(Kuran-ı Kerim ile ilgili daha ayrıntılı yazıyı (Bkz. Kur'an-ı Kerim) okuyabilirsiniz.)
Net Fikir » zebur » Tahrif edilen Tevrat ve İncil
Tahrif edilen Tevrat ve İncil
Etiketler :
incil
kutsal kitap
tevrat
yahudilik
zebur
İnsanın Yaratıcı'sını, yani Allah'ı tanıması, ancak O'nun bu konuda insana bir bilgi ulaştırmasıyla mümkün olabilir. İslâm inancına göre Allah, insanlara farklı peygamberlere suhuf veya kitap olarak pek çok vahiy göndermiş; bunlar arasında Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an-ı Kerim kitap olarak bilinen ilâhî vahiyler ön plana çıkmıştır. İman açısından etrafına bakan insan, Allah'ı tanımak istediğinde hak olarak semavi dört ilahi kitapla karşılaşır. Bu ilahi kitaplar, esasında Hz.Allah'ın insanlara gönderdiği kutsal kitaplardır. Bu hak kitaplar; Musa'ya (a.s) Tevrat, Hz. Davud'a (a.s) Zebur, Hz. İsa'ya (a.s) İncil, Hz. ve Hz. Muhammed'e (a.s) indirilen Kuran-ı Kerim'dir. Tevrat ve Kur’an-ı Kerim, hüküm ve kanunları içeren vahiy kitaplarıdır; Zebur, dua, zikir ve ilahilerden oluşan bir ibadet kitabıdır; İncil ise Tevrat’ı doğrulayan ve ahlâkî ve manevî öğretiler içeren bir vahiy kitabıdır. Bu hüküm bildiren semavi kitablardan da sadece Kuran-ı Kerim hiçbir tahrifata uğramamış, diğerleri insanlar eliyle çeşitli zamanlarda tahrif edilmiştir. Kur'an-ı Kerim ise Hz Allah tarafından tarihin her zamanında korunmuş muhafaza edilmiş ve günümüze kadar gelebilmiştir. Diğer ilahi kitaplar ise zaman zaman insanların istekleri doğrultusunda değişikliğe uğramış ilahi kelam olma özelliğini yitirerek tahrif olmuşlardır. İslâm literatüründe tahrif; metnin lafzının değiştirilmesi, anlamının çarpıtılması veya vahiy dışı unsurların metne dâhil edilmesi şeklinde anlaşılmaktadır. Bu sebeple günümüzde mevcut Tevrat, İncil ve Zebur metinlerinde yer alan ifadelerin hangilerinin ilahî vahye dayandığını, hangilerinin insan eliyle kaleme alındığını kesin olarak ayırt etmek mümkün değildir.
İslâm inancına göre Tevrat ve İncil metinlerinde zamanla tahrifatlar meydana gelmiştir. Yahudiler tarafından çeşitli zamanda Tevrat Kitabı bozulmalara maruz kalırken İncil Kitabı da Hristiyanlar tarafından değiştirilmiş ve kişilerin heva ve heveslerine göre yeniden düzenlenmiş böylece ilahi kelam olma özelliğini yitirmiştir. Zebur da insanlar tarafından değiştirilerek, aslı yok edilmiştir. İslâm inancına göre Hz. Davud’a verilen asıl Zebur mevcut Mezmurlar kitabıyla birebir aynı değildir. Bu değiştirilen metinler, uzun bir tarihsel süreç içinde farklı dinî cemaatler
tarafından bir araya getirilmiş ve Hristiyanlar tarafından ‘Kitab-ı Mukaddes’
adıyla kutsal metinler bütünü olarak kabul edilmiştir. Bu kitapların mevcut hâllerinin tamamının doğrudan vahiy ürünü olduğunu kabul etmek, tarihsel ve metinsel açıdan tartışmalıdır. Bütün bunlara karşı Kuran-ı Kerim, tarihin hiç bir devrinde bozulmaya uğramamış ve günümüze kadar aynen korunarak gelebilmiştir.
Kur’ân-ı Kerîm, Yüce Yaratıcı’nın kıyamete kadar gelecek bütün insanlara indirdiği son ilahi mesajıdır. O, bu yüce kelâmı indirmiş ve koruyacağını bizatihi şu âyetiyle ifade etmiştir: “Şüphesiz o zikri (Kur’ân’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.” (el-Hicr, 15/9) Bu ilahi beyan, onun indirildiği hâliyle korunmuş olduğunun müminler için en büyük güvencesidir. Nitekim bu ilahi muhafazanın bir gereği olarak Kur’ân-ı Kerîm inzâl olmaya başladığında bir taraftan yazılırken diğer taraftan da ezberlenmiş; özellikle namazlarda olmak üzere sürekli okunmuş, ayrıca Müslümanların inanç, ibadet ve sosyal hayatlarına kaynaklık etmiştir. Kur’ân-ı Kerîm, ilk indiği andan itibaren Hz. Muhammed (s.a.v) ve bazı sahabiler tarafından ezberlenmiştir. Kur’ân-ı Kerîm bu şekilde ezberlenerek ve yazılarak nesilden nesile yalan üzerinde ittifak etmeleri mümkün olmayacak şekilde çok kişi tarafından günümüze kadar nakledilmiştir. Hz. Muhammed (s.a.v) zamanında çeşitli malzemeler üzerine yazılmış olan Kur’ân-ı Kerim âyet ve sûreleri onun vefatını müteakip Hz. Ebû Bekir (r.a.) döneminde komisyon tarafından bir araya getirilerek bir Mushaf oluşturulmuştur. Hz. Osman döneminde de bu ilk Mushaf esas alınarak çoğaltılan Kur’ân nüshaları Mekke, Kûfe, Basra, Şam, Bahreyn ve Yemen’e gönderilmiştir. Bu dönemden sonra Müslümanlar, bu nüshalara göre pek çok Kur’ân nüshası yazmış ve Kur’ân-ı Kerîm hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiştir.
Hristiyan ve Yahudiler tarafından zamanla tahrif edilen, değiştirilen bazı bölümleri yok edilen, eksiltilen veya manası bozulan Tevrat, İncil ve Zebur hakkında bir takım bilgileri aktarmaya çalışalım.
TEVRAT
Aslında Tevrat ve İncil'i birbirinden kopuk iki ayrı kitap olarak değil de, birbirlerinin devamı olarak görmek daha doğru olur. Çünkü İncil'i kabul eden Hristiyanların tümüne yakını, aynı zamanda Tevrat'ı da tabul etmektedirler. Bu nedenle bu iki kitap Hristiyanlar tarafından tek bir kitap olarak kabul edilirler ve "Kitab-ı Mukaddes" olarak adlandırılırlar. Kitab-ı Mukaddes iki temel bölümden oluşur:
Eski Ahit ve Yeni Ahit.
Tevrat dediğimiz kitap, aslında Eski Ahit'tir. Daha da doğrusu, Eski Ahit'in bir bölümüdür. Eski Ahit 39 kitapçıktan oluşur. Bunların ilk beş tanesinin Hz. Musa'ya vahyedilen Tevrat olduğu kabul edilir. Diğer kitapçıkların önemli bir bölümü İsrailoğulları'nın Musa'dan sonraki tarihlerini anlatır. Hz. Davud'a verilmiş olan Zebur, "Mezmurlar" adıyla bu 39 kitaptan birini oluşturur. Bunların dışında Hz. Eyüp, Hz. Süleyman gibi peygamberlerin işlerini anlatan kitaplar ve gelecekten haber veren "kehanet" kitapları vardır. Bu tablo da göstermektedir ki, Eski Ahit çok uzun bir tarihsel süreç içinde oluşmuş bir kitaptır. Hz. Musa zamanında vahyedildiği kabul edilen ilk beş kitaptan sonra neredeyse bin yıl boyunca Eski Ahit'in yazımı devam etmiştir. Bu kitapların birer vahiy olduklarını kabul etmek ise, öncelikle içerek açısından mümkün değildir.
Yahudiler tarafından vahiy olarak kabul edilen kısım asıl olarak Hz. Musa'ya verildiği rivayet edilen ilk beş kitaptır (Tekvin, Çıkış, Sayılar, Levililer, Tesniye). Ancak bu kitapların elimizdeki nüshaları, Hz. Musa'dan en az beş yüzyıl sonra kaleme alınmış nüshalardır. Bu uzun süreç boyunca metinlerde değişiklik ve tahrif yapıldığı ise açıkça görülmektedir. Metinlerin içinde çok bariz çelişkiler vardır. Konu ile ilgilenen araştırmacılar, bu beş kitabın, MÖ 9. yüzyılda kuzey ve güney olarak ikiye bölünen İsrail Krallığı'ndan doğan iki ayrı krallığın farklılaşan dini inançları ve din adamları arasındaki çatışmaya sahne olduğu kanatindedirler. Bir başka deyişle, bu beş kitabın bazı bölümleri "Yahoistler" olarak adlandırılan güneyli din adamları, bazı bölümleri de "Elohimciler" olarak adlandırılan kuzeyli din adamları tarafından yazılmıştır. Beşinci kitap olan Tesniye'de "Musa'nın ölümü ve gömülmesi"nin anlatılması, tahrifatın çok açık bir delilidir. Çünkü bu anlatımın Hz. Musa'ya vahyedilmiş olduğunu kabul etmek, elbette mantık dışıdır.
İNCİL
Elimizde bulunan "İncil"in, yani Yehi Ahit'in durumu, Eski Ahit'ten bile daha vahimdir. Çünkü Yeni Ahit'i oluşturan 27 kitabın hiç biri, Hz. İsa'dan nakledilmiş, ya da ona vahyedilmiş bir söz topluluğu niteliğinde değildir. İncil denilen bu kitapçıkların hepsi, bazı insanların Hz. İsa'nın hayat hikayesini anlatmak ya da onu tanıtmak için yazdıkları kitap ya da mektuplardan ibarettir. Muharref İncil'in içindeki sözlerin, Allah'tan aktarılan sözler olduğu konusunda ciddi şüpheler vardır. Yeni Ahit'in 27 kitabının en önemlileri, kuşkusuz "dört İncil" olarak da adlandırılan ilk dört kitaptır. Bu kitaplar Hz. İsa'nın yaşamını ve sözlerini aktarma iddiasındadırlar. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna adlı kişiler tarafından yazıldıkları kabul edilir. Kitapların aslında kimler tarafından yazıldığı belli değildir. Hristiyanlar Matta ve Yuhanna'nın Hz. İsa'nın havarileri, Markos ve Luka'nın da havarilerin yardımcıları olduklarına inanırlar. Ancak araştırmacıların ortak görüşü aksi yöndedir, özellikle "Yuhanna İncili" denen kitabın Hz. İsa'nın havarisi olan Yuhhanna tarafından yazıldığı kabul edilmez. Abartılı derecede usta bir Yunanca ile yazılmış olan, hatta Platon ve Aristo'dan esinlemeler içeren bu İncil'in, hiç Yunanca bilmeyen Filistinli bir balıkçı olan Yuhanna tarafından kaleme alınmış olması imkansızdır.
Aslında dört İncil'in hepsi de Yunanca yazılmışlardır ve bu durum onların Hz. İsa'ya vahyedilmiş olan "asıl İncil" olamayacaklarını gösterir. Çünkü bir Yahudi olan ve Yahudilere tebliğ yapan Hz. İsa'nın İncili'nin de İbranice ya da Yahudiler arasındaki konuşma dili olan Aramice olması gerekmektedir. Nitekim bazı Batılı araştırmacılar Hz. İsa hayatta iken kaleme alınan ve onun sözlerinden oluşan bu tür bir "orjinal İncil" olduğunu kabul etmekte, Matta ve Luka'nın kendi İncillerini Yunanca kaleme alırlarken bu İbranice metinden "alıntılar" yaptıklarını söylemektedirler. "Kayıp İncil" (Lost Gospel) olarak anılan bu dokümanın özelliği ise, yine araştırmacıların kabulüne göre, Hz. İsa'yı bugünkü Hristiyanların inandığı gibi "Tanrı'nın oğlu" olarak değil, bir Yahudi peygamberi olarak göstermesidir.
Bu dört İncil'in bir başka özelliği ise, Hz. İsa'dan on yıllar sonra kaleme alınmış olmalarıdır. Hz. İsa'nın MS 30 yılı civarında göğe çekildiği kabul edilir. En erken yazılmış olan Markos İncili 65-70 yıllarında, Matta ve Luka İncilleri 70-80 yıllarında, Yuhanna İncili ise 100 yılı civarında kaleme alınmıştır.
Dört İncil'in bir diğer özelliği de çoğu konuda birbirleriyle çok açık bir biçimde çelişmeleridir. Çelişkiler çok belirgindirler ve tevil edilemez düzeydedirler. Hristiyanlar bu durumu elden geldiğince göz ardı etmekte, ya da "İncil yazarlarının sahip oldukları farklı bakış açılarının Hz. İsa'yı farklı yönlerden görmemizi sağladığını" söylemektedirler. Ancak bu tevil zaten İncil'in çürütülmesi anlamına gelir; "İncil yazarlarının sahip oldukları farklı bakış açıları" işin içine karıştığına göre, ortada Allah'ın sözleri yoktur, insanların sözleri vardır.
Yeni Ahit'in bu dört İncil dışında kalan bölümleri ise yine Hz. İsa'yı tanıtmak için yazılmış mektuplardır. Yeni Ahit'in mesajının çoğu, yaşamında hiç Hz. İsa'yı görmemiş, ancak onun yeryüzünden ayrılışından bir süre sonra "Hz. İsa bana çölde gözüktü" diyerek ortaya çıkmış ve Hz. İsa'nın gerçek havarileri ile şiddetli tartışmalara girişerek kendisini "İsa'nın en doğru havarisi" saymış olan Pavlus (St. Paul) tarafından kaleme alınmışlardır. Yeni Ahit’in bugünkü kanonik yapısı, ilk Hristiyan yüzyıllarında çeşitli cemaatler arasında kabul gören metinlerin zamanla belirlenmesiyle oluşmuş; bu süreç 4. yüzyıla gelindiğinde büyük ölçüde tamamlanmıştır
Bu arada Yeni Ahit'e sokulmamış olan pek çok alternatif "İncil"in ya da mektubun olduğunu da belirtmek gerekir. Kısaca "Apokrifa" olarak tanımlanan bu alternatif yazılar, Kilise'nin doktrinlerine uygun olmadıkları için Yeni Ahit'e eklenmemişlerdir. Yeni Ahit'in bugünkü şeklini alması ise, 4. yüzyılın başında Roma İmparatoru Konstantin'in çağrısıyla toplanan İznik Konseyi'nin kararları ile olmuştur. İznik Konseyi'nde kararlaştırılan bir başka Hristiyan inancı ise Hz. İsa'nın "Tanrı" sıfatına sahip sayılmasıdır. Daha doğrusu İznik Konsili’nde Hz. İsa’nın "ilahî tabiatı" olduğu görüşü resmî doktrin olarak Hristiyan dünyası tarafından benimsenmiştir. Karar oy çokluğu ile alınmış, konsey sırasında bunu reddeden ve Hz. İsa'nın normal bir insan olduğunu savunan rahipler ise "sapkın" ilan edilerek baskı altına alınmışlardır.
ZEBUR
Yahudi kutsal kitabının (Tanah / Ahd-i Atîk) “Kutsal Yazılar” (Ketuvim) bölümü içinde yer alan, dua-hikmet kitabı özelliğine sahip Mezmûrlar kitabı, İbrânîce ismiyle “sefer tehillim” şiir biçiminde yazılmış 150 mezmûrdan ya da ilâhiden oluşur. Bu mezmûrlardan üçte ikisinin başlangıç cümlesinde kime ait oldukları belirtilmiştir. Bunların yetmiş üçü Hz. Dâvûd’a, ikisi Hz. Süleyman’a, biri Hz. Mûsâ’ya, yirmi dördü ibadet sırasında çalgı çalmakla görevli olan Levililer’e atfedilmiştir. Mezmûrların başlangıç cümlelerinde çoğunlukla ‘Dâvûd’un mezmûru’ gibi aidiyet belirten ifadelerin yanı sıra, ‘şarkı’ (şîr), Rabb’i yüceltme ve övgü anlamı taşıyan ‘halleluyah’ gibi terimler yer almakta; bunun yanında daha seyrek olarak dua (tefillâ), yakarış ve ibadet içerikli diğer İbrânîce kavramlara da rastlanmaktadır. Bu başlık ve giriş ifadeleri, mezmûrların hem toplu ibadetlerde zikir amacıyla kullanıldığını hem de bireysel veya topluluk temelli ibadet pratiğinin bir parçası olduğunu göstermektedir. İçerik bakımından ise mezmûrlar; Allah’a hamd ve sena, şükür, tövbe, yakarış, sığınma, hikmet ve ahlâkî öğütler gibi temaları barındırmakta, bu yönüyle Yahudi ve Hristiyan dinî geleneğinde dua ve ilâhi edebiyatının temel metinleri arasında yer almaktadır. Bununla birlikte akademik çevrelerde, mezmûrların mevcut şekliyle tek bir dönemde veya tek bir müellif tarafından değil, farklı tarihsel süreçlerde ve çeşitli dinî çevrelerde derlenmiş kompoze bir metin olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır.
Genellikle müzik eşliğinde söylenen Tanrı’ya hamd, ağıt ve yakarış, iman ikrarı, dua ve öğüt cümlelerinin yer aldığı Mezmûrlar kitabı yahudi ve Hristiyan dua geleneğinin baş klasiği olma özelliğine sahiptir. Akademik çevrelerde ise mevcut haliyle mezmûrların, atfedildikleri şahıslara aidiyeti şüpheli olan, Kral Dâvûd dönemiyle sürgün sonrası dönem arasında (m.ö. X-V. yüzyıllar) oluşturulmuş kompoze bir metin olduğu, kutsal kitap kanonuna dahil edilmesinin daha geç bir dönemde gerçekleştiği görüşü hâkimdir.
|
|
Takip et: @kpancar |
Aşağıdaki Yazılar İlginizi Çekebilir!!!
Matematik Konularından Seçmeler
matematik
(302)
geometri
(139)
ÖSYM Sınavları
(67)
trigonometri
(57)
üçgen
(49)
çember
(36)
gerçek hayatta matematik
(32)
sayılar
(32)
fonksiyon
(30)
türev
(26)
alan formülleri
(25)
integral
(24)
analitik geometri
(23)
dörtgenler
(19)
denklem
(18)
limit
(18)
katı cisimler
(12)
istatistik
(11)
koordinat sistemi
(11)
asal sayılar
(7)
fraktal geometri
(7)
materyal geliştirme
(7)
elips
(3)
tümevarım
(3)
binom açılımı
(2)
hiperbol
(2)








0 yorum:
Fayda vermeyen ilimden Allah'a sığınırım. İlim; amel etmek ve başkalarıyla paylaşmak içindir. Niyetimiz samimiyetle insanlara yararlı olmaktır, akıbetimiz bu vesileyle güzel olsun. Dua eder, dualarınızı beklerim...
"Allah'ım; bana fayda sağlayacak ilimleri öğret ve ilmimi ziyadeleştir."
“Allahım! Sana teslim oldum, sana inandım, sana güvendim. Yüzümü, gönlümü sana çevirdim. İşlediğim tüm günahlarımı affeyle! Ey kalbleri çeviren Allahım! Kalbimi dînin üzere sâbit kıl. Beni Müslüman olarak vefât ettir ve beni sâlihler arasına kat!”
“Rabbim! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme! Bize tarafından bir rahmet bağışla.Öne geçiren de sen, geride bırakan da sensin. Muhakkak ki lütfu en bol olan Sen’sin. Senden başka ilâh yoktur."
Lâ ilâhe illallah Muhammedürrasulüllâh
KADİR PANCAR