Net Fikir » matematik tarihi » İslam dünyasında matematik gelişimi
İslam dünyasında matematik gelişimi
Etiketler :
islam matematikçileri
makalem
matematik tarihi
Matematikçiler, felsefi düşünceyle beraber başta bilimsel araştırmalar olmak üzere; matematik, fizik, geometri, mühendislik, iktisat, finans, pazarlama, muhasebe, ticaret ve sigorta ile ilgili ekonomi alanlarında uzman olarak, okullarda ve üniversitelerde öğretmen ve akademisyen olarak, meteoroloji, istatistik, planlama, tasarım, lojistik ve görüntü işleme mesleklerinde ve özellikle bilişim teknolojisi gibi çok farklı alanlarda çalışan insanlardır. Matematikçilerin sayısal matematik, istatistik, matematiksel mantık, cebir, geometri, analiz, modeller kuramı, olasılık kuramı gibi ağırlıklı eğitim aldıkları özel ilgi alanları vardır. Bu sebeple akıl yürütmenin yoğun olarak kullanıldığı pek çok alanda, matematikçiler istihdam edilir.
Antik çağdan modern döneme kadar matematik ve bilim tarihine bakıldığında, bilimsel üretimin belirli milletlere veya dinlere kalıcı biçimde ait olmadığı görülür. Bilimsel merkezler zaman içinde Antik Yunan’dan İskenderiye’ye, Hint ve Çin havzalarına; oradan İslam dünyasına ve daha sonra Avrupa’ya kaymıştır. Özellikle 8. ile 14. yüzyıllar arasında İslam medeniyeti matematik, astronomi, optik ve mühendislik alanlarında dünyanın en ileri bilim merkezi hâline gelmiştir. Bu dönemde El Harezmi, İbn Heysem, Ömer Hayyam ve El-Biruni gibi isimler yalnızca Antik Yunan bilgisini korumamış, aynı zamanda cebir, trigonometri, algoritma ve deneysel optik gibi alanlarda özgün katkılar üretmiştir. Bu yükselişte ortak bilim dili olarak Arapçanın kullanılması, çeviri faaliyetleri, ekonomik refah ve devlet desteği önemli rol oynamıştır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında Mekke’nin fethinden sonra genişleyen İslam coğrafyası, kısa sürede Ortadoğu’dan İspanya’ya, Kuzey Afrika’dan Hindistan’a kadar uzanan büyük bir medeniyet alanı oluşturmuştur. Bu geniş imparatorluğun bir sonucu olarak farklı kültürlerin bilgi birikimi bir araya gelmiş ve özellikle Abbasi Halifeliği, bilimsel faaliyetlerin merkezi hâline gelmiştir. 8. yüzyılda Halife Mansur’un Bağdat’ı başkent yapmasıyla birlikte şehir önemli bir ilim ve kültür merkezi olarak gelişmiş, Bağdat dönemin ilim merkezi haline gelmiştir. Daha sonra Harun Reşid döneminde kurulan çeşitli ilim meclisleriyle matematik ve diğer alanlarda eserler telif edilmiştir. Halife Memun zamanında ilim ve felsefe çalışmalarının üst düzeye çıkmasıyla dönem daha fazla ilerleme kaydetmiştir.
İslam tarihindeki matematiksel alandaki ilk büyük yükseliş, daha çok Abbasîler döneminde Bağdat merkezli Fars ve Horasan kültür çevresinde gerçekleşmiştir. Daha sonraki yüzyıllarda ise Selçuklu, Timurlu ve Osmanlı gibi Türk devletleri bilimsel geleneğin yeni taşıyıcıları olarak bilimsel çalışmalar 17.yy sonlarına kadar devam etmiştir. Türklerin bilim tarihindeki etkisi ise özellikle Selçuklu, Timurlu ve Osmanlı dönemlerinde daha belirgin hâle gelmiştir. Uluğ Bey, Ali Kuşçu, Takiyüddin ve Matrakçı Nasuh gibi isimler astronomi, matematik ve mühendislik alanlarında önemli çalışmalar yapmıştır. Semerkant Rasathanesi gibi kurumlar dönemin en ileri gözlem merkezleri arasında yer almış, Osmanlı’da ise matematik ve astronomi uzun süre medrese ve saray çevresinde gelişimini sürdürmüştür. Bu gelişimin Avrupa yansımaları, Latin kaynaklarında ciddi anlamda hissedilmiştir. Matematiksel düşüncenin temeli olan “Algoritma” kelimesi, El Harezmi’nin Latinceleştirilmiş adı olan “Algoritmi”den türemiştir; aynı şekilde “algebra” kelimesi de onun Kitab el-Muhtasar fi Hisab el-Cebr ve’l-Mukabele eserindeki “el-cebr” ifadesinden Avrupa dillerine geçmiştir. İbn Sina Batı’da “Avicenna”, İbn Heysem “Alhazen”, El-Battani “Albategnius”, El-Biruni “Alberuni”, Ebu Maşer “Albumasar”, El-Kindî ise “Alkindus” adıyla tanınmıştır. Nasreddin Tusi Batı kaynaklarında “Nasireddin” veya “Tusius”, İbn Rüşd “Averroes”, İbn Bacce “Avempace”, İbn Zuhr “Avenzoar”, El-İdrisi “Edrisi”, El-Fergani “Alfraganus”, Sabit bin Kurra “Thebit”, Ebul Vefa el-Buzcani “Albuzali”, İbnü’n-Nefis “An-Nafis” ve Cabir bin Hayyan “Geber” adıyla bilinmiştir. Bu isimler, İslam dünyasındaki bilimsel birikimin Latince çeviriler aracılığıyla Avrupa’ya taşındığını ve Rönesans öncesi Avrupa düşüncesini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Bu Latinceleştirme süreci, İslam dünyasında üretilen bilimsel eserlerin Orta Çağ Avrupa’sına aktarılmasında önemli rol oynamış ve birçok Müslüman bilim insanının çalışmaları Avrupa üniversitelerinde yüzyıllarca temel kaynak olarak okutulmuştur.
İslam dünyasında ise 16. yüzyıldan sonra bilimsel üretimin hızı giderek azalmıştır. Bu gerilemede siyasî parçalanmalar, Moğol istilalarının ardından bilim merkezlerinin tam anlamıyla toparlanamaması, deniz ticaret yollarının Avrupa’nın kontrolüne geçmesi ve ekonomik gücün zayıflaması önemli rol oynamıştır. Bunun yanında rasathane ve bilim merkezleri gibi kurumsal yapıların eski etkinliğini kaybetmesi, matbaanın Avrupa’ya kıyasla daha geç yayılması ve medrese sisteminin zamanla daha muhafazakâr bir yapıya dönüşmesi de bilimsel gelişmenin yavaşlamasına neden olmuştur. Buna karşılık Avrupa’da üniversitelerin güçlenmesi, deneysel yöntemin yaygınlaşması ve bilimsel devrim süreci modern matematik ve fiziğin hızla gelişmesini sağlamıştır.
İstanbul’un Müslümanlar tarafından fethedilmesinden sonra Avrupa’da askerî, siyasî ve kültürel açıdan yaşanan sarsıntı, Batı dünyasında mevcut düzeni ve geri kalmışlığı sorgulayan yeni düşünce hareketlerinin güçlenmesine katkı sağlamıştır. Coğrafi keşifler, Rönesans ve Reform süreçleriyle birleşen bu dönüşüm sonucunda özellikle 16. yüzyıldan sonra bilimsel ağırlık merkezi giderek Avrupa’ya kaymıştır. Matbaanın yaygınlaşması, üniversitelerin güçlenmesi, deneysel yöntemin gelişmesi, kapitalizm düşüncesinin yayılması, ve bilimsel devrim süreci sayesinde Avrupa’da matematik, astronomi ve fizik alanlarında büyük ilerlemeler yaşanmış; böylece modern bilimin temelleri büyük ölçüde bu dönemde atılmıştır. Galileo Galilei, Johannes Kepler, Isaac Newton ve Leibniz gibi isimlerle modern matematik ve fizik yeni bir aşamaya ulaşmıştır. Buna karşılık İslam dünyasında siyasi parçalanma, ekonomik gerileme ve bilim kurumlarının zayıflaması, yeni bilgi üretim hızını düşürmüştür.
Bilimsel liderlik tarih boyunca tek bir milletin ya da medeniyetin elinde kalmamış, sürekli olarak farklı merkezlere aktarılmıştır. Antik Yunan’da başlayan matematik ve felsefe geleneği zamanla İskenderiye’ye, ardından Bağdat’a, Semerkant’a ve Endülüs’e taşınmıştır. Daha sonraki yüzyıllarda bilimsel üretimin merkezi Floransa, Paris, Londra ve Berlin gibi Avrupa şehirlerine kaymış, modern dönemde ise büyük ölçüde ABD, Japonya ve Çin ön plana çıkmıştır. Bu durum, bilimsel gelişmenin belirli bir dine veya millete değil; ekonomik güç, eğitim kurumları, özgür düşünce ortamı ve kültürel etkileşim gibi şartlara bağlı olarak şekillendiğini göstermektedir.
Kadir PANCAR
21/05/2014
Piyasa Bilgileri
🇺🇸 USD .. ▲
🇪🇺 EUR .. ▲
🇬🇧 GBP .. ▲
🏆 ONS .. ▲
🪙 GRAM .. ▲
Piyasa verileri; Frankfurter ve Binance API sistemleri üzerinden çekilmektedir. Döviz kurları referans niteliğinde olup gecikmeli olabilir. Altın fiyatları, ons bazlı dijital varlık üzerinden hesaplanmaktadır. Veriler bilgilendirme amaçlıdır, hatalı olabilir ve kesinlikle yatırım tavsiyesi içermez.



0 yorum:
Fayda vermeyen ilimden Allah'a sığınırım. İlim; amel etmek ve başkalarıyla paylaşmak içindir. Niyetimiz samimiyetle insanlara yararlı olmaktır, akıbetimiz bu vesileyle güzel olsun. Dua eder, dualarınızı beklerim...
"Allah'ım; bana fayda sağlayacak ilimleri öğret ve ilmimi ziyadeleştir."
“Allahım! Sana teslim oldum, sana inandım, sana güvendim. Yüzümü, gönlümü sana çevirdim. İşlediğim tüm günahlarımı affeyle! Ey kalbleri çeviren Allahım! Kalbimi dînin üzere sâbit kıl. Beni Müslüman olarak vefât ettir ve beni sâlihler arasına kat!”
“Rabbim! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme! Bize tarafından bir rahmet bağışla.Öne geçiren de sen, geride bırakan da sensin. Muhakkak ki lütfu en bol olan Sen’sin. Senden başka ilâh yoktur."
Lâ ilâhe illallah Muhammedürrasulüllâh
KADİR PANCAR