey. Böyle zamanlarda Allah, istikametimizi İslam yolunda daim kılsın.
Kabirler, insanın bu dünyadaki son durağı. Bunun bir ölçüsü, nizamı elbette olmalıdır. Arabistan Vahhabi zihniyeti gibi dümdüz sıra sıra kutu gibi bir kabir anlayışı nasıl bozuksa, kibir ve gösterişe varan ihtişamlı mezar anlayışı da bozuktur. Nasıl ki Vahhabi zihniyeti, zamanında Peygamber Efendimizin ﷺ sahabelerinin mezarlarının bulunduğu alanları tanınmayacak şekilde düzlemişse, günümüzde de kabirlerin anıtsal ölçüde yükseltilmesi, aşırı derecede süslenmesi ve ihtişamlı hâle getirilmesi gibi örnekler kabir anlayışındaki ölçünün kaybedilmesi durumudur. İslâm hukukunda kabirlerin düzenlenmesinde temel ölçü sadelik, ihtiyacın gözetilmesi ve israftan kaçınılmasıdır. Âlimlerin çoğunluğuna göre kabrin toprağının deve hörgücü gibi yerden yaklaşık bir karış kadar yükseltilmesi mendup; bundan daha fazla yükseltilmesi ise mekruhtur. (el-Cezîrî, el-Fıkh ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa, Kahire, t.y., I/535) İmam Şâfiî ise Peygamber Efendimizin ﷺ kabirlerin tesviye edilmesine dair hadislerine dayanarak kabirlerin yerle aynı seviyede olması gerektiğini savunmuştur. (Buhârî, Cenâiz, 69; Müslim, Cenâiz, 31-32; Ebû Dâvûd, 76; Nesâî, Cenâiz, 295, 339, 299; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I/111) Bununla birlikte kabrin tanınması ve çiğnenmekten korunması için hafifçe yükseltilmesi veya çevresinin belirgin hâle getirilmesi, Şâfiî âlimlerince de kabul edilmiştir. (Sünen-i Tirmizî Tercüme ve Şerhi, Osman Zeki Mollamehmetoğlu, Yunus Emre Yayınları, II/235) Bu nedenle mezarın çevresinin korunma ve tanınma amacıyla ölçülü biçimde taş veya duvarla çevrilmesi, İslam alimleri tarafından câiz olarak yorumlanmış; ancak bunun lüks, gösteriş ve israfa dönüşmesi uygun bulunmamıştır. Kabrin etrafını çevreleyen hafif bir yükselti, başında kim olduğunu belli eden bir yazı ve hafif bir yükseltili toprak yığını, üstü kapatılmayarak açık bırakılmış mezar şekli, sade bir kabir anlayışını ifade eder. İslam, her işte sadeliği ve ölçülü olmayı emrederken, gösteriş ve kibri de yasaklar. Kabirlerin süs amacıyla boyanması, kireçlenmesi ve üzerlerine gösterişli kubbe, mescid veya binalar yapılması, üzerlerinin kutu gibi kapatılması ise yasaklanmıştır. (Müslim, Cenâiz, 32; İbn Mâce, Cenâiz, 43; Nesâî, Cenâiz, 98; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI/299; el-Cezîrî, I/535-536; Tahtâvî, s. 504) Kabir taşlarına âyet, hadis ve benzeri metinlerin yazılması da kabir taşlarının zamanla yıpranıp kırılması ve yere düşebileceği endişesiyle uygun görülmemiştir. (İbn Mâce, Cenâiz, 43; Tirmizî, Cenâiz, 57; el-Cezîrî, I/535-536)
Peygamber Efendimizin ﷺ vefat eden oğlu İbrahim ve sahabelerden Osman b. Maz‘ûn’un kabirlerini tanıtmak için başlarına taş koyduğu rivayetinden hareketle, âlimler kabir taşlarına merhumun adı ve vefat tarihinin yazılabileceğini söylemişlerdir. (İbn Mâce, Cenâiz, 42; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 63; Tirmizî, Cenâiz, 57)
Günümüzdeki kabirler; maalesef gösteriş, kibir, ihtiyaç sınırlarını aşan tasarımlarla ve mezarı adeta bir prestij unsuru hâline getiren uygulamalarla kendini göstermektedir. Çok yüksek ve ihtişamlı mermer-granit mezarlar yaptırmak, özel olarak getirilen pahalı taşlar kullanmak, geniş ve süslü mezar yapıları veya kubbeler inşa etmek, mezarın çevresini gereğinden fazla büyütmek ve dekoratif unsurlarla donatmak, mezar taşlarında aşırı süslemeler, ince işçilikler, altın varaklı yazılar, gösterişli motifler ve uzun kitabelerle zenginleştirmek, heykel ve objelerle mezar yerlerini süslemek, mezarda yatanın makamını belli edecek mimari tasarımlarla süslemek gibi işlemler mezar yapımında israf uygulamaları kapsamında değerlendirilebilir. Bütün bu tür gösteriş ve kibre varan uygulamalar İslam dini açısından sakıncalıdır. Bu tür işler, başka din mensuplarına benzemek gibidir. İslam ümmetinin yoksulluklarla, acılarla boğuştuğu şu zaman dilimlerinde, süslü mezar yaptırma yarışı; üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken büyük israf uygulamalarındandır. İslam'da israf ise haramdır. Mezarın sadeliği ve korunması için gerekli olanın ötesinde büyük meblağlar harcanması, kişinin toplumsal konumunu veya maddî gücünü ölümünden sonra da sergileme arzusuna dönüşebilmesi açısından mahsurlu bir anlayıştır. İslâm’ın kabir anlayışı bakımından asıl olan ise bu tür gösterişlerden uzak durarak mezarı sade tutmak ve mezar işleri için harcanan imkânları ihtiyaç sahipleri gibi daha faydalı alanlara yönlendirmektir. Ölenin evi olan kabirlerin korunması ve tanınması için gerekli ölçülü düzenlemeler yapmak nasıl lazımsa; süs, gösteriş ve israf amacı taşıyan uygulamalardan kaçınmak da öyle gereklidir. Ölenin bu dünyadaki imtihanı bitmiştir. Geride kalan varislerin bunu idrak edip, varsa mevtanın borçlarını ödemeleri, ölenin hayrına daha yararlı işler yapmaları, adını yaşatacak hayır ve hasenatta bulunmaları süslü mezarlar yaptırmaktan daha elzem bir davranıştır. Şatafat ve gösteriş yarışında olmadan nezih bir inançla dünya hayatımızı sürdürmek ve böylece İslam inancıyla ölmek niyazımızdır. Aklımızı başımıza almak duasıyla, Allah yar ve yardımcımız olsun. (Amin)
Kadir PANCAR
14/08/2026
Rasulullah ﷺ "Ölüyü, (mezara kadar) üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, biri baki kalır: Ailesi ve malı geri döner, ameli kendisiyle kalır." (Buhari, Rikak 42, Müslim, Zühd 5, Tirmizi, Zühd 46)
Piyasa Bilgileri
$ USD .. ▲
€ EUR .. ▲
£ GBP .. ▲
🏆 ONS .. ▲
💰 GRAM .. ▲
Piyasa verileri; Frankfurter ve Binance API sistemleri üzerinden çekilmektedir. Döviz kurları referans niteliğinde olup gecikmeli olabilir. Altın fiyatları, ons bazlı dijital varlık üzerinden hesaplanmaktadır. Veriler bilgilendirme amaçlıdır, hatalı olabilir ve kesinlikle yatırım tavsiyesi içermez.
Matematik Seçme Konuları
Aşağıdaki Yazılar İlginizi Çekebilir!!!
Yükleniyor...
YZ PROBLEM ÇÖZÜMÜ
Yükleniyor...
Çözüm:
Yapay zeka modeli hata yapabilir. Soru ve cevabı kontrol ediniz.


0 yorum:
Fayda vermeyen ilimden Allah'a sığınırım. İlim; amel etmek ve başkalarıyla paylaşmak içindir. Niyetimiz samimiyetle insanlara yararlı olmaktır, akıbetimiz bu vesileyle güzel olsun. Dua eder, dualarınızı beklerim...
"Allah'ım; bana fayda sağlayacak ilimleri öğret ve ilmimi ziyadeleştir."
“Allahım! Sana teslim oldum, sana inandım, sana güvendim. Yüzümü, gönlümü sana çevirdim. İşlediğim tüm günahlarımı affeyle! Ey kalbleri çeviren Allahım! Kalbimi dînin üzere sâbit kıl. Beni Müslüman olarak vefât ettir ve beni sâlihler arasına kat!”
“Rabbim! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme! Bize tarafından bir rahmet bağışla.Öne geçiren de sen, geride bırakan da sensin. Muhakkak ki lütfu en bol olan Sen’sin. Senden başka ilâh yoktur."
Lâ ilâhe illallah Muhammedürrasulüllâh
KADİR PANCAR