Herkes Ölümü Tadacaktır

Etiketler :
 “Herkes ölümü tadacaktır; yaptıklarınızın karşılığı size eksiksiz olarak ancak kıyâmet gününde verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılır da cennete konursa artık kurtulmuştur. Dünya hayatı zaten aldatıcı şeylerden ibarettir.” (Al-i İmran Suresi, 185)

[Herkes Ölümü Tadacaktır] Herkes ölümü tadacaktır. Bu beyan çeşitli anlamlara işaret etmektedir:
1. Öncelikle peygamberliği kanıtlamaktadır, çünkü insanların asla yaşamayacaklarına ve bâkī olmayacaklarına akıl hükmetmemekte, ayrıca onların yok olacaklarına ve öleceklerine dair izler de bulunmamaktadır. {“Çünkü insanların bekasını reddeden, fâni olduklarını, yok olmalarını ve ölmelerini gerektiren bir şey aklen söz konusu değildir. Bazı varlıklarda ölümün var olması, diğer bütün varlıklar için de olmasını gerektirmez” (Semerkandî, Şerhu’t-Te’vîlât, vr. 139b).}. Bunun yanında herkesin öleceği ve ölüme boyun eğeceği bilgisi ile herkesin mutlaka öleceğini kabul etmek, insanların bunu bir yerden öğrendiklerini, gökten gelen vahyin haber vermesiyle bu kanaate kesin olarak vardıklarını gösterir. En doğrusunu bilen Allah’tır.
2. Her insanın yaşamaktan haz duyması ve hayatın kendisine sevdirilmesi ile ölümden hoşlanmayıp ve ondan nefret etmesi, bu âlemin kendiliğinden var olmadığını, başkası tarafından yaratıldığını gösterir. Çünkü hayattan haz duyup ölümden hoşlanmama ve nefret etme tabiatı her sağlıklı insanda vardır. Şayet bunlar tabiat tarafından var edilseydi insan haz duyduğu şeyi tercih edecek, hoşlanmadığı şeyi de reddedecekti. İşte bu gerçek ölümü ve hayatı başka birinin düzenlediğini ve yarattığını gösterir. Âyette de şöyle buyrulmaktadır: “Ölümü ve hayatı yaratan O’dur” {“Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu deneyerek göstermek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, güçlüdür, çok bağışlayıcıdır” (el-Mülk, 67/2).}. Bu âyet, tabiatçıların sözlerinin yanlış olduğunu göstermektedir. {Burada kastedilen tabiatçılardır. Onlar her şeyin aslının dört tabiat unsuruna dayandığını iddia ederler: Sıcaklık, soğukluk, yaşlık ve kuruluk. Onlar, âlemin bunlardan oluştuğuna inanırlar. Onlara göre felekler ve yıldızlar kadîm olduğu gibi bunlar da kadîmdir (Mâtürîdî, Kitâbu’t-tevhîd, 140; İsferâyînî, et-Tebsîr fî’d-dîn, 150; Şehristânî, el-Milel ve’nnihal, 359-363).}. Ayrıca her varlıkta birbirinden farklı ve zıt tabiatlar da vardır, aynı zamanda bunlar birbirinden uzaklaşma özelliklerine sahiptir. Bunların kendiliğinden bir araya gelmeleri mümkün değildir. Bu durum, onları bir araya getiren birinin var olduğunu gösterir.
Ayrıca âlem eğer kendi kendine oluşsaydı, herkes kendisi için en güzel ve en tatlı olan hâli seçer, kötüyü ve çirkinlikleri kendinden uzaklaştırırdı. Bu durum da onun kendisi değil, başka biri tarafından yaratıldığını gösterir.
3. Bir de âlemin kendisi tarafından var edildiği o başka varlık tek olup birden fazla olmadığı anlaşılmaktadır. Zira birden fazla olsaydı âlemin farklı tabiatlara ve değişik gayelere dayalı olarak var olması ihtimali bulunmazdı. Zira birinin birleştirdiğini öbürü dağıtır, birinin var ettiğini öbürü yok ederdi. Bunda da Rab’lığın ortadan kalkması söz konusudur. Âlemin belirttiğimiz bi yapı arzetmesi onu var eden varlığın birden çok değil tek olduğunu gösterir. O’nun yönetimi âlemi düzene sokmuş, emri de harfiyen gerçekleşmiştir. Dünyada sultanlar konusunda alışılagelen şey, birinin yaptığını diğerinin bozması, bunun var etmek istediğini öbürünün yok etmesi, bunun sürdürmek istediği şeyi öbürünün sona erdirmek istemesidir; bunda ise tutarsızlık ve zıtlık söz konusudur. Bu da âlemi var edenin çok değil tek olduğunu gösterir. Şunu da belirtmelidir ki çok kişinin kendi aralarında anlaşma yapmaları mümkün değildir, çünkü bu, aczi ve bilgisizliği gösterir; şu sebeple ki acizlik ile bilgisizlik onları anlaşmaya mecbur eder. Âciz ve câhil olanın rab ve ilâh olması söz konusu değildir. Başarıya ulaşmak ancak Allah’ın yardımıyla mümkündür.
4. Şunu da belirtmeliyiz ki kâinat, Allah’ın ilmine ve hikmetine işaret etmektedir. Çünkü âlemde şaşırtıcı bir hikmetin ve sanatkârane bir tecellinin görülmediği ve müşâhede edilmediği hiçbir şey yoktur; o kadar ki bunların mahiyetini ve ortaya çıkış keyfiyetini idrak etmekten filozoflar bile âciz kalmaktadır. Herkes kendisinde bulunan ilim ve hikmete rağmen yine de belirttiğimiz şeylerin içyüzünü anlamaktan aciz olduğunu anlamıştır. İşte âlemde her şeyin muhkem ve sağlam bir şekilde vücut bulması, onu yaratan sanatkârın hikmetine işaret etmektedir. Başarıya ulaşmak ancak Allah’ın yardımıyla mümkündür.
5. Tefsirini yapmakta olduğumuz âyetin baş tarafında yer alan “herkes ölümü tadacaktır” meâlindeki ilâhî beyan şuna da işaret etmektedir ki yaratıcı yaratıkları özellikle yok olmaları için yaratmamıştır. Evet, O, yaratıkları yok olmaları için değil, arzu edilen, umulan, korkulan ve sakınılan bazı sonuçlar için yaratmıştır. Dünyada herkesin fiili yok olma ve bozulma esası üzere bina edildiği takdirde hikmetin dışında kalmış olması anlaşılır bir durumdur. Hakîmlerin fiillerinden bir cüz olan hikmet -özellikle bozulup yok olmaya yönelikse hikmet olmaktan çıkar bu durumda her şeyin hikmet dışına çıkması, hikmet değil sefeh olması kaçınılmaz olur. Başarıya ulaştıran sadece Allah’tır. 
Beşer hakîmlerinin ölümü ortadan kaldırma teşebbüsüne girişmemeleri gerçeği, gönülleri, her canlının ölüme mahkûm olduğu hakikatini kabul ettirmiştir. Bununla birlikte insanın cevherinde ölümün gerekli olduğunu gösteren bir delil olmadığı gibi akıl da ölümsüzlüğün imkânsızlığını göstermez. Öyle anlaşılıyor ki bu konudaki bilgi, her türlü tedbir ve düzenlemeyi elinde bulunduran varlığın vahiy yoluyla insanlara bildirmesi sayesinde ortaya çıkmıştır. Bu da peygamberlerin varlığını benimsemeyi gerektirir.
Şunu da belirtmek gerekir ki yaşamayı çok sevmeleri ve ölmekten nefret etmelerine rağmen bütün düşünürler ölüm gerçeğine boyun eğmişlerdir. Şu halde yaşayan insanlar ve onlar gibi ölenler düşünürlerin ve yöneticilerin yönetimi altında bulunmamaktadır. Şimdi, her kalbin ölüme karşı mutmain olması, tedbir ve düzenlemenin tek varlığın yetkisinde bulunduğunu gösterir. Şayet böyle olmasaydı, onların birbirlerine engel olmaları ve gelen vahyin iptali de caiz olurdu. Bunda ise dini konularda şüphe içinde kalmak söz konusudur. Aynı zamanda herkes (nefis) kendisine boyun eğdiren şartlar altında yaşar ve bilir ki bu düzenlemeyi yapan, yaşamasını ve belli bir tabiatta var olmasını sağlamak için onu bu şekilde hazırlamıştır ve yine bilir ki bu düzenlemeyi yapan insanın hangi şekilde yaşayacağını ve faydasına olanları bilen bir varlıktır. Hikmetinin yüceliğini bilsin ve yönetimde ortaktan veya takdirinde yardım almaktan onu yüceltsin diye insanı bu şekilde yaratmıştır.
Sonra herkesin, başka bir şey için değil de ölmek için yaratılmış olması, ölümde söz konusu olan hikmetin gerçekleşmesi için meydana gelmesi ihtimaline işaret eder. Çünkü özellikle fâni olan her kişinin bir işi bu şekilde (boşuna) düzenlemesi düşünürler nezdinde hikmet anlamının dışında kalır ve bu, onun eksikliğine ve akıl zaafına işaret eder. Düşünürler nezdindeki hikmetin de bir parçası olan ve insanların sahip olduğu aklın da içinde yer aldığı bütün âlem, buna daha layıktır (yani boşuna yaratılması hikmetle bağdaşmaz). Şu halde bütün âlem, “İnsanların âlemlerin Rabb’inin huzuruna çıkacakları o büyük gün için”{“Onlar, o büyük günde -ki, işte o gün insanlar âlemlerin Rabb’inin huzuruna çıkacaklar- diriltileceklerini akıllarına getirmiyorlar mı?” (el-Mutaffifîn, 83/4-6).} ve “Herkesin yaptığının karşılığını bulacağı gün için”{el-Mümin, 40/17.} yaratılmıştır. İşte Herkes ölümü tadacaktır âyeti bunları ifade etmektedir.
"Yaptıklarınızın karşılığı size eksiksiz olarak ancak kıyâmet gününde verilecektir." Zikrettiğimiz üzere onlar bunun için yaratılmışlardır, yani âhirette ceza ve sevap için yaratıldılar.
"Kim cehennemden uzaklaştırılırsa, cehennemden uzak tutulur ve ondan kurtulursa ve cennete konulursa artık kurtulmuştur." Buradaki “fâze” (‮فَازَ‬) fiiline kurtuldu, mutluluğa erdi, öne geçti, kazandı gibi anlamlar verilmiştir. “Fevz” (‮فوز‬) kelimesi aslında kurtulmak demektir. Yani korktuğu ve sakındığı şeylerden kurtuldu, umduğu şeyleri de elde etti.
"Dünya hayatı aldatıcı şeylerden ibarettir." Dünya hayatı gerçekten aldatıcıdır. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Bilin ki dünya hayatı, bir oyun, bir eğlence, bir gösteriş, aranızda bir övünme, mal ve evlatta bir çokluk yarışından ibarettir.” {el-Hadîd, 57/20.}. Dünya hayatı oyundur, eğlencedir, aldatıcı şeylerden ibarettir. Fakat âhiret hayatı oyun değil, eğlence değil, aldatıcı değildir. Âyetteki “gurur” (‮الغرور‬) kelimesinin asıl anlamı, bir şeyin zâhirde güzelliklerle kaplanması ve dışardan her bakanın onu güzel görmesidir; ancak iç yüzüne bakınca onun öldürücü ve helâk edici olduğunu anlar. Böyle aldatıcı şeylerden yüce Allah’a sığınırız. Denilmiştir ki dünya hayatı, o kâfirler nazarında oyundur, eğlencedir, müminlere göre ise hikmettir.

Kaynakça: İmam Maturidi, Tevilat-ül Kur'an, Al-i İmran Suresi, 185.

0 yorum:

Fayda vermeyen ilimden Allah'a sığınırım. İlim; amel etmek ve başkalarıyla paylaşmak içindir. Niyetimiz samimiyetle insanlara yararlı olmaktır, akıbetimiz bu vesileyle güzel olsun. Dua eder, dualarınızı beklerim...

"Allah'ım; bana fayda sağlayacak ilimleri öğret ve ilmimi ziyadeleştir."

“Allahım! Sana teslim oldum, sana inandım, sana güvendim. Yüzümü, gönlümü sana çevirdim. İşlediğim tüm günahlarımı affeyle! Ey kalbleri çeviren Allahım! Kalbimi dînin üzere sâbit kıl. Beni Müslüman olarak vefât ettir ve beni sâlihler arasına kat!”

“Rabbim! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme! Bize tarafından bir rahmet bağışla.Öne geçiren de sen, geride bırakan da sensin. Muhakkak ki lütfu en bol olan Sen’sin. Senden başka ilâh yoktur."

Lâ ilâhe illallah Muhammedürrasulüllâh


KADİR PANCAR

İslam Kütüphanesi Seçmeler

Matematik Seçme Konuları

Aşağıdaki Yazılar İlginizi Çekebilir!!!