Tevrat’ın tahrifatı ve Yahudi Irkçılığı

Tarih boyunca dinler, sadece manevi rehberlik değil, aynı zamanda toplumsal kimlik ve aidiyet aracı olarak da işlev görmüştür. Bu bağlamda kutsal kitap Tevrat, Yahudi toplulukları için hem kutsal bir metin hem de bir kimlik kaynağı olmuşken, zamanla dinlerinde aşırıya kaçmış bozgunculuk peşinde koşan Yahudiler tarafından, batıl amaçlar doğrultusunda kendi elleriyle tahrif edilmiştir. Tarihî araştırmalar ve metin incelemeleri, Tevrat’ın bu şekilde farklı dönemlerde bazı gruplar tarafından yorumlandığını ve zaman zaman değiştirildiğini ispatlamıştır. Bu yazı içeriği; zalimlik peşinde koşan, dinlerini diledikleri gibi değiştirip oyuncak haline getiren, iktidar ve hırsları uğruna dünyayı kendilerine ve diğer milletlere yaşanmaz hale getiren azgın ve bozguncu, zalim, siyonist yahudileri hedef almaktadır. Yazıda Tevrat’ın hükümlerinin dinde aşırı gitmiş Yahudiler tarafından değişimlerinin sonuçları, güncel ve tarihsel olarak açıklanmaya çalışılmıştır. 

"Fakat zalimler, kendilerine söylenenleri başka sözlerle değiştirdiler. Bunun üzerine biz, yapmakta oldukları kötülükler sebebiyle zalimlerin üzerine gökten acı bir azap indirdik." (Bakara Suresi, 59)
 
Tevrat, tarih boyunca farklı dönemlerde hem metinsel hem de yorum yoluyla azgın ve sapkın Yahudiler tarafından değişikliğe uğramıştır. El yazmalarıyla Tevrat çoğaltılırken çeşitli hatalar, eklemeler veya çıkarımlar olmuş; özellikle hukuk ve ritüel konularında yeniden heva ve heveslere göre düzenlemeler yapılmıştır. Midraş ve Talmud gibi yorum gelenekleri, metni toplumsal ve etnik çıkarlar doğrultusunda yeniden çıkarlara göre şekillendirmiştir. Siyasi ve toplumsal baskılar altında, savaş ve miras düzenlemeleri, ceza sistemleri gibi asıl Tevrat hükümleri, azgın Yahudi toplulukları tarafından kendi çıkarları doğrultusunda değiştirilip insan eliyle yazılmış hükümler uygulanmıştır. Böylece kutsal kitap Tevrat, kişisel görüşlere yorumlanan kutsallıktan arınmış tahrifatla dolu metinler haline dönüşmüştür. Bu süreçler; Tevrat’ın özünün bozulmasına yol açarken Yahudi cemaatleri arasında da uygulama ve anlayış farklılıkların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu durum, Tevrat metinlerinin asıl Tevrat ile olan bağını karmaşıklaştırıp  kutsallığını bozduğu gibi metnin orijinal mesajının zamanla nasıl saptırıldığını da gözler önüne sermiştir.
Yahudi toplumunun kendi soylarına uygun peygamber beklentileri ve dünyevi çıkarlar doğrultusunda Tevrat’ı yorumlamaları, pek çok dinler tarihi araştırmacısı tarafından bilimsel bir gerçeklik olarak ortaya konumuştur. Bu yorumlama, sadece dini bir rehberlik ihtiyacından kaynaklanmamış, aynı zamanda toplumsal ve siyasi hedeflerle de bağlantılı olarak zamanın önceliklerine göre değişken bir yapıda olmuştur. Hz. Musa'ya (a.s) indirilen Tevrat hükümleri, Yahudiler tarafından mevcut toplumsal ve siyasal çıkarlara uygun şekilde, kendi heva ve hevesleri doğrultusunda yorumlanmış ve insani eklemelerle, orijinal metin üzerinde değişiklikler yapılarak ciddi anlamda büyük tahrifat yapılmıştır. Bu süreç, Yahudilerin dini inanışlarında Tevrat’ın uygulanabilirliğini, kendi lehlerine çekme amacı taşımıştır. Aynı zamanda, bu değişiklikler toplumun kolektif kimliğini koruma, ırkçılık ve aşırı milliyetçiliğini muhafaza etme ihtiyacından da kaynaklanmıştır. Dış tehditler ve farklı etnik grupların varlığı, Yahudi toplumunu diğer dünya milletleri arasında nedeni anlaşılmaz bir “ayrıcalıklı konum” algısı oluşturmaya yönlendirmiştir. Yahudiler; kendi dönemlerinde küfür ve dalâlet içinde yaşayan diğer milletlere karşı Hz. Musa (a.s) gönderilen emir ve yasakları benimsemeleri sebebiyle kazandıkları ilahi nimet ve üstünlükleri kaybedip (Bakara Suresi, 47), tevhid dininin ilke ve kurallarından sapmaları sebebiyle zalimlerden olmuşlar ve Allah’ın gazabına ve lanetine uğramışlardır. Buna rağmen Hz. Musa (a.s)'ın uyarılarını ve Allah'ın lanetini hazmedemeyen Yahudiler, Allah’ın kurallarına savaş açmışlardır. Yahudilerin bu şekilde sonradan tahrif ettikleri metinler, zaman içinde önceden kendilerine has kılınan üstünlük anlayışını meşrulaştıran bir araç hâline gelmiş ve kendi soylarından gelen peygamber beklentisi doğrultusunda pekiştirilerek yeniden yorumlanmış ve bu sayede zamanla siyaset malzemesi haline getirilmiştir.
| | | | 0 yorum

Ümmetin şerefi Gazze

Ümmetin izzet ve şerefi, bir avuç imanlı mücahidin omuzlarında yükselirken, milyonlarca müslümanın sessizliğe bürünmesi kadar daha acı ne olabilir? Filistin'de daha önceleri de sürekli gündemde olan siyonist zulüm ve soykırım, 07 Ekim 2023 tarihinden itibaren Gazze'de bambaşka bir hal aldı. Çocuk, kadın, yaşlı demeden şehri bombalayan terör ve işgal çetesinin yaptığı zulümler artık arşa çıktı. Bu soykırıma sessiz kalan müslüman devletlerden aldığı cesaretle, israil her geçen gün daha da azgınlaşıyor. Daha önce de buna benzer katliamlarla anılan terör çetesi israil, Gazze işgalinde soykırım ve zulme devam ediyor. Bu sefer tüm kalbimle inanıyorum ki siyonist zulüm, Allah'ın izni ile başarısız olacak. Her yıl özellikle Ramazan ayında zulüm ve baskısını arttıran işgalciler, bu sefer havadan, denizden ve karadan girdikleri Gazze'den kolayca çıkamayacak. Hezimet ve perişanlık, gün geçtikçe israil'in kanlı ellerinde olacak. Tüm alem-i İslam sussa bile,  Allah'ın vaadi haktır ve kısa zamanda siyonist işgal hezimete uğrayarak zafer müminlerin olacaktır.
 

Binlerce çaresiz ve sessiz çığlıklar, Allah uğrunda tam bir teslimiyetle savaşan mücahidlere, dua ve niyazlarıyla yardım ediyor. Kur'ân'ı Kerim'de; Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi...” (Hac Suresi/78) ve "Müminlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah hepsine de güzellik (cennet) vadetmiştir; ama mücahidleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır." (Nisa Suresi/95) buyuran Rabbimiz, cihadı unutan İslam milletlerine bu vesileyle, ümmetin şerefini kurtaran aziz kullarını göndererek cihad emrini tekrar hatırlatmıştır.
Esas kurtuluşun imanda olduğunu unutan, dünya işleri ile meşgul olup eşyaya tapmış müslümanlar, bu muazzam cihad ruhunu bile tam olarak anlamaktan acizler; "Ey iman edenler! Allah'tan korkun. O'na yaklaşmaya yol arayın ve Allah yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz." (Maide Suresi/35) buyuran Rabbin mukaddes emrini maalesef unutmuşlardır. Kimliğinde Müslüman tanımlı olan kimselere; bu ibretlik hadiseyi, bu muazzam cihad ruhunu, kelimelerle tasvir edilemeyecek bu azim teslimiyeti, her türlü bela ve musibet karşısındaki bu şükrü, daha başka nasıl anlatabilirsiniz? Eşya ile kendini kaybetmiş çürümüş zihniyetlere, kula kul olmuş ruhsuzlara bu cihadı nasıl izah edebilirsiniz? Allah, o cihad halkına büyük bir lütuf ve ikram vermiştir. Geride kalanları da bu azim cihadın laf ile edebiyatını yapma, medyada sözle ve hamasetle oyalanma,  siyasette "şiddetle kınama ve lanetleme" gibi uğraşlar içinde bırakmıştır. Şeytan, cihadı anlamayan bu kişilere amellerini sevimli göstermiş ve kendilerini değerli bir iş yapıyormuş gibi göstererek, bu aziz cihad nimetinden mahrum bırakmıştır.
Savaş zamanında güçsüz kadınlar, yaşlılar ve çocuklar nasıl cihad meydanına ellerinde imkan varsa yardım malzemesi taşır, su taşır ve en azından dua ederse; bizim gibi geride kalanlar da bu misaldeki gibi cihaddan uzak kalmıştır. O kadın, yaşlı ve çocuklar, en azından özürleri sebebiyle cihad ortamından geride kalmıştır. Bazıları bu misaldeki durumdan daha beter bir durumdadır ki kendilerinin düştüğü çukurun pisliğini bile bilmezler. Kendilerine dünya meşguliyeti, ne kadar sevimli gelmiş ki Allah için birşeyler yapmaktan geride kalıyorlar ve bunun farkında bile değiller. Cihad ahlakından geride kalarak, mücahidlerin davasını sahiplenmekten uzak kalarak, dünya hayatlarına ve ticaretlerine devam edenler; eşya ve mal yığma derdiyle dertlenen ruhsuzlar; zamanın nasıl geçtiğini anlamayacak kadar zihinlerin işgal altında olan dünya esiri biz insanlar; manevi çürümüşlüğümüze ne bahane bulalım. "De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. "...Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez." (Tevbe Suresi, 9/24) buyuran Allah-u Teala, cihad ruhunu gerektiği gibi anlamayan bizleri helak olup gitmekten muhafaza etsin. Başımıza belalar ve musibetler gelmeden, aklımızı başımıza almayı nasip etsin. (Amin)
Gazze'deki imanın ne olduğunu, müslümanlardan bazıları görmeye çalışmasa da vicdan sahibi tüm dünya insanları gördü. Zulüm ve baskının yok edemediği halkın imanı, milyonların İslam'a bakışını değiştirdi. Şehitlik sırasını bekleyen pek çok Gazzelinin mücadelesi ve cihadı, İslam'ın güzelliklerini tüm dünyaya duyurdu. Unutulmuş bir ilahi emir olan "cihadın" ne olduğunu tüm dünya bizzat yaşayarak görüyor. Herkes safını seçti veya seçiyor. Bazıları ise gizli maskelerin ardında saklanarak duruma göre saflarını seçmek veya değiştirmek için sırasını bekliyor. Kimileri görünen bu dünyanın güç sahiplerine boyun eğdiler ve izzet ve şereflerini az bir menfaat karşısında sattılar; kimileri de Allah'a dayanarak zafere veya şehadete razı geldiler. Herkes durduğu yerde, seçtiği safın karşılığında ilahi hükmün tecelli olacağı vakti bekliyor. 
Cihad topraklarındaki küçücük çocukların yüzlerindeki nur ve ilahi terbiye, nasıl izah edilebilir? Evladını kaybetmiş bir ananın, sessizlik içindeki teslimiyeti, nasıl kelimelerle anlatılır? Yıkılmış, harabeye dönmüş güzelim şehrin sokaklarında başlarına bombalar yağarken, insanların yaralılarını çıkarma çabası nasıl tasvir edilir? Her türlü imkansızlığa, ambargoya ve baskıya rağmen şehri terketmeyen genciyle, yaşlısıyla Kudüs davasını sahiplenmiş bu izzet sahibi millet, nasıl diğer müslümanlarla aynı kefeye konabilir? Tepelerine bombalar yağarken, hiçbir şey olmuyormuş gibi sekinetle zeytinyağına kuru ekmek banarak hayatlarını devam ettirmeye çalışan, yıkık viranelerin arasında teneke sobalarda ısınarak yemek yapmaya çalışan bir ananın gayreti, ne ile kıyaslanabilir? Yiyecekleri ve içeçecekleri olmayan çocukların yağan yağmur altındaki sevinci, ne ile izah edilir? Ailelerinden çoğunu şehid veren, dünyada kimsesiz kalmış küçük yetimlerin feryadı,  nasıl dille söylenir? Müslümanların suskunluğuna karşı her türlü baskıya, zulme ve soykırıma direnen bir milletin izzeti nasıl kelimelere dökülebilir? "Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kafirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar, aldırmazlar. Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir." (Maide Suresi/54) buyuran Allah, o mücahidleri seçmiştir ve o halk da Allah'tan razı olmuştur. Allah, herşeyden müstağnidir. O'nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Allah, İslam dinini aziz kılmıştır. O'nun vaadi haktır ve mutlaka gerçekleşecektir. "Cihad eden, ancak kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah, alemlerden müstağnidir." (Ankebut Suresi/6)  Hiçbir şey yapmadan pasif olarak duran ve kendilerini de müslüman olarak tanımlayanlar, kısıtlı imkanlarla cihad ruhunu yaşatan bu aziz millete nasıl söz söyleme hakkını bulurlar anlamış değilim. Bu boş laf sahipleri, Kuran-ı Kerim'i hiç okumuyorlar mı? Rabbimizin şu sözünü hiç mi duymadılar? "İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır." (Tevbe Suresi/20) Başımıza bu tür bir savaş belası gelmiyor diye umursamaz tavırla gündelik yaşamlarına devam edenler; müminlerin bir ve kardeş olduğunu unutup "onların derdiyle" dertlenmeyenler; eğlencesinden, zevk ve sefasından taviz vermeyip rutin hayatlarına devam edenler; elinde güç ve imkan olduğu halde, zulmü engelleyebilecek kuvveti olduğu halde sessizliği tercih edenler; Allah'a verecek cevaplarını hazırlasınlar. Zalimlerle işlerini ve ticaretlerini kesmeyip devam ettirenler; türlü bahanelerle boykotları umursamayanlar; gerçek gücün Allah olduğunu unutup sahte ilahlar edinenler; "(Ey müminler!) Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır." (Tevbe Suresi/41) ayetinin anlamını unutup, dünyaya meylederek mümin kardeşlerini bir başına bırakanlar; mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad etmeyi çirkin görenler; Allah'ın huzuruna çıkacağınız gün yakındır. 
Dinin ahkamını dünya hayatında yok sayanların, cihadı anlaması nasıl beklenir ki? Vaazlarda, yazılarda, kitaplarda dini yaşadığını zannedenlerin durumu; "İman etmiş olanlar: Keşke cihad hakkında bir sûre indirilmiş olsaydı! derler. Ama hükmü açık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince, kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığı geçiren kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. Onlara yakışan da budur! (Muhammed Suresi/20) ayetteki misale benzer bir şekilde hastalıklı hale gelmiştir. Kafirlere ve münafıklara karşı şiddetli olmayı emreden Allah'ın emir ve yasaklarına kayıtsız kalanlar; zalimlerle iş tutup kol kola girenler; kulaklarını hakkın sesine tıkayıp batıla kalplerini açanlar; mümin olma vasfını unutup dünyaya tapanlar; "Ey Peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer de ne kötüdür!" (Tahrim Suresi/9) ayetinin muhatabı olduklarını unuttular. Allah'ın kimseye ihtiyacı yok. Hele kendi gölgesinden korkan pısırık müslümanlara hiç ihtiyacı yok. "O, isterse dinini elbette fâcir/fasık kişi ile de te'yîd edip kuvvetlendirir." (Buharî, Cihad, 182; Müslim, İman, 178)
Şehadet, bir iman meselesidir. Her kişiye nasip olmaz. Allah'ın seçtiği kullarına ne mutlu! Cenâb-ı Hakk, kullarını günahlarından arındırıp tertemiz huzuruna almak için bazen birtakım vesileler yaratır. Şehadet, bu durumun en yalın ve en güzel halidir. Gerçekten temizlenmiş ve diri olanlar, işte o "ruhu temizlenen" kimselerdir. "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehid kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar. (Âl-i İmrân Suresi/169-170). Şehitlikle temizlenen ruhlar, bir vuslat anı gibi dünya zindanından kurtulup Allah'a kavuşacağı günü beklerler. O mücahidleri bekleyen nimeti ve kavuşacakları nuru; dünya sevdasına düşmüş olanlar anlayamazlar, onlar bu idrak ve şuurdan ebediyyen uzaktır. "Allah'a ve peygamberlerine iman edenler, işte onlar, Rableri yanında sözü özü doğru olanlar ve şehadet mertebesine erenlerdir. Onların mükafatları ve nûrları vardır..." (Hadid Suresi/19). Şehitlik için sabırla mücadele edenler, kendilerine sıranın geleceği günün müjdesi içinde ya zafer ya da şehadet için koşuşturur dururlar. Onların bu aşk içindeki durumunu, dışarıdan izleyen kişiler, kalplerindeki eğrilikle boş boş konuşurlar. "Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler vardır. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de şehadeti beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde sözlerini değiştirmemişlerdir.(Ahzab Suresi/23) 
Allah, kendi yolunda canlarıyla mallarıyla savaşan mücahidlerin, müminlerin azmini ve kuvvetini arttırsın. Mücadele, haktır. Dava, haktır. Yol, seçilmiştir. İstikamet, bellidir: Ya zafer ya şehadet! Allah, İslam uğrunda savaşanların zaferini mübarek kılsın. Rabbim, İslam mücahidlerine mutlak bir zafer versin. O mücahidleri Allah görünen ve görünmeyen ordularıyla desteklesin. "Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez." (Müddesir Suresi/31) ayeti mucibince Allah-u Teala melekleriyle cihad edenlere ve zulme uğrayan mazlum halklara yardım etsin. "Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah azizdir, hakimdir." (Fetih Suresi/7) Zalimleri, işgalci israil'i destekleyen her kim varsa Allah da onları toptan lanetiyle boğsun. Ey Allah düşmanları! Tarihe bakıp ibret alın. Firavunlardan, Nemrutlardan, azgın kavim ve topluluklardan Allah'a savaş açıp da kazanan yoktur. Sonları hep perişan olmuştur. "Orduların, Firavun ve Semûd'un (uğradıkları felaketin) haberi sana geldi mi?" (Büruc Suresi/17-18) Ey peygamber katilleri! Allah'ın düşmanları Siyonistler! Tarihte yaşadığınız o zelil ve perişanlık günleriniz yakındır. Allah'ın sizin için hazırladığı sonu bekleyin. "Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katındandır." (Âl-i İmrân Suresi/126). Allah'ın dininde sebat edenler, cihaddan geri kalmayıp hak davayı savunmaya devam edenler işte "Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır." (Saffat Suresi/172) Allah, o kimselere şanlı bir zaferle yardım edecektir. 
En aykın zamanda işgalci ve katil, çete sürüsü siyonizmin yıkılıp yok olduğu günlerin gelmesi duasıyla, Allah mücahidlerin yardımcısı olsun. (Amin)
Kadir PANCAR 
15/10/2023

Allah'ın yardımı ve zaferi gelip de insanların bölük bölük Allah'ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit Rabbine hamdederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.(Nasr Suresi/1,2,3)

| | | | 3 yorum

Temiz bir ölümle ölmek iyidir ‐ Mourid Barghouti

Yataklarımızda ölmek de iyidir
temiz bir yastıkta
ve arkadaşlarımızın arasında.

Bir kez olsun
ellerimiz göğsümüze kapanmış,
boş ve solgun,
çiziksiz, zincirsiz, bantsız
ve belgesiz ölmek iyidir.

Temiz bir ölümle ölmek iyidir,
gömleğimizde deliksiz
ve kaburgalarımızda delilsiz.

Yanağımızın altında kaldırım taşı değil, 
beyaz bir yastıkla,
ellerimiz sevdiklerimizin elleri arasında,
çaresiz doktorlar ve hemşireler etrafımızda,
arkamızda zarif bir vedadan başka hiçbir şey bırakmadan,
tarihe aldırmadan,
dünyayı öylece bırakarak,
bir gün bir başkası onu değiştirir diye umarak
ölmek iyidir.

Mourid Barghouti

*Şiiri İngilizceden Türkçeye Çev. Zeynep Nur Ayanoğlu (2021)

Mourid Barghouti (Murîd el-Bergûsî), Filistin edebiyatında sürgün, aidiyet ve direniş temalarını estetik ve düşünsel bir derinlikle işleyen önemli bir şair ve entelektüeldir. 1944 yılında, daha İsrail diye bir devlet yokken, Filistin’in Deyr Gassâna köyünde doğmuştur. Ailesinin eğitim olanaklarını genişletme amacıyla Ramallah’a taşınması, Barghouti’nin kültürel ve edebi birikiminin şekillenmesinde belirleyici olmuştur. Tarihsel olarak çokkültürlü bir yapıya sahip olan Ramallah’ta aldığı lise eğitimi, onun erken dönem edebi duyarlılığını beslemiştir.
1967 yılında üniversite öğrenimi için gittiği Kahire’den, İsrail işgali nedeniyle ülkesine dönememesi Barghouti’nin uzun yıllar sürecek sürgün hayatını ve hasret dolu günlerini başlatmıştır. Oturma izni sorunları nedeniyle Kuveyt’te yaşamak zorunda kalmış, burada İngilizce öğretmenliği yaparak geçimini sağlamıştır. 1970’li yıllarda yeniden Mısır’a dönen Barghouti, akademik ve mesleki faaliyetlerini sürdürürken aynı zamanda medya alanında da aktif olmuş; Filistin meselesini görünür kılmak amacıyla Filistin radyosunda görev almıştır. Siyasi baskılar nedeniyle Kahire’den de uzaklaştırılan Barghouti, Bağdat, Beyrut, Budapeşte ve Amman gibi farklı şehirlerde yaşamış; bu süreklilik arz eden yer değiştirmeler, onun şiirinde sürgün olgusunun merkezi bir tema haline gelmesine yol açmıştır. Buna rağmen Filistin davasına entelektüel ve kültürel düzeyde katkı sunmaktan vazgeçmemiş, Filistin Kurtuluş Örgütü kapsamında temsilcilik görevleri üstlenmiştir. 1995 yılında Kahire’ye dönebilmiştir.
Barghouti'nin şiir anlayışı, serbest şiirde özellikle Iraklı şair Bedr Şakir es-Seyyâb’ın etkisiyle şekillenmiştir. Kahire’de aldığı üniversite eğitimi sırasında İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyan şair, Batı edebiyatının önemli isimlerini tanıma imkânı bulmuş; aynı zamanda Yunan kültürü ve modern eleştiri kuramlarıyla ilgilenmiştir. Bu birikim, onu klasik kalıplardan uzaklaştırarak tef‘île temelli serbest şiire yöneltmiştir. Şiir hayatına üniversite yıllarında başlayan Barghouti'nin ilk şiiri 1967 yılında bir dergide yayımlanmış, ardından eserleri dönemin önemli edebiyat dergilerinde yer almıştır. İlk şiir kitabını 1972’de yayımlayan şair, bu dönemden sonra da üretmeye devam etmiş ve birkaç kitap daha kaleme almıştır. Ancak kendisi, ilk dört kitabını bir tür deneme ve arayış dönemi olarak değerlendirmiş; gerçek üslubuna ve şiirde yenilikçi yaklaşımına ancak beşinci eserinden itibaren ulaştığını belirtmiştir.
Barghouti’nin en bilinen eserlerinden biri olan *“Ramallah’ı Gördüm”*, yaklaşık otuz yıl sonra memleketine yaptığı kısa ziyareti merkeze alır. Bu eser, bireysel geri dönüş deneyimini kolektif Filistin hafızasıyla ilişkilendirerek; özlem, aidiyet, yerinden edilme ve mültecilik gibi temaları sosyo-ekonomik ve kültürel bağlamlarıyla ele alır. Eser, Mısır’da Necip Mahfuz Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüş ve farklı dillere çevrilerek geniş bir okur kitlesine ulaşmıştır. Kendisi de bir şair olan eşi Radwa Aşur, kocası Barghouti'nin bir çok şiirini İngilizceye tercüme etmiştir.

Mürid Barghouti’nin *Ramallah’ı Gördüm* adlı eseri, bir sürgünün vatanına dönüş anlatısından başka; İsrail işgalinin Filistinlilerin hayatına nasıl derin ve kalıcı biçimde nüfuz ettiğini gözler önüne serer. Barghouti, uzun yıllar sonra Batı Şeria’ya döndüğünde işgali yalnızca askerî kontrol noktaları, bayraklar ya da fiziki engeller üzerinden değil, bireyin gündelik hayatını kuşatan görünmez bir baskı mekanizması olarak tanımlar. İşgal, insanın hareket etme, karar alma ve kendi hayatını kurma iradesini sürekli olarak denetim altında tutan bir düzene dönüşmüştür. Barghouti’ye göre işgalin en yıkıcı sonucu, Filistinlilerin gelecekle bağının koparılmasıdır. Sürgünde büyüyen kuşaklar, ait oldukları mekânı deneyimleyemeden yetişmiş; geçmişle kurulamayan bağ, geleceği de belirsiz hâle getirmiştir. Bu durum, yalnızca bireysel bir kayıp değil, toplumsal bir duraksamaya yol açmıştır. İşgal, Filistin şehirlerinin gelişmesini, kültürel hayatın canlanmasını ve üretken bir toplumun oluşmasını sistemli biçimde engellemiş; köyleri durağanlaştırmış, şehirleri ise geri bırakmıştır. Eserde ayrıca İsrail tarafından Filistin halkının geri, ilkel ya da doğanın bir unsuru gibi sunulması, işgalin meşrulaştırılmasına hizmet eden zihinsel bir şiddet biçimi olarak değerlendirilir. Barghouti, İsrail toplumunun hızla ilerleyen şehirleriyle Filistin’in bilinçli olarak geri bırakılması arasındaki farkı vurgulayarak, işgalin temel amacının toprakla sınırlı olmadığını ortaya koyar. Sonuçta işgal, Filistinlilerin hayal kurma, üretme ve kendi geleceklerini inşa etme imkânlarını ellerinden almış; bir halkın zamanını ve potansiyelini gasp eden kapsamlı bir tahakküm rejimine dönüşmüştür.
Mourid Barghouti, 14/02/2021 tarihinde Amman’da 77 yaşında hayatını kaybetmiştir. Ardında bıraktığı şiirsel ve düşünsel miras, Filistin edebiyatında sürgün deneyiminin en güçlü tanıklıklarından biri olarak değerlendirilmektedir.
Şairin toplamda 13 şiir ve iki nesir kitabı bulunmaktadır. On iki şiir kitabı 2013 yılında Kahire’de el-‘mâlu’ş-Şi‘riyyetu’l-Kâmile 1-2 (Tüm Şiir Çalışmaları) adıyla iki cilt halinde yayınlanmıştır. Mourid Barghouti'nin Türkçe olarak basılmış, "Şairin Filistini" adıyla A. Melis Hafez çevirisiyle, Klasik yayınlarından 2004 yılında çıkan bir kitabı mevcuttur. "Şairin Filistini", diasporadaki bir şairin kişisel tarihini, izlenimlerini ve duygularını anlatıyor olsa da aslında İsrail’in yurtlarından ettiği bir neslin hazin öyküsünü şiirsel bir üslupla dile getirmiştir.

• et-Tûfân ve İ‘âdetu’t-Tekvîn (Tufan ve Yeniden Varoluş), Dâru’l-Avde, Beyrut, 1972. 
• Filistînî fi’ş-Şems (Güneşte bir Filistinli), Dâru’l-Avde, Beyrut, 1974. 
• Neşîd li’l-Fakri’l-Musellah (Silahlı Fakirlik Marşı), Matbû‘âtu Filistîn es-Sevre, Filistin, 1977. 
• el-Ardu Tenşuru Esrârahâ (Yeryüzü Sırlarını Yayıyor), Dâru’l-Âdâb, Beyrut, 1978. 
• Kasâidu’r-Rasîf (Kaldırım Şiirleri), el-Muessesetu’l-Arabiyye li’d-Dirâsât ve’nNeşr, Beyrut, 1980. 
• Tâle’ş-Şetât (Sürgün Uzadı), Mektebetu Dâru’l-Kelime, Beyrut, 1987. 
• Rennetu’l-İbre (İğnenin İniltisi), el-Muessesetu’l-Arabiyye li’d-Dirâsât ve’nNeşr, Beyrut, 1993. 
• Mantıku’l-Kâ‘inât (Kâinâtın Dili), Dâru’l-Medâ li’s-Sekâfe ve’n-Neşr, Amman, 1996. 
• Leyle Mecnûne (Çılgın Bir Gece), el-Hey’etu’l-Mısriyyetu’l-Âmme’li’l-Kitâb, Kahire, 1996. 
• en-Nâs fî Leylihim (Gecelerdeki İnsanlar), el-Muessesetu’l-Arabiyye li’d-Dirâsât ve’n-Neşr, Beyrut, 1999. 
• Zehru’r-Rummân (Narçiçeği), Dâru’l-Âdâb, Beyrut, 2002. 
• Muntasıfu’l-Leyl (Gece Yarısı), Riyâd er-Rîs li’l-Kutub ve’n-Neşr, Beyrut, 2005. 
• İsteykız Key Tahlum (Hayal Etmek için Uyan), Dâru’r-Riyâd er-Rîs li’l-Kutub ve’n-Neşr, Beyrut, 2018.

Murîd el-Bergûsî’nin iki adet nesir çalışması bulunmaktadır. İlk kitabı şairin 1996 yılında tek başına gittiği Filistin ziyaretinden sonra yazılmış, ikinci kitabı ise 2008 yılında oğluyla birlikte yaptığı ikinci ziyaretinin akabinde kaleme alınmıştır. 
• Raeytu Râmallâh (Ramallah’ı Gördüm), el-Merkezu’s-Sekâfiyyu’l-Arabî, Kahire, 1997. 
• Vulidtu Hunâk Vulidtu Hunâ (Şurada Doğdum, Burada Doğdum), Dâru’r-Riyâd er-Rîs li’l-Kutub ve’n-Neşr, Beyrut, 2009.

Şairin eserlerinin İngilizce ve İspanyolca çevirileri aşağıda verilmiştir.
Midnight and Other Poems (Geceyarısı ve Diğer Şiirler): Radwa Ashour çevirisi, ARC Publications (İngiltere), 2008.
I Was Born There, I Was Born Here (Orada Doğdum, Burada Doğdum): Bloomsbury, 2011.
I Saw Ramallah (Ramallah’ı Gördüm): Random House / Anchor Books (ABD), Bloomsbury (İngiltere) ve Kahire Amerikan Üniversitesi Yayınları, 2003–2005.
A Small Sun (Küçük Bir Güneş): Şiirler; Radwa Ashour ve W. S. Merwin çevirisi, Aldeburgh Poetry Trust, 2003.
A New Divan: A Lyrical Dialogue Between East and West: Doğu ve Batı arasında lirik bir diyalog kitabına katkı.
Medianoche (Geceyarısı): Luis Miguel Cañada çevirisi, Fundacion Antonio Perez, İspanya, 2006.
He visto Ramala (Ramallah’ı Gördüm): Iñaki Gutiérrez de Terán çevirisi, Ediciones del Oriente y del Mediterráneo, İspanya, 2002.

Kaynakça:
Usher Sebastian, BBC Türkçe, 15/02/2021 https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-56072339
Wikipedia Contributors.  Mourid Barghouti. In Wikipedia,  https://en.wikipedia.org/wiki/Mourid_Barghouti
Bahar, Hayrettin. “Filistinli Şair Murîd el-Bergûsî ve Şiirlerinde Özgürlük Teması”. GAB Akademi 2, sy. 3 (Aralık 2022): 93-114.
| | | 0 yorum

BAKARA SURESİ'nden Yahudilere:

İsrailoğullarının Müslümanları yaşadıkları topraklardan kovabilmek maksadıyla her yıl bir bahane ile başlattıkları savaş ve zulüm görüntüleri, aslında Yahudilerin geçmişten günümüze kadar değişmeden sürdürdükleri karakterlerinin bir göstergesidir. Müslümanların acizliklerinden, çaresizliklerinden, suskunluklarından, tepkisizliklerinden ve dünyaya meyl etmiş olmalarının verdiği rehavetten yararlanarak her yıl özellikle Ramazan ayında zulümlerini bir bahane ile başlatıp sürdürmeleri üzerine Kuran'ı Kerim'den bugünleri anlatırcasına bizleri düşündüren ayetleri paylaşalım:

| | | 0 yorum

İslam Kütüphanesi Seçmeler

Matematik Seçme Konuları

Aşağıdaki Yazılar İlginizi Çekebilir!!!