Modern Harici Zihniyet: Tekfircilik

İslam düşünce tarihinde tartışmalı kavramlardan biri olan tekfir, yalnızca teolojik bir hüküm olarak değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal sonuçlar doğuran bir olgu olarak da dikkat çekmektedir. Tekfir, bir Müslümanı inanç sınırlarının dışına itme anlamı taşıdığı için bireysel bir kanaatin ötesine geçmekte; sosyal düzeni, siyasal otoriteyi ve meşruiyet ilişkilerini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle tekfir meselesi, din–siyaset ilişkisi bağlamında ele alınması gereken çok boyutlu bir kavramdır.
Tekfir, sözlük anlamı itibarıyla “küfürle itham etmek” anlamına gelir. Terim olarak ise bir kişinin, İslam inancının temel esaslarını reddettiği gerekçesiyle Müslüman sayılmaması, İslam dini ile alakasının kesilmesi anlamında kullanılır. Tekfir, Allah’tan gelen vahyi ve gönderdiği peygamberin bildirdiği dinî esasları inkâr eden bir kişinin kâfir olduğuna hükmetmeyi ifade eder. Kur’an-ı Kerim'de küfür fiili “günahları örtmek, bağışlamak” anlamıyla yer alır ve inançtan dönen veya Allah’a ve peygambere karşı inkârda ısrar eden kişiler kâfir olarak tanımlanır. Klasik İslam düşüncesinde bu hüküm, irtidat, miras ve nikah meselelerinde son derece ağır sonuçlar doğurduğu için, tekfire büyük bir ihtiyatla yaklaşılmıştır. Bir kimsenin inanç dairesinin dışına çıkarılması, İslam dininde sadece bireysel değil, hukuki ve toplumsal sonuçlar da doğurduğundan İslam âlimlerinin büyük çoğunluğu, tekfir konusunda genellikle sınırlayıcı ve temkinli bir tutum benimsemiştir. [1] İmam Gazzâli, “tekfir tıpkı kölelik ve özgürlük gibi şeri bir konudur, eğer manası kanının mubah olması ve cehennemde ebedi kalması ise bu konuda verilecek hükmün ya nassa ya da nasdan çıkarılmış hükme dayanıyor olması lazımdır" diyerek tekfir zihniyetini sınırlandırır. Ona göre açıkça Kelime-i Tevhid’i ikrar eden ve kıble ehli olan kimsenin kanı ve malı helal görülemez. [2]  Akaid alimlerinden İmam Tahavi’ye göre de kıble ehli bir kimse helalleştirmediği sürece bir günahı yüzünden tekfir edilemez. [3] Buna göre imanı “kalbin tasdiki” olarak kabul eden Ehli Sünnet alimleri (Eş’âri ve Mâturîdîler), söz veya fiiller yoluyla inkâr söz konusu olmadıkça, hiç bir zaman ehli kıbleyi iman dairesinin dışına çıkarmamayı genel bir ilke olarak kabul etmişlerdir. 
| | | Devamı... 0 yorum

Dik Üçgen ve temel özellikleri

Bir açısının ölçüsü 90° olan üçgene "dik üçgen" denir. Dik üçgende 90° nin karşısındaki kenara "hipotenüs", diğer kenarlara da "dik kenar" adı verilir. Hipotenüs, dik üçgendeki en uzun kenardır. Hipotenüs kelimesi, Yunancada ‘karşılıklı gerilen’ kelimesinden gelmektedir. Medeniyetlerin etkileşim içinde olduğu Mısırlıların, piramitlerin inşa sürecinde kullandıkları dik üçgenler için ip germe tekniklerinden yararlanmış olmalarından hareketle, 'hipotenüs' isminin de bunlara ithafen verilmiş olabileceği ihtimal dahilindedir. 

Öklid Teoremleri ve ispatı

Öklid Teoremi: Bir dik üçgende hipotenüse ait yüksekliğin karesi, hipotenüs üzerinde ayırdığı parçaların çarpımına eşittir. Bir dik üçgende bir dik kenar uzunluğunun karesi, hipotenüs üzerindeki izdüşümü ile hipotenüs uzunluğunun çarpımına eşittir. (Bkz. Euclidin Hayatı ve Çalışmaları)


Pisagor Teoremi ve sonuçları

Dik üçgende dik kenarların uzunluklarının kareleri toplamı, hipotenüs uzunluğunun karesine eşittir. İşte bu kural pisagor teoremi olarak isimlendirilmiştir. 

Açılarına göre özel dik üçgenler

30°–60°–90° üçgeninde; Hipotenüsün uzunluğu, 30° lik açının karşısındaki kenarın 2 katıdır. 60° lik açının karşısındaki kenarın uzunluğu, 30° lik açının karşısındaki kenarın uzunluğunun √3 katıdır. 

| | | | Devamı... 0 yorum

Kenarlarına göre özel dik üçgenler

Dik üçgenlerde en çok kullanılan ve kenar uzunlukları tam sayı olan belirli üçgenler bilinmektedir. Eğer bu üçgenleri bilirseniz pisagor bağıntısını uygulamadan daha pratik olarak pekçok soruyu çözebilirsiniz. 

3–4–5 üçgeni: Kenar uzunlukları (3,4,5) sayıları veya bunun katları olan üçgenlerdir. 

8–15–17 üçgeni: Kenar uzunlukları (8,15,17) sayıları veya bunun katları olan üçgenlerdir. 

5–12–13 üçgeni: Kenar uzunlukları (5,12,13) sayıları veya bunun katları olan üçgenlerdir. 

7–24–25 üçgeni: Kenar uzunlukları (7,24,25) sayıları veya bunun katları olan üçgenlerdir. 

9-40–41 üçgeni: Kenar uzunlukları (9,40,41) sayıları veya bunun katları olan üçgenlerdir. 

(20-21-29) üçgeni, (12-35-37) üçgeni,..... şeklinde devam ettirilebilir.

Brahmagupta ve Sıfır Sayısı

Brahmagupta (??598–668), yaşadığı tarihler tam olarak bilinmemektedir. 7.yy döneminin en ünlü Hint matematikçilerinden ve astronomlarından biri olduğu tahmin edilmektedir. Matematik ve astronomi alanında yaptığı katkılar, hem Orta Çağ Hindistan’ında hem de sonraki İslam ve Avrupa bilimlerinde etkili olmuştur. Brahmagupta, çoğunlukla günümüz Hindistan’ının Rajasthan bölgesinde yer alan Bhinmal civarında yaşamıştır. Eğitimini geleneksel Sanskritçe kaynaklar üzerinden almış ve edindiği bilgileri hem teorik hem de pratik alanlarda kullanmıştır. Brahmagupta’nın iki temel eseri vardır. Birincisi, 628 yılında yazdığı Brāhmasphuṭasiddhānta’dır. Bu eser matematik ve astronomi üzerine yazılmış teorik bir çalışmadır. Brāhmasphuṭasiddhānta, sıfırın (0) sayısal ve işlemsel kullanımını sistematik olarak ele alan ilk eserlerden biridir. Brahmagupta burada toplama, çıkarma, çarpma ve bölme işlemlerinde sıfırın kurallarını açıklamış ve negatif sayılarla işlemleri tanımlamıştır. Ayrıca ikinci dereceden denklemlerin çözüm yöntemleri, geometrik hesaplamalar ve gök cisimlerinin hareketleri gibi konulara değinmiştir. İkinci eseri Khaṇḍakhādyaka ise 665 yılında yazılmıştır ve daha çok astronomi uygulamalarına yöneliktir. Bu eserde Güneş, Ay ve gezegenlerin hareketleri, takvim hesapları ve astronomik tablolar yer almaktadır.
Brahmagupta matematiğe özellikle sıfır ve negatif sayıların kullanımı konusunda önemli katkılar yapmıştır. Sıfırın toplama ve çıkarma işlemlerindeki etkilerini açıklamış, negatif sayıları borç ve pozitif sayıları alacak olarak temsil ederek işlemlerini tanımlamıştır. Ancak sıfır ile sıfırın bölünmesi gibi bazı kavramlarda kesin bir çözüm sunmamıştır. Bunun yanı sıra ikinci dereceden denklemlerin çözümü, cebirsel formüller ve bazı geometri problemleri de eserlerinde yer almaktadır.
Astronomide ise Brahmagupta, Dünya’nın ve gezegenlerin hareketleri üzerine hesaplamalar yapmış, Güneş ve Ay tutulmalarının zamanlarını belirleme yöntemlerini geliştirmiştir. Astronomik tablolar ve gözlemler için pratik hesaplama yöntemleri sunmuştur.
Brahmagupta’nın çalışmaları, sonraki yüzyıllarda İslam dünyasında El-Harezmi ve diğer matematikçilere, oradan da Avrupa’ya geçerek modern matematiğin temellerine katkıda bulunmuştur. Sıfırın matematikte sistematik kullanımını ve negatif sayıların işlemlerini tanımlaması, onun en önemli miraslarından biri olarak kabul edilmektedir.
| Devamı... 0 yorum

Bahaüddin Abdissamed el-Amili


Bahâüddîn Muhammed b. Hüseyn b. Abdissamed el-Âmilî (953/1546-47 – 1031/1622), Şeyh-i Bahâî adıyla tanınan çok yönlü bir İslam âlimi, mutasavvıf, matematikçi, astronom, mimar, şair ve müderristir. Lübnan’ın güneyinde, Şiî nüfusun yoğun olduğu Cebel-i Âmil bölgesindeki Baalbek’te doğmuş, âlim yetiştiren bir aileden geldiği için küçük yaşlardan itibaren ilme ilgi göstermiştir. İlk eğitimini babasından almış, Arapça, hadis, tefsir ve fıkıh dersleri görmüştür. Babasının Safevî Devleti’nde Herat’a müftü olarak atanması üzerine İran’a göç etmiş ve bir süre Kazvin’de eğitimine devam etmiştir. Astronomi alanında “Anatomi des Himmels” adlı eserinde Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönme olasılığını da tartışmıştır. İslam dünyasında Kopernik’ten önce dünyanın hareket ettiğini öne süren ilk astronomlardan biri kabul edilir. Aynı zamanda İslam felsefesinde “İsfahan Okulu” olarak bilinen geleneğin kurucularındandır ve Molla Sadrâ’nın hocasıdır. Arapça ve Farsça dillerinde yüzün üzerinde eser kaleme almış, İsfahan’daki Nakş-ı Cihan Meydanı ve Çarbek Caddesi’nin tasarımı ona atfedilmiştir. 
On yıl boyunca dönemin tanınmış hocalarından kelâm, felsefe, matematik ve tıp eğitimi almış, daha sonra Kudüs’e giderek Muhammed el-Makdisî’den Sahîh-i Buhârî okumuştur. Hayatının büyük bir kısmını ilim, telif ve uzun seyahatlerle geçirmiş; otuz yılı bulan seyahatleri sırasında Mısır, Irak, Hicaz, Suriye ve Anadolu’yu dolaşmış, farklı âlim ve sûfîlerle görüşmüş ve bazı eserlerini yazmıştır.
Dönemin Safevî hükümdarı I. Şah Abbas tarafından büyük saygı görmüş, şeyhülislâm unvanı ile onurlandırılmıştır. Buna rağmen zâhidâne ve mütevazı bir hayat sürmüş, daha sonraki yıllarında İsfahan’a yerleşmiş, burada hem eser telif etmeye devam etmiş hem de ders vermiştir. 13 Şevval 1031’de (21 Ağustos 1622- Bazı kaynaklarda vefatı 1030 (1621) veya 1035 (1626) olarak da geçmektedir) vefat etmiş, cenazesi Meşhed’e nakledilerek İmam Rıza Türbesi yakınında defnedilmiştir. Bahâüddîn Âmilî, ilim, sanat ve maneviyatı birleştiren şahsiyetiyle tanınmış, servet ve makamdan uzak durmuş, insanları bilgi ve ahlâklarıyla değerlendirmiştir. Bu yönüyle halk arasında efsanevi bir ün kazanmıştır. Bazı kaynaklar onun Sünnî olabileceğini ileri sürmüşse de, genel kabul onun samimi bir Şiî âlim olduğudur. Tasavvufa ilgi duymuş, ancak şeriata aykırı görüşleri reddeden ölçülü bir tasavvuf anlayışını benimsemiştir. İran İslam Devrimi lideri İmam Humeyni, eserlerinde Şeyh-i Bahâî’den sıkça alıntılar yapmıştır.
Yetiştirdiği öğrenciler arasında otuzdan fazla âlim bulunmuş, yaşadığı dönemde dinî ilimlerin yanı sıra matematik, astronomi, felsefe, edebiyat ve dil alanlarında da önemli eserler vermiştir. Doksana yakın kitap ve risalesi bulunmakta olup en tanınmış eserleri arasında “Ḫulâṣatü’l-ḥisâb” (matematik), “Teşrîḥu’l-eflâk” (astronomi), “el-Keşkûl” (felsefî, edebî ve dinî antoloji), “Câmiʿ-i ʿAbbâsî” (Şiî fıkhı) ve “Kitâbü’z-Zübde” (usûl-i fıkh) yer almaktadır. Ayrıca Arap dili ve edebiyatı, tefsir, hadis, fıkıh, matematik ve astronomi alanlarında da pek çok eser vermiştir. Arapça ve Farsça dillerinde kaleme aldığı manzum ve mensur eserleri, hem Safevî İran’ında hem Osmanlı coğrafyasında uzun yıllar okutulmuş ve etkili olmuştur.  Arapça olarak yazdığı Hulâsâtü'l-Hisâb (Aritmetiğin Esasları) adlı eseri, muhtelif zamanlarda Farsça ve Almancaya defalarca çevrilmiş, 20. yüzyılın başlarına kadar ders kitabı olarak okutulmuştur.
Farsça şiirlerinde “Bahâî” mahlasını kullanmış, Mevlânâ’yı örnek alarak didaktik ve ahlâkî mesneviler kaleme almıştır. "Nân ü Halvâ, Şîr ü Şeker, Nân ü Penîr ve Mûş u Gürbe" gibi eserleri bu kapsamda değerlendirilebilir. Şeyh-i Bahâî hem İslam dünyasında bilimin ve felsefenin yeniden canlanmasında etkili olmuş bir düşünür hem de Şiî ilim geleneğinin önde gelen temsilcilerinden biridir. Yaşadığı dönemde aklî ve naklî ilimleri birleştiren nadir şahsiyetlerden biri olmuş, bilim, sanat, felsefe ve tasavvufu bütünleştiren mirasıyla sonraki yüzyıllara kaynak olmuştur.
| Devamı... 0 yorum

Sinüs teoremi ve ispatı

Sinüs teoremi, bir üçgende (kirişler üçgeni) bir kenar ve bu kenar karşısındaki açının sinüsleri oranı sabittir. Bir açının sinüsü trigonometri bilgisinden hatırlanacağı üzere, dik açılı üçgenlerde dik olmayan bir açının karşısında kalan dik kenar ile hipotenüsün (dik açının karşısında kalan kenarın) birbirine oranıdır. Kısaca açının sinüsü, karşı dik kenar uzunluğunun hipotenüse oranıdır. Sinüs teoremi, bir açı ve iki kenar verildiğinde; bilinmeyen bir açıyı bulmak veya iki açı ve bir kenar verildiğinde de bilinmeyen bir kenar uzunluğunu bulmak için oldukça yararlı bir teoremdir.

YKS 2020 Matematik Netleri Sayısal Bilgiler

Temel Matematik testi

Ortaöğretim kurumlarının son sınıfında okuyan öğrencilerin TYT Matematik Net ortalaması: 6,082 nettir. Bu ortalamaya liseden mezun olmuş olan adaylar da dahil edildiğinde, tüm adayların TYT Matematik Net ortalaması: 5,556 net olmuştur.

AYT Matematik testi

Ortaöğretim kurumlarının son sınıfında okuyan öğrencilerin AYT Matematik Net ortalaması: 8,015 nettir. Bu ortalamaya liseden mezun olmuş adaylar da dahil edildiğinde tüm adayların AYT Matematik Net ortalaması 7,584 net olmuştur.

YKS 2020 sınavına ait TYT ve AYT testlerinin matematik ortalamaları aşağıdaki grafikte verilmiştir.

| | | Devamı... 0 yorum

2020 AYT Matematik Çözümleri (PDF)

2020 AYT Matematik sınavındaki sorular, lise müfredatı içerisinde olan konulardan oluşmuştur. Bu sınavda 12.sınıf 2. dönem müfredatında yer alan konulardan soru sorulmamıştır. 

Sınav Sorularına ÖSYM sitesinden ulaşabilirsiniz. 

https://www.osym.gov.tr/TR,19369/2020-yks-tyt-ayt-ve-ydt-temel-soru-kitapciklari-ve-cevap-anahtarlari.html (Erişim Tarihi (09/04/2023)

2020 AYT Matematik sınavındaki sorular, fazla zorlayıcı olmayacak şekilde klasik diyebileceğimiz sorulardan oluşmuştur. COVİD-19 Salgını nedeniyle 2.dönem okullar tatil edilip uzaktan eğitime geçildiğinden dolayı, müfredatta bazı kısımlardan sınavda soru sorulamamıştır. Özellikle 12.sınıfın ikinci dönem müfredatında yer alan, türev ve integral gibi ağır konulardan sınavda soru çıkmamıştır. Konu dağılımı aşağıdaki tabloda verilmiştir.


2020 AYT MATEMATİK

Adet

Temel Kavramlar-Akıl Yürütme

3

Asal Sayılar, Asal Çarpanlar

1

Üslü sayılar

1

Bölme ve Bölünebilme

1

Basit Eşitsizlikler ve sıralama

1

Mutlak Değer

1

Kümeler

2

Fonksiyonlar

2

Binom

1

Permütasyon-Kombinasyon

1

Olasılık

1

Polinomlar

2

2.Dereceden Denklemler

1

2.Dereceden Eşitsizlikler

0

Parabol

1

Mantık ve İspat Yöntemleri

0

Trigonometri

4

Karmaşık Sayılar

2

Logaritma

3

Diziler

2

Limit ve Süreklilik

0

Türev ve Uygulamaları

0

İntegral

0

Üçgenler

2

Dörtgenler-Çokgenler

2

Çember ve Daire

2

Doğrunun Analitik İncelemesi

2

Dönüşümler Geometrisi

1

Katı Cisimler

1

Toplam

40



2020 TYT-AYT Matematik Soru Dağılımı

2020 TYT Matematik sınavındaki sorular, tamamen lise müfredatı içerisinde olan konuların, yenilikçi problem tarzındaki sorulardan oluşmuştur. Ders kitabı bilgileri ve matematik müfredatı dikkate alınarak hazırlanan sınavda 30 soru Matematik, 10 adet de Geometri sorusu sorulmuştur.

2020 TYT Matematik Çözümleri (PDF)

2020 TYT Matematik sınavındaki sorular, tamamen lise müfredatı içerisinde olan konuların, yenilikçi problem tarzındaki sorulardan oluşmuştur. Ders kitabı bilgileri ve matematik müfredatı dikkate alınarak hazırlanan sınavda 30 soru Matematik, 10 adet de Geometri sorusu sorulmuştur..Sınav Sorularına ÖSYM sitesinden ulaşabilirsiniz.

İmam-ı Azam Ebu Hanife

İmam-ı Azam Ebû Hanîfe, 80 (699) yılında Kûfe’de doğmuştur. Nesebi Nu‘mân b. Sâbit'tir. Ebû Hanîfe, varlıklı bir ticaret ailesinde yetişmiş ve gençlik yıllarında kumaş ticareti yapmıştır. Küçük yaşta Kur’an’ı ezberlediği ve kıraat ilmini Âsım b. Behdele’den öğrendiği rivayet edilir. Kûfe ve Basra gibi dönemin önemli ilim merkezlerinde büyüyen Ebû Hanîfe, çevresindeki alimlerin ilgisi sayesinde ilme yönelmiş ve farklı alanlarda eğitim almıştır. İlk olarak akaid ve kelâm ilmiyle ilgilenmiş, bu alanda çeşitli tartışmalara katılmıştır. Fıkıh ilmine yönelmesinin sebepleri arasında, özellikle Hammâd b. Ebû Süleyman’dan öğrenim görmesi şekillendirilmiş olabilir. 
Ebû Hanîfe’nin asıl hocası Hammâd b. Ebû Süleyman’dır. 102 (720) yılından itibaren on sekiz yıl boyunca Hammâd’ın ders halkasına katılmış, hocasının vefatından sonra da onun yerine ders vermeye başlamıştır. Derslerine Irak’ın dört bir yanından çok sayıda talebe katılmış ve yetiştirdiği öğrencilerden Ebû Yusuf (158), Muhammed b. Hasan es-Şeybânî (189) Dâvûd (165), Esed b. Amr (190), Hasan b. Ziyâd (204), Kasım b. Maan (175), Ali b. Mushir (168), Hibban b. Ali (171 gibi en az kırk talebesinin ictihad edecek seviyeye ulaşmıştır. İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed Hanefi mezhebinde görüşleri daha fazla kabul görmüş ve "İmameyn" olarak isimlendirilmiştir.
Ebu Hanife'nin ilmi, sahâbe ve tâbiîn zinciri üzerinden ilerlemiş; Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah b. Mes‘ûd ve Abdullah b. Abbas gibi sahâbîlerin görüşlerine dayalı olarak fıkhî yorumlarını geliştirmiştir. Seyahatleri sırasında Mekke, Medine ve Basra’daki önde gelen alimlerle de görüşmeler yapmıştır. Ebû Hanîfe’nin tâbiînden sayılması tartışmalıdır; bazı rivayetlerde on beş sahâbîyle görüştüğü öne sürülür, ancak bu görüşler tarihsel olarak tartışmalıdır. Genel olarak İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin "tebeu’t-tâbiînin" büyüklerinden biri olduğu kabul edilir.
 
Hayatı Emevîler ve Abbâsîler dönemini kapsar. Emevîlerin Ehl-i beyt’e karşı tutumunu eleştirmiş, Zeyd b. Ali’nin ayaklanmalarını hem manevi hem maddî destekle savunmuştur. Bu tavrı nedeniyle bazı dönemlerde hapse atılmış ve işkence görmüştür. Abbâsîler’in iktidara gelmesiyle Kûfe’ye dönmüş ve derslerini sürdürmüştür. Ebû Hanîfe, hem ilmi hem ahlâkî açıdan vakur, mütevazi ve saygın bir şahsiyet olarak tanınmış; ders halkası ve yetiştirdiği öğrenciler sayesinde İslam fıkhının gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur.
Ebû Hanîfe, Abbâsîler döneminde başlangıçta ölçülü bir tutum sergilemiş, ancak Abdullah b. Hasan b. Hasan’ın oğulları Muhammed en-Nefsüzzekiyye ve İbrâhim’in ayaklanmaları ile babalarının hapiste ölmesi sonrası Abbâsî hilâfetine karşı tavrını açıkça göstermiştir. Bu süreçte isyan edenlere destek olmuş ve Mansûr’un kumandanlarını onlarla savaşmamaya ikna etmeye çalışmıştır. Halife Mansûr, Ebû Hanîfe’nin bağlılığını sınamak için ona Bağdat kadılığını teklif etse de, sağlam rivayetlere göre o bu görevi kabul etmemiş, bu nedenle hapse atılmış ve işkenceye uğramıştır. Ebû Hanîfe, 150/767 yılında Bağdat’ta vefat etmiş ve vasiyeti üzerine Hayzürân Kabristanı’na defnedilmiştir; daha sonra türbe ve medrese yaptırılmıştır. 

Estağfirullah... Estağfirullah... Estağfirullah...

Rabbimize zatının, sıfatının, esmasının ve efalinin hudutsuzluğunca hamdolsun. Elhamdülillahi Rabbil alemin. Bizi bir Ramazan-ı Şerif bayramına daha ulaştırdı. Allah-ü Teala tuttuğumuz oruçları, okuduğumuz Kuran-ı Kerim tilavetlerini, kıldığımız namazlarımızı eksiğiyle kusurlarıyla dergah-ı izzetinde kabul etsin. Bayram, sevinç ve mutluluktur. Bayramın huzurlu, sağlıklı ve bereketli olarak geçmesi, tüm İslam aleminde hayırlara vesile olması, akan gözyaşı ve kanların dinmesi, mazlumların esenlik ve selameti, Cenab-ı Mevla'dan niyazımızdır. Allahü Ekber Allahü Ekber La ilahe illallahü vallahü ekber. Allahü Ekber ve lillahil hamd. Allah, tekbirlerimiz sevincimizi, neşemizi, coşkumuzu arttırsın. Sağlık ve sıhhat içerisinde daha nice güzel bayramlara ulaşmak temennisiyle Bayramımız mübarek olsun.
فقد ثبت عنه صلى الله عليه وسلم أنه قال: من قال أستغفر الله العظيم الذي لا إله إلا هو الحي القيوم وأتوب إليه، غفر له وإن كان فر من الزحف. رواه الترمذي وصححه الألباني

| | | Devamı... 0 yorum

Eşkenar üçgen ve özellikleri

Üç kenar uzunluğu ve bütün iç açıları ölçüleri, birbirine eşit olan üçgene; eşkenar üçgen adı verilir. Eşkenar üçgende, tüm iç açıları ölçüleri: 60 derecedir. Tüm dış açıların ölçüleri ise 120 derecedir.

ikizkenar üçgen ve özellikleri

İki kenarı ve bunlara ait iki iç açıları eşit olan üçgene ikizkenar üçgen denir. İkizkenar üçgeni daha iyi anlamak için küçük bir etkinlik yapalım. Bir Dikdörtgen kağıt parçası alalım ve tam ortasından ikiye katlayalım. Üst katlanmış köşeden alt kenara bir çizgi çizip karşı köşelerini bu çizgi doğrultusunda katlayalım. Kağıdı açtığımızda bir üçgen şekli görebiliriz. 
Üçgenin köşelerini O, D ve C olarak işaretleyelim. Şimdi burada [OD] ve [OC] uzunluklarını cetvelle ölçelim. Bu etkinliği farklı ölçülere sahip çeşitli dikdörtgenler üzerinde de aynı şekilde deneyebilirsiniz. Her seferinde [OD] ve [OC] uzunluklarının eşit uzunlukta olduğunu görebiliriz. İki kenarı eşit olan bu tür üçgenlere ikizkenar üçgen denir .

Üçgende açıortay soruları ve çözümleri

İç ve dış açıortay doğrusu ile ilgili daha önce özellikleri yazmıştık. (Bkz.Açıortay Özellikleri) Burada bunlarla ilgili bazı örnek soruları ve çözümleri yayınlayacağız. 
| | | Devamı... 2 yorum

Üçgende açı soruları ve çözümleri

Üçgende açı ölçüsü ile ilgili özellikler ve bunların ispatlarını içeren yazımızı daha önce paylaşmıştık. (Bkz. Üçgende Açı Özellikleri) Bu yazıda, üçgende açı ile ilgili örnek sorular ve çözümleri paylaşılacaktır.

| | | Devamı... 0 yorum

Katlama soruları genel özellikleri

Katlama sorularının çözümü yapılırken simetri ve açıortay kavramlarının iyi bilinmesi gerekmektedir. Katlama yapılan yöne bağlı olarak farklı durumlar ortaya çıkar. Bir üçgende bir köşeden başka bir köşeye doğru kaplama yapıldığında ortaya çıkan katlama izi bir kenarın orta dikmesi üzerinde olacaktır. 

Üçgende Açılar

Üçgen: aynı düzlem üzerinde bulunan ve doğrusal olmayan üç farklı noktayı, ardışık olarak birleştiren doğru parçalarının oluşturduğu kapalı, geometrik şekle üçgen (müselles) adı verilir.
| | | Devamı... 0 yorum

Doğruda Açılar ve özellikleri

Açı; Başlangıç noktaları ortak olan iki ışının birleşimini ifade eden geometrik yere açı denir. Başlangıç noktaları ortak olan iki ışının birleşimi açıyı oluşturur Çevremizde açı örneklerini kolaylıkla görebiliriz. Bir açının oluşması için iki "açı kenarı" (ışın) ve bir (başlangıç) köşesi gereklidir. Bir açıyı oluşturan kenarları, "açının kolları" da olarak isimlendirebiliriz.Açıların ölçüsü; derece, radyan, grad gibi ölçü birimleri ile ölçülür.

Geometride temel kavramlar

Nokta, geometride boyutsuz olarak ifade edilen; eni, boyu ve derinliği olmayan bir terimdir. Bir noktadan sonsuz sayıda doğru geçer. Bu, doğru demeti olarak adlandırılır. İki noktadan yalnızca bir doğru geçer.

Euclid geometrisinde nokta tanımsız kavramlardan birisidir. Euclid noktayı; "a point is that which has no part" (T. L. Heath Euclid's Elements) tercumesinde nokta; eni, boyu, uzunluğu olmayan en küçük şey olarak tercüme edilebilir. Nokta; matematikte büyük harflerle gösterilir.

Kenarortay ve Özellikleri

Kenarortay, bir üçgende herhangi bir kenarın orta noktasını, o kenara ait karşı köşeye birleştiren doğru parçasıdır.
| | | | | Devamı... 0 yorum

Açıortay ve Özellikleri

Herhangi bir açının ölçüsünü iki eş açıya bölen ışınlara açıortay denir. Eğer üçgenin iç açısını iki eşit ölçülü açıya bölen bir ışın varsa buna "iç açıortay" denir. Aynı durum üçgenin dış açısı için geçerli ise o zaman bu ışına "dış açıortay" adı verilir.
| | | | | Devamı... 0 yorum

Yaşlılarımız ve fosilleşmiş gençlik

Yaşlı kelimesi, TDK sözlüğüne göre; "yaşı ilerlemiş, kocamış, ihtiyar, uzun yılları geride bırakmış" olarak tanımlanmıştır. Arapça karşılığı olan ihtiyar ise, yine aynı sözlükte; "Yaşlı, kocamış olan, pir kimse, cansız, sönük, eski" anlamlarına gelir. Burada etimoloji ile uğraşmak için bunları zikretmedim. Son günlerde gündeme gelen, "yaşlıların sokağa çıkma yasağı ve gençlerin kendi çapında, yaşlılar üzerinde oluşturduğu olumsuz algılar ve eğlence biçimleri" nedeniyle böyle bir yazıyı kaleme aldım.
Malum ola ki tüm dünyayı sarsan virüs vakaları nedeniyle, devletler bazı tedbirleri uygulamaya koydu. Yaşlı vatandaşlara uygulanan sokağa çıkma yasağı da böyle bir ortamda gündeme geldi. Bağışıklık sistemi, daha zayıf ve kronik rahatsızlıkları gençlere göre nispeten daha fazla olan yaşlı kimseleri, bu salgından korumak (!) için bu şekilde bir önleme başvuruldu. Bu yasak uygulaması, bazı ülkelerde genç ve yaşlı ayrımı yapılmadan tüm vatandaşlara doğrudan uygulandı. Hangisinin daha doğru olduğu tartışmalı bir konu olduğu için buraya değinmek istemiyorum. Benim üzerinde durmak istediğim mevzu; gençlerin bu süreçte yaşlılara olan tutumu ve toplumda onlara karşı oluşturulan olumsuz algılar üzerine olacaktır.
Virüs salgını nedeniyle yaşlı vatandaşlar için sokağa çıkma yasağı ilan edilmesini fırsat bilen, kendi genç ama ruhu çürümüş fosil mertebesindeki bazı kişiler, yaşlılara hiç olmayacak saygısızlıklar yaptılar. Dışarıda yaşlı vatandaşları gören bazı kendini bilmezler, kültürümüzün köklü çınarları olan ihtiyarlarımıza, maalesef zorla maske takmaya çalıştılar. Kimi densizler, ihtiyarların başlarından kolonya döktüler. Kimileri, sokakta gördükleri yaşlıları alaya alıp evlerine hapsetmeye, sokakta yürümelerini engellemeye kalkıştılar. Markette, pazarda alışveriş yapan yaşlılara "sende virüs var" veya "sen hastalıklısın" diye hakaretler ettiler. Maalesef bütün bunların hepsi, müslümanların çoğunlukta olduğunu her defa dile getirdiğimiz, Türkiye'de gerçekleşti. Oysa İslam dini, tüm inanan insanlara, büyüklere ve yaşlılara hürmet edilmesi gerektiğini hem sözlü hem de fiili olarak peygamber efendimizin tatbiki ile göstermiştir. Esasında böyle bir olayın dini bir yönünün de olmaması gerekir. Bu tutum ve davranışlar aslında çok büyük kabahat ve nezaketsizlik, insan benliğine saygısızlık, özgür yaşam biçimine müdahale ve kişi hürriyetini yok sayma kaidelerine göre suç sayılabilecek hareketlerdir. Zaten bu yüzden bu davranışı gösterenler, yakalanıp çeşitli cezalara çarptırılmıştır. İşin ceza boyutunda değilim. Bu tip davranışlar, yaratılmış bir insan ve özelde bir müslüman ülkede yaşayan bir müslüman olan kişi bazında düşünüldüğünde, bu kişilerin hareketlerinde, bu iğrenç ve kabul edilemez mizah anlayışı, niçin ve nasıl yer alabilir? Bu davranışları insanlar neden sergileme isteği duyar? Bu sorular etrafında düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Aşağıdaki Yazılar İlginizi Çekebilir!!!