Temiz bir ölümle ölmek iyidir ‐ Mourid Barghouti

Yataklarımızda ölmek de iyidir
temiz bir yastıkta
ve arkadaşlarımızın arasında.

Bir kez olsun
ellerimiz göğsümüze kapanmış,
boş ve solgun,
çiziksiz, zincirsiz, bantsız
ve belgesiz ölmek iyidir.

Temiz bir ölümle ölmek iyidir,
gömleğimizde deliksiz
ve kaburgalarımızda delilsiz.

Yanağımızın altında kaldırım taşı değil, 
beyaz bir yastıkla,
ellerimiz sevdiklerimizin elleri arasında,
çaresiz doktorlar ve hemşireler etrafımızda,
arkamızda zarif bir vedadan başka hiçbir şey bırakmadan,
tarihe aldırmadan,
dünyayı öylece bırakarak,
bir gün bir başkası onu değiştirir diye umarak
ölmek iyidir.

Mourid Barghouti

*Şiiri İngilizceden Türkçeye Çev. Zeynep Nur Ayanoğlu (2021)

Mourid Barghouti (Murîd el-Bergûsî), Filistin edebiyatında sürgün, aidiyet ve direniş temalarını estetik ve düşünsel bir derinlikle işleyen önemli bir şair ve entelektüeldir. 1944 yılında, daha İsrail diye bir devlet yokken, Filistin’in Deyr Gassâna köyünde doğmuştur. Ailesinin eğitim olanaklarını genişletme amacıyla Ramallah’a taşınması, Barghouti’nin kültürel ve edebi birikiminin şekillenmesinde belirleyici olmuştur. Tarihsel olarak çokkültürlü bir yapıya sahip olan Ramallah’ta aldığı lise eğitimi, onun erken dönem edebi duyarlılığını beslemiştir.
1967 yılında üniversite öğrenimi için gittiği Kahire’den, İsrail işgali nedeniyle ülkesine dönememesi Barghouti’nin uzun yıllar sürecek sürgün hayatını ve hasret dolu günlerini başlatmıştır. Oturma izni sorunları nedeniyle Kuveyt’te yaşamak zorunda kalmış, burada İngilizce öğretmenliği yaparak geçimini sağlamıştır. 1970’li yıllarda yeniden Mısır’a dönen Barghouti, akademik ve mesleki faaliyetlerini sürdürürken aynı zamanda medya alanında da aktif olmuş; Filistin meselesini görünür kılmak amacıyla Filistin radyosunda görev almıştır. Siyasi baskılar nedeniyle Kahire’den de uzaklaştırılan Barghouti, Bağdat, Beyrut, Budapeşte ve Amman gibi farklı şehirlerde yaşamış; bu süreklilik arz eden yer değiştirmeler, onun şiirinde sürgün olgusunun merkezi bir tema haline gelmesine yol açmıştır. Buna rağmen Filistin davasına entelektüel ve kültürel düzeyde katkı sunmaktan vazgeçmemiş, Filistin Kurtuluş Örgütü kapsamında temsilcilik görevleri üstlenmiştir. 1995 yılında Kahire’ye dönebilmiştir.
Barghouti'nin şiir anlayışı, serbest şiirde özellikle Iraklı şair Bedr Şakir es-Seyyâb’ın etkisiyle şekillenmiştir. Kahire’de aldığı üniversite eğitimi sırasında İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyan şair, Batı edebiyatının önemli isimlerini tanıma imkânı bulmuş; aynı zamanda Yunan kültürü ve modern eleştiri kuramlarıyla ilgilenmiştir. Bu birikim, onu klasik kalıplardan uzaklaştırarak tef‘île temelli serbest şiire yöneltmiştir. Şiir hayatına üniversite yıllarında başlayan Barghouti'nin ilk şiiri 1967 yılında bir dergide yayımlanmış, ardından eserleri dönemin önemli edebiyat dergilerinde yer almıştır. İlk şiir kitabını 1972’de yayımlayan şair, bu dönemden sonra da üretmeye devam etmiş ve birkaç kitap daha kaleme almıştır. Ancak kendisi, ilk dört kitabını bir tür deneme ve arayış dönemi olarak değerlendirmiş; gerçek üslubuna ve şiirde yenilikçi yaklaşımına ancak beşinci eserinden itibaren ulaştığını belirtmiştir.
Barghouti’nin en bilinen eserlerinden biri olan *“Ramallah’ı Gördüm”*, yaklaşık otuz yıl sonra memleketine yaptığı kısa ziyareti merkeze alır. Bu eser, bireysel geri dönüş deneyimini kolektif Filistin hafızasıyla ilişkilendirerek; özlem, aidiyet, yerinden edilme ve mültecilik gibi temaları sosyo-ekonomik ve kültürel bağlamlarıyla ele alır. Eser, Mısır’da Necip Mahfuz Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüş ve farklı dillere çevrilerek geniş bir okur kitlesine ulaşmıştır. Kendisi de bir şair olan eşi Radwa Aşur, kocası Barghouti'nin bir çok şiirini İngilizceye tercüme etmiştir.

Mürid Barghouti’nin *Ramallah’ı Gördüm* adlı eseri, bir sürgünün vatanına dönüş anlatısından başka; İsrail işgalinin Filistinlilerin hayatına nasıl derin ve kalıcı biçimde nüfuz ettiğini gözler önüne serer. Barghouti, uzun yıllar sonra Batı Şeria’ya döndüğünde işgali yalnızca askerî kontrol noktaları, bayraklar ya da fiziki engeller üzerinden değil, bireyin gündelik hayatını kuşatan görünmez bir baskı mekanizması olarak tanımlar. İşgal, insanın hareket etme, karar alma ve kendi hayatını kurma iradesini sürekli olarak denetim altında tutan bir düzene dönüşmüştür. Barghouti’ye göre işgalin en yıkıcı sonucu, Filistinlilerin gelecekle bağının koparılmasıdır. Sürgünde büyüyen kuşaklar, ait oldukları mekânı deneyimleyemeden yetişmiş; geçmişle kurulamayan bağ, geleceği de belirsiz hâle getirmiştir. Bu durum, yalnızca bireysel bir kayıp değil, toplumsal bir duraksamaya yol açmıştır. İşgal, Filistin şehirlerinin gelişmesini, kültürel hayatın canlanmasını ve üretken bir toplumun oluşmasını sistemli biçimde engellemiş; köyleri durağanlaştırmış, şehirleri ise geri bırakmıştır. Eserde ayrıca İsrail tarafından Filistin halkının geri, ilkel ya da doğanın bir unsuru gibi sunulması, işgalin meşrulaştırılmasına hizmet eden zihinsel bir şiddet biçimi olarak değerlendirilir. Barghouti, İsrail toplumunun hızla ilerleyen şehirleriyle Filistin’in bilinçli olarak geri bırakılması arasındaki farkı vurgulayarak, işgalin temel amacının toprakla sınırlı olmadığını ortaya koyar. Sonuçta işgal, Filistinlilerin hayal kurma, üretme ve kendi geleceklerini inşa etme imkânlarını ellerinden almış; bir halkın zamanını ve potansiyelini gasp eden kapsamlı bir tahakküm rejimine dönüşmüştür.
Mourid Barghouti, 14/02/2021 tarihinde Amman’da 77 yaşında hayatını kaybetmiştir. Ardında bıraktığı şiirsel ve düşünsel miras, Filistin edebiyatında sürgün deneyiminin en güçlü tanıklıklarından biri olarak değerlendirilmektedir.
Şairin toplamda 13 şiir ve iki nesir kitabı bulunmaktadır. On iki şiir kitabı 2013 yılında Kahire’de el-‘mâlu’ş-Şi‘riyyetu’l-Kâmile 1-2 (Tüm Şiir Çalışmaları) adıyla iki cilt halinde yayınlanmıştır. Mourid Barghouti'nin Türkçe olarak basılmış, "Şairin Filistini" adıyla A. Melis Hafez çevirisiyle, Klasik yayınlarından 2004 yılında çıkan bir kitabı mevcuttur. "Şairin Filistini", diasporadaki bir şairin kişisel tarihini, izlenimlerini ve duygularını anlatıyor olsa da aslında İsrail’in yurtlarından ettiği bir neslin hazin öyküsünü şiirsel bir üslupla dile getirmiştir.

• et-Tûfân ve İ‘âdetu’t-Tekvîn (Tufan ve Yeniden Varoluş), Dâru’l-Avde, Beyrut, 1972. 
• Filistînî fi’ş-Şems (Güneşte bir Filistinli), Dâru’l-Avde, Beyrut, 1974. 
• Neşîd li’l-Fakri’l-Musellah (Silahlı Fakirlik Marşı), Matbû‘âtu Filistîn es-Sevre, Filistin, 1977. 
• el-Ardu Tenşuru Esrârahâ (Yeryüzü Sırlarını Yayıyor), Dâru’l-Âdâb, Beyrut, 1978. 
• Kasâidu’r-Rasîf (Kaldırım Şiirleri), el-Muessesetu’l-Arabiyye li’d-Dirâsât ve’nNeşr, Beyrut, 1980. 
• Tâle’ş-Şetât (Sürgün Uzadı), Mektebetu Dâru’l-Kelime, Beyrut, 1987. 
• Rennetu’l-İbre (İğnenin İniltisi), el-Muessesetu’l-Arabiyye li’d-Dirâsât ve’nNeşr, Beyrut, 1993. 
• Mantıku’l-Kâ‘inât (Kâinâtın Dili), Dâru’l-Medâ li’s-Sekâfe ve’n-Neşr, Amman, 1996. 
• Leyle Mecnûne (Çılgın Bir Gece), el-Hey’etu’l-Mısriyyetu’l-Âmme’li’l-Kitâb, Kahire, 1996. 
• en-Nâs fî Leylihim (Gecelerdeki İnsanlar), el-Muessesetu’l-Arabiyye li’d-Dirâsât ve’n-Neşr, Beyrut, 1999. 
• Zehru’r-Rummân (Narçiçeği), Dâru’l-Âdâb, Beyrut, 2002. 
• Muntasıfu’l-Leyl (Gece Yarısı), Riyâd er-Rîs li’l-Kutub ve’n-Neşr, Beyrut, 2005. 
• İsteykız Key Tahlum (Hayal Etmek için Uyan), Dâru’r-Riyâd er-Rîs li’l-Kutub ve’n-Neşr, Beyrut, 2018.

Murîd el-Bergûsî’nin iki adet nesir çalışması bulunmaktadır. İlk kitabı şairin 1996 yılında tek başına gittiği Filistin ziyaretinden sonra yazılmış, ikinci kitabı ise 2008 yılında oğluyla birlikte yaptığı ikinci ziyaretinin akabinde kaleme alınmıştır. 
• Raeytu Râmallâh (Ramallah’ı Gördüm), el-Merkezu’s-Sekâfiyyu’l-Arabî, Kahire, 1997. 
• Vulidtu Hunâk Vulidtu Hunâ (Şurada Doğdum, Burada Doğdum), Dâru’r-Riyâd er-Rîs li’l-Kutub ve’n-Neşr, Beyrut, 2009.

Şairin eserlerinin İngilizce ve İspanyolca çevirileri aşağıda verilmiştir.
Midnight and Other Poems (Geceyarısı ve Diğer Şiirler): Radwa Ashour çevirisi, ARC Publications (İngiltere), 2008.
I Was Born There, I Was Born Here (Orada Doğdum, Burada Doğdum): Bloomsbury, 2011.
I Saw Ramallah (Ramallah’ı Gördüm): Random House / Anchor Books (ABD), Bloomsbury (İngiltere) ve Kahire Amerikan Üniversitesi Yayınları, 2003–2005.
A Small Sun (Küçük Bir Güneş): Şiirler; Radwa Ashour ve W. S. Merwin çevirisi, Aldeburgh Poetry Trust, 2003.
A New Divan: A Lyrical Dialogue Between East and West: Doğu ve Batı arasında lirik bir diyalog kitabına katkı.
Medianoche (Geceyarısı): Luis Miguel Cañada çevirisi, Fundacion Antonio Perez, İspanya, 2006.
He visto Ramala (Ramallah’ı Gördüm): Iñaki Gutiérrez de Terán çevirisi, Ediciones del Oriente y del Mediterráneo, İspanya, 2002.

Kaynakça:
Usher Sebastian, BBC Türkçe, 15/02/2021 https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-56072339
Wikipedia Contributors.  Mourid Barghouti. In Wikipedia,  https://en.wikipedia.org/wiki/Mourid_Barghouti
Bahar, Hayrettin. “Filistinli Şair Murîd el-Bergûsî ve Şiirlerinde Özgürlük Teması”. GAB Akademi 2, sy. 3 (Aralık 2022): 93-114.
| | | 0 yorum

Mazursun, Ahmed Gazali

İmam Gazali'nin kardeşi, Ahmed Gazâlî'ye atfedilen muhteşem şiir; aşk acısını, hem dünyevî hem ilâhî boyutlarıyla işlemiştir. Şiirin, bireysel bir aşkın tesiri olup olmadığı tam bilinmemekle birlikte, Allah’a duyulan aşkın acı ve özlemle yoğrulmuş halini dile getirdiği gözlemlenmektedir.

Ahmed Gazali'nin tasavvufi şiiri, az sözle çok anlam ifade eden tasavvufun özü mahiyetinde bir şiirdir. Kullanılan söz sanatları, mecazlar ve derin çağrışımlar yoluyla şiir, insanın kalbine dokunan bir etki oluşturur. Veciz sözlerle insanın içine işleyen bu şiir; yazar ve şair kimliğiyle bilinen Hilmi Yavuz tarafından aşağıdaki hali ile bir sohbet meclisinde okunmuştur:

Senin gönlün dâima meshûr ve müsahhardır, mâzursun
Gamın ne olduğunu aslâ bilmedin, mâzursun
Ben sensiz bin gece kan yuttum
Sen bir gece sensiz kalmadın, mâzursun

| | | | 0 yorum

Arf değişmezi ve Arf Halkası

Cahit Arf’ın “Makine Düşünebilir mi ve Nasıl Düşünebilir?”
Cahit Arf, Türk matematik tarihinin en önemli isimlerinden biridir. Arf değişmezi, Arf halkası ve Hasse-Arf teoremi gibi kavramlarla matematiğe kalıcı katkılar yapmıştır. Bilimi bir yaşam biçimi olarak görmüş ve öğrencilerine de bu şekilde davranmaları yönünde tavsiyelerde bulunmuştur. (Bkz. Cahit Arf Hayatı) Cahit Arf'in matematik çalışmaları erken dönem makine öğrenmesi veya bilişim çalışmalarına kaynaklık etmiştir. Cebirsel yapılar ve soyutlama konularındaki çalışmaları makine öğrenmesinin temellerine katkı sağlamıştır. Özellikle Cahit Arf'ın matematikte modelleme, örüntü tanıma ve soyut ilişkilerin formelleştirilmesi üzerine geliştirdiği düşünce tarzı, makine işlemlerinin öğrenme ve mantıksal temelleriyle örtüşür. Arf’ın “problemleri özünden anlamak” yaklaşımı, makine öğrenmesi ve yapay zekâ araştırmalarında öncülük eden Alan Turing, Marvin Minsky, Allen Newell, Herbert A. Simon. McCarthy, Minsky, Nathaniel Rochester, Claude E. Shannon gibi bilim insanlarının ülkemizdeki erken dönem yansımalarından biri olarak sayılabilir. Cahit Arf’ın “Makine Düşünebilir mi ve Nasıl Düşünebilir?” (1959) tarihli Erzurum sunumu, "makine öğrenmesi" üzerine yapılmış etkili bir konferans olmuştur. 
Cahit Arf ile Alman matematikçi Helmut Hasse’nin ortak çalışmaları, modern sayı teorisi ve cebirsel yapıların gelişiminde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Arf, Göttingen Üniversitesi’nde Hasse’nin danışmanlığında yaptığı doktora çalışması sırasında, lokal cisimler teorisini daha genel koşullara uyarlayarak derinleştirmiştir. Bu iş birliği sonucunda ortaya çıkan Hasse–Arf Teoremi, dallanma gruplarının davranışını açıklayan temel bir sonuç olmuş ve matematikte yerel alan teorisinin yapı taşlarından biri hâline gelmiştir. Bu çalışma, Arf’ın bilimsel yetkinliğini uluslararası düzeyde kanıtladığı gibi, Türk matematik tarihine de kalıcı bir iz bırakmıştır.
 
| | 0 yorum

Cahit Arf: Makine düşünebilir mi?

Cahit Arf, Türkiye’nin önde gelen matematikçilerinden biri olarak yalnızca soyut matematikte değil, aynı zamanda düşünce sistematiği ve bilim felsefesi alanlarında da önemli görüşler ortaya koymuştur. (Cahit Arf'ın hayatı ve çalışmaları için: Bkz. Cahit Arf) 
Cahit Arf, 1959 yılında Atatürk Üniversitesi’nde vermiş olduğu “Makine Düşünebilir mi ve Nasıl Düşünebilir?” başlıklı konferans, Türkçe literatürde yapay zekâ ve bilişsel sistemler hakkında yapılmış en erken ve en özgün bilimsel düşünce örneklerinden biri olarak kabul edilmiştir. Cahit Arf, konuşmasında Türkiye’deki bilimsel düşüncenin “pozitif zihniyet” üzerine inşası gerektiğini vurgulamış ve bu bağlamda bilimsel düşünmeyi bir yaşam biçimi olarak değerlendirmiştir. Böylelikle söz konusu metin, yalnızca teknik bir açıklama değil, aynı zamanda bilimsel bir manifesto niteliği taşımıştır. Cahit Arf, “akl-ı selim” kavramını merkeze alarak, bilimsel düşünmenin temelinde dogmalardan arınmış, sabırlı ve sistematik bir sorgulama biçiminin yer alması gerektiğini belirtmiştir. 

Avcı ve Serçe Hikayesi

Sıkıntılı olduğum bir gün, İmam Gazali’nin Kimya’yı Saadet kitabını rastgele açıp kafamı toplamak istedim. Kitabın ortalarından bir sayfayı seçtim ve umuyordum ki orada benimle ilgili güzel bir hadiseye rastlayacaktım. İmam Gazali, mutluluğun tarifini yaptığı bu eserde bize de doğal olarak iyi şeyler söyleyecekti. Ve böylece karşıma çıkan hikayeyi izninizle sizinle paylaşmak istiyorum:
"Şa’bi der ki: Avcı bir serçe tutmuştu. Hal böyle ki kuş dile geldi. Kuşcağız ona dedi: “Ey kişi! Benden ne istiyorsun?”Avcı cevap verdi: “Seni öldürüp etini yiyeceğim!” Kuşcağız şöyle dedi: “Benim etimi yemekle sana bir faydam dokunmaz. Ama sana üç öğüdüm var. Bunları sana öğreteyim ki, beni yemekten sana daha çok hayır olsun. Ama o üç öğüdü, birincisini elinde iken, ikincisini beni elinden salıverdiğin ve ben ağaca konduğum zaman, üçüncüsünü ise uçup dağ başına konduğumda vereceğim.” Avcı: “Peki tamam, o üç öğüdü bana bildir!” dedi.  
Kuş, avcının elleri arasındayken birinci öğüdü söyledi: “Eğer elinden bir şey çıkarsa veya kaybolursa ona hasret çekme ve üzülme.” Adam kuşu avucundan bırakıp salıverdi. Adam: “Ey kuş! Hadi ikinci öğüdünü söyle,” dedi. Kuş uçtu ve bir ağacın üzerine kondu. Sonra kuş cevap verdi: “Güç söze hemen inanma!” dedi ve sonra dallardan uçarak avcıdan uzaklaşıp bir dağ başına kondu. Adam arkasından bağırdı. Üçüncü öğüdünü söylemedin. “Ey bahtsız kişi!” dedi kuş uzaklardan, “Eğer beni öldürseydin öyle zengin olurdun ki, hiç bir zaman fakirlik görmezdin. Zira benim karnımda iki inci vardı ve her biri yirmi miskal kadardı.”
Adam bu sözlere öyle üzüldü ki parmaklarını ısırdı ve “Ne yazık oldu!” derken bir yandan da kuşa doğru “Öyleyse üçüncü öğüdü söyle" diye bağırdı. Kuş dedi ki: “Sana öğüdümün ikisini söyledim. Onları unuttun. Üçüncüsünü ne yapacaksın? Sana, geçen şeylere gam yeme, üzülme demiştim. Yine olmayacak şeylere bakma, güç şeye inanma! dedim. Ben senin elinde iken etim, kanadım ve kuyruğumla iki miskal yoktum. Şimdi benim karnımda yirmişer miskal olan o incilerin ne işi var? Mümkün mü böyle bir şey? Haydi diyelim ki o inciler karnımda var, madem ki artık senin elinden çıktım, bana ulaşma imkanın da kalmadı, söyle bana şimdi gam etmenin ne faydası var?” Kuş bunları söyleyip uçup gitti. Adam kuşun arkasından hatasını anladı ve hırsından dolayı pişman oldu."

Kaynakça: Kimya-ı Saadet, İmam Gazali, Sağlam Yayınevi, 1977

Hikayeden çıkarılacak sonuç şudur: Açgözlülük ve sabırsızlık, insanı fırsatları kaçırmaya ve kayba uğramaya sürükler. İnsan, her gördüğüne hemen inanmamalı, sabırlı olmalı ve doğru zamanı beklemeyi bilmelidir. Kaçırılan şeyler için üzülmek yerine, ders alıp bilgelikle hareket etmek önemlidir. Nasipte olan ne varsa sizi bulur. Maddi kazançlar, bazen bilgi ve öğütten daha az değerli olabilir.
| | | 0 yorum

"İnsan onurlu doğar"

İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth'in 08/09/2022 tarihinde 96 yaşında öldüğü Buckingham Sarayı'ndan yapılan resmi açıklama ile dünyaya bildirildi. İşlediği cürümlerin hesabını Allah huzurunda verme vakti onun için başladı. Bu vesile ile çokça paylaşılan bir yazı ile gündeme gelen Senegalli yazar, senarist ve yönetmen Ousmane Sembène (1923-2007)'i hatırlamakta fayda var.
Ousmane Sembène, 1 Ocak veya 8 Ocak 1923’te Senegal’in Ziguinchor kentinde doğmuş bir Senegalli film yönetmeni, yapımcısı, senarist, oyuncu ve yazardır. Afrika sinemasının gelişiminde öncü olarak görülür. Serer kökenli bir aileden gelmiş olup yerel kültürle iç içe büyümüştür. Wolofça ana dili olsa da Fransızca da öğrenmiş, genç yaşta Dakar’da çeşitli işlerde çalışmıştır. II. Dünya Savaşı’nda Senegal Tirailleurs birliğinde görev yapmış, sonra memleketine dönmüştür. 1947’deki büyük demiryolu grevine katılmış ve daha sonra "Tanrı’nın Odun Parçaları" (Les Bouts de Bois de Dieu) romanını bu grevden esinlenerek yazmıştır. 1947 sonunda kaçak olarak Fransa’ya gidip Marsilya rıhtımlarında çalışmış, sendika hareketlerine katılmış ve "Le Docker Noir" romanını burada yazmıştır. 1950’lerde ve 1960’larda toplumsal gerçekçi romanlar yazmış; "O Pays, mon beau peuple!, Les Bouts de Bois de Dieu, Voltaïque ve Xala" gibi eserlerle ün kazanmıştır. 1960’lardan itibaren "Borom Sarret (1963), La Noire de (1966), Mandabi (1968), Xala (1975), Ceddo (1977), Camp de Thiaroye (1987), Guelwaar (1992) ve Moolaadé (2004) gibi önemli filmler çekmiştir. Filmlerinde sömürgecilik, din, yeni Afrika burjuvazisinin eleştirisi ve Afrikalı kadınların gücü gibi temaları işlemiştir. Birçok uluslararası festivalde ödüller almış ve zaman zaman sansürle karşılaşmıştır. Ousmane Sembène, 9 Haziran 2007’de Dakar’da 84 yaşında ölmüştür.
Ousmane Sembène, kimilerine göre şöyle bir anı ile hatırlanmaktadır. Bu hatıranın doğruluğu tam net olmamakla birlikte, tamamen kurgu bile olsa burada yazılan sözler son derece değerlidir. Ousmane Sembéne, bu konuşmayı yaptı mı bilinmez ama Afrika uyanışını sembolize etmesi açısından böyle bir olayın kurgulanması, böyle bir metnin birileri tarafından yazılıp Ousmane Sembéne adına ithaf edilmesi bile emperyalizme karşı mücadele azmi açısından önemli olmuştur. Bu konuşma metninin gerçekten yaşanmış bir olaya mı dayandığını yoksa kurgudan mı ibaret olduğunu bilmiyorum. Aynı şekilde, metni kimin yazdığı ya da basında nasıl bu kadar yankı bulduğu tam bir muammadır. Ancak tüm belirsizliklere rağmen, konuşmada geçen sözlerin İngiliz sömürgeciliğine karşı yükselen bir itiraz, bir başkaldırı niteliği taşıdığı açıktır. İşte tam da bu niyetle, okunmaya ve üzerinde düşünülmeye değer bir yazıdır: Konuşma metni şu şekilde başlıyor ve devam ediyor:
 
Ousmane Sembène, 1997 (?) yılında İngiltere'de bir törende aşağıdaki konuşmayı yaptığı ve sonrasında salonu terk ettiği rivayet edilir:  
"Sayın baylar ve bayanlar, Konuşmama İngiliz dilinde devam etmeyeceğim için hepinizden özür dilerim. Sizin topraklarınızdayım ve sizin sahibi olduğunuz sistem içinde sizin tarafınızdan payelendiriliyorum. Ancak asıl konuşmam kendi öz dilimde olacaktır. Merak edenler, konuşmamın İngiliz diline tercümesini koltuklarında bulabilirler.
| | 0 yorum

YKS 2022 Matematik Netleri Sayısal Bilgiler

Temel Matematik testi

Ortaöğretim kurumlarının son sınıfında okuyan öğrencilerin TYT Matematik Net ortalaması: 8,170 nettir. Bu ortalamaya liseden mezun olmuş olan adaylar da dahil edildiğinde, tüm adayların TYT Matematik Net ortalaması: 6,938 net olmuştur.

AYT Matematik testi

Ortaöğretim kurumlarının son sınıfında okuyan öğrencilerin AYT Matematik Net ortalaması: 7,724 nettir. Bu ortalamaya liseden mezun olmuş adaylar da dahil edildiğinde tüm adayların AYT Matematik Net ortalaması 7,248 net olmuştur.

YKS 2022 sınavına ait TYT ve AYT testlerinin matematik ortalamaları aşağıdaki grafikte verilmiştir.


  

 

| | | 0 yorum

İslam Kütüphanesi Seçmeler

Matematik Seçme Konuları

Aşağıdaki Yazılar İlginizi Çekebilir!!!