
Net Fikir » Tüm Yazılar
Dedekind (1831 - 1916)

Guillaume François Antoine L'Hôspital
Asıl adı Guillaume François Antoine, Marquis de L'Hôspital (d. 1661 Paris – ö. 2 Şubat 1704 Paris) Fransız matematikçidir. En çok tanınmasına sebep olan çalışması kendi adıyla anılan bir rasyonel (kesirli) bir fonksiyonda pay ve paydanın limitlerinin değeri sıfır veya sonsuz olması durumunda uygulanan bir formüldür.
Asil bir aileden gelmesi sebebiyle ilk olarak bir süvari alayında yüzbaşı rütbesi ile görev yaptı. Ancak gözlerinin ileri derecede bozuk olması ve matematiğe olan yoğun ilgisi ve yeteneği sonucu askerliği bırakarak tamamen matematiğe yöneldi.L'Hopital Kuralı Matematiksel analizde, L'Hôspital kuralı, (okunuşu: Lopital) bir fonksiyonun limitini türevle almak için yapılan bir formüldür. Limitinin 0/0 olması durumunda pay ve paydanın türevinin alınması kuralına denir. Bu yönteme L'Hospital ismi; 17. yüzyıl Fransız matematikçi Guillaume de l'Hôpital'ın, 1696 yılında yayımladığı "l'Analyse des Infiniment Petits pour l'Intelligence des Lignes Courbes" adlı kitabında açıklaması sonucu verilmiştir. Ancak yöntemin aslında Johann Bernoulli tarafından bulunduğu kabul edilmektedir. Limitinin 0/0 veya ∞/∞ olması durumunda pay ve paydanın türevinin ayrı ayrı alınması kuralına denir. Belirsizlik durumu ortadan kalkıncaya kadar türev almaya devam edilmesiyle, limitteki belirsizlik durumunun kaldırılması işleminden ibaret önemli bir türev kuralıdır. (Ayrıntılı bilgi için Bkz. L-Hospital Kuralı)
Büyük deha Jean d'Alembert
Basamakların üzerinde karanlık bir şey gördü. Köpek veya yabani bir hayvan olabileceğini düşündü ve biraz da korktu. Biraz daha yaklaşınca karartının hareket etmediğini ve hayvan olmadığını anladı. Kafasından bazı düşünceler bir film şeridi gibi süratli bir biçimde geçti. Acaba bu ne olabilirdi? Merdivenlere doğru tırmandı ve karartıyı artık iyice seçebiliyordu. Örtünün bir ucunu kaldırdı. Bir de ne görsün, minicik bir yavrucak annesinin sütünü yeni emmiş gibi mışıl mışıl uyuyordu. Yüzünün açılmasıyla sabahın soğuğu ciğerlerine kadar girdi. Arka arkaya bu temiz havayı burnundan çekti ve bol bol oksijeni teneffüs etti. Soğuk onu biraz rahatsız etti. Hava da iyice aydınlanmıştı. Çocuğun yüzü iyice fark edilebiliyordu. Yavaşça kucağına aldı ve merdivenlerin basamaklarını dikkatlice çıktı. Cebinden çıkardığı anahtarla kapıyı açtı ve bir eliyle de bebeği uyandırmamak için tüm gayretlerini harcadı. Kendi odasına girdi ve çocuğu masanın üzerine yatırdı. Kilisenin içi de soğuktu. Sobayı yaktı ve odayı ısıttı. Bu tatlı ve güzel bebek uyandığında saat 10'u geçiyordu.Matematik ve Gauss

El Harezmi (770-840)
Harezmi 770 yılında Özbekistan'ın Karizmi kendinde dünyaya gelmiştir. Tam olarak ismi Ebu Abdullah Muhammed bin Musa El-Harezmi'dir. Kendisini matematik tarihinin en büyük bilim adımı olarak tanımlayabiliriz. Çünkü cebirin ve algoritmanın kurucusudur. El Harezmi sadece matematikle değil aynı zamanda astronomi ve coğrafyayla da ilgilenmiştir. Batı dünyasında en çok etkide bulunan bilim adamı diyebiliriz. Çalışmalarına Abbasi halifesi Mem'un tarafından Bağdat Saray Kütüphanesine getirilmesiyle başlamıştır. Daha sonra burada yabancı eserlerin tercümesini yapmak amacıyla kurulan bir tercüme akademisi olan Beyt'ül Hikme'de göreve başlar. Harezminin bu kadar önemli bir bilim adamı olmasının sebebi sadece cebirin kurucusu olması degildir aynı zamanda geliştiriciside olmasıdır. Hayatındaki bir çok büyük eserini Bağdat Saray Kütüphanesinde yapmıştır.Harezminin ilk eserlerinden biri aritmetik alanındadır. Ancak bu alanda bıraktığı yapıtın orjinali kayıptır. Bu kitabın bu güne kadar gelmesinin sebebi Bathlı Adelard'an tarafından Lâtinciye çevrilmesinden kaynaklanır. Bu kitabın ismi De Numero Indorum (Hint Rakamları Hakkında)'dur. Bu kitabında on rakamlı konumsal Hint rakamlama ve hesaplama sistemini anlatmıştır. Batıdaki matematikçiler Romalılardan bu yana kullanılan harf rakam ve hesap sistemi yerine Hint rakam ve hesap sistemini kullanmayı bu yapıttan öğrenmişlerdir. Bu yapıtı batı dünyasındaki matematikçileri çok etkilemiştir. Daha sonra bu hesaplama sistemine Harezminin isminden türetilen algoritma (algorism) denmiştir. On rakamdan oluşan rakamlama sistemi ise, Harezmi tarafından tanıtıldığı için Arap Rakamları veya kökeni Hindistan olduğu için Hint-Arap Rakamları denmiştir.
Cebir batı dünyasında el-cebr isminden algebra'ya
dönüştürülmüştür. Daha sonra batı dillerinde cebir algebra olarak
tanımlanmıştır. Aynı zaman Harezminin bu yapıtı batı dünyasında cebirin
kullanımının yaygınlaşmasında da büyük rol oynamıştır.Harezmi Muhammed ibn
İbrahim el-Fizari'nin Sanskrit dilinden Arapça'ya tercüme ettiği el-Sindhind
(Siddhanta) adlı yapıtını Batlamyus'un Almagest'inden de yararlanarak
düzeltmiştir. Muhtamelen bu yapıt iki ayrı şekilde çoğaltılmıştır. Bu yapıt
kuramsal bilgilerde içeriyordu. Daha sonra bu yapıt Endülüslü astronom
Meslemetü'l Mecriti tarafından güncelleştirilmiştir. Eserin bu versiyonu Bathlı
Adelard'ın ve daha sonra muhtemelen Dalmaçyalı Hermann'ın gayretleriyle
Latince'ye çevrilmiştir.Eserdeki en büyük gariplik Harezmi'nin açıları sinüs
gibi trigonometrik fonksiyonlarla ifade ettiğini gösteren tablolar olmasıdır.
Tabi bu tablolar bir çok soru işaretini ortaya çıkarmıştır çünkü Harezmi
trigonometrik fonksiyonları biliyormuydu yoksa daha sonra Meslemetü'l Mecriti
tarafındanmı eklenmiştir bilinmiyor. Ancak çoğu bilim tarihçisi sinüs ve
kosinüsü ilk kez Harezminin kullandığını söylüyor. Tanjant ve kotanjantı ise
Meslemetü'l Mecriti'nin eklediği iddia ediliyor. Ama ne olursa olsun
trigonometri İslam bilim dünyasına aittir. Trigonometrinin İslam dünyasının
eseri olması bu konuda yeterli bilgiye sahip olamamalarına rağmen islamın
bilimi gerilettigini idda edenlere güzel bir cevaptır. Tabi sadece trigonometri
değil matematik, astronomi, coğrafya, fizik, tıp gibi bilim dallarında da İslam
bilim dünyası çok ilerlemiştir.
Harezminin önemli eserlerinden olan usturlabın yapımı ve kullanımını
anlatan eseri kayıptır. Harezmi sadece matematikle değil coğrafyayla da
ilgilenmiştir. Batlamyus'un Coğrafya adlı yapıtını Kitabu Sureti'l Ard (Yer'in
Biçimi Hakkında) olarak tercüme etmiştir. Bu sayede yunanlıların matematiksel
coğrafya hakkındaki bilgilerin İslam bilim dünyasına girmesinde büyük rol
oynamıştır. Bu yapıt tercüme edilirken üzerinde eklemeler yapıldığından
orijinalliğini biraz kaybetmiştir. Harezminin bu yapıtı önemli yerlerin enlem
ve boylamlarını bildiren çok sayıda tablo içermektedir. Harezminin en ilgi çekici
eserlerinden biride Nil'in kaynağını gösteren haritasının bulunmasıdır. Bu
yapıt daha sonra Batlamyus-Harizmi Kuramı diye tanınmıştır. Harezmi 70 tane
bilim adamıyla çalışarak 830 yılında dünya haritası çizmiştir. Dünyanın
çevresini ve hacmini hesaplama çalışmalarında da yer almıştır.
Güneş saatleri, usturlaplar ve saatler üzerine yazılmış eserleri de vardır.
Coğrafyanın yanı sıra astronomi biliminde de eserler bırakmıştır. Astronomik
cetvellerle ilgili kitaplar yazmış ve bu eserler 12. y.y. da Latince' ye
çevrilmiştir.Muhtemelen Türk olan Harezmi İslam bilim dünyasındaki yerini
almıştır. Özellikle matematik alanında eserler bırakmış olan Harezminin
eserleri Batı bilim dünyasında hala kullanılmakta ve öğretilmektedir. Bu büyük
İslam alimi 840 yılında vefat etmiştir.
Matematik ile alakalı eserleri: El- Kitab'ul Muhtasar fi'l Hesab'il Cebri ve'l Mukabele (Bkz. Harezminin Cebir Kitabı), Kitab al-Muhtasar fil Hisab el-Hind,El-Mesahat, Kitabün fil-Hisab vel-Hendese vel-Mûsiki Astronomi ile alakalı eserleri: Kitabun fit-Tarikati Marifet-il-Vakt bi Vesatat-iş-Şems, Ziyc'ul Harezmi, Kitab al-Amal bi'l Usturlab, Sun-il-Usturlab, Kitab'ul Ruhname, Coğrafya ve Tarih ile alakalı eserleri: Kitabun fil Coğrafya, Kitab surat al-arz, Kitab'ul Tarih, Kitabu Takvim-il-Büldan.
Yeni Yılın Düşündürdükleri
Yaşlandığımızı hatırlamak her insana az da olsa hüzün verir. Yaşlanmak ölümün habercisidir. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak demektir. Eskiden olduğu gibi enerjimiz olmayacak, gün geçtikçe durgunlaşacağız demektir. Daha da yaşlandıkça elden ayaktan düşerek çevremizdekilere muhtaç olacağız demektir. Bütün bunları bilmeyenimiz yoktur. Fakat sanki bilmiyormuş gibi saatlerin önüne geçemediğimiz bu zamanlarda, ömrümüzden kaybolup giden her anı kutlamak için sabırsızca yeni yılı bekliyoruz. Kendime defalarca şunu sordum. “Bir insan olarak ölüme doğru uzanan, doğumla birlikte başlayan yaşamımızda, zamanın su gibi akıp gitmesini durdurabilir miyiz”? Ama her zaman cevap kesin ve net oldu. “ Hayır!” Zaman, bizden bağımsız bir şekilde herkes için en adil biçimde akıp gidiyor ve asla da durmaya da niyeti yok. Ne zaman ki durdu, o zaman insanlık yaşamı ve diğer canlılık hayatiliği yok oldu demektir. İşte bu idrak ve şuur, aslında her insanda fıtrat olarak var. İnsan, her geçen saniyenin önlenmez hızını çok iyi biliyor fakat bir teselli arıyor. Zamanın oluşturduğu stresleri unutmak gönlünce eğlenmek ve bir nevi “özgür (!)” olmak, herşeyi anlık da olsa unutmak istiyor. Bu nedenle kutlamalar yapıyor, akla hayale gelmedik eğlencelerle kendini bir anlık da olsa içinde bulunduğu esaretten (!) kurtarıyor. Hâlbuki insan, bu tür eğlenceler ve coşkuların ardından daha fazla yalnızlaşıp, daha çok stres içine giriyor. Bir önceki gün eğlendiği aşırı sevinçlerin olduğu durumdan, bir anda sakin ve monoton bir hayata tekrar dönerek, aciz bedenin kaldıramayacağı psikolojik yıkımlara ve büyük ruhi sıkıntılara maruz kalıyor.
Eğlenmek, kişinin kendisine ve topluma bedenen ve ruhen asla zarar vermemelidir. Hiç kimse kendi benliğinin esiri olacak bir bağımlılığa, zevke, hazza müptela olarak 'insan' olma vasfını kaybetmemelidir. Şiddete, baskıya, zulme, eziyete yol açacak her türlü eğlence, kutlama ve merasimler başkasının huzurlu yaşama hakkını gasp etme anlamı taşıyabileceğinden bir özgürlük olarak tanımlanamaz. Eğlenmek, kültürel hayatımız açısından son derece anlamlı olmalıdır. Bizim için bir anlam ihtiva eden, örfümüzde ve kültürümüzde yer alan bir takım kavramlarla eğlenmek başkalarına benzemekten bizi alıkoyacaktır. Her defasında söylediğim gibi 'biz' ancak örfümüzden aldığımız güçle tam olarak 'biz' olursak bu dünyada emin adımlarla var olmaya devam edebiliriz.
İslama inanmış bir ferdin, küffara benzememe konusunda hassasiyet göstermesi, kişinin üzerine Allah'ın bir emridir. Küfür, bir kalp hastalığıdır. Dolayısıyla bu hastalığın en küçük zerresinin bile kalpte bulunmaması lazım gelir. En küçük bir saç, sakal kesiminde dahi "Yahudi ve Hristiyanlara benzemeye özenmeyiniz." (Tirmizi, istizan 7, Edep 41) buyuran bir Peygamberin(s.a.v) ümmeti olarak başka dinlerin dini merasimlerine uymaktan kendimizi hassasiyetle korumamız elzemdir. Her insanın inancındaki simgeleri, törenleri, sözleri, ritüelleri kendilerine göre kutsaldır. Ortak bir kültür oluşturmak amacıyla yapılan bu tür hareketlerle, inancın kutsallığı ortadan kaldırılarak dini inançların basitleşmesine, dinin içinin boşaltılmasına ve inanca karşı zafiyetlerinin oluşmasına neden olacaktır. Bu tür zehirli yaklaşımlar ile dinimize göre yasak olan davranışlar, sanki mübah/serbestlik çizgisine kaydırılmış olacaktır.
Kadir PANCAR
Muharrem Ayı ve Aşure Günü
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu.(5)





