Net Fikir » biyografi
Şaşırdım kaldım işte, Yavuz Bülent Bakiler
Türk Edebiyatının önemli isimlerinden olan, hayatı boyunca Türkçe'ye bağlılığı ile tanınan; şiir, gezi notları, edebi metin incelemeleri, anı yazılarıyla bilinen usta şair ve yazar Yavuz Bülent Bakiler (d.23 Nisan 1936) bugün vefat etti. (28/09/2025) Türk Edebiyat dünyası için kıymetli bir isimdi. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. Yavuz Bülent Bakiler'in en bilinen şiiri ile bu şiirin ardındaki aşk hikayesini, şairin kendi anlatımıyla sizlere aktaralım.
"Buradaki
aşk hikayesinin benzeri, ne yarım kalmış hayatlar ve hikayeler
vardır. Sessizce çekip gidenler, yaşanmış onca hatırayı yok sayanlar,
hiçbir şey olmamış gibi vefasızlık içinde kalanlar, eskiyi hatırlamamak
için nice yenilere kucak açanlar ve daha neler neler. Bazen erkek çeker
gider, bazen kadın. Geride hep duygu ve aşkla yoğrulmuş bir kalp
bırakırlar. Gidenler yıktığı enkazı görmekten acizdir, hiçbir şey olmamış gibi yok sayarak yaşamaya devam ederler.
Kavuşmak, hayal gibi kalır işte. Bazen de iki tarafta sevdiği halde
anlamsızca uzaklaşırlar birbirinden. Anlaşılmaz engeller vardır
aralarında. Bir türlü bu engelleri aşmayı denemezler, sadece susarlar
ve sessizliğe gömülürler, sonunda yine çekip giderler. Geride ne kalır?
Yakıp kül eden koca bir Aşk.
Nedir
ki Aşk? Aşk; bir bilinmezlik hali. Tanımlara göre aşk, karşılıklı
olunca güzel ve yaşanılır bir sevgi yumağı ve bütünleşme haliyken,
karşılıksız olunca yakıcı bir ızdırab ve acı bir kalp sızısı. Bu iki
durumu da "yaşayanlar" ancak
hakkıyla bilir. Selam olsun o aşka. Buradaki şiir ve hikayesi; aşk
içinde kalanlara, aşka dalanlara, geride kalanlara, çekip gidenlere,
sevip de ayrılanlara, gözleriyle yalan söyleyenlere, kalpten sevip
kavuşanlara, sebepsiz ayrılanlara, nice yaşanmış duyguyu yok sayıp
birilerini kullananlara usta şairden ithaf olsun." (KP)
İmam Şafii Kasidesi - Bırak, günler dilediğini yapsın
Muhammed b. İdris Eş-Şafii (rh.a)
(150-204 H.)
Şafiî mezhebinin öncüsü ve müctehid imamlardan biridir.
İmam Şafi, Hicrî 150/Miladî 767 yılında Filistin'in Gazze şehrinde
doğmuştur. Babası İdris bir iş için Gazze'ye gitmiş, orada iken vefat
etmiştir. Dedelerinden biri olan Şafiî İbn es-Sâib'e nisbeten ismi Şafiî
olarak bilinmiştir. İmam Şafi'nin soyu Abd-i Menâf'ta Peygamber Efendimiz s.a.v'in soyuyla birleşir.
İmam Şafi, henüz küçük yaşta iken babasını kaybeder. Fakir bir şekilde yaşayan annesi, oğlunu alıp Mekke'ye gitmeğe karar verir.
Mekke'de, daha küçük yaşta kendisini ilme veren İmam Şafiî, yedi
yaşında Kur'ân-ı Kerim'i; on yaşında da İmam Mâlik'in el-Muvatta' adlı
hadis kitabını ezberlemiş ve on beş yaşına geldiğinde, fetva verebilecek
bir seviyeye ulaşmıştır.
İmam
Şafi, Medine'de İmam Mâlik'ten fıkıh ve hadis ilmi almıştır. Süfyan b.
Uyeyne'den, Fudayl b. İyâz ve amcası Muhammed b. Şâfi' ve diğerlerinden
hadis rivayet etmiştir. İmam Şâfiî, H. 187'de Mekke'de ve 195'te
Bağdat'ta İmam Ahmed b. Hanbel (Ö. 241/855) ile buluşmuş ve ondan
Hanbelî fıkhını ve usulünü, Kur'an'ın nâsih ve mensuhunu öğrenmiştir.
Bağdad'ta onun eski mezhebinin esaslarını ihtiva eden "el-Hucce" adlı
eserini yazmıştır. Sonra H. 200'de görüşlerinin en çok yaygınlaşacağı
Mısır'a gitmiş ve burada mezhebi yayılmıştır. 204/819'da Receb'in son
cuma günü Mısır'da vefat etmiş ve burada defnedilmiştir. (el-Hudarî,
Tarihu't-Teşrîi'l-İslâmî, Kahire 1358/1939, s. 254 vd.; Muhammed Ebû
Zehra, Usulü'l-Fıkh, Kahire, t.y., s.12 vd.; ez-Zühaylî, el-Fıkhu'l
İslâmî ve Edilletüh, Dimaşk 1405/1985, I, 35, 36)
İmam
Şâfiî'nin "er-Risâle" adlı eseri fıkıh usulünde ilk kaleme alınan usul
kitabı olması açısından önemlidir. İmam Şâfî, er-Risâle'yi yazarak
kendisinden sonra gelen Şâfiî alimlerine mezhebin yolunu
göstermiştir.Şâfiî mezhebinin usûlü kitap,
Sünnet, icma ve kıyasa dayanır. İmam Şâfii'nin "el-Ümm" adlı eseri, İmam
Şafi'nin sonradan değişen görüşlerinin yer aldığı Mısır'da yaygınlık
kazanan mezhep görüşlerini kapsayan bir fıkıh eseridir. İmam Şâfiî, mutlak müctehid bir alimdir. Hicazlılar'ın ve
Iraklıların fıkhını kendinde toplamıştır.

İmam-ı Azam Ebu Hanife
İmam-ı Azam Ebû Hanîfe, 80 (699) yılında Kûfe’de doğmuştur. Nesebi Nu‘mân b. Sâbit'tir. Ebû Hanîfe, varlıklı bir ticaret ailesinde yetişmiş ve gençlik yıllarında kumaş ticareti yapmıştır. Küçük yaşta Kur’an’ı ezberlediği ve kıraat ilmini Âsım b. Behdele’den öğrendiği rivayet edilir. Kûfe ve Basra gibi dönemin önemli ilim merkezlerinde büyüyen Ebû Hanîfe, çevresindeki alimlerin ilgisi sayesinde ilme yönelmiş ve farklı alanlarda eğitim almıştır. İlk olarak akaid ve kelâm ilmiyle ilgilenmiş, bu alanda çeşitli tartışmalara katılmıştır. Fıkıh ilmine yönelmesinin sebepleri arasında, özellikle Hammâd b. Ebû Süleyman’dan öğrenim görmesi şekillendirilmiş olabilir.
Ebû Hanîfe’nin asıl hocası Hammâd b. Ebû Süleyman’dır. 102 (720) yılından itibaren on sekiz yıl boyunca Hammâd’ın ders halkasına katılmış, hocasının vefatından sonra da onun yerine ders vermeye başlamıştır. Derslerine Irak’ın dört bir yanından çok sayıda talebe katılmış ve yetiştirdiği öğrencilerden Ebû Yusuf (158), Muhammed b. Hasan es-Şeybânî (189) Dâvûd (165), Esed b.
Amr (190), Hasan b. Ziyâd (204), Kasım b. Maan (175), Ali b. Mushir
(168), Hibban b. Ali (171 gibi en az kırk talebesinin ictihad edecek seviyeye ulaşmıştır. İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed Hanefi mezhebinde görüşleri daha fazla kabul görmüş ve "İmameyn" olarak isimlendirilmiştir.
Ebu Hanife'nin ilmi, sahâbe ve tâbiîn zinciri üzerinden ilerlemiş; Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah b. Mes‘ûd ve Abdullah b. Abbas gibi sahâbîlerin görüşlerine dayalı olarak fıkhî yorumlarını geliştirmiştir. Seyahatleri sırasında Mekke, Medine ve Basra’daki önde gelen alimlerle de görüşmeler yapmıştır. Ebû Hanîfe’nin tâbiînden sayılması tartışmalıdır; bazı rivayetlerde on beş sahâbîyle görüştüğü öne sürülür, ancak bu görüşler tarihsel olarak tartışmalıdır. Genel olarak İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin "tebeu’t-tâbiînin" büyüklerinden biri olduğu kabul edilir.
Hayatı Emevîler ve Abbâsîler dönemini kapsar. Emevîlerin Ehl-i beyt’e karşı tutumunu eleştirmiş, Zeyd b. Ali’nin ayaklanmalarını hem manevi hem maddî destekle savunmuştur. Bu tavrı nedeniyle bazı dönemlerde hapse atılmış ve işkence görmüştür. Abbâsîler’in iktidara gelmesiyle Kûfe’ye dönmüş ve derslerini sürdürmüştür. Ebû Hanîfe, hem ilmi hem ahlâkî açıdan vakur, mütevazi ve saygın bir şahsiyet olarak tanınmış; ders halkası ve yetiştirdiği öğrenciler sayesinde İslam fıkhının gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur.
Ebû Hanîfe, Abbâsîler döneminde başlangıçta ölçülü bir tutum sergilemiş, ancak Abdullah b. Hasan b. Hasan’ın oğulları Muhammed en-Nefsüzzekiyye ve İbrâhim’in ayaklanmaları ile babalarının hapiste ölmesi sonrası Abbâsî hilâfetine karşı tavrını açıkça göstermiştir. Bu süreçte isyan edenlere destek olmuş ve Mansûr’un kumandanlarını onlarla savaşmamaya ikna etmeye çalışmıştır. Halife Mansûr, Ebû Hanîfe’nin bağlılığını sınamak için ona Bağdat kadılığını teklif etse de, sağlam rivayetlere göre o bu görevi kabul etmemiş, bu nedenle hapse atılmış ve işkenceye uğramıştır. Ebû Hanîfe, 150/767 yılında Bağdat’ta vefat etmiş ve vasiyeti üzerine Hayzürân Kabristanı’na defnedilmiştir; daha sonra türbe ve medrese yaptırılmıştır.
İslam Bilim Tarihçisi Fuat Sezgin
Prof. Dr. Fuat Sezgin (24 Ekim 1924 – 30 Haziran 2018), İslam bilim ve teknoloji tarihi alanında yaptığı araştırmalarla dünyanın önde gelen bilim insanlarından biri olmuştur. Fuat Sezgin, 24 Ekim 1924’te Bitlis’te doğmuştur. 1947 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Filolojisi’nden “Bedî’ İlminin Tekâmülü ve İstanbul’da Bulunan Bedîiyyat Yazmalar Kataloğu” başlıklı lisans bitirme teziyle mezun olmuştur. Aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi Şarkiyat Enstitüsü’nde, İslami bilimler ve oryantalistik alanında önemli bir yere sahip olan Alman oryantalist Hellmut Ritter’in yanında öğrenim görmüştür. Doktora tez çalışmasını, Arap dili ve tefsir ilimleri âlimi Ebû Ubeyde Ma‘mer İbn el-Müsenna et-Teymî’nin (ö. 210/824-5) “Mecâzü’l-Kur’ân” adlı tefsiri üzerine yapmıştır. Tezde, Kur’ân-ı Kerîm’de gerçek anlamı dışında kullanılan mecazî ifadeleri konu edilmiştir. 1950 yılında tamamlanan bu çalışma, Kur’an’da mecazın bilinçli ve sistemli bir şekilde kullanıldığını ortaya koymuştur. Ayrıca, erken dönem İslami ilimlerdeki dilsel ve edebî analizlerin gelişmişliğine de ışık tutmuştur. Tezinin kabulüyle birlikte akademik çalışmalarına yoğun biçimde devam etmiş; Arap dili, tefsir, hadis ve bilim tarihi alanlarında pek çok eser kaleme almıştır. Kısa sürede alanında saygın bir akademisyen hâline gelmiştir.
1950 yılında, doktoraya devam ettiği İstanbul Üniversitesi’nden ayrılarak Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde asistanlık görevine başlamıştır. Burada, Prof. Muhammet Tayyib Okiç’in başında bulunduğu Dogmatik İlimler Kürsüsü’nde (Temel İslam Bilimleri Bölümü) ilk asistanlardan biri olmuştur. Bu görevini 1953 yılına kadar sürdürmüştür. Aynı dönemde askerlik hizmetini yedek subay olarak ifa etmiştir. Asistanlık yıllarında, doktora tezinde incelediği Mecâzü’l-Kur’ân’ı yayımlamak amacıyla bir süre Kahire’de bulunmuştur. 1953 yılında, İstanbul Üniversitesi’ne dönmek üzere Ankara’daki görevinden ayrılmıştır. 28 Şubat 1953 tarihinde, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bünyesindeki Umumi Türk Tarihi Kürsüsü’nde, Prof. Zeki Velidi Togan’ın başkanlığında asistan olarak göreve başlamıştır. Bu dönemde araştırmalarını sürdürürken, Buhârî’nin hadis kitabındaki bazı bölümlerin Mecâzü’l-Kur’ân’dan alındığını fark etmiştir. Buhârî’nin yazılı kaynaklardan yararlandığını ortaya koymuş; böylece, hadis derlemelerinin yalnızca sözlü geleneğe dayandığını savunan oryantalist tezleri geçersiz kılmıştır.
Prof. Dr. Hellmut Ritter’in danışmanlığında hazırladığı “Buhârî’nin Kaynakları Hakkında Araştırmalar” adlı doçentlik tezini Fuat Sezgin 1956 yılında yayımlamıştır. Bu çalışmasında, Buhari’nin
derlediği hadislerin sözlü değil, erken dönem İslam kaynaklarına ve
hatta 7. yüzyıla kadar uzanan yazılı metinlere dayandığını öne
sürmüştür. Bu tez, hâlâ Avrupa merkezli oryantalist çevrelerde
tartışılmaya devam etmektedir. 1954 yılında, İstanbul Üniversitesi İslam Araştırmaları Enstitüsü’nde doçent olmuştur. 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sırasında üniversiteden uzaklaştırılan ve “147’ler”
olarak bilinen akademisyenler arasında yer almıştır. Bir valizle yurt
dışına çıkmak zorunda kalmış; Almanya’ya giderek akademik çalışmalarına
burada devam etmiştir. Aynı alanda çalışan bazı oryantalistlerin
kıskançlıklarıyla karşılaşmış ancak karşılaştığı tüm zorluklara rağmen
bilimsel çalışmalarından vazgeçmemiştir. Bu dönemde yaşadığı sıkıntılara dair, “Ben şuna inanmıştım artık: Tüm musibetler karşısında sadece Allah’a inanacaksın, başka hiçbir şeye değil.” sözlerini söylemiştir. Fuat Sezgin, Süryanice, İbranice, Latince, Arapça ve Almanca dâhil 27 dili çok iyi derecede biliyordu. Prof. Dr. Fuat Sezgin, Arapça yazma eserler literatürüne dair kapsamlı bir çalışma olan en öenmli eseri Arap-İslam Bilim Tarihi
adlı eserinde; Kur’an ilimleri, hadis ilimleri, tarih, fıkıh, kelam,
tasavvuf, şiir, tıp, farmakoloji, zooloji, veterinerlik, simya, kimya,
botanik, ziraat, matematik, astronomi, astroloji, meteoroloji ve bu
alanlarla ilişkili konular; dil bilgisi, matematiksel coğrafya, İslam’da
kartografya (haritacılık) ve İslam felsefe tarihi gibi birçok konuyu
ele almıştır. Almanya’da kurduğu Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü için bilimsel araç ve gereçlerin birebir benzerlerini yaptırarak, bu modellerin 25 Mayıs 2008 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak açılan İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Müzesi'nde sergilenmesini sağlamıştır.
Prof.
Dr. Fuat Sezgin, 30 Haziran 2018 tarihinde İstanbul’da 93 yaşında vefat
etmiştir. Cenazesi, Fatih Camii’nde kılınan namazın ardından, Gülhane
Parkı içerisindeki İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi'nin önünde
ayrılan alana defnedilmiştir. Allah rahmet eylesin, çalışmalarını mizanına koysun.


