Sınav Sorularına ÖSYM sitesinden ulaşabilirsiniz.
Net Fikir » Tüm Yazılar
2019 AYT Matematik Çözümleri (PDF)
ÖSYM'nin 16/06/2019 Tarihinde gerçekleştirdiği AYT matematik sınavı, farklı tarzda ayırt edici sorular içermekle birlikte, 2018 yılı AYT sorularına göre nispeten daha kolay bir sınav olmuştur. Soru çözümleri uzun işlem gerektiren tarzda değildir. Düşündürücü ve yoruma dayalı sorulardan ziyade cevabı net olan bilginin tam olarak ölçüldüğü güzel bir sınav olmuştur.
2019 TYT Matematik Çözümleri (PDF)
ÖSYM'nin 15/06/2019 Tarihinde gerçekleştirdiği TYT matematik sınavı, farklı tarzda ayırt edici sorular içermekle birlikte, 2018 yılı TYT sorularına göre nispeten daha yoruma dayalı, klasik test sorusu tarzından uzak, yenilikçi sorulardan oluşmuştur. Fazla bilgi gerektirmeden çözülebilecek matematik soruları, denklem kurma ve problem çözme becerisi yüksek olan, yorumlama, okuduğunu anlama yeteneği iyi olan öğrencilerin zorlanmadan yapabileceği problem ölçekli bir sınav olmuştur. Geometri soruları da artık şeklin direkt olarak verilip üzerinde soruların sorulduğu anlayıştan uzaklaşmıştır. Bu tarza alışık olmayan öğrencilerin zorlanacağı bir sınav olduğunu söyleyebiliriz.
TYT Matematik sınavında bir soru hatalı olduğu için iptal edilmiştir.
TYT Matematik sınavında bir soru hatalı olduğu için iptal edilmiştir.
Sınav Sorularına ÖSYM sitesinden ulaşabilirsiniz.
Ömer Hayyam'a Google Jesti
Google ana sayfasındaki logo, 18 Mayıs 1048 doğduğu tahmin edilen matematikçi Ömer Hayyam’a özel olarak hazırlanmış bir doodle ile değiştirmiştir. Kullanıcılar bu logoya tıkladıklarında, Ömer Hayyam’ın yaşamı, eserleri ve başarıları hakkında bilgi veren web sayfalarına yönlendirilmektedir. Doodle’lar, dünya genelinde önemli tarihleri, kültürel etkinlikleri veya tarihi kişilikleri vurgulamak için tasarlanıyor. Bu özel logolar sayesinde internet kullanıcıları, ilgili kişi, olay veya gün hakkında daha ayrıntılı ve bilgilendirici içeriklere ulaşabiliyor.
Doodle ile birlikte Google tarafından yazılan tanıtım yazısında şu ibareler geçmektedir: "Matematikçi, astronom ve filozof olarak ün kazanmış olsa da, Omar Khayyam bugün en çok şiirleriyle tanınıyor olabilir. 1048 yılında Nişabur, günümüz İran’ında doğan Khayyam’ın, adı olan al-Khayyam’ın kelime anlamı olan “çadır yapan” olan bir çadır ustasının oğlu olduğu düşünülüyor. Çok yönlü bir zekâya sahip olan Khayyam, 25 yaşına gelmeden önce müzik, aritmetik ve cebir üzerine kitaplar yazdı. Selçuklu hanedanlığı döneminde, sultan Melikşah’ın himayesiyle İsfahan şehrine davet edilerek yeni bir gözlemevi kurdu. 18 yıl boyunca bir bilim insanı ekibine liderlik eden Khayyam, bir yıldız haritası oluşturdu ve güneş yılının uzunluğunu öyle hassas bir şekilde ölçtü ki, bu ölçüm sadece her 5.000 yılda bir gün kaybeder—bu, Gregoryen takviminden daha doğrudur; Gregoryen takvimi her 3.330 yılda bir gün kaybeder. Bu hesaplamaları kullanarak İran’ın modern takviminin öncülü olan Celali Takvimi’nin geliştirilmesine katkıda bulundu. Khayyam’ın pek çok görüş ve fikri, yüzyıllar sonra doğrulanabildi. 1070 yılında yazdığı Cebir Problemlerinin Gösterimi Üzerine İnceleme (Treatise on Demonstration of Problems of Algebra) günümüzde hâlâ önemli bir eser olarak kabul edilir. Bu eserde, binom açılımı kavramını tanıttı ve kübik ile ikinci dereceden denklemleri çözmek için konik kesitleri kullanarak cebir ve geometriyi birleştiren yöntemler sundu. Khayyam ayrıca, bir kübik denklemin birden fazla çözümü olabileceği fikrini ortaya attı. Matematiksel buluşları daha az bilinse de, Khayyam Rubáiyát adlı, yüzlerce kısa dörtlükten oluşan şiir koleksiyonuyla ünlüdür. Bu eser, ilk olarak 1859’da Edward Fitzgerald tarafından Farsçadan İngilizceye çevrilmiştir. Bazı dörtlüklerin benzerleri başka Fars edebiyatında da bulunabilir, ancak çoğu Khayyam’a aittir. 971. doğum günün kutlu olsun, Omar Khayyam!" (18 May 2019)
Ömer Hayyam için 18 Mayıs 2012 tarihinde de Google yine bir açılış sayfası "doodle" yapmıştı. Aşağıdaki görsel o tarihli doodle aittir:
Ömer Hayyam (Doğum ve ölüm tarihleri tam olarak bilinmemektedir genellikle şu tarihler kayıtlıdır. 1044/1048-1123/1136), İranlı şair, matematikçi, astronom ve filozoftur. Hayatıyla ilgili gençlik yılları net bilinmemekle birlikte, mantık, felsefe, matematik ve astronomi alanlarında derin bir öğrenim gördüğü anlaşılmaktadır. “Çadırcı” anlamına gelen Hayyam takma adını atalarının çadırcılık yapmasından almıştır.
Ömer Hayyam, Selçuklu döneminde İran’da yaşamış, Horasan bölgesindeki Belh, Buhara, Merv gibi bilim merkezlerini ve Bağdat’ı ziyaret etmiştir. Sultan Melikşah ve Karahanlılardan Şemsülmülk tarafından yakın ilgi görmüş, saray ve meclislerde bulunmuştur. Hayyam, fıkıh, ilahiyat, kıraat, edebiyat, tarih, fizik ve astronomi dersleri vermiş; astronomi ve matematik çalışmaları yapmıştır. Melikşah döneminde güneş yılına dayalı Celali takviminin hazırlanmasında görev almıştır.
Kaynakça: TRT Haber, "Google'dan Ömer Hayyam'a özel doodle", 18/05/2019, https://www.trthaber.com/haber/bilim-teknoloji/googledan-omer-hayyama-ozel-doodle-415982.html
Önceki yıllarda İslam Dünaysının ünlü matematikçi ve astronomi alimlerinden El Biruni (04/09/2012), Nasiruddin Tusi (18/02/2013), Türk matematikçi Cahit Arf (11/01/2010), Mimar Sinan (15/04/2009) ile ünlü tıp alimi İbn Sina (07/08/2018) alakalı da "doodle" hazırlanmıştı. Aşağıda hazırlanan bu anasayfa görsellerini görebilirsiniz.
Muallimin vasıfları ve vazifeleri
Muallim ve Mürşid'in Vazifeleri
Malı elde etmek için insan dört hål üzere hareket etmek mecburiyetinde olduğu gibi ilmi elde etmek için de dört hâl üzere hareket etmek lazım geldiğini bil!
Mal sahibinin halleri şunlardır:1) Sahibi olduğu maldan istifade etmek. Çünkü malı elde etmek için vakit harcamıştır.2) Malı istemek ve toplamak. Bu itibarla zengin olur.3) Kendisi için harcama iştiyakı. Bu hâliyle menfaat sahibi olur.4) Başkasına vermek. Başkasına vermek suretiyle kişi cömert ve fazilet sahibi olur. Bu sonuncusu hâllerin en şereflisidir.
İşte ilim de aynen bu dört hâl üzere elde edilir. İlmi önce arayacaksın,
sonra elde edeceksin. Başkalarından sual sormamak için ilmini tahsil ile
zenginleştireceksin, bir de elde ettiğin ilim üzerinde düşünme zevkine varacaksın ve bütün bunlardan daha şerefli bir hal vardır ki; o da başkasına
öğretmek, bildiğini başkaları için faydalı hale getirmektir. Demek ki öğrenmek, öğrendiğiyle amel etmek ve bildiğini
başkalarına anlatmaya çalışmak, insanı gökler âleminde büyütür. Çünkü
böyle bir insan güneş gibidir. Nefsini aydınlattığı kadar başkalarını da
aydınlatır. Misk kokuludur, kendi kokusuyla başkalarını da müstefid
kılar..
Öğrendikleriyle amel etmeyen kimse ise, başkasına fayda veren, fakat kendisini, yazıdan fayda görmeyen bir deftere veya çakıyı bileterek
kesici bir hâle getiren, fakat kendisi kesmeyen bir biley taşına benzer.
Başkasının giymesi için elbiseyi diken, fakat kendisi çıplak kalan iğneye
ve nihayet yanarak başkalarına ışık veren fitilin hâline benzer. Nitekim
şâir, bunu ifade ederek şöyle söylemiştir: '0 bir fitile benzer. Fitil yanar ve
başkasını aydınlatır, fakat kendisi yanıp kül olur'.
Talebelik adabı ve hususiyetleri
1. Talebenin birinci vazifesi, kalbini çirkin ve rezil sıfatlardan temizlemektir; zira ilim, kalbin ibadeti, namazın
yaklaştıran bir sıfattır. Nasıl ki âzaların vazifesi olan namaz, ancak zâhirî necaset ve taharetten temiz olmakla sahih ve câiz oluyorsa; bâtının
ibadeti de kalbin ilimle tâmir edilmesinden, necis sıfatlar ve habis ahlâklarından uzaklaştırılmasından sonra caiz olabilir.
2. İlim ehli olacak kişi, dünyayla ilgili meşgaleyi azaltmalı ve ailesinden ve
vatanından uzaklaşabilmelidir. Çünkü dünya ile fazla meşguliyet, insanı
başka şeyleri yapmaktan alıkoyar. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Allah bir adamın göğsünde iki kalp yaratmamıştır. "(Ahzab Suresi/4) İnsanda iki kalp olmadığına göre, kalbini ya dünyaya veya ilim öğrenmeye hasredecektir. Bir kalbi iki hedefe yöneltmek mümkün değildir. Fikirler, başka başka sahalar üzerinde dağıldıkça hakikatlarin
anlaşılması da o nisbette zorlaşır. Bu hikmeti ifade etmek için şöyle söylemişlerdir. İlim, kişinin tüm benliği ile tamamını almadıkça birazını bile o kimseye vermez.
İlme tamamını versen bile, onun birazını alabilmen yine de şüphelidir. Bir çok meselelere yayılmış zihinler, aynen çeşitli arklara dağılmış
sulara benzer. Çeşitli arklara dağılmış suları toprak emer, emilmeyen sular da buhar olup uçar. Ekinlere faydası dokunacak olan bu sudan bir
damla bile kalmaz. Günümüzde dünya meşgalelerine boğulmuş talebelerin ne büyük felâketlere düçar olduklarını görüyoruz. Bu nedenle ilim tahsil eden talebelere tefekkür ve tedkik dışında başka şeylerle meşgul olmamaları gerekir.
Münazara ahlakı üzerine notlar
Münazaradan doğan kötü ahlâkın yol
açtığı sonuçlar
Başkasını mağlûp etmek, susturmak, fazilet ve şerefini göstermek için
halk arasında bağırarak konuşmak; halkın teveccühünden istifade etmek
için yapılan münazaralar, Allah'ın çirkin saydığı, buna mukabil böyle bir tartışma biçimi, Allah'ın düşmanı şeytanın güzel gördüğü bir münazara tarzıdır. Bu çeşit münazaralar; kibir, ucub, hased, münafese, nefsi temize çıkarmak, rütbe düşkünlüğü ve benzeri bâtın fuhşiyat gibidir.
İçki içmek ile diğer fuhşiyatları yapmak arasında muhayyer bırakılan
bir kişi, içkiyi daha ehven görüp onu içerse, bununla kalmayıp içki onu
diğer fuhşiyata nasıl zorlarsa; aynen bunun gibi başkasını susturmak, münazarada galip gelmek, rütbe aramak ve iftira etmek sevgisi de kime galip
gelirse; bu sevgi o kişiyi bütün pisliklerin içine sürükler, kötülükleri nefsinde toplamaya başlar. Yine bu sevgi bütün kötü ahlâkların bu kişide toplanmasına vesile olur.
Bu ahlâkların tamamının çirkin olduğunu izah eden deliller, ayet ve hadislerde zikredilmiştir. Bu yazıda, olumsuz münazaranın tahrik ettiği kötü ahlâkın sonuçlarından bir kısmını aktarmaya çalışalım.
1. Hased
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Hased, ateşin odunları yemesi gibi, sevapları yiyerek bitirir." (Ebu Davud) Münazara eden (tartışmacı), kendisini hasedden katiyyen kurtaramaz. Çünkü bir
tartışmacı, bazen galip gelir, bazen de mağlup olur. Onun için bazen onun
konuşması övülür, bazen de karşısındaki muarızın konuşması övülür. Öyleyse bu dünya ilminde kuvvetli ve görüşlerinin isabetli olduğu kabul edilen biri oldukça veya "Filân adam senden daha iyi görüyor ve senden daha isabetli kararla
veriyor" denilme ihtimali bir münazarada bulundukça, böyle bir kişinin hased duyacağı muhakkaktır. Münazaracı karşısındaki kendisine tafdil edilen adamı küçültmeye ve ona teveccüh eden, onu beğenmey başlayan kalpleri de kendisine çevirmeye yarayacak bütün faaliyetleri ustalıkla göstermeye
çalışır.
Hased, helâk edici bir ateştir. Hased ateşiyle yanan bir kişi, bu dünyada
büyük bir ızdırap içindedir. Ahiretteki azabı ise, dünyadakinden kat be kat
fazla olacaktır. İşte bunu anlatmak için ibn Abbas (r.a) şöyle buyurmuştur: "İlmi nerede bulursanız alınız. Fakihlerin birbirinin aleyhindeki tartışmacı sözlerine
kulak vermeyiniz. Çünkü onlar ağıldaki tekeler gibi dövüşmektedirler."
2. Kibir ve Tekebbür
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Kim büyüklenirse, Allah onu alçaltır; kim de tevazu gösterirse Allah, o kişiyi yükseltir." (Hatib) Yine Allah'ın Rasûlü (s.a.v) bir hadis-i
kudside Allahü Teala'nın zatını kastederek şöyle buyurmuştur: "Azamet benim izarım, kibriya ise benim abamdır. İşte bunun içindir
ki bu iki şeyde bana ortak olmaya yeltenenin belini kırarım!" (Ebu Davud, ibn Hibban) (Hadiste Allahü Teala hakkında geçen "izar" ve "abâ" kelimeleri zahirî anlamda düşünülmemelidir).
Tartışmacı, emsallerinden üstün görünmek hastalığından hiçbir zaman
kurtulamaz. Olduğundan çok daha üstün görünmek ister. Hatta bu büyüklük
budalaları, münakaşa meclislerinin herhangi bir yeri için bile kavga ederler.
Meclisin başında oturmak; baş koltuğun kendilerine ait olduğunu iddia etmek peşindedirler. Kendilerinden başkasına bu yerleri lâyık görmedikleri
için itişip kakışırlar, dar bir yoldan geçildiği zaman "ben önde giderim, sen
önde gidersin" diye itişir dururlar. Böyle tartışmacıların kurnazları ise: "Biz
böyle davranmakla ilmin izzetini koruyoruz; zira álimin, özellikle mü'min
bir alimin kendi nefsini zelil etmesi yasaklanmıştır." şeklinde tevilli konuşmalar
yaparak akılları sıra kendilerini müdafaa ederler. Bilmezler ki, Allah ve Rasalü tevazuu medhetmiş olmalarına karşı bu kişiler Allah'ın ve Rasûlü'nün medhettikleri tevazuu hasletini, zillet kabul eder duruma
düşmüşlerdir! Yine Allah ve Rasûlü'nün buğz ettiği bir hal olan (kibir) tekebbüre de kendi gömleklerini giydiriyor ve böylece Allah'a ve Rasûlüne zıd düşüyorlar.
Böylece tevazu gibi bu güzel kelimeleri tahrif ederek halkın dalalete sapmasına vesile oldular! Nitekim bnzer şekilde hikmet, ilim ve benzeri kelimeleri de davranışlarıyla tahrif etmişler ve halkın dalalete düşmelerine sebep olmuşlardır!
3. Hikd (Kin)
Tartışmacı kimse, kendisini kin tutmaktan kurtaramaz. Halbuki Allah Rasûlü (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: Kamil mümin kinci değildir. “Birbirinizle ilginizi kesmeyiniz, sırt dönmeyiniz, kin tutmayınız ve hased etmeyiniz. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olunuz. Bir Müslümanın, din kardeşini üç günden fazla terkedip küs durması helal değildir.” (Buhârî, Edep 57, 58, 62;Müslim, Birr, 23, 24, 28) Kin tutmayı, kötüleyen (zemmeden) o kadar çok hadis vardır ki, bu kötülüğün gizlenmesi mümkün
değildir. Bir münazara esnasında hasmını tasdik edercesine başını sallayarak ona kin tutmayan hiçbir tartışmacıya biz rastlamadık. Çünkü bir tartışmacı
diğer tartışmacının sözlerini dinlemiyor, bu sözleri iyi niyetle karşılamıyor. İste bundan dolayıdır ki bir tartışmacı, diğer tartışmacıya kin tutmaya mecbur oluyor. O kini nefsinde taşıdığı halde gizli tutması ancak nifakla mümkün olmaktadır. Fakat çoğu zaman beslenen kin, apaçık ortaya çıkıyor ve
bunu herkes müşahede ediyor. Tartışmacı bu durumda kendisini kin tutmaktan nasıl kurtarabilir? Bütün dinleyenlerin ona hak vermeleri imkânı yoktur. Ortaya koyduğu delilleri dinleyenler makbul saymak durumunda da
değildir... Onun için hasmı, sözünü biraz da olsun hafife alırsa, bu hareketi
affedemez, bundan dolayı duyduğu kini hayatının sonuna kadar kalbinden
söküp atamaz. İşte bu durum, felaketin tâ kendisidir.
4. Gıybet
Allahü Teala, gıybet etmeyi ölü eti yemeye benzetmiştir. "Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan çekinin, çünkü zannın bazısı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın, kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin! Sizden biriniz kardeşinin ölü halindeki etini yemek ister mi hiç? Demek tiksindiniz! O halde Allah'tan korkun, çünkü Allah, tevbeyi çok kabul edendir. Çok bağışlayıcıdır." (Hucurat Suresi-12) Halbuki
tartışmacı, ölü eti yemekten, kendini bir türlü kurtaramaz. Çünkü o her za-man hasmının konuşmasını naklederek aleyhinde yargıda bulunur. Kendisini bu
halden kurtarmak için ne kadar titiz davranırsa davransın, hasmının söylediği sözleri ne kadar doğru naklederse nakletsin, kendisini gıybet etmekten hiçbir zaman alıkoyamaz. Çünkü hasmının konuşmasının yanlış olduğunu söylemek
suretiyle gıybet yapmış olur. Bu konuşmasının hasmının acizliğini gösterdiğini ve kendisinden daha eksik olduğunu söyleyerek gıybet yapmış olur.
Yahut da daha kötüsü hasmının söylemediğini naklederek bir de yalancı durumuna düşer. Aynı zamanda söylemediğini söyledi diyerek iftira atmış olur, müfteri durumuna düşmüş olur. Kendi konuşmasına önem
vermeyip, hasmının kelâmına kulak verenin haysiyetine tecavüz etmekten
dilini bir türlü kurtaramaz. Münazaracı kimse, karşısında kendisi ile tartışan kişileri cehalet, hamakat ve dar anlayışlılıkla
itham eder!
5. Nefsi temize çıkarmak
Allahü Teâlâ bizi, nefsimizi temize çıkarmamaya davet etmektedir. "Nefislerinizi temize çıkarmayınız; Allah kendisinden korkanın kim olduğunu çok iyi bilendir.
(Necm/32) Hakim bir zata "Çirkin olan doğru nedir?" diye sorulduğunda, şöyle cevap vermiştir: "Kişinin nefsini övmesidir".
Tartışmacı kuvvetli olmakla, galip gelmekle ve fazilet bakımından emsâllerinden üstün olmakla kendini övmekten kurtaramaz. Münazara esnasında hiç olmazsa şu kadarcık bir söz söylemekten kendini alıkoyamaz. "Ben bütün bu işleri bilmeyenlerden değilim. Ben ilimlerde ileri gitmiş hir
kimseyim. Her ilmin usûlünü ve metodunu bilirim. Birçok hadis
hıfzetmişim'. İşte buna benzer cümlelerle kendisini metheder durur. Bazen
de konuşmasını itibara alsınlar diye, böyle cümleler sarfetmeye mecbur
kalır. Halbuki herkes bilir ki kendisini ahmakça övmek ve herhangi bir sebepten dolayı nefsini tezkiye etmek, şer'an ve aklen çirkin sayılmıştır.
6. Tecessüs
Allahü Teâlâ şöyle buyurur. "Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan çekinin, çünkü zannın bazısı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın, kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin! (Hucurat Suresi-12) Tartışmacı, emsålinin ayıplarını araştırır, hasmının kusurlarını
bulmak için durmadan çalışır. Hatta tartışmacıya 'Senin memleketine bịr
tartışmacı geldi' dendiği zaman, hemen adamlarından birini göndererek
gelen tartışmacının hususiyetlerini öğrenmeye çalışır. Gizli suçlarını
araştırır. Öyle ki, münazara yapmak üzere karşı karşıya geldikleri zaman
rakibini hususi hayatındaki ayıplarından dolayı mahcup vaziyete
düşürebilsin. Münazarada rakibini alt edebilmek için, bunları bir silâh
olarak kullanabilsin...
Tabidir ki, bu silâhlar rakibe karşı ihtiyaç zamanında kullanılır...
Hatta tartışmacı rakibinin suçlarını aramakta o kadar ileri gider ki, çocukluk zamanında yaptıklarını bile ortaya çıkarmaya çabalar... Bedenî kusurlarını dahi bulmaya çalışır. Belki çocukluğunda bir suç işlemiş olabilir veya
vücudunda bir kusur bulunabilir. Meselâ kel olması gibi... Sağır olması
gibi.. Bunları, münazarada mağlup olma tehlikesi ile karşılaştığı zaman,
rakibinin bu kusurlarına temas ederek onu mahcup etmeye çalışır. Şayet
münazara bahsinde muktedir bir kişi ise, bu sefer de rakibinin kusurlarını
ima yoluyla belirterek söyler. Şayet mağrur ve mağrur olduğundan ötürü de
ahmak biri ise, bütün bu kusurlarını rakibinin yüzüne karşı bağıra bağıra
söyler.
Tartışmacıların önde gelen şahsiyetlerine ait buna benzer hikâyeler çok
çok anlatılmaktadır.
7. Karşısındaki kimselerin kötü duruma düşmeleri sebebiyle sevinmek,
iyi durumlarına da yerinmek ve üzülmek
İslâmiyet'te kendisi için istemediği bir şeyi, başka din kardeşleri için de istememek ve kendisi için istediği şeyleri de, başka din kardeşleri için istemek ahlâkı vardır. Faziletlerini öne sürerek başkalarına karşı övünmek durumunda kalan kimseler, arkadaşının ayağının kaymasına sevinir. Çünkü ilim ve fazilette kendilerine denk gördükleri herkes bir nevi rakipleri olduğu için bilhassa onların birbirlerine karşı aldıkları tavır, tıpkı iki kuma kadının birbirlerine karşı aldıkları tavıra benzer. Nasıl ki bir kuma, öbürünü gördüğünde eli ayağı titremeye başlar ve katiyyen onu görmeye tahammül edemezse, tıpkı bunun gibi bir tartışmacı da öbür tartışmacıyı gördüğü zaman kuma kadın gibi beti benzi atar, titrer ve onu görmek istemez. Sanki karşısındaki hilekår bir şeytan veya kanını emmeye çalışan bir canavara benzer! O halde soruyoruz! Hani İslâmiyet'in istediği yakınlık ve ünsiyet? Hani
din âlimlerinin birbirlerine karşı gösterdikleri saygı ve sevgi? Hani her
hangi bir müşkilde din âlimlerinin birbirlerine yaptıkları yardımlar? Hani
kardeşlik, yardım ve muhabbet?
Hatta İmam Şâfiî şöyle buyuruyor: 'Fazilet ve akıl erbabı arasında ilim,
onları birbirine bağlayan bir zincirdir'.
O halde soruyoruz! Ilmi, düşmanlık vesilesi yapan kişiler, kendilerinin
İmam Şâfiî'nin takipçisi olduklarını nasıl söyleyebilirler? Acaba arkadaşını mağlup etmekle övünen bir cemiyette, kardeşlik, ünsiyet ve arkadaşlığın tesisi hiç mümkün müdür? Elbette hiçbir şekilde mümkün değildir!
İnsanların bozulmasına, mü'min ve muttaki kulların ahlâkından
çıkarıp, münafıkların ahlâkına iten şerrin, bu kadarı insana yeter de artar bile...
8. Nifak
Nifakın kötü olduğunu bildirmek için delil getirmeye ve kötülüğünü delillerle ispat etmeye ihtiyaç yoktur.
Tartışmacılar âdeta nifaka düşmeye mecburdurlar. Çünkü, çeşitli mekanlarda hasımlarla
ve hasımların dostlarıyla her an karşılaşmak mecburiyetinde kalırlar-
Lisanen ve görünüşte onlara sevgi göstermek ve muhabbetini izhar etmek zorundadırlar. Onların derece ve hallerini dikkate almak ve onların gönlünü kırmamaya hatta tersine o kimseleri kazanmaya çalışmak lâzımdır. Halbuki kendisiyle
konuşan, dil döken ve dinleyen kişiler, bu sözlerin hepsinin yalan olduğunu
bilirler. Bilirler ki bu insan bir hasım olduğuna göre nifak, iftira ve fisk-u
fücur yapmaktadır. Çünkü münâzaracılar ancak dilleriyle birbirlerine sevgi gösterisinde bulunurlar. Kalplerinde ise, birbirlerine karşı silinmez bir buğz taşımaktadırlar. Biz böyle bir nifaktan şânı yüce Allah'a sığınırız! Allah Rasûlü (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur: "İnsanlar ilmi öğrendikleri ve ameli terkettikleri, dil ile sevişip kalplerinde buğz taşıdıkları ve aralarında sıla-i rahmi kestikleri zaman, Allah onlara lânet edip kulaklarını sağır ve gözlerini kör eder!" (Taberáni, Selmân-ı Fårisi) Günümüzde gördüğümüz manzaralar, bu hadisin mânâsını
doğrulamaktadır.
9. Haktan yüz çevirmek ve nefret etmek
Tartışmacı düşmanlık hırsı taşır. Tartışmacının en nefret ettiği sey, doğru sözün, gerçeğin ve hakkın, hasmının ağzından çıkmasıdır. Her ne zaman hak, hasmının
ağzından çıkarsa, onu var kuvvetiyle reddetmeye ve hasmını bu haktan
caydırmaya çabalar. Demek ki düşmanlık ve hakkı reddetmek.
tartışmacının tabiî ve normal hâli olmaktadır. O ister hak olsun, isterse
bâtıl, ne dinlerse sanki onu reddetmekle mükelleftir. Hatta o kadar ki
Kur'an'dan getirilen delillere dahi itiraz etme isteği kabarır içinde. Şeriat
tåbirlerine bile karşı koyar. Kesin nasslardan birini diğer biriyle
nakzetmeye çalışır. Halbuki bâtılı müdafaa etmek, çok mahzurlu ve çok
tehlikelidir.
Allah'ın Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Hatasını anlayıp cedeli terkeden bir kimseye, Allah Teâlâ cennetin
ortasında bir köşk ihsan eder. Haklı olduğu halde cedeli terkeden bir
kimseye ise, cennetin en yükseğinde bir köşk ihsan eder. (Tirmizi, ibn Mace) Allahü Teâlâ, iftira eden ile gerçeği yalanlayan kimseyi bir tutmuştur: "Allah'a iftira ederek yalan uyduran veya O'nun ayetlerini yalan sayandan daha zâlim kim olabilir? Şüphe yok ki o zâlimler kurtuluşa
eremezler.
(En'am Suresi/21)
Artık o kimseden daha zâlim kim olabilir ki, Allah'a karşı yalan
söylemiş, doğruyu (Kur'an'ı Kerim'i) da kendisine geldiği zaman yalanlamıştır. Kâfirlerin yeri cehennem değil midir?
(Zümer Suresi/32)
10. Riya, (halka gösteriş yapmak ve halkın kalbini kendine çekme gayretine düşmek)
Riya, insanı en büyük günahlara iten korkunç hastalığın adıdır. Tartışmacının butün gayreti, yapmış olduğu münazara ile halkın gönlünü çelmek ve kendisine taraftar toplamaktır. Bu nedenle onlar, halkın
toslandığı fikirlerin savunucusu olmayı her zaman başarırlar.
İste saydığımız bu on hastalık, båtinî fuhşiyátın esaslarındandır. Tartışmacılarda bu on menfi hasletten başka daha nice kötü hasletler
vardır. Bu kötü hasletler, kendisini zabtetmeyen tartışmacıları sonunda vuruşmaya, yumruklaşmaya,
tırmıklamaya, elbise yırtmaya, sakal yolmaya, anaya ve babaya küfretmeye, hocalara küfretmeye ve açık açık birbirlerine iftira atmaya sürükler. Böylelerini insan saymadığımız için
burada sözkonusu etmedik!
Yukarıda saydığımız on menfi haslet, tartışmacıların büyüklerinin hemen hemen hepsinde en akıllılarında dahi vardır. Bütün bunlara rağmen
bir kısım tartışmacılar, bu kötü hasletlerden uzak kalabilirler. Fakat bư
iyiliği, ancak kendisinden çok aşağı veya yukarı; yahut memleket itibarıyla
kendisinden çok uzak, maişet konusunda da kendisiyle çatışmayan
kimselere gösterir. Kendisiyle aynı ayarda olan akranlarına bu iyiliği
göstermesi, tartışmacı için imkansızdır.
Bu on hasletin her birinden on tane başka rezalet doğar. Biz bunların hepsini teker teker sayarak konuyu uzatmak istemedik. Meselâ herbirinden şu rezaletler doğar: Kendini müdafaa etmek gayreti, öfke, tamah, buğz, rütbe ve mal isteme ihtirası, hasmına galip gelmekten dolayı düşülen gurur, nimeti inkar etmek, ifrata kaçmak, zenginlere ve sultanlara hürmetkår olmak, onlarla sıkı münasebetlere girişmek, onların haram yollardan elde ettiği şeylerden almak, atlarla, bineklerle ve mahzurlu elbiselerle süslenmek, kibir ve azametinden dolayı herkesi hakir görmek, mâlâyani hususlara dalmak, çok konuşmak, korkuyu kalpten çıkarmak, kalbindeki rahmet duygusunu söküp atmak, ifrat derecesinde gaflete düşüp bir namaz içinde ne kadar namaz kıldığını, neyi okuduğunu ve kime münacaatta bulunduğunu tefrik edememek, münazarasında kendisine yardım eden ilimler üzerinde bir ömür tükettiği halde kalbinde haşyet hissinin teşekkül etmemesi -ki böyle ilimlerin âhirette hiçbir faydası yoktur- ibareleri güzel okumak, kelimeleri kafiyeli sarfetmek, olması ender hådiseleri ve hikâyeleri ezberlemek gibi saymakla bitmeyecek kadar felâketler doğurur.
Tartışmacılar, ilmi derecelerine göre münazara ilminde başarı gösterirler.
Bu mesleģin çeşitli dereceleri vardır. Fakat din, ilim, akıl ve fazilet
bakımından en büyükleri dahi bu yukarıda saydığımız kötü huyların bir
kısmından kendi yakalarını kurtaramazlar. Ancak ellerinden geldiği kadar kötülüklerini örtmeye çalışmak ve bu kötülükleri nefsinden söküp atmak için
büyük bir gayretle mücadele etmek gayesini güderler. Bu rezaletlerin sadece tartışmaclara ait vasıflar olmadığı ayrıca bilinmelidir. Va'az ve nasihatte bulunanlarda da bu çirkin hasletler bulunabilir. Şayet halka hoş görünmek, vaaz ve nasihatten ötürü bir paye kazanmak, yapmış olduğu işten dünyalık sahibi olmak gayretine düşmüş ise, böyle bir vaizde
yukarıda açıklanan kötü hasletler bulunur.
Bu rezaletler, fetva ve mezhep ilmiyle uğraşanlarda da bulunur, Şayet bu
ilimle meşgul olmaktaki gaye kadılık makamını işgal etmek, evkaf dairesinde büyük memuriyetler almak, akranlarından daha fazla yöneticilerin gölgelerine girmek ise, böyle bir insanda da yukarıda saydığımız kötü ahlakların çoğu bulunabilir.
Kısaca ilmiyle Allah'ın rızasından başka şeyler bekleyen her insan da
bu kötü hasletler bulunur. Demek ki ilim, alimin yakasını bırakmaz. O ilim, alimi ebediyyen herşeyden mahrum ederek helak olmasına sebep olur veya ebedi hayatın saadetine garkeder. İşte bu sırrı anlatmak için Allah'ın Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurur: "İlminden menfaat görmeyen alim, kayamette, en şiddetli azaba maruz bırakılır. (Taberani, Beyhaki) Böyle kimselerin ilmi, kendilerine bir fayda vermediği gibi, üstelik çok
büyük zararlar verir. Keşke böyle bir kimse, başına büyük feláketler getirecek ilimden kurtulmuş olabilseydi. Fakat ne yazık ki, bundan kurtulması
mümkün değildir. İlim tehlikesi çok büyüktür. İlmi talep eden, ebedi mülkü
ve serveti talep ediyor demektir. Onun için bu talipler ya mülk ve servetten veya felaketten yakalarını kurtaramazlar. Alimin hali, tıpkı dünyada mülk isteyen
diger insanların haline benziyor... Eğer servet peşinde koşan, servete
ulaşmak imkanı bulamazsa kendini zilletten kurtaramaz. Belki zilletin de
ötesinde büyük girdaplara düşer.
Demek ki ilmiyle riyaset talep eden, gerçekte helak olmuş bir kimsedir. Fakat, her ne kadar ilmiyle amel etmeyen alimin kendisi helak olsa bile, böyle bir kimsenin delâletiyle başka insanların kurtuluşa erişmesi mümkün olabilir. Eğer o kişi
insanları dünyayı terke dâvet ediyorsa durum böyledir. Kendisi helak olup başkalarının kurtuluşlarına sebep olan âlim, görünüşte selef âlimlerine benzer. Fakat onlardan ayrı olan tarafı, içinde yanan rütbe ateşidir. O kimse (başkalarını hidayete sevkederken dahi) bir makam elde edebilmek için yanıp tutuşan bir alimdir. Böyle kişilerin misâli, mum misâline benzer. Mum, etrafını
aydınlatmak için yanar, kendisini mahveder. Eğer bu alim, insanları dünyaya
bağlanmaya götürüyorsa, o zaman hem kendini ve hem de başkalarını
yakan bir ateş gibi olur...
Âlimler üç sınıfa ayrılır:1. Hem kendilerini ve hem de başkalarını helak edenler. Bunlar açık bir şekilde dünya nimetlerini isterler ve onlara dalarlar.2. Hem kendilerini ve hem de başkalarını saadete erdiren âlimler. Bunlar bâtın ve zâhirde insanları Allah'a dâvet, ederler.3. Kendilerini helâk eden ve fakat başkalarının kurtuluşuna, vesile olan âlimler. Fakat bunlar, halkın kalbini kazanmak, halkın gözüne girmek, şan ve şöhret kazanabilmek için uğraşırlar. Bu nedenle ey Müslüman! Hangi zümreden olduğunu düşün ve bul! Kime düşmanlık yaptığını idrâk etmeye çalış! Allah'ın, kendisi için yapılan amelden başkasını kabul edeceğini hiçbir zaman aklına getirme...
Kaynakça:
İmam Gazali, İhya Ulumiddin, Kitabül İlim-IV, Çev. Ali Arslan, Cilt:1, Hikmet Neşriyat, İstanbul, 1992
Piyasa Bilgileri
$ USD .. ▲
€ EUR .. ▲
£ GBP .. ▲
🏆 ONS .. ▲
💰 GRAM .. ▲
Piyasa verileri; Binance API sistemi üzerinden canlı olarak çekilmektedir. Döviz kurları referans niteliğinde olup gecikmeli olabilir. Altın fiyatları, ons bazlı dijital varlık üzerinden hesaplanmaktadır. Veriler bilgilendirme amaçlıdır, hatalı olabilir ve kesinlikle yatırım tavsiyesi içermez.
Matematik Seçme Konuları
Aşağıdaki Yazılar İlginizi Çekebilir!!!
Yükleniyor...
YZ PROBLEM ÇÖZÜMÜ
Yükleniyor...
Çözüm:
Yapay zeka modeli hata yapabilir. Soru ve cevabı kontrol ediniz.



