Modern Zihinsel Çöküşün Anatomisi

Günümüzde teknoloji ve internet araçları; özellikle sosyal medya, iletişim, bilgiye erişim ve eğlence amaçlı olarak yaygın biçimde kullanılmaktadır. Hal böyle olunca bu yoğun teknoloji kullanımı fiziksel, zihinsel sağlık ve insan psikolojisi üzerinde olumsuz etkilere yol açmaktadır. Yapılan araştırmalarda, yoğun teknoloji kullanımı ve sosyal medya bağımlılığının kaygı, stres ve depresyon riskini arttırdığı, uyku kalitesini düşürdüğü, odaklanma ve dikkat süresini kısalttığı belirlenmiştir. Sosyal medya platformlarında hızlı akan kısa video içeriklerinin yalnızca zaman kaybına yol açmakla kalmayıp, bireylerin bilişsel yeteneklerini de olumsuz etkilediği araştırmalarda ortaya konulmuştur. Bu içeriklerin sürekli ve hızlı tüketiminin, beynin ödül mekanizmasında kimyasal değişimlere neden olarak dikkati sürdürme, odaklanma ve irade gücünü zayıflattığı çeşitli araştırmalarda vurgulanmıştır.[1] Literatürde bu durum "dijital bağımlılık" olarak adlandırılsa da daha geniş bir perspektiften bakıldığında bunu “gönüllü bilişsel kölelik/tıkanıklık” şeklinde tanımlamak daha doğru bir yaklaşımdır. Çünkü bireyler bu özellikleri bilerek ve isteyerek tercih etmekte ve iradelerini bu yönde kullanmaktadır. İnsanlar, kendi özgür iradelerini kullanarak teknolojiye köle olmaya ve bağımlı kişiliklere dönüşmeye başlamıştır.  
Dijital bağımlılığı, teknoloji ve internet çağının insan davranışlarını değiştirmedeki rolünü, çeşitli araştırma sonuçları eşliğinde bu yazıda biraz irdeleyelim. Daha önceki yıllarda değişen nesiller üzerine inceleme amacıyla "Kendini bulma yolculuğunda insan nesilleri" başlıklı bir değerlendirme yazısı yazmış ve zamanla davranışların değişim sürecini anlatmıştım.
Bu yazımda, günümüz dünyasında mevcut olan zihinsel çöküşün sebeplerini, tarafsız yorumlarla kısmen inceledikten sonra, "Modern dünyada zihinsel çöküşün sonuçları hakkında neler söylenebilir?, Dikkat eksikliği ve odaklanma sorunu nasıl ortaya çıkar?, Patlamış Beyin tabiri nedir?, Sosyal medyanın zihinsel süreçlere etkisi nasıl olur?, Başarısızlık nedenleri arasında dijital bağımlılığın etkisi nedir?" gibi sorulara cevap bulmaya çalışalım: 
 

Selam olsun sana Hatemül Enbiya

 

Selam olsun sana! Hatemül Enbiya

Hamd ü senâdır Hudâ’ya minnet,
Salât ü selâm olsun Habîb’e risâlet.

Cümle varlık içinde yegâne hikmet,
Ey Nebî-i zişan, sensin insanlığa rahmet.

Kelâm-ı aciz sözler, sensiz hicâb içinde,
Seni anlatmak güç, şu hitâb içinde.

Sabır sende, şükür sende, vefâ sende,
Her güzel haslet, cem oldu bedeninde.

Ey server-i âlem, ey fahr-i cihân,
Sen ki alemlere nûrsun her zaman.

Seni övmeye kâdir midir lisânım,
Zîrâ seni medh eyledi Aziz Rahmânım.

"Ve inneke le'alâ hulukın azîm"
Yüce Hitâbıdır bu, Kur’ân-ı Kerîm.

Seni ahsen-i terbiye kıldı Rabb-i Celîl,
Ne güzel süsledi, seni ahlak-ı cemil.

Ey rıfk peygamberi, ey Lütf-u Rahmân,
Sözün rahmet olur, sükûtun beyân.

Sensiz alınan nefes, bize olur hicrân,
Adınla dirilir, ölmüş kalpler ile can.

Sen olmasaydın, olmazdı kevn ü mekân,
Sen varsan, mevcut olur herşeye imkan.

“Levlâke” hitâbıyla oldun mahluka sebep,
Kainat hep nûrunla doldu, ancak edep.

Senin sünnetindir bize rehber-i sadık,
Davranışların oldu numune-i varlık.

Katı kalblere nur, solgun gözlere fer oldun,
Yıllar sonra bile gönüllere aşkla doldun.

Ey şefâat kapısı, ey Deryâ-yı Rahmet,
Sensin ümmetin ümîdi, daima sana minnet.

Senin ümmetin olmak en büyük devlet,
Bir kere kapına yüz sürmek, ne büyük nimet.

Sen doğdun ey Nebi, uykusundan dirildi cihân,
Kalbler bir anda oldu, tazecik tevhîd-i nihan.

Kör gözler gördü, sen secdelere durunca.,
Taş duvarlar eridi, senin adını duyunca.

Câhiliye karanlığını, zulmetini sen yok ettin,
Her gönüle Hakk nurunu sen tebliğ ettin.

Azılı müşrikler zelil oldu Bedire varınca
Putlar yıkıldı, Kabe'de kıyama kalkınca

Sana tükenmez mükafatler vaad etti Hakk,
Ne yüce terbiyedir bu, ne mükemmel ahlak.

Ey Ahmed-i Mahmûd, canlar fedâdır sana,
Pak isminle kâinat bulur, kendinde mâna.

"Üsve-i hasene”sin ey Rehber-i Azim,
Her daim edeple ederim, ben seni ta'zim.

Semadaki yıldızlar, yerdeki kumlar adedince,
Selam olsun sana Ey Nebi!, yağmur tanelerince.

Melekler saf saf sana salât eyler,
Bizim selâmımız ne ki sana değer.

Biz âsî kullar, günah yüküyle dolduk,
Senin eteğine sığındık, hayat bulduk. 

Ey âlemlere rahmet, Hatemül Enbiya,
Ahmed, Muhammed, Mustafa, Rasülü Esfiya.

Her nefeste sana salât, her duâda sana selâm,
Sensin bizlere huzur, sensin çare-i devâm.

“Rahmeten lil-âlemîn”sin ey Habîb-i Kibriya,
Sensin ümmetin ümidi, sensin Tabîb-i Ziya.

Çarem ol ya Rasûlullah, kalbim huzur bulsun,
Ehl-i beytine, ashabına binlerce selâm olsun.

Ey Resûl-i Kibriyâ, gözümün nuru, baş tacım,
Ben ki aciz, senin şefaatine muhtacım.

Kadir-i mutlak, hakikatten eylemesin bizi,
Mahşerde sensiz bırakmasın ümmetini.

kadir pancar 
11/11/2025
 

Allah’a hamd ve şükür edilir; O’nun Elçisine de selam ve rahmet dileğinde bulunulur.
Bütün varlıkların içindeki en büyük hikmet sensin; insanlığa gönderilmiş ilahi bir rahmetsin.

Seni anlatmaya kelimeler yetersizdir; bu sözler bile seni tarif etmeye çekinir.
Sabır, şükür, vefa gibi tüm güzel özellikler sende toplanmıştır.

Ey âlemlerin efendisi, dünyanın övünç kaynağı; sen her zaman âlemlere nur saçarsın.
Dil seni övmeye yeter mi? Çünkü seni bizzat yüce Allah övmüştür.

Kur’an, senin yüce bir ahlak üzere olduğunu bildirir.
Allah seni en güzel şekilde ve en güzel ahlakla donattı.

Ey nezaket ve merhamet Peygamberi; konuşman rahmet, susuşun bile bir mesajdır.
Sensiz hayat hasret olurken senin adını anmak kalplere hayat verir.

Sen yaratılışa sebep kılındın; sen olmasan âlem olmazdı.
“Sen olmasaydın...” hitabıyla tüm yaratılış senin hatırına var oldu; kâinat senin nurunla doldu.

Senin sünnetin bize doğru rehberdir; davranışların insanlık için örnektir.
Sen kalpleri yumuşatan bir nur, gözlere sevinç oldun; asırlar geçse de kalpleri aşkla doldurursun.

Şefaat kapısı ve rahmet denizi sensin; ümmetin umudu olarak daima minnetle anılırsın.
Senin ümmetin olmak en büyük nimettir; kapına bir kez yüz sürmek bile büyük şereftir.

Sen doğunca dünya adeta uykusundan uyandı; kalpler yeniden tevhide yöneldi.
Senin ibadetinle kör gönüller bile görür hale geldi; adını duyan kalpler yumuşadı.

Cahiliye karanlığını giderdin ve herkese Allah’ın nurunu tebliğ ettin.
Bedir’de düşmanlar mağlup oldu; Kâbe’de putlar yıkıldı, hakikat ayağa kalktı.

Allah sana sonsuz mükâfatlar vaat etti; bu da senin yüce ahlakının işaretidir.
Ey Muhammed; canlar sana feda olsun; senin temiz isminle evren anlam kazanır.

Sen en güzel örneksin; seni her zaman edeple yüceltirim.
Sana gökteki yıldızlar ve yerdeki kumlar kadar çok selam olsun.

Melekler sana sürekli salât eder; bizim selamımız onlarınki yanında ne kadar küçük kalır.
Biz günahkârız, fakat sana sığınarak rahmet buluruz.

Ey alemlere rahmet olan son peygamber; Ahmed, Muhammed, Mustafa…
Her nefeste sana salat ve selam olsun; bize huzur ve devamlı çare sensin.

Sen alemlere rahmetsin; ümmetin ümidi ve gönüllerin şifasısın.
Ey Allah’ın Resulü, bana çare ol ki kalbim huzur bulsun; ehline ve ashabına da selam olsun.

Ey Yüce Elçi; ben aciz bir kulum ve senin şefaatine muhtacım.
Allah bizi doğru yoldan ayırmasın ve mahşer günü bizi sensiz bırakmasın.

| | | | Devamı... 0 yorum

Fibonacci Dizisi ve Vahdeti Vücud Felsefesi

Matematik dersinde Fibonacci sayı dizisini incelerken, tasavvuf felsefesindeki Vahdet-i Vücûd anlayışıyla arasında benzerlik olabileceği fikri aklıma geldi. Bu konu üzerinde biraz araştırma yapınca bu benzerliğin makul olabileceğine ikna oldum. Şimdi bu konuyu matematik ve ilahiyat ekseninde değerlendirmek istiyorum. Önce her iki kavramın tanımlarını verip, ardından bu görüşleri ortaya koyan kişilerden Muhyiddin İbn Arabi ve matematikçi Leonardo Pisano Fibonacci"nin hayatlarına dair izlere bakacağız. Yazının sonunda da savundukları ve ortaya koydukları görüşlerin hangi yönlerden birbirine benzer olabileceğini göstermeye çalışacağım. En sonunda sonuç ve değerlendirme ile yazıyı bitireceğiz.
"Fibonacci sayı dizisi" ile "Vahdet-i Vücûd" anlayışı, ilk bakışta İslam tasavvufu ve matematik gibi  birbirinden oldukça farklı iki alana ait gibi görünse de aralarında güçlü bir benzerlik vardır. Biri matematik, diğeri tasavvuf felsefesine ait olmasına rağmen bu iki konu derinlemesine incelendiğinde, birbiriyle anlam, düzen ve bütünlük açısından önemli benzerlikler taşır. Bu benzerlikler özellikle sonsuzluk, ilk varlık, nizam ve düzen, bütün-parça arasındaki ilişkiler gibi temel bazı felsefi kavramlarda ortaya çıkar. Fibonacci dizisi, her sayının kendisinden önce gelen iki terimin toplamı olmasıyla oluşan, sonsuza kadar devam eden bir sayı dizisidir. 1 den başlayarak ardınca belli bir kural içinde düzenli sayılar gelir. 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, … Bu dizinin ardışık iki terimi birbiriyle oranlandığında bu sonucun matematikte "altın oran" adı verilen Fi sayısına (φ ≈ 1.618...) yaklaştığı görülür. Bu oran, yalnızca matematiksel bir yapı değil; doğada, insan vücudunda, yaprak diziliminden deniz kabuklarına, galaksi şekillerinden DNA spiral yapısına kadar birçok yerde gözlemlenen sabit bir oranı ve düzeni temsil eder. Altın oran hakkında daha farklı detaylı bilgiler için önceki yazımızı okuyabilirsiniz.

Vahdet-i Vücûd, İslam tasavvufunda derin bir düşünce sistemidir. Buna göre evrende hakiki anlamda var olan tek şey Allah’tır. Allah dışındaki tüm varlıklar—insanlar, doğa, yıldızlar, hayvanlar ve zaman—mutlak anlamda var değildir; yalnızca Allah’ın varlığından izler taşır, bütün mahlukat O’nun isim ve sıfatlarının yansımalarıdır. Çokluk gibi görünen her şeyin ardında, aslında bir ve tek olan "Varlık" vardır. Bu nedenle “varlıkların birliği” anlamına gelen vahdet-i vücud, görünen çokluğun ardında "gizli teklik" gerçeğini ifade eder. Burada anlatılan vahdet-i vücud, Batı felsefesindeki panteizmle karıştırılmamalıdır; çünkü vahdet-i vücudda mutlak varlık, hem her şeyin özünde hem de her şeyin ötesindedir. Panteizmde Tanrı, evrenle özdeşleşmiş olur ki bu da hatalı bir görüştür. Oysa vahdet-i vücud anlayışında, Hakikî varlık yalnızca Allah’tır, evren ve içindekiler ise O’nun varlığının bir tezahürüdür; mahlukatın kendiliklerinden bir varlıkları yoktur. Bu yaklaşıma göre, görünen âlem, Allah’ın isim ve sıfatlarının bir tecellisidir. Mevcudat, varlıklarını Allah’tan almış, birer tecelli simgesidir. Gerçek varlık sahibi yalnızca Allah olduğundan, mahlûkatın varlığı izafî ve gölgede kalan bir varlık mesafesindedir. Bu sebeple mutasavvıflar, "Lâ mevcûde illâ Hû" (O'ndan başka mevcut yoktur) ifadesini tasavvufta sıkça kullanırlar. Bu düşünceye göre Allah, evrende kendi varlığını farklı biçimlerde gösterir; buna “tecelli” veya “zuhur” denir. Doğadaki düzen, güzellik, denge ya da insanın içindeki sevgi, merhamet ve adalet gibi tüm düşünce ve duygular hep Allah’ın isim ve sıfatlarının yansımaları tecellileridir. Yani evrende neye bakarsak bakalım, aslında Allah’ın bir kudretine, bir ilmine tanıklık ederiz. Ancak bu, görünen şeylerin Allah’ın kendisi olduğu anlamına gelmez; onlar sadece O’ndan gelen tecelliler olduğundan aynadaki görüntünün yansıttığı nesneler gibidir. Diğer bütün varlıklar ise O’nun varlığının yansımaları, tecellileridir. Çokluk gibi görünen bu âlem aslında var olan birliğin farklı tezahürlerinden ibarettir. Her şey Allah'tan gelir ve sonunda O’na döner; varlıklar ancak O’nunla birlikte vardır. Nitekim Kuran-ı Kerimde: “...Biz şüphesiz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz..." (Bakara Suresi, 2/156) buyrulmuştur. Düşüncenin temeli bu ayetle ilişkilidir. 

Şaşırdım kaldım işte, Yavuz Bülent Bakiler

Türk Edebiyatının önemli isimlerinden olan, hayatı boyunca Türkçe'ye bağlılığı ile tanınan; şiir, gezi notları, edebi metin incelemeleri, anı yazılarıyla bilinen usta şair ve yazar Yavuz Bülent Bakiler (d.23 Nisan 1936) bugün vefat etti. (28/09/2025) Türk Edebiyat dünyası için kıymetli bir isimdi. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. Yavuz Bülent Bakiler'in en bilinen şiiri ile bu şiirin ardındaki aşk hikayesini, şairin kendi anlatımıyla sizlere aktaralım.
Şaşırdım Kaldım İşte” Şiiri ve Hikayesi
Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla,
Bâzan sessiz sedasız, ipekten kanatlarla,
Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla,
Karşıma çıkıyorsun en serin imbatlarla,

Adını yazıyorsun bulduğun fırsatlarla,
Yüreğimin başına noktalarla, hatlarla,
Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla,
Sözde senden kaçıyorum doludizgin atlarla..

Ne olur bir gün beni kapında olsun dinle,
Öldür bendeki beni, sonra dirilt kendinle,
Çarpsan karasevdayı en azından yüz binle,
Nasıl bağlandığımı anlarsın kemendinle.

Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle,
Ama her defasında geri döndüm seninle.
Hangi düğüm çözülür nazla, sitemle, kinle?
Ne olur bir gün beni, kapında olsun dinle..

Şaşırdım kaldım işte, bilmem ki n’emsin?
Bazan kızkardeşimsin, bazan öpöz annemsin,
Sultanımsın susunca, konuşunca kölemsin,
Eksilmeyen çilemsin,

Orada ufuk çizgim, burda yanım yöremsin,
Beni ruh gibi saran sonsuzluk dairemsin,
Çaresizim, çaremsin.
Şaşırdım kaldım işte, bilmem ki n’emsin?

Yavuz Bülent Bakiler

Şiirin Hikâyesi
Yavuz Bülent Bakiler anlatıyor: Bu kızın, yani fakültenin birinci sınıfında aşık olduğum kızın ismi ‘’Fatma’’ olsun. Bu kıza anlatılmaz duygularla bağlandım kaldım ama ona aşık olduğumu kat’iyyen söyleyemiyorum. Her gün beraber fakülteye gidip geliyoruz. Her gün yan yana oturup dersleri dinliyoruz ama bir türlü bu kızcağıza “ben seni seviyorum, ben sana aşığım” diyemiyorum. Hep içimden söylüyorum bunları. Bizim o yıllarda Hukuk Fakültesindeki mevcudumuz 11500’dü, 11500 mevcudu var. O 11500 kişinin 1100 kişisi muntazaman derslere devam ediyor. O bakımdan fakültede iki ayrı sınıfta okuyoruz. Bir aşağıda sınıf var, bir de yukarıda sınıf var. Biz aşağıdaki sınıfta bu kızcağızla beraber derslere devam ediyoruz. Gandi’yi okuyorum. Gandi diyor ki “her gece başımı yastığa koyduğum zaman kendi kendime düşünüyorum, acaba bugün bir kimseye zararım dokundu mu?’’ Diye düşünüyorum. Eğer bir kimseye zararım dokunduysa gidip ertesi gün o kişiden özür diliyorum. Sana zararım dokundu, beni bağışla’’ diye.” Ben Gandi’nin tesiri altında kalarak kendi kendime düşündüm, dedim ki ben her gün bu kızla beraber derslere giriyorum, bu kızla beraber dolaşıyorum, fakültede bir dedikodu çıkmaya başladı, ‘evlenecekler’ diye bir dedikodu. Benim kulağıma da geliyor bu. Yanımda arkadaşlar söylüyorlar. Ben de “yok ya böyle bir durum yok” filan diye itiraz ediyorum ama doğrusu bu kızcağızı dünyalara sığmaz bir yürekle seviyorum. Ona aşığım. Bir gün fakültenin merdivenlerinden çıkarken ona dedim ki “biliyor musun, fakültede böyle bir dedikodu var” dedim. “Ne güzel, ne güzel” dedi. ‘’Ama dedim, biz daha fakültenin birinci sınıfındayız, yarının ne olacağı belli değil, ben bu fakülteden mezun olur muyum, olmaz mıyım bilemiyorum. Üstelik ben dedim, ailemin seçtiği kimseyle evlenmek durumundayım.’’ Aynen öyle, annemin dilinde dayımın kızının ismi var. Olur mu olmaz mı bilmiyorum ama annem ve babam evleneceğim kimseye evet demeseler benim o kimseyle izdivaç yapmam mümkün değil. Şimdi bir dedikodu var ama ben görüyorum ki sana zararlı oluyor. Gel bu dedikodu bitinceye kadar konuşmayalım.
Ben böyle söyler söylemez müthiş öfkelendi, elini başının üstüne kadar kaldırdı “Ben seninle büyük bir dostluk kurmak istiyorum, niçin korkuyorsun? Madem korkuyorsun çekil git!” dedi. Öyle ya! “Ben niye korkayım. Sen bu fakültenin en güzel kızlarından birisin. Senin yanında bulunmak bile bana büyük bir huzur kazandırıyor. Ben korkmuyorum. Ben senin adına endişe duyuyorum.” dedim. “Hadi hadi” dedi, “korkuyorsun.” Sen öyle mi düşünüyorsun, peki hadi güle güle’’ dedim. Böylece ben ondan ayrıldım ve yukarıdaki sınıfa çıktım. O da bir gün sonra yukarıdaki sınıfa çıktı. O yukarıdaki sınıfa çıkınca ben aşağıdaki sınıfa indim. Dünyanın en büyük aptallıkları ve kat’iyyen konuşmadım ama onun için bir takım şiirler yazdım. Bir arkadaşım vardı, sonradan çeşitli bakanlıklarda vazife gördü o demiş ki, -ismi Fatma’ydı ya kızın- “Fatma” demiş, “Bülent senin için o kadar klas o kadar güzel şiirler yazdı ki, bir görsen hayran olursun, çok beğenirsin” demiş. Benim haberim yok. Ben Cebeci’de arkadaşlarımla birlikte bir bekâr evinde kalıyorum. Tak tak, bir gün kapı çalındı. Açtım kapıyı, baktım karşımda kızcağız.
– “Ne var?” dedim.
– ‘’Bülent filan bana söyledi benim için şiir yazmışsın, o şiirleri senden istemek için geldim.’’
– “Vermem” dedim.
– Bak, ‘’kimseye kızmadım, kimseye rica etmedim, senden rica ediyorum, ver o şiirleri bana…’’
-“Vermem”, o şiirler benim duygularımı ortaya koyuyor.
Şu basitliğe bakın.
-Senin nazarında dedim, erkeklerin hiçbir kıymeti yok.
Buna nereden geldim? Öğrendim ki bu arkadaşım, erkek arkadaşlarıyla ve kız arkadaşları ile birlikte Çubuk Barajına gitmiş. Öğrenince çılgınlara döndüm.
‘’Nasıl olur, benim haberim olmadan gidebilir?’’
Sanki benim nikâhlı eşimmiş gibi. Bu da işin üzerine binince tamamen kopmak istedim.
Geceleri uyuyamıyorum, “acaba sabahleyin fakülteye gelecek mi?” diye düşünüyorum. Fakülteye geliyor, Onun bulunmuş olduğu yerde, kat’iyyen ben olmuyorum, çekip başka tarafa gidiyorum. Böyle saçma sapan bir takım davranışlar. Ama şiirler yazdım kendi kendimle sevdalandım durdum, başka şiirlerim oldu. Bunları kendisine anlatmadım.
Mezun olduk. O da mezun oldu, ben de mezun oldum. Benim şiirlerimin çıkmasını, basılmasını, bir kitap haline gelmesini çok istiyordu. Yeminle söylüyorum, çok enteresan hadiseler oluyor bazen insanın hayatında. Fakülteden mezun olduktan sonra askerliğimi yaptım. Ben muhafız alayında, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayında. Kitabımı bastırdım, şiirlerimi muhtevi şiirlerimi bastırdım. Ondan bir tane aldım, cebime koydum, üzerimde lacivert bir elbise var. Çıktım Kızılay’a geldim. Kızılay’da bir noktadan karşı tarafa geçeceğim. Kalabalık ana baba günü, kendi kendime dedim ki:
 “Ya bu kız bu kitabın çıkmasını çok istemişti, onu görsem de kitabı versem kendisine. Ve kendisi için yazmış olduğum şiirleri hiç olmazsa bu münasebetle görmüş olur.”
Bu ışıktan karşı tarafa geçerken tam ortada karşılaştık. Dedim ki “Fatma, az önce seni düşünüyordum, kitabım çıktı. Onu sana şimdi sunuyorum, al” dedim, aldı “teşekkür ederim“ dedi. Başka türlü konuşmadık, o ayrıldı ben ayrıldım. Bu defa beni bir merak sardı:
-Acaba şiiri okuduktan sonra nasıl bir kanaat içerisinde oldu, ne düşünüyor şiir üzerinde veya benim üzerimde?
Ben ayrı bir yerde oturuyorum Ankara’da. Tandoğan Meydanında. Orada arkadaşlarımla birlikte 3 yıl oturmama rağmen onu katîyyen görmedim hiç. Hangi mahallede oturduğunu da bilmiyorum. Ama kendisine o şiir kitabını verdikten bir gün sonra çıktım evimden, otobüs durağına geldim. Baktım bu da otobüs durağında bekliyor. Oralarda bir tanıdığı olsa gerek herhalde, oraya gelmiş.
-Dedim ki sana verdiğim şiir kitabını okudun mu?
-Okudum, dedi.
-Peki senin için yazdığım şiirleri gördün mü?
-Yok, hiç farkında değilim, dedi.
Bir tokat yedim mi suratıma?
Troleybüs geldi, kimse yok troleybüste. En öne oturdu, gittim inadına en arkaya oturdum. Yine kat’iyyen konuşma filan yok.
O zaman o da bekar, aynı zamanda ben de bekarım.
Derken, efendim tekrar bir kopukluk meydana geldi. Ben evlendim. O evlendi, evlendiğini duydum. Son derece güzel bir kız, vizon kürkler içerisinde, böyle dolaşıyor. Bir gün Ankara’da, bir akşam karanlığında ben bakanlıktan çıktım; kitap bastırıyoruz bir matbaada, o kitapların durumlarını öğrenmek için matbaaya gidiyorum. Tam Milli Kütüphanenin önünden geçerken bu kızcağızla karşılaştım.
O karşıdan geliyor, ben bu taraftan gidiyorum.
Karşılaşınca:
-Nereye gidiyorsun? dedi bana.
Doğrusu benimle konuşacağını hiç düşünmüyordum. “Nereye gidiyorsun” dedi.
-“Matbaaya gidiyorum” dedim.
-Ne var matbaada.
-Kitap bastırıyoruz da, acaba ne oldu diye onu öğrenmek için gidiyorum, dedim.
-Ya Bülent! Hala mı kitap, dedi bana.
-Ne yaparsın dedim, işte benim de havam böyle! Kitapla düşüp kalkıyorum. Çekip gideceğini sandım, gitmedi. Ben de bekliyorum ama başımız önümüzde ikimizin de.
-“Bana niye gelmiyorsun?” dedi.
Hiç düşünmemiştim, hiç tahmin etmiyordum bana böyle bir soru soracağını.
– İstiyor musun dedim, sana gelmemi?
– Tabi dedi. Gelsene bana, yalnız gelmeden önce haberim olsun, dedi.
Anladım süslenecek o bakımdan haberim olsun diyor. Kendisine haber verdim bir gün, çıktım gittim. Ben kültür Bakanlığı’nda müsteşar yardımcısıyım, benim kapımda bir sekreter var. O hatun kişinin makamına girmek için iki ayrı odadan, iki ayrı sekreterden geçmek lazım. Birinci sekreterden geçtim, ikinci sekreterden geçtim. Üçüncü odada kendisinin karşısına dikildim. Beni çok iyi karşıladı. Ben, masanın bir tarafına oturdum. O makamından kalktı, masanın karşı tarafına oturdu. Aynen, Allah şahit, aramızdaki konuşma aynen şöyle oldu. Bana dedi ki,
–‘’Biliyor musun Bülent, benim 4 yıllık fakülte hayatımı zehir ettin sen bana, zehir ettin’’ dedi. 
-Şimdi ne söyleyeyim. Dedim ki:
 ‘’Bak köprülerin altından çok sular aktı ve aradan çok zaman geçti, senin hiç bilmediğin bir konu var. Şimdi o konuyu burada ben sana açmak durumundayım. Doğru, fakültede benim bir takım yanlışlarım, hareketlerim oldu, kıskançlıklardan ötürü filan ama onun altında yatan çok önemli bir sebep var ve senin bilmediğin bir husus. Onu bugün şimdi sana, senin bu sorundan sonra açıklamak istiyorum. Senin haberin yok, ben o yıllarda sana deli divane âşıktım, ama söyleyemiyordum bir türlü. İçimde tutuyordum, bütün o yanlış hareketler, hep benim o büyük sevdamdan kaynaklanıyordu, anlatamıyordum.’’
Elini vurdu masaya:
-‘’Ne demek söyleyemiyordun? Yahu Bülent, her gün bağıra bağıra anlatıyordun’’ dedi.
Bütün samimiyetimle söylüyorum, şaşırdım kaldım.
– ‘’Yani dedim Fatma, sen o yıllarda gerçekten sana âşık olduğumu anlamış mıydın?’’
-‘’Anlamamak için dünyanın en aptal kadını olmak lazım, elbette anladım. Niye söylemedin’’ dedi.
Vallahi, billahi, tallahi, samimi kanaatimi orada kendisine anlattım. Dedim ki,
–‘’Bak o yıllarda seni o kadar, o kadar, o kadar büyük bir yürekle seviyordum ki, kendimi sana layık görmüyordum. Çok düşündüm, ben dedim ki ben gitsem bu kızcağıza evlenme teklifinde bulunsam. O da beni kabul etse yazık olur bu kıza. Çünkü o benden çok daha üstün özelliklere sahip bir kimseyle evlenmiş olmalıdır. O bakımdan sana öyle bir teklifte bulunamadım’’ dedim.
Elini vurdu masaya,
–‘’Ya Bülent, benim için şeref olurdu, benim için şeref olurdu.’’
Benim deli divane aşık olduğum kızdan 20 yıl sonra dinlemiş olduğum tek cümle budur ve ben onun serçe parmağını bile tutmadım, serçe parmağını. Benim zamanımda veya benim yaşayışımda aşk böyleydi. Ben öyle bir duygu içerisinde bu kızcağıza olan duygumu “Şaşırdım Kaldım İşte” isimli şiirde ortaya koydum.
“Sözde senden kaçıyorum doludizgin atlarla” Hani fakültede benim yanıma geldiği zaman ben bırakıp başka taraflara gidiyordum ya işte onu kastederek söylüyorum.  
O şaşkınlık hala devam ediyor. Herhalde öyle sanıyorum ölünceye kadar devam edecektir. Ben bu şiiri okudum kendisine, telefonda okudum. Şiirimin yazılmasından sonra gördüm ki, arkadaşlarım bana yapmış oldukları açıklamalardan öğrendim ki çok beğenilen şiirlerden birisi olmuş ve 2 milyon kişi bu şiiri işte bilmem ne kanalı ise oradan dinlemişler. Bir telefon açtım kendisine. Dedim ki "Fatma senin için yazmış olduğum şiir biliyor musun, 2 milyon kişi tarafından okunmuş, beğenilen bir şiir olmuş" dedim. Bana telefonun öteki ucundan “şımarma” dedi. ‘’Hayır hiçbir şımarıklığım yok’’ dedim. Öylece kaldı.
Kaynakça: https://www.maarifinsesi.com/sasirdim-kaldim-iste-siiri-ve-hikayesi/

"Bu aşk hikayesinin benzeri, ne yarım kalmış hayatlar vardır. Sessizce çekip gidenler, yaşanmış onca hatırayı yok sayanlar, hiçbir şey olmamış gibi vefasızlık içinde kalanlar, eskiyi hatırlamamak için nice yenilere kucak açanlar ve daha neler neler. Bazen erkek çeker gider, bazen kadın. Geride hep duygu ve aşkla yoğrulmuş bir kalp bırakırlar. Gidenler yıktığı enkazı görmekten acizdir, hiçbir şey olmamış gibi yok sayarak yaşamaya devam ederler. Kavuşmak, hayal gibi kalır işte. Bazen de iki tarafta sevdiği halde anlamsızca uzaklaşırlar birbirinden. Anlaşılmaz engeller vardır aralarında. Bir türlü bu engelleri aşmayı denemezler,  sadece susarlar ve sessizliğe gömülürler, sonunda yine çekip giderler. Geride ne kalır? Yakıp kül eden koca bir Aşk. 
Nedir ki Aşk?  Aşk; bir bilinmezlik hali. Tanımlara göre aşk, karşılıklı olunca güzel ve yaşanılır bir sevgi yumağı ve bütünleşme haliyken, karşılıksız olunca yakıcı bir ızdırab ve acı bir kalp sızısı. Bu iki durumu da "yaşayanlar" ancak hakkıyla bilir. Selam olsun o aşka. Buradaki şiir ve hikayesi; aşk içinde kalanlara, aşka dalanlara, geride kalanlara, çekip gidenlere, sevip de ayrılanlara, gözleriyle yalan söyleyenlere, kalpten sevip kavuşanlara, sebepsiz ayrılanlara, nice yaşanmış duyguyu yok sayıp birilerini kullananlara usta şairden ithaf olsun." 
| | | Devamı... 0 yorum

Trigonometri Açı Modülleri Programı

Trigonometri Açı Modülleri Programı, özellikle öğretmenlere trigonometri alanında çeşitli etkinlikler ve uygulamalar hazırlamada kolaylık sağlamak amacıyla geliştirilmiştir. Açı birimlerinin dönüşümleri, toplama-çıkarma işlemleri ve çarpma işlemleri gibi temel trigonometri konularını kapsayan modüller sayesinde, öğretmenler hızlıca soru ve cevap PDF dosyaları oluşturabilirler. Böylece sınıf içi etkinlikler, bireysel çalışmalar ve sınav hazırlıkları için pratik materyaller oluşturmak çok daha kolay hale gelir.

Trigonometri Açı Modülleri Programı, Python programlama dili ve Tkinter kütüphanesi kullanılarak geliştirilmiştir. Tkinter, Python’un standart GUI (grafik kullanıcı arayüzü) kütüphanesi olup, platformlar arası uyumluluk sağlar ve kolay arayüz tasarımı yapmaya olanak tanır. PDF dosyalarının oluşturulması için ise ReportLab kütüphanesi kullanılmıştır. Program, Windows, macOS ve Linux gibi farklı işletim sistemlerinde çalışabilir. Python’un esnekliği sayesinde hem eğitim hem de profesyonel amaçlarla rahatlıkla kullanılabilecek bir araç olarak tasarlanmıştır. 

| | | | Devamı... 0 yorum

Ebob-Ekok Oluşturucu (Python Kod)

"Ebob-Ekok Oluşturucu" Python programı, özellikle ortaokul seviyesindeki öğrenciler için matematiksel kavramların daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmak amacıyla geliştirilmiştir. Bu yazılım, rastgele seçilen sayılarla EBOB (En Büyük Ortak Bölen) ve EKOK (En Küçük Ortak Kat) hesaplamalarını otomatikleştirerek, öğretmenlerin ve öğrencilerin alıştırma yapmalarını kolaylaştırır. Bu programın temel amacı, öğrencilerin EBOB ve EKOK kavramlarını uygulamalı bir şekilde öğrenmelerini sağlamaktır. Öğrenciler, rastgele oluşturulan sayı gruplarının asal çarpanlarını ayırarak bu değerleri hesaplamayı öğrenirler. Ayrıca, programın çıktısı olan PDF dosyaları, öğretmenlerin sınıf içi etkinliklerde veya ödevlerde kullanabileceği alıştırma sayfaları sunar. 
Çarpan ve Katlar konusunda EBOB ve EKOK işlemleinin daha iyi anlaşılması için 300 den küçük sayılar arasından rasgele sayılar seçerek, ikili ya da üçlü sayı grupları oluşturup, bunların EBOB - EKOK değerlerinin bulunması şeklinde alıştırma sayfasını oluşturan PYTHON kodlaması aşağıda verilmiştir. Program arayüzü aşağıdaki gibidir: 
Kodlamada istediğiniz şekilde özelleştirmelerde bulunabilir, yeni özellikler ve iyileştirmeler yapabilirsiniz. Programda en fazla 100 kadar işlem oluşturulabilmekte ve sayı grupları 2'li veya 3'lü grup olarak seçilebilmektedir. 
Program çıktısı A4 sayfa düzenine göre hazırlanmıştır. Programın Python kodu aşağıdaki gibidir. Aşağıdaki kod düzenini kopyalayarak üzerinde istediğiniz gibi değişikliklikler yapabilirsiniz. Özellikle ortaokul kademesinde alıştırma yaprakları oluşturmada program büyük kolaylık sağlayacaktır. Program sayesinde hazırlanan etkinlikler yardımıyla öğrenciler, öğretmen rehberliğinde sınıf içi etkinliklerde alıştırmalarla EBOB ve EKOK hesaplamalarını öğrenebilirler. Ayrıca evde yapacakları ödevlerle konuyu pekiştirme imkânı bulurlar. Sınav hazırlığı sürecinde de bu pratik alıştırmalar sayesinde konuyu daha iyi anlama fırsatı yakalarlar. Öğretmenler ise sınıf seviyesine uygun zorlukta, özelleştirilmiş alıştırmalar hazırlayarak öğrencilerin ihtiyaçlarına yönelik destek sağlayabilirler. Kadir PANCAR
| | | | | Devamı... 0 yorum

Trigonometri Açı İşlemleri Modülü

Trigonometri Açı İşlemleri modülü, ihtiyaca binaen yazılmış küçük bir modüldür. Temel trigonometrik açı işlemlerini kolay ve hızlı bir şekilde gerçekleştirmek amacıyla geliştirilmiş kapsamlı bir araçtır. Kullanıcı dostu arayüzü sayesinde, trigonometrik hesaplamalarla uğraşan öğrencilerden mühendis ve matematikçilere kadar herkes için basit hesaplamaları zorlanmadan yapar. Açıyı saniyeden dereceye dönüştürme, girilen açının trigonometrik fonksiyon değerlerini hesaplama, girilen iki açı için açılar üzerinde toplama, çıkarma ve çarpma işlemleri yapma ve basit trigonometrik fonksiyon grafik çizimleri gibi işlemleri kolayca yapabilir. Program, trigonometrik fonksiyonların grafiklerini görsel olarak çizme imkânı da sunarak, matematiksel kavramların görselleştirilmesini sağlar. Trigonometri Hesaplama Aracı

Trigonometri Hesaplama Aracı

Trigonometri Açı İşlemleri Modülü, kullanıcıların açılarla ilgili temel trigonometrik hesaplamaları hızlı ve doğru bir şekilde yapmasını sağlayan pratik bir araçtır. Öğrencilerden mühendis ve matematik uzmanlarına kadar geniş bir kullanıcı kitlesine hitap eder. Modül, açıları toplama, çıkarma, dereceden radyana veya radyandan dereceye dönüştürme gibi işlemleri kolaylaştırır ve karmaşık trigonometrik hesaplamaları basitleştirir. Kullanıcı dostu tasarımı sayesinde, işlemler birkaç adımda tamamlanabilir ve hata yapma riski minimuma indirilir.

Modül 1: Saniyeyi Derece/Dakika/Saniyeye Çevir

Saniye:

Modül 2: Açıdan Sin, Cos, Tan, Cot Hesapla

Açı:

Modül 3: Açının Esas Ölçüsü

Açı (°):

Modül 4: DMS Açı Toplama / Çıkarma / Çarpma

1. Açı
D: M: S:

2. Açı
D: M: S:

| | | Devamı... 0 yorum

Açı İşlemleri ve Grafik Çizimi Programı (Kod)

Trigonometri Açı İşlemleri ve Grafik Çizimi  programı, ihtiyaca binaen yazılmış küçük bir modüldür. Temel trigonometrik açı işlemlerini kolay ve hızlı bir şekilde gerçekleştirmek amacıyla geliştirilmiş kapsamlı bir araçtır. Kullanıcı dostu arayüzü sayesinde, trigonometrik hesaplamalarla uğraşan öğrencilerden mühendis ve matematikçilere kadar herkes için basit hesaplamaları zorlanmadan yapar. Açıyı saniyeden dereceye dönüştürme, girilen açının trigonometrik fonksiyon değerlerini hesaplama, girilen iki açı için açılar üzerinde toplama, çıkarma ve çarpma işlemleri yapma ve basit  trigonometrik fonksiyon grafik çizimleri gibi işlemleri kolayca yapabilir. Program, trigonometrik fonksiyonların grafiklerini görsel olarak çizme imkânı da sunarak, matematiksel kavramların görselleştirilmesini sağlar.

 

| | | | Devamı... 0 yorum

Asal Çarpan Hesaplama Modülü

“Asal Çarpan Hesaplama Modülü” adlı Python uygulaması, öğrencilerin ve matematik meraklılarının bir sayının özelliklerini detaylı biçimde inceleyebilecekleri çok işlevli bir modül olarak tasarlanmıştır. Bu programın odak noktası, kullanıcı tarafından girilen pozitif bir tam sayının asal çarpanlarını ve daha birçok matematiksel niteliğini hesaplamak ve göstermek, böylece sayılarla ilgili kavrayışı derinleştirmektir. 
Programın işlevleri arasında şunlar yer alır: Verilen sayının asal olup olmadığını belirleme, Sayının asal çarpanlarını bulma, Sayının pozitif ve negatif tüm bölenlerini listeleme, Asal olmayan pozitif bölenleri ayırma, Tek ve çift pozitif bölenleri tespit etme, Pozitif bölenlerin toplamını hesaplama, Pozitif bölenlerin çarpımını bulma, Sayının Fibonacci dizisinde olup olmadığını kontrol etme, Sayının “mükemmel sayı” olup olmadığını belirleme, Sayının palindrom (tersiyle aynı) olup olmadığına bakma, Sayının karekök değerini hesaplama, Sayının asal çarpanlarının üs gösterimli biçimini hazırlama.  
Aşağıdaki sayı kutusu bölümüne herhangi bir sayı giriniz. Bu sayı ile ilgili çeşitli özellikleri, sonuç ekranından görebilirsiniz.
Sayı Çarpan ve Bölen Hesaplayıcı

Sayının Çarpanları ve Bölen Hesaplayıcı



Aşağıdaki Yazılar İlginizi Çekebilir!!!