İlim Tahsilinde Benlik Kavgası

İlim öğrenme merakı, özellikle eğitim-öğretim haftalarında ve okul ortamlarına girdiğimiz vakitlerde kendisini daha fazla hissettiriyor. Böyle zamanlarda insanın içinde öğrenmeye, araştırmaya ve yeni şeyler keşfetmeye karşı ayrı bir şevk beliriyor. Okul harcamaları, kırtasiye alışverişleri ve okul kıyafetleri gibi pek çok alanda güzel bir telaş başlıyor. Öğrencilerimizin eğitim-öğretim hayatına hazırlanmaları adına, toplum genelinde bir heyecan ve hareketlilik yaşanıyor. Dünyalık ilim elde etme telaşı bu şekildeyken dini eğitim alanında da bazı yeni işleri, uzun uzadıya devam eden benlik kavgalarını, hiçbir netice elde edilmeyen ilmi tartışmaları görüyoruz. Sosyal medya platformlarında her geçen gün din adına daha önce hiç duyulmamış yeni fikirlerle karşılaşıyoruz. Kitleleri peşinde sürükleyen insanların farklı hezeyanlarını müşahede ediyoruz. İlim adamlarının saygıdan yoksun, ilmi nezaketten mahrum tartışmalarını izliyoruz. Çeşitli meselelerde konuşan kişilerin hep haklı olma çabalarını ve asla geri adım atma ihtiyacı hissetmeyen "ben bilirim" duygularını gözlemliyoruz. İçimize sızmış müslüman görünümlü kimselerin ortaya attığı meselelere yazılı ve görsel medyada sıklıkla rastlıyoruz. Boş yere münazara etmenin bile hoş görülmediği dinimizde, ümmetin zerre yararına olmayan tartışmaları, haklı çıkmak adına uzattıkça uzatıyoruz. Görevi müminlerin arasına nifak sokmak olan bazı kişilerin din karşıtı propagandalarına maruz kalıyoruz. Dini meseleleri hafifleten ve alay konusu haline getiren din düşmanlarıyla uğraşıyoruz. Her yönden saldıran şeytanların tuzaklarını çözmeye çalışıyoruz. Haram olan bir fiili işleyenleri uyardığımızda bile tepkiler görüyor, kendi arkadaş çevremizde dahi böyle durumlarda yalnız bırakılıyoruz. Nefislerin ilahlaştırıldığı bencillik çağının içindeyiz. İnsanların bazıları kendi nefislerinin hüküm koyduğu dini yaşıyor. İlme ulaşmanın bu kadar kolaylaştığı bir devirde, ilmin bazı kimseleri helake sürüklemekten başka hiçbir işe yaramadığını anlıyoruz. İlim elde eden sözde alimlerin şöhret kavgalarını ekranlardan seyrediyoruz. İlim tahsilinde olduklarını söyleyen paraya tapmış cemaatlerin, birbirleriyle  kavgalarını veya kendi içlerindeki rekabetlerini görüyoruz. Kabaca, "ilim insanın cehlini alsa da, insanın hamurunda varsa eşeklik baki kalır." sözünün yansımalarını yaşıyoruz. 

Bu yazıda ilim tahsilinin meziyetlerinden ziyade ilim elde edenlerin,  zamanla helake doğru yuvarlanmaları İslami perspektiften izah edilmeye çalışılacaktır. (İlgili yazı için: İlim Öğrenmenin Fazileti) İlimle meşgul olmak, insanı hakikate yaklaştıran büyük bir nimet olduğu kadar nefis terbiyesi eşlik etmediğinde, kişi için ilim öğrenmek ciddi bir imtihana dönüşebilir. Bir insan yıllarca belli alanlarda ilim tahsili elde edip bunları kitlelere anlatabilir, öğrendikleri ile uzmanlaştığı alanda nice eserler verebilir, binlerce öğrenciyle beraber dersler işleyebilir ve tüm bu çabalarıyla birlikte çevresinde saygın bir hoca olarak kabul görebilir. Özellikle dini alanlarda bu itibar süreci daha kolay şekilde kazanılabilir. Fakat bütün bu aşamalar, o kişinin nefsine karşı emniyette olduğu anlamına gelmez. Özellikle kişinin yaşı ilerledikçe veya ilmi mertebesi arttıkça, insanın ne kadar alim olduğu değil bildiklerinin o kişiyi Allah’a karşı nasıl bir kul hâline getirdiğine iyi bakılması gerekir. Çünkü bilgi arttığı hâlde kişinin hayatında huşû, takva, nefs muhasebesi ve teslimiyet artmıyorsa orada ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir durum vardır. İmam Birgivi'nin "Avamil" kitabında geçen bir ibarede bu durum kısa ve özlü bir şekilde şöyle aktarılır; "İnsanlar helâk oldu, âlimler müstesna; âlimler de helâk oldu, amel edenler müstesna, amel edenler de helak oldu ihlas sahibi olanlar müstesna." Burada zikrolunan misali biraz daha anlaşılır şekilde açıklayalım: İnsanların çoğu hakikatten sapıtarak doğru yoldan ayrıldılar; ilim öğrenenler bu durumdan kendilerini öğrendikleri ilimler sayesinde kurtardı. Fakat ilim öğrenmek de tek başına kurtuluş için yeterli olmadı; bu hakikat yolculuğunda ilim sahibi olanlardan hepsi değil de sadece ilmiyle amel edenler kendilerini kurtardı. Ancak amel etmek de tek başına yeterli gelmedi; yaptığı amelleri samimiyetle, ihlasla ve yalnızca Allah’ın rızasını gözeterek yapanlar gerçekten kurtuldu. Yani bu ibareye göre insanın hakikat yolculuğunda istikamet üzere devamlı kalabilmesi ve nihai kurtuluşa erişebilmesi için yararlı ilim sahibi olması gerekir; öğrendiği ilim ile amel etmesi ve ihlâsına dikkat ederek bütün amellerinde samimiyet üzere olması lazımdır.
1 yorum

Muallimin vasıfları ve vazifeleri

Muallim ve Mürşid'in Vazifeleri 
Malı elde etmek için insan dört hål üzere hareket etmek mecburiyetinde olduğu gibi ilmi elde etmek için de dört hâl üzere hareket etmek lazım geldiğini bil! 
Mal sahibinin halleri şunlardır:
1) Sahibi olduğu maldan istifade etmek. Çünkü malı elde etmek için vakit harcamıştır.
2) Malı istemek ve toplamak. Bu itibarla zengin olur. 
3) Kendisi için harcama iştiyakı. Bu hâliyle menfaat sahibi olur. 
4) Başkasına vermek. Başkasına vermek suretiyle kişi cömert ve fazilet sahibi olur. Bu sonuncusu hâllerin en şereflisidir. 
İşte ilim de aynen bu dört hâl üzere elde edilir. İlmi önce arayacaksın, sonra elde edeceksin. Başkalarından sual sormamak için ilmini tahsil ile zenginleştireceksin, bir de elde ettiğin ilim üzerinde düşünme zevkine varacaksın ve bütün bunlardan daha şerefli bir hal vardır ki; o da başkasına öğretmek, bildiğini başkaları için faydalı hale getirmektir. Demek ki öğrenmek, öğrendiğiyle amel etmek ve bildiğini başkalarına anlatmaya çalışmak, insanı gökler âleminde büyütür. Çünkü böyle bir insan güneş gibidir. Nefsini aydınlattığı kadar başkalarını da aydınlatır. Misk kokuludur, kendi kokusuyla başkalarını da müstefid kılar..
Öğrendikleriyle amel etmeyen kimse ise, başkasına fayda veren, fakat kendisini, yazıdan fayda görmeyen bir deftere veya çakıyı bileterek kesici bir hâle getiren, fakat kendisi kesmeyen bir biley taşına benzer. Başkasının giymesi için elbiseyi diken, fakat kendisi çıplak kalan iğneye ve nihayet yanarak başkalarına ışık veren fitilin hâline benzer. Nitekim şâir, bunu ifade ederek şöyle söylemiştir: '0 bir fitile benzer. Fitil yanar ve başkasını aydınlatır, fakat kendisi yanıp kül olur'. 

Dini Eğitim ve Muhabbet

Dini Eğitim ve muhabbetle ilgili olarak İmam Rabbani Mektubat eserinde şu bilgileri aktarır. 
“Bu Dünya ahiretin tarlasıdır. Burada tohum ekmeyip, yaratılışta bulunan, toprak gibi yetiştirici kuvvetini işletmeyenlere, bundan faydalanmayanlara ve amel, ibadet tohumlarını elden kaçıranlara yazıklar olsun! Toprak gibi yetiştirici kuvveti işletmemek, oraya bir şey ekmemekle veya zararlı, zehirli tohum ekmekle olur. Bu ikincisinin zararı, bozukluğu, birincisinden kat kat daha çoktur.

Zehirli bozuk tohum ekmek, dini, din derslerini, dinden haberi olmayanlardan öğrenmek ve din düşmanlarının kitaplarından [mecmualarından] okumaktır. Çünkü, din cahilleri, nefsine uyar, keyfi peşinde koşar. Dini, işine geldiği gibi söyler. Karşısındakinin de nefsini azdırır ve kalbini karartır. Çünkü, din cahilleri, din dersi verirken [din kitabı yazarken], İslamiyet’e uygun olmayanı uygun olandan ayıramaz. Gençlere neleri ve nasıl anlatmak lazım geldiğini bilemez. Kendi gibi, talebesini de cahil yetiştirir. Birçok şeyler okuyup ezberlemekle, [başka ilim kollarında söz sahibi olmakla, fen ve sanat şubelerinde ihtisas kazanmakla] insan din adamı olamaz, [din kitabı yazamaz] ve din bilgisi veremez.

Bir din alimi, gençlere din öğreteceği zaman, bunlara önce, dinsizler, İslam düşmanları [ve cahil din adamları] tarafından şırınga edilen, yanlış propagandaları, iftiraları anlayıp, anlatıp, onların temiz ve körpe kafalarını bu zehirlerden temizler. Zehirlenen ruhlarını tedavi eder. Sonra, yaşlarına, anlayışlarına göre, İslamiyet’i ve meziyetlerini, faydalarını, emirlerindeki ve menlerindeki hikmetleri, incelikleri ve insanlığı saadete ulaştırdığını, onlara yerleştirir. Böylece gençlerin ruh bahçelerinde dertlere deva, ruhlara gıda olan nefis çiçekler yetişir.

Böyle bir din alimini ele geçirmek, en büyük kazançtır. Onun bakışları, ruhlara işler. Sözleri, kalplere tesir eder. Din-i İslam’ı, Hazır lokum gibi yutmak, susuz kalmış iken, soğuk şerbet içip ciğerlerine kadar serinleyebilmek, ancak böyle bir Allah adamının sunması ile mümkündür.” (Mektubat –Cilt 1, Mektup 23 )

0 yorum

Piyasa Bilgileri

$ USD ..
€ EUR ..
£ GBP ..
🏆 ONS ..
💰 GRAM ..
Piyasa verileri; Binance API sistemi üzerinden canlı olarak çekilmektedir. Döviz kurları referans niteliğinde olup gecikmeli olabilir. Altın fiyatları, ons bazlı dijital varlık üzerinden hesaplanmaktadır. Veriler bilgilendirme amaçlıdır, hatalı olabilir ve kesinlikle yatırım tavsiyesi içermez.

İslam Kütüphanesi

Matematik Seçme Konuları

Aşağıdaki Yazılar İlginizi Çekebilir!!!

    Yükleniyor...
    YZ PROBLEM ÇÖZÜMÜ
    Yükleniyor...
    Çözüm:
    Yapay zeka modeli hata yapabilir. Soru ve cevabı kontrol ediniz.